Posts Tagged ‘Siyasi Tarih’
ORTADOĞU’DA ÇATIŞMA VE DÜNYADA BUNALIM (1956-1962)
Ortadoğu’da Çatışma
Ortadoğu’nun Önemli ve Temel Sorunları
Ortadoğu bölgesi, yirminci yüzyılın ikinci yarısında dünya egemenliği peşinde koşan “süper” devletlerin etki alanı mücadelesine konu olmuştur. En çok petrol rezervi olan bölgelerin, en az petrol tüketen bölgeler olmasıdır. Bölgedeki din mücadelesi 1500 yıldır bitmemiş, petrole daha bağımlı olan Batı Avrupa ülkeleri ile Japonya daha ılımlı ve dengeli bir politika izlemiştir.
Ortadoğu’da petrol, büyük devlet çatışmasının temel nedeniyse, bu çatışmayı şiddetlendiren unsur da çatışan Arap ve İsrail milliyetçiliğidir. Çatışmaların çözümünü olanaksız olmasa bile çok zor durumu getiren unsur, milliyetçilikle de bağlantılı olan “din”dir. Müslümanlar, birlik olmamasıdır.
1948 Arap-İsrail Çatışması
Çatışmanın Temeli
Siyonist hareket, yani tüm Yahudilerin Filistin’e dönüp burada bağımsız bir devlet kurmaları, Thedor Herzl. 1917 tarihli Balfour Bildirisi ile Filistin’de Yahudilere “ulusal bir yurt”. İkinci Dünya Savaşı başladığında Filistin nüfusunun üçte birini Yahudiler oluşturuyordu.
BM’de Filistin Sorunu
BM’nin kurduğu BM Özel Komisyonu (UNSCOP) 1947 yılında, üzerinde 1.2 milyon Arap’la 570.000 Yahudi’nin yaşadığı Filistin topraklarında iki ayrı devlet kurulmasını ve Kudüs kentinin BM denetimi altına alınmasını önerdi. Araplar bu öneriye şiddetle karşı çıktılar.
Genel Kurul, UNSCOP’un önerilerini kabul etti.
Yahudilere “yurt” verirken Arapların oyuna başvurulmuş değildir. Yahudi “Siyonizm davası”nın emperyalist savunucuları. Avrupa devletleri’nin kanadı, koruyuculuğu ve teşvikiyle Filistin’e gelmişler. Yahudiler karşısında Araplar, kendi yurtlarında “ikinci sınıf yurttaş” durumuna.
İsrail’in Kurulması ve Savaş
1948 Nisan’ında, Deir Yasin katliamı. Bu olay “Filistin Mültecileri” sorununun da kökenidir.
1948 Mayıs. 14 Mayıs 16:00’da Ben Gurion İsrail’i kurduğunu açıkladı. Yeni devlet 16:30 da ABD ve Sovyetler Birliği tarafından tanındı.
15 Mayıs 1948 tarihinde, yani kuruluşun ertesi günü, güneyden Mısır, doğudan Ürdün, kuzeyden Suriye ve Lübnan orduları saldırıya geçtiler.
1948 yenilgisi İsrail’e karşı “yıpratma savaşı”.
Süveyş Bunalımı
Çatışma’nın Temeli
Mısır’da 1952 yılında iktidarı tümüyle ele geçiren Cemal Abdülnasır’ı Arap dünyasında Arap milliyetçiliğinin kahramanı durumuna yükselten ve böylece İsrail’e karşı yürüttüğü politikada başarı şansını arttıran olanların başlangıcı, Bağdat Paktı’nın kurulmasıdır. Bağdat Paktı, Arap devletlerini bölmüş, Sovyetlerin Ortadoğu bölgesine sızmasını kolaylaştırmış.
Nasır Çekoslovakya’dan silah almak Asuan barajını yapmak. Nasır 1956 Temmuzunda Süveyş Kanalı’nın millileştirdiğini ilan etti. Süveyş Kanal’ından geçişi düzenleyen 1888 tarihli İstanbul Sözleşmesi, barışta ve savaşta, ister ticaret ister savaş gemisi olsun tüm gemilere açık olmasını hükme başlıyordu. Batı Avrupa’nın petrol yolu artık Nasır’ın denetimi altına girmiş ve özellikle Fransa ile İngiltere için çok karlı olan Kanal Şirketi elden gitmişti.
İngiltere ve Fransa’nın Saldırısı
Arap-İsrail çatışmasında kanal bölgesine verilebilecek maddi zararları engellemek için, İngiltere ile Fransa ortak harekata girişeceklerdi. İsrail iki Avrupa devletiyle vardığı anlayış birliğinden sonra, 29 Ekim 1956 tarihinde Sina yarımadasını işgal etmeye başladı. ABD ile Sovyetler Birliği, bu açık saldırıya karşı BM’de cephe aldılar. Elden, ateşkes ilan edip 6 Kasım’da kuvvetlerin geri çekildiğini açıkladı.
İsrail’in Tutumu
1956 Aralık ayına gelindiğinde, İngiltere ile Fransa kanaldan askerilerini tümüyle çekerken, İsrail işgalini sürdürüyor ve gerekli güvenceler verilmeden çekilmeyeceğini söylüyordu. 1 Mart 1957’de güvenceleri söyle sıraladı: Geze Şeridi; Akabe Körfezi, serbest geçiş;
Sonuçları
Süveyş saldırısından Mısır kazançlı çıktı. Süveyş kanalı üzerinde tam bir denetim sağladı. Mısır’da İngiliz etkisi ortadan kalkmış oldu. Mısırın Kurtuluşu: bir devrimin felsefesi. Arap Bölgesi; Afrika Bölgesi; İslam Bölgesi. Sovyetler Birliği’nin Ortadoğu’da prestiji arttı. ABD tıpkı Sovyetler Birliği gibi prestij kazandı. Eisenhower Doktrini, Arapların gözünde, Batı’nın çıkarlarını korumaya yönelik bir düzenleme biçiminde yorumlandı.
