kendimi sana yakın hissediyorum. bazen bir parçanmış gibi. genelde uydurulan hikayelere inanmam yada dilek savuran o elektronik postalara ama içimden geçenlerden biri şu satırların milyonlara ulaşması yönünde.  kimden geldiği belirsiz bir oyunun parçası olsunlar. umutlarımı yitirdiğim anda karşıma çıkacak şekilde. 
boşa konuşuyorum. umutsuzluk dilime vurmuş durumda. çoğu zaman koskoca bünyemle ayakta sağlam durduğum sanılsa da, soğuk bir rüzgara bıraktığım gözyaşlarım, ruhumun erimesinin tek sebebi. eğer beden ve ruh bir bütün olarak beni oluşturuyorsa, ruhunu seninle kaybetmiş benin vücudunun hantallaşmamasını bekleyemezsin. 
elimizde çok şey vardı. karanlık boyunca sessizce sırasını bekleyen hayaller, büyük bir gürültüyle üzerimize yağdırdığımız umutlarımız. hatırlandıkça iç burkan kitap aralarında ve yansıman zifiri karanlığın çöktüğü yerde yokluklardan ibaret…

kaşınıyorum. ellerim, dizlerim, avuç içlerim, gözbebeklerim. beynimin her kıvrımı. kaşıdıkça kaşıyorum, kaşıdıkça derimin altından akan kanım, vücuduma bulaşıyor. çıplağım. sürünebileceğim her yere sürünüyorum. çaresizce acıyla. uzamış parmaklarım derimin altına kaçıyor. acı bile sebepsiz. şakaklarım, saçlarımın dipleri. hepsi tel, tel elime geliyor. parça parça… dökülen saçlarımı bir köşede topluyorum. biraz daha amonyak lazım bana. yoksa bu kaşıntı içimde üreyen böcekler beni sağ bırakmayacak. tırnaklarım derime biraz daha batıyor. küçük bir kan sızıntısının alnımdan aktığını hissediyorum. işte akan kan içindeler. küçük ayaklarının adımlarını duyabiliyorum. belkide saklandıkları yer burası. alyuvarlarım, damarlarımın içi. herbirinizi öldürmek bedenimi rahatlatmanın tek yolu. hadi çıkın dışarı. erkekseniz. eğer benimle karşılaşacak cesaretiniz varsa.
biri karşımda, salak gülümsemesi suratında. oysa ben sizi severdim, pis karıncalar. ever siz bedenimi ele geçirip, içinde sefa süren. daha toprak olmadım, def edin kahbe vücutlarınızı. midemi çekiştirip durmayın yada böbreklerimi. alın biri sizin olsun hatta, yeterki beni terk edin.
hey sen oradaki, biraz daha açmak istermisin çamaşır suyunun yakıcılığında tenini. gözleirnin altındaki çigileri biraz daha yok etmek istermisin? bana öyle bakma. bakışların içimdeki sinir duygusunu kabartıyor. şidi hepinizi öldürebilirim. pekinizin üzerinde zıplayabilirim mesela. Şu kolumdaki yarıktan nasıl da fırlıyorsunuz dışarı. sizle dünyaya gelmedim ya ben. şu bileğimin üstünde son bir kesikle kaçışınız için size şans vereceğim. şimdi üç dediğimde derin bir kesikle kendinizi dışarıya atın.
ve ben sizin sefil küçük vücutlarınızı, çamaşır suyuyla boğarak ayaklarımın altına alayım…
hadi. 1,2,3…
nasılda koşturuyorsunuz korkudan ayaklarımın altına. bakın bu da sizin içeceğiniz. rahat rahat geberin, ve ayaklarıma yapışmanın zevkini çıkarın… daha hızlı, daha hızlı…
etrafı kırmızıya boyamadan salaklar!

bu eve taşınalı nerdeyse iki sene oldu. gözlerimi açıp kapayıncaya kadar geçen bu vakit ruhumun yaşam kaynağı olan hayallerimin bir bir kaybolmasına sebep verdi. beni kollayan bu dört duvara mı serzenişte bulunmalıyım bilmiyorum ama elimde kalanın hayallerimden yoksun bir hayat olduğunun farkındayım.

hava soğuk. nedense bunu sadece ayklarım idrak edebilmiş durumda. sırtımdan aşağıya süzülen ter, baloncuklar oluşturmuş saç diplerimdeki ter, dışarıdaki soğuğa aldırmadan buharlaşıyor sanki. her yer sessiz. içimdeki tek ürperti, vücudumdaki tek titreme, yalnızlığım aklıma geldiğinde oluyor sanki ve şimdi kalın bir yorganın altında bedenim fokurdamaya yüz tutmuşken, sırtımdaki derinlik hissi bir ürpertiyle kaplıyor bedenimi.

her şey o kadar bilindik ki, gerçekliğin içerisinde içerisinde kaybolmuş hissediyorum kendimi.

yalanlara ihtiyacım var, o kimsenin sevmediği yalanlara…

Rüyalar 3

Kadın gözlerini açıyor. Beyaz gözlerine doluyor. Gözbebeği, aklaşmış. Sıkıca gözlerini kapatıyor. İki küçük damla gözlerinin kenarlarından akmış. Çıplak olduğundan habersiz yavaşla yatakta doğruluyor. Adamı görüyor karşısında. Onun anlam yükleyemediği bakışlarının arasında. Doğrulduğunda göğüsleri dışarıya çıkıyor. Adam beyazlığın ortasında, göğüs uçlarının etrafındaki kahverengiliği daha net görüyor. Kadın çıplak olduğunu fark ettiğinde beyaz saten kılıflı yorgana sarılıyor.
“Nerdeyiz biz.” Adam yanına birkaç adım atıyor. Kadın kendini geriye çekiyor. Ancak, yatak odanın tam ortasında. Düşebilir. Kadının hareketi üzerine adam duruyor. “Bilmiyorum” diyor anlaşılır bir sesle ve ekliyor, “bir rüyada, ya senin, ya benim.” Kadın “ben rüya görmem” diyor. Adam “o zaman benim rüyamdasın” diye karşılık veriyor. Kadına yavaşça yaklaşıyor. Kadın göğsünün üzerinde büzüştürdüğü yorgana biraz daha sıkı sarılıyor. “Üzerine bir şeyler giymeyecek misin?” diyor kadın. “Rüya benimse eğer istediğimi yapabilirim” diyor. Yatağın yanına oturuyor. Kadın karşısındaki aynada kendine bakıyor. Aslan kabartması dikkatini çekiyor. Adam kadına yaklaşıyor. Öpmek için. Kadın başını çeviriyor. “Siz erkekler vantuz gibisiniz herkese yapışıp öpebiliyorsunuz” diyor. Adam ona gülümsüyor. “Siz kadınlar” diye cevap veriyor. Kadın başını çevirip ağzını açtığı anda adam dudaklarını yapıştırıyor kadının dudaklarına.

Sabah olmuş. Rüzgar sessizce perdeyi havalandırmakta. Adam başlını klavyenin üstünden kaldırıyor. Yüzünde tuşların izi. Koltukta doğruluyor. Yüzünde bir acı ifadesi. Yavaşça ayağa kalkıyor. Beli tutulmuş. Omzu ağrıyor. Kadının gözlerine gün ışığı dolmuş. Hala gitmek istiyor. Adam yavaşça sağa sola eğiliyor. Üzerindeki gömleği kokluyor. Gömleği çıkarttığında vücudundan yayılan pis koku odanın içerisine doluyor. Gömleği toparlayıp sandalyeye doğru fırlatıyor. Ancak gömlek havada asılı kalıyor. Şaşkın. Gömleğin etrafında dolanıyor. Elliyor. Gömleğin şeklini değiştirebiliyor ama gömlek bıraktığı gibi kalıyor. Masanın üzerindeki kalemi alıyor ve kağıtları her birini havaya fırlatıyor. Elinden çıktığı anda elinden çıktığı gibi hepsi havada asılı kalıyor.