Eisenhower Doktrini
Temeli
Eisenhower Doktrini’nin temeli bölgedeki olayları uluslararası komünizmin bir parçası.
1953’ü izleyen yıllarda “barış içinde bir arada yaşama”, her türlü ilerice hareketi desteklemeye başladı. “barış içine bir arada yaşama” politikası bağımsız devletlere de sempatik görünüyordu.
İlanı
9 Mart 1957 tarihinde Eisenhower Doktrini Ortadoğu ülkelerinin bağımsızlık ve toprak bütünlüğünü, hayati olarak, 200 milyon dolarlık ödenek de ayırmaktaydı.
Asıl amacı, İngiltere’nin zorunlu olarak bıraktığı boşluğu doldurmak ve Batılı ülkeler için önemli olan petrolün düşman eline geçmesini önlemek olsa gerektir. Arap-İsrail savaşını, komünist müdahalesi olmadan serbestçe çözebilmek Truman Doktrini’nin tüm Ortadoğu’ya yaygınlaştırılması çabası.
Sonucu
Eisenhower Doktrini’nin ABD açısından beklenen sonucu verdiği söylenemez. Sovyetler Birliği, Mısır ve Suriye, Siyonizm tarafından beslenen emperyalist bir manevra. Hararetle destekleyen Türkiye.
En önemli sonucu, soğuk savaşın yeniden hızlanmasında. Truman Doktrini’nden farklı olarak ABD tek yanlı hareket etmiş.
Kullanışı
Kral Hüseyin 1957 Nisanında “uluslararası komünizm tehlikesinden”. 6. Filonun gölgesinde ve ABD’nin tam desteğinde, Kral Hüseyin Ülkede Sıkı yönetim ilan ederek tüm siyasal partiler feshetti ve kendi görüşünde olan yeni bir hükümet kurdu.
Suriye Bunalımı
ABD’nin Mısır’ı yalnız bırakman için denediği ikinci yol Irak hükümetiyle işbirliği yaparak Suriye hükümetini Batı taraflısı unsurlarca devirmeye çalışmasıdır.
Suriye’nin komünist denetimde olup, komşuları için tehlike oluşturduğunu açıkladı.
Lübnan Bunalımı
1958 Şubat’ında Mısır ile Suriye arasında Birleşik Arap Cumhuriyeti kuruldu.
Deniz piyadelerini Lübnan’a çıkardı. Ayrıca Batı Avrupa’dan hava Saldırı Gurubu Adana’ya getirildi ve İngiliz paraşütçü birlikleri, karşılıklardan korkan Ürdün Kralı’nın daveti üzerine Amman!a indi. Hareketin büyüklüğü ve aniliği, şunu açıkça ortaya koymaktadır ki amaç yalnızca Lübnan’daki olayları denetim altına almak değil, eğer fırsat çıkarsa, Irak’a müdahale edebilme noktalarını elde tutmaktı.
Değerlendirme
Soğuk savaşı yeniden hızlandırmıştı.
ABD’nin yükümlülüklerini yerine getirmede, silah kullanmakta dahil olmak üzere, Sovyetler Birliğine karşı çıkabileceği ve bu durumda Sovyetler’in bir dünya savaşı riskini göze almayarak, edilgin bir tutum takınacağı açıkça ortaya çıktı. Araplar İsrail’e karşı mücadelelerinde ekonomik kalkınma ve Arap birliğini sağlama yolundaki çabalarında, temelde kendi güçlerine dayanmaları gerektiğini de anladılar.
Büyük devletlerinde işin içine karışmasının tehlikelerini.
ABD için Eisenhower Doktrini’nin başarısız bir düzenleme olduğu anlaşıldı.
Avrupa’da Bunalım
Berlin Bunalımı
Bunalımın Temelleri
1956 Süveyş Bunalımı, Batı bloku içindeki devletler arasındaki ilişkileri kötü yönde etkilemişti.
Stratejik dengede Sovyetler lehine bozulmuştu. 4 Ekim 1957’de bir yapay uyduyu, yani Sputnik’i uzaya yerleştirmesidir. Kıtalararası füze. 18 Aralık 1958’de Atlas füzesi ile “füze boşluğu” doldurulabilmişti. Ama 1957-1958 yıllarında Sovyetler Birliği gerek uluslararası prestij gerek stratejik güç açısından dengenin kendi lehine işlemeye başladığını anlamış ve avantajını kullanmaya çalışmıştır.
Bunalım
27 Kasım 1958’de Sovyetler Birliği’nin Batılı devletlere verdiği bir notayla başladı. Sovyetler Birliği bu yükümlülükleri Doğu Almanya ta devredince, Batılılar Berlin’e ulaşabilmek için Doğu Alman hükümetine başvurmak zorunda kalacaklar ve çaresiz bu hükümeti tanımak durumuna düşeceklerdi.
Batılıların Almanya konusundaki görüşü Serbest seçimlerle önce Almanya birleştirilmeli sonra tek bir Alman hükümetiyle barış Antlaşması yapılmalıydı ve işe önce Berlin’den başlanabilirdi. Doğu Bloku’nun görüşüyse önce iki Almanya ile ayrı ayrı barış antlaşmasının yapılması ve sonra bu iki Almanya’nın bir konfederasyon biçiminde birleştirilmesiydi.
Amerikan U-2 casus uçağının Sovyetler Birliği’nde düşürülmesi, iki ülke arasında düzelmekte olan ilişkileri baltaladı.
Belin Duvarı
Berlin “soğuk savaş adası”. Alman Şansölyesi Willy Brandt’ın “Doğu Politikası”nın (Ostpolitik) çerçevesi içinde ve 1971 Eylülünde, İngiltere, Fransa, Sovyetler, ve ABD arasında varılan bir anlaşma ile Batı Berlin’in dokunulmazlığı yeniden kabul edildi.
Sovyetler Birliği’nin bunalım sırasında nükleer denemelere yeniden başlama kararı almasıdır. 17 Ekim 1961 tarihinde Moskova’da Sovyet Komünist Partisinin 22. Kongresi toplandı. Bu kongre, 1958 yılından beri açığa vurulmadan süren Pekin-Moskova anlaşmazlığının ilk kez açığa çıktığı toplantıdır.
U-2 Olayı ve Yol Açtığı Bunalım
U-2 olayı Türkiye açısından da önemli sonuçlar.
Uçuşların Nedeni
Güdümlü füzelerdeki Sovyet başarısı, ABD’yi tarihinde hiç görmediği büyük bir askeri ve moral bunalım içine sokmuş bulunuyordu. Amerikan toprakları, kıta dışında bir devletin vurucu gücü içine girmiş oluyordu.
Sovyet askeri faaliyetlerinin gözlenip dinlenmesi (birincisi uçak, ikincisi radarla) ABD’nin stratejik planlamalarında büyük bir önem kazanmıştır.
Uçağın Özellikleri ve Denetimleri
Uçuşun harekat ve yönetimiyse Amerikan Merkezi Haberalma Örgütü’nün (CIA) sorumluluğundaydı.
Düşürülmesi
Türkiye’ye doğrudan bir tehdit niteliğini taşıyordu.
Uçuşların Yasaklanması
25 Mayıs 1960’ta U-2 uçuşlarının durdurulmasını emrettiğini söylemiştir.
Sonucu
George Kennan’a göre “ABD’deki “şahinlerin” sert ve aşırı politikaları, Sovyetler’de de sertlik yanlılarının işine yaramış ve bu devletle ortaya çıkabilecek olan değişiklikleri erteleyerek, 1980’lerin ikinci yarısına kadar uzanmıştır.”
Küba’da “Ekim Füzeleri” Bunalımı
Bunalımın Niteliği
Küba’da “Ekim Füzeleri” bunalımının en önemli özelliği iki nükleer silaha sahip “süper gücün” ilk kez doğrudan karşı karşıya gelmesidir.
İki “süper devlet” 1948 tarihli Berlin ablukasında karşı karşıya gelmişlerdi ancak o tarihte Sovyetler Birliği’nin elinde nükleer silah bulunmuyordu.
Küba bunalımının bir başka niteliği, hem soğuk savaşın doruğunu hem de 1962 sonrasında yavaş yavaş ama kararlı bir tempo da yerleşmeye başlayan “yumuşama” olgusunun temelini.
Bunalımın Temelleri
Amerikan hükümetinin her fırsatta, 1959’da iktidarı ABD’nin “saygın” adamı diktatör Batista’dan, onu uzaklaştırarak devralan Fidel Castro rejimini devirmek istemesidir. ABD bu işi önce Amerikan Devletleri Örgütü (OAS) içinde Latin Amerika ülkelerinin ortak harekatıyla yapmayı denedi.
Mülteciler, tarihe “Domuzlar Körfezi Çıkartması” adıyla geçen harekatta başarısızlığa uğradılar. Sovyetler Birliği’nde ABD’nin bu güç durumundan yararlanmakta gecikmedi ve Castro rejimi de destek olmaya başladı. Küba’nın şeker ihracatının büyük bir bölümünü satın aldı.
Füzeler
Kennedy, 1962 Ekim ayının başında verdiği bir demeçte, Sovyetler Birliği Küba’da saldırgan üsler kurarsa, ABD Küba’ya müdahale edecekti.
Bunalım
Küba’nın denizden abluka altına alınmasına.
Yumuşaman ilk belirtileri, Kruşçev’in Berlin konusunda ki sert tutumundan vazgeçmesi ve ABD’nin Türkiye’deki Jüpiter füzelerini sökmeye başlamasıdır.
Pekin Moskova’yı “devrimci davaya ihanetle” suçladı, Moskova ise Pekin’i “serüvencilikle” itham etti.
ABD ile Sovyetler Birliği ise, 5 Temmuz 1963 tarihinde “Nükleer Silah Denemelerinin Kısmi Yasaklanması Antlaşmasını imzaladılar.
ABD hem kendi geleneksek silahlarını arttırmaya başlamış, hem de Avrupalı müttefiklerinden aynı biçimde davranmalarını istemiştir.
Sovyetler Birliği Akdeniz’de geleneksel silahlar açısından daha güçlü bir duruma gelmesinin avantajını anlamıştır.
Washington ile Moskova arasında doğrudan bir haberleşme hattının kurulmasının öneminin açık bir biçimde ortaya çıkmasıdır.
Kennedy ulusal çıkarlarını ilgilendiren bir davada öncelikle tek başına hareket etmiş, daha sonraysa müttefiklerine “danışmıştır”.
Öteki NATO ülkelerinde niçin kendi ulusal çıkarlarının işin içine girdiği bir durumda kendilerinin de aynı yöntemi uygulayamayacağı sorusunu kendilerinin de aynı yöntemi uygulayamayacağı sorusunu haklı olarak akla getirmiştir.
Çok Merkezliliğe Geçiş
Dünya güç odakları, sanki “merkezkaç” kuvvetiyle “kanatlara” kaymıştır.
Çok merkezliliğe geçişin anlaşılır, kolayca görülebilir bir biçim alması, 1960’lara rastlamakta ve süreç bu güne kadar uzanmaktadır.
“Dehşet Dengesi” iki devleti edilgenliğine sürükleyince, çevre devletleri sıkı bir biçimde merkeze bağlı tutmak zorlaşmış, iki bloktan kopmalar başlamıştır. 1956 yılından sonra Amerikan dış ticareti sürekli açık vermiştir.
SOĞUK SAVAŞIN KÖKENİ
Soğuk Savaşın Anlamı
“Soğuk savaş, iki blok arasındaki ilişkilerde, blokların ve üyelerin davranışların denetlemeye yönelik, taraflarca benimseniş kuralların bulunmadığı ve ilişkilerde tamamıyla güce dayanan davranışların başat olduğu bir dönemdir.”
Diplomasi bir yöntem olarak gerçek işlevini yitirmişti.
Rus-Amerikan Güvensizliği
Kıta devletlerinin, kıtaya egemen olacak stratejik bir bölge de kurulduktan sonra, sınırdaş devletleri “nötralize” edip genişlemeleridir.
İki devletin Çin üzerindeki politikaları çatışmaya başladı. ABD’nin Çin politikasının temeli şuydu: bütünlüğü tam ve siyasal egemenliğe sahip bir Çin kurup sürdürülmesi. Rusya ise kendine özgü etki alanları yaratarak Pazar ve siyasal maneviyatla gücü kazanmak istiyordu.
1939 Alman-Sovyet Saldırmazlık Paktı, ideolojik ayrılıklara rağmen, ortak çıkar anlayışı ağır basarsa iki devletin anlaşabileceğini gösterdi.
ABD’nin Ekonomik Savaşı
İthalat ve ihracatın serbestçe akması gerekli ve önemliydi
Üretimi dört kat arttıran ABD, ekonomik gücünü kullanarak dünya ekonomisine istediği biçimi verecek duruma gelmişti ve yermeye de kararlıydı.
ABD’nin ekonomik baskısı, çekilen askerlerin bıraktığı askeri boşluğu doldurabilir. Kapalı bir ekonomik sistem uygulayan ve bu “sopaya” aldırış etmeyerek Doğu Avrupa ve Uzakdoğu’da genişleme niyetinde olan Sovyetler Birliği ile ABD’nin uluslararası çıkarlarının çatışacağı, savaş sonrası dönemin daha ilk yıllarında belliydi.
SOĞUK SAVAŞI HIZLANDIRAN OLAYLAR
Paris Barış Antlaşmaları
Büyük savaş sonrası barış düzenlemelerinin yeni bir savaşın temelini hazırlaması, hemen hemen kural gibidir.
1919 Barışıyla Karşılaştırma
Versailles’da hiç olamazsa büyük devletler arasında bir güç dengesi vardı.
Hükümleri
Paris Barış Antlaşmaları 10 Şubat 1947’de imzalandı. Almaya ile antlaşma yapılamadı.
Antlaşmaların imzalanmasından 90 gün sonra Müttefikler, ordularını işgal altındaki devletlerden çekeceklerdi. Ancak Avusturya ile bağlantısını kopartmamak için Sovyetler Birliği, Romanya İile Macaristan’dan askerilerini çekmedi.
Doğu Avrupa gelişmeleri (1945-1948)
ABD’nin Gelişmelere Yaklaşımı
“Atom bombasının Rusya’yı Avrupa’da daha uyumlu davranmaya iteceği”. Politika başarılı olmadı.
ABD “Demirperde”yi ekonomik baskı yoluyla geriletmeyi denedi. Truman, Almanya’nın tesliminden sonra, Ödünç Verme ve Kiralama Yardımını kesti.
Doğu Avrupa’da Komünist Yönetimlerin Kuruluşu
Doğu Avrupa ülkelerinde komünist yöntemlerin kuruluşunu Sovyet ordusunun ürünü olarak görmek. Görüş, aşırı bir basitleştirmedir.
İç Hazırlayıcı Öğeler;
Savaşa demokratik olmayan rejimlerle girmişlerdi. Demokratik gelenek yoktu. Ekonomik tarıma dayalı.
Savaşta Almanya’ya karşı etkili mücadele veren işçiler ve daha çok köylülerdi. Bir iç savaş olmuştur. Bu sınıfların savaştan sonra köklü ekonomik reformlar yoluyla, kurulacak hükümetlerde ağır basacakları.
Dış Hazırlayıcı Öğeler:
İngiltere “yatıştırma politikası” ve “Münih Düzenlemesi” ile Almanya’ya Doğu Avrupa’nın kapısını kendilerine açmışlardı.
Sovyet Soğu Avrupa’nın bir “atlama tahtası” olarak kullanılmaması için önlemler aldı. Sovyet güvenliği, Doğu Avrupa ülkelerinde uydu hükümetlerin kurulmasını gerektiriyordu. “tampon bölge”.
Kuruluş Aşamaları:
Doğu Avrupa’da komünist yönetimlerin kuruluşu dört aşamadan:
Nazi işgali döneminde Moskova’ya kaçmış olan yerli komünist önderlerde 1945 yılında Sovyet ordusuyla birlikte ülkelerine geri döndüler be yönetimi ele aldılar.
1946 yılındaki koalisyonlar aşamasında
1947 yılına rastlayan üçüncü aşama, öteki parti önderlerinin tasfiyesi aşamasıdır. Doğu Avrupa’da demokrasi geleneği de olmadığından, tek parti sistemine çok kolay geçildi.
1948 yılında, tüm bu işleri gerçekleştiren yerli komünistlerin tasfiyesi aşaması başlar. Milliyetçi tutumlardan.
1974 bu devletlerle Sovyetlerin ideolojik birliğini sağlayan Kominform kuruldu. 1949’da Sovyet modeline uygun bir uluslararası ekonomik örgüt olan Comecon kurularak…
Doğu Avrupa Ülkeleri
Yugoslavya ve Arnavutluk
İki devlet bağımsızlıklarında diretebilirler. Halkın desteği sağlanmış iki önder ve komutaları altında iki ulusal ordu vardı. Ülkeler Sovyet ordusunun işgaline uğramamıştı.
Önderleri iktidarlarını sürdürebilmek için Sovyet desteğine dayanmak zorunda değildi, tek bir parti kazandığından.
Sovyetler’le sınırdaş olması gerçeğini ve Yugoslavya’nın Akdeniz’e açılması gibi coğrafi, bir özelliklerini çok iyi kullanmasını biliştir. İnançlı bir komünisti ödün vermeyen bir Yugoslav milliyetçisi. Stalin bir iç darbe ile Tito’yu iktidardan düşüremeyince, Kominform’un 1948 Haziranındaki toplantısında “milliyetçilik yolunu tuttuğu” gerekçesiyle Tito’yu Sovyet blokundan attı. Stalin’in “dünyanın iki kampa bölündüğü” varsayımını da reddetmiştir.
Macaristan
Moskova kökenli önderler ülkeye egemen oldular.
Çekoslovakya
İki savaş arası dönemde öteki Doğu Avrupa Ülkerlerinde faşist diktatörlükler hüküm sürerken, Çekoslovakya’da demokrasi yaşanmıştır. Endüstri ülkesi.
1938 Münih Düzenlemesi’ni “Batının Bir İhaneti”. Güvenliği için ister istemez Sovyetler Birliğine dayanacak. Çekoslovakya’da savaş sonrası sahipsiz ve hemen devletleştirilebilecek birçok toprak ve fabrika kalmıştı.
Başbakan Gottwald, işçileri silahlandırdı. İstifaların kabulüyle hükümet hemen hemen tümüye komünistlerin denetimi altına girdi.
“Prag darbesi”nin en önemli uluslararası sonucuysa, olaylardan sonra ve buna dayanarak NATO’nun kurulmasıdır.
Batı Ülkelerindeki Gelişmeler
İngiltere
İngiltere İkinci Dünya Savaşı içinde üç partinin de katıldığı bir savaş kabinesi tarafından yönetildi.
İngiltere’nin ABD’ye artan bağımlılığıdır. Amerikan yardımı yalnız İngiliz ekonomisinin kurtarılmasıyla kalmamış, tüm Batı Avrupa’da gelecek kalkınmanın temeli olmuştur.
Uzun savaş yılları ekonomiyi çok zayıflatmıştı. İlk olarak, ABD’den bir milyar sterlin borç aldı. İkinci olarak, dış yükümlülüklerini azaltarak ekonomik tasarruf politikasını başlattı.
İlk olarak, Türkiye ve Yunanistan’a karşı yükümlülüklerini ABD’ye terk etti. 1947 Ağustosunda Hindistan ve Pakistan’a bağımsızlıklarını verdi.
Fransa
1945-1948 arasında Avrupa’da ekonomik durum kötüye gitmeye başlayınca, Fransa ile İtalya’da komünist partiler savaş sırası direnme hareketlerindeki başarıların da eklenmesiyle, desteklerini artırdılar ve ortaya eski bir sorun, yani kitle komünist partilerinin demokrasi içindeki yerlerini nasıl bulacakları çıktı.
Gaulle’in iktidarı tek başına ele geçirip Beşinci Cumhuriyeti kurduğu 1958 yılına kadar, Fransa Tam bir siyasal iktidarsızlık içine girmişti. Büyük bir ekonomik bunalım. De Gaulle, Komünist Partiyle bir türlü anlaşamıyordu. Hindiçini’de başlayan ulusal kurtuluş savaşı, Dördüncü Cumhuriyet Anayasası, meclis karşısında hükümeti güçsüz duruma sokmuş, Fransız Partilerinin (komünistler dışında) geleneksel disiplinsizlikleri.
Sosyalistlerin zayıflamasıyla İtalyan politika sahnesini uzun bir süre belirleyecek olan iki büyük parti Hıristiyan Demokratlar ile Komünistler kaldı. İşte İtalya o tarihten bu güne dek, sonu alınmayan grevler, iç karışıklıklar, siyasal iktidarsızlık, çürümüşlük ve dengesizlik içine girmiştir.
Almanya
Yatla ve Potsdam konferanslarında dört işgal bölgesine ayrılmıştı. Sovyetler Birliği ülkenin doğu bölgesini (toprağın %40, nüfusun %36’sı ve doğal kaynakların %33’ü), ABD güney, İngiltere kuzey, ve batı bölgelerini işgale ettiler. Fransa’ya ise Angolamerikan işgal bölgesinin bir bölümü bırakıldı. Anlaşma sağlanamadı.
Ekonomik Anlaşmazlıklar:
Fransa kendi bölgesini, hem Almanya’yı zayıf tutacak, hem de Alman üretiminden tazminat alacak biçimde örgütledi. Sovyetler Birliği işgal bölgesinden önce tahıl üretim fazlasını, sonra da teçhizat aldı. İngiltere Almanya’ya yardım edecek durumda değildi. ABD her işi işgal bölgesinin ekonomik kalkınma sorumluluğunu yüklenmek durumunda kalınca.
Siyasal Anlaşmazlıklar
Alman militarizminin tarihsel temeli olan Prusya “Junker”lerin topraklarını parçalamaya ve endüstriyi hızla devletleştirmeye başladı. ABD ise Almanya’da liberal ekonomi anlayışına dayanan bir federasyon kurmak istiyordu. Sovyetler Birliği, Batı Bloku’na katılacak bir Almanya’nın, ABD ise Doğu Blok’una katılacak bir Almanya’nın dünya güç dengesini bozacağını ve Almanya’yı ikiye bölerek.
Berlin Ablukası ve Bölünme
1947 yılında Batılı devletler kendi işgal bölgelerin ekonomik bakımdan bütünleşmesi, para reformu, üç Batı işgal bölgesinde bir Alman hükümetinin kurulması. Bu faaliyetlere Sovyet tepkisi Berlin’in abluka altına alınmasıdır. 24 Haziran 1948’de Sovyet ordusu barikatları yerleştirmeye başladı. Kenti havadan besleyeceklerdi. Sovyet, ablukasının etkili olmadığını gördüklerinden 12 Mayıs 1949’da ablukayı kaldırdılar.
1949 Ağustosunda seçimler yapılarak Eylülünde Conrad Adenauer’in Hıristiyan Demokrat hükümeti kuruldu. Berlin ablukasının ABD ile Sovyetler Birliği’nin ilk kez karşı karşıya geldikleri soğuk savaş anlaşmazlığıdır.
Türkiye Üzerindeki Baskı
Molotov yeni bir paktın imzalanmasından önce iki ülke arasındaki bazı sorunların çözülmesi gerektiğini söyledi. Doğu sınırında değişiklik; Boğazlar’da Sovyetler’e üs verilmesi; Montrö sözleşmesinin yeniden gözden geçirilmesi.
Türk Hükümeti Rusya’nın bu isteklerini reddetmiştir.
Yunan İç Savaşı
Savaşın Birinci Aşaması
Metaxas 1941’deki ölümüne kadar süren ve faşist özellikler gösteren diktatörlük dönemine “Üçüncü Uygarlık” adını vermişti.
Yunanistan 1940 Ekiminde önce İtalya’nın sonra da Almanya’nın işgaline uğradı.Yunanistan’ın İngiliz etki bölgesi. Almanlar Yunanistan’dan temizlendiler. Bu temizleme Yunanistan’a beklenen barış ve huzuru getirmedi ve ülke beş yıl sürecek olan son derece kanlı ve yıkıcı bir iç savaşın içine girdi.
Churchill’in iddialarına göre ELAS Atina’da terör havası estirmekte, Moskova tarafından yönetilmekteydi. EDES’e karşı savaşmıştı. ELAS savaştan önce Metaxas’ı devirmek için kurulan bir örgüttü. ELAS’ın EDES’e karşı savaştığı görüşü pek doğru kanıtlara dayanmamaktadır.
Sovyetler tarafından da desteklenmeyen ELAS’ın siyasal organı EAM bırakışmayı kabul etti.
Savaşın İkinci Aşaması
İkinci aşama, hükümetin kurulması ve Kral’ın Yunanistan’a geri dönmesiyle başlar. Sorunun BM’ye getirilmesi, üç kuzey komşusunun solculara verdikleri destekle iç savaş uluslararası bir nitelik kazanmıştır.
Çetecilere kuzeyden yardım geldiği iddiası daha inandırıcı görünmektedir.
İç savaş bütün şiddetiyle 1950 yılına kadar sürmüştür. Sona ermesiyse BM ve merkezi hükümetin gücüne değil , Yugoslavya’nın Kominform’dan atılmasından sonra çetecilere yaptığı yardımı kesmesine ve şimdi ele alınacak olan Truman Doktrin’ine bağlıdır.
Truman Doktrini ve Marshall Planı
Truman Doktrini
Doktrinin Nedenleri:
Truman Doktrini’nin temeli, Amerikan yöneticilerinin sürekli ağır bir Sovyet tehdidi altında bulundukları korkusudur. 1947 yılını izleyerek, Amerikan dış politikasının temel anlayışı komünizme karşı açılan savaş olmuştur. Truman Doktrini, Versailles düzenini sürdürmek isteyen ABD ile bu düzene bağlı olmayan ve hatta bunu kendisine karşı yapılmış olarak yorumlayan Sovyetler Birliği arasında çatışma.
Truman, 1947 yılının başından Yunanistan ile Türkiye’ye askeri yardım, Amerikan dış politikasına “Sovyetler Birliği’ni Çevreleme Politikası”nı (Containment Policy)
İlanı ve Sonuçları
ABD bu doktrini Ortadoğu’ya da genişletmek için İngiltere’yle birlikte girişimlerde. Doğrudan bir Sovyet tehdidi altında görmeyen Arap devletlerinin büyük bir çoğunluğu doktrini genişletmesine izin vermediler.
Marshall Planı
Avrupa’nın ekonomik kalkınmasıyla
Marshall Planı’nın çağrısı Doğu Avrupa ülkeleriyle Sovyetler Birliği’ni de içine almaktaysa da bu devletler katılmayı reddettiler. Dört yılı kapsayan (1947-1951) Avrupa Kalkınma Projesi, yani Marshall yardımı başlamıştır.
İran Olayları
Dr. Musaddık petrol ayrıcalıklarını kaldırdı. Musaddık başkanlığı 1951-1953. Musaddık, petrol endüstrisine devletleştirdi.
Musaddık geniş bir siyasal yelpaze tarafından desteklenmekteydi. ABD, taraflar, Musaddık’ın Moskova yakın ilişkiler içine girmesi. İngiltere ile birleşerek Musaddık’ı düşürmeye çalıştı
Düşürülmede en önemli pay, hiç kuşkusuz, İngiltere’nin İran’a karşı uyguladığı ekonomik ambargodadır.
İkinci Dünya Savaşı
BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NDAN FARKLILIKLARI VE BENZERLİKLERİ
Birinci Dünya Savaşı’ndan Farklılıkları
Birinci Dünya Savaşı’nın niteliğini açıklama göreli olarak kolaydı. İki ittifak ta da iki blok arasında bir çatışmaydı. Ve sanki tek bir toplum içinde yapılan bir iç savaştı. Alman ulusal birliğinin kurulmasıyla bozulan güç dengesinin düzeltilmesi. Birinci Dünya Savaşı kitlelerin savaşıydı. İkinci Dünya Savaşı’nda ise cepheyle ev arasındaki ayırım tümüyle ortadan kalktı .
Nedenler Açısından
1920’lerin canlı ve istikrarlı havası 1929’da başlayan dünya ekonomik bunalımıyla sona erince.
ABD, İngiltere ve Fransa sıkıştıkları zaman yalnız kendi kaynaklarına dayanabilecek durumdaydı. Almanya ile Japonya kendi kendilerine yetmiyorlardı.
İdeolojik Açıdan
Hitler’in komünizme karşı bir “panzehir” olduğu inancı, Batılılarca Almanya’ya daha az kuşkuyla bakılmasına ve daha çok ödün verilmesine yol açtı.
1930’larda bu Bolşevizm karşıtlığı, Avrupa uygarlığında başka bir bölünmeye ikinci plana atıldı: Demokrasi ile faşizm.İkinci Dünya Savaşı aynı zamanda inançların da savaşı oldu. Almanya’nın düşmanlarıysa, beklide daha az bilinçli olarak, Nazizmin savunduğu her şeye karşı savaştılar. Savaşın sonuna doğru, amaç Almanya’nın koşulsuz teslimi ve savaşı o çok ender sona ulaştırmaktı: Haklı savaşı.
Önderler Açısından
Savaş tecrübesi. Hitler ile Mussolini cephe askeriydiler. Churchill ile Roosevelt Birinci Dünya Savaşı’nda yetkili görevdeydiler. Stalin iç savaşta yüksek komuta heyetindeydi. İkinci Dünya Savaşı birincisinden farklı olarak düzenli bir savaştır.
Hitler en devrimcisiydi. Churchill en geri kafalısı ve en insancıl olanı, duygusal. Stalin, hiç kuşkusuz, en tek yanı ve dar düşünceliydi. Roosevelt ise anlaşılmaz olanıydı. Pragmatizm, yüksek ülküler, günlük hesaplar ve uzun vadeli amaçlar kişiliğinde birbirine karışmıştı. Kendi ülkelerinde eşsiz bir güce sahiptiler.
Birinci Dünya Savaşı İle Benzerlikleri
Nitelik Açısından
İkisi de temelde Avrupa savaşlarıdır. Avrupa insanoğlunun tarihinde en çok savaşların yapıldığı ve militarizmin en güçlü olduğu kıtadır. Pitirim Sorokin savaşların süresini, savaşan devletlerin kayıplarını, savaştan etkilenen diğer devletlerin sayısı, nüfusa göre savaşların oranını hesaplayarak ve on beşinci yüzyılı “100” kabul ederek, savaşın yüzyıllar boyunca artan yoğunluğunu şu biçimde göstermektedir.
12. Yüzyıl 18
13. Yüzyıl 24
14. Yüzyıl 60
15. Yüzyıl 100
16. Yüzyıl 180
17. Yüzyıl 500
18. Yüzyıl 370
19. Yüzyıl 120
20. Yüzyıl 3.080
Yüzyılın ilk yarısı
Her iki savaş da genel savaşlardır. Büyük kitlelerin savaşıdır.
1941 sonunda ortaya çıkan Pasifik Savaşı, Hitler büyük düşüncesizlikle ABD’ye savaş açmamış olsaydı, belki Avrupa savaşlarıyla birleşmeyecekti bile.
Nedenler Açısından
Almanya, ikincisinde, birincisinin sonunda kurulmuş bulunan düzenlemeyi bozmak, müttefikler ise bu düzenlemeyi korumak için savaşmışlardır. Sovyetler Birliği Avrupa politikasının dışına çıkmış ya da çıkartılmıştı. İngiltere yatıştırma peşinde olduğundan, Almanya’yı dengeleyecek tek devlet kalmıştı: Fransa. İkinci Dünya Savaşı birincisinin yarım bıraktığı işi tamamladı. Avrupa 19. yy.ın yarısında “yuttuğu Almanya lokmasını ancak İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra öğütebilmiştir.
Strateji ve Silah
Birinci Dünya Savaşı, yalnız iki savaş arası dönemin ulusal ve uluslararası politikasını değil, aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı’nın askeri stratejisini de belirlemiştir. İkinci savaşın ilk iki yılına bakarsak, çatışmanın birçok yönüyle “topyekün” bir nitelik göstermediğini anlarız. Hitler’in askeri stratejisi olan “yıldırım savaşı”nın (Blitzkrieg) amacı, gerçek bir total savaş başlamadan, maddi olmaktan çok psikolojik araçlarla düşmanını şaşırtıp teslime zorlamaktı. Bu stratejinin batı Avrupa’da başarılı olmasıdır. Hitler aynı başarıyı doğuda gösteremedi. Stalingard’da, Hitler’in başından beri kaçındığı “yıpratma savaşı” içine çekildi. Sovyetlerin psikolojik dehşet yoluyla hemen teslim yoluna gitmeleri, Almanya’nın yenilgisini sağlayan en önemli unsurlardan biridir. Savaş tarihte ilk kez üç boyutlu bir nitelik kazand: Kara ve deniz yüzeyi, denizin altı ve kara ile denizin üstü.
Kimse genel bir savaş istemiyordu ama kimse de bundan nasıl kaçılacağını bilmiyordu.
Sonuçlar Açısından
Her ikisinde de ABD’nin gücü artmış.
İki dünya savaşı da on sekizinci yüzyılın sonunda başlayan endüstriyel, siyasal, toplumsal ve entelektüel devrimlerin en yüksek noktasını oluştururlar. Bireyle devlet arasında ilişki kurarak yurttaşlık anlayışıyla bireyin devlete bağlılığı güçlenmiştir. “zorunlu askerlik”.
SAVAŞIN AVRUPA’DA BAŞLAMASI
Polonya’nın İşgali
Sovyetlerle yapılan saldırmazlık paktından sonra Hitler Polonya üzerindeki niyetlerini açığa vurdu. Nazilerin etkili oldukları Danzig bölgesinin (Gdansk) Almanya’ya verilmesi için baskıya başladı. İngiltere ile Fransa’nın Polonya’ya verdikleri güvencenin boş olduğunu göstermek ve bu iki devletin niyetlerinin ciddi olup olmadığını denemek istiyordu. 1 Eylül 1939 sabahı Almanya Polonya’ya saldırdı. 3 Eylül’de İngiltere ve aynı gün birkaç saat sonra Fransa Almanya’ya savaş ilan ettiler. Almanya’dan savaşa atılmak için yüklü bir hammadde isteyen Mussolini savaşa hemen girmedi.
Polonya ile 1934 yılında bir saldırmazlık paktı imza etmişti. Polonya’nın doğuda ikinci cepheyi oluşturması gerekiyordu. İşte İngiltere’nin Polonya’ya verdiği 31 Mart askeri güvencesi buydu. Tarihi bir ders yeniden doğrulanmış oldu: Almanya ile Rusya’nın Polonya aleyhine anlaşmaları durumunda bu devlet bağımsızlığını koruyamamaktadır.
Fransa Maginot hattını güçlendiriyor. Polonya savaşının sonunda Almanya’nın savaş malzemesi tükenmişti ve Fransa genel bir saldırıya geçmiş olsaydı, Almanya’nın uzun süre dayanacak askeri gücünün kalmadığını görecekti.
İngiltere ve Fransa açısından, Nazilerin ekonomik sistemi son nefesindeydi, her şey silahlanma uğruna harcanmıştı. Almanya’ya karşı karadan ve denizden sıkı bir abluka uygulamaya başladılar. Abluka da işe yaramadı. İtalya’dan gelecek malların denetlenmesi zordu, Sovyetler Birliği’nden geçecek hammadde hiç denetlenemezdi.
Sovyet-Fin Savaşı ve İskandinavya Gelişmeleri
İsteklerinin reddedilmesi üzerine Sovyetler Birliği 30 Kasım 1939’da Helsinki’ye saldırdı Finlandiya hemen Milletler Meclisi’ne başvurdu. Sovyetler Birliği’ni saldırgan ilan ederek üyelikten çıkardı. Finleri Sovyetler’e karşı gerçekten direndiler. 9 Nisan 1940’ta Almanya, Norveç’e geçmek için Danimarka’ya bir ültimatom verdi. Danimarka direnmedi ve kısa bir sürede Alman orduları tarafından işgal edildi. Almanlar Danimarka’dan gemilerle Norveç’e geçtiler.
Alman tarafları faşist ırkçı olan Vidcum Quisling’in yıkıcı çabalarıyla Norveç’in bütünüyle Alman denetimi altına girmesini kolaylaştı. İsveç’e dokunmadı. Bunun nedeni Hitler’in İsveç’in sonuna kadar tarafsız kalacağına inanmış olmasıdır. Nitekim Sovyetler’e saldırı öncesinde Bulgaristan, Romanya ve Yugoslavya’yı işgal ederek Balkanları güvenlik altına alırken, tarafsızlığına inandığı Türkiye’ye saldırmayacaktır.
Fransa’nın Teslimi
Fransa’nın Yenilgisi
Fransız ve kıtada bulunan İngiliz birlikleri, ünlü Maginot hattının gerisinde Alman saldırısını belki de abartılmış bir güvenle bekliyorlardı. Ancak şaşırtıcı olan şudur ki bu güçlü savunma hattı Fransa’ya olduğu kadar ve belki ondan da çok Almanya’ya güvenlik sağlamış sayılabilir.
Fransız genel kurmayı Birinci Dünya Savaşı’ndan kalma bir zamanlama anlayışı içinde hareket etmişti.
Alman birlikleri, Rotterdam’ı havadan bombalayıp yerle bir ettikten sonra, Hollanda’yı dört gün gibi kısa bir sürede işgal ettiler. Dunkirk’ten 3 Haziran 1940 tarihine kadar 200.000 askeri İngiltere’ye çekti. Ancak çekiliş sınarında hemen hemen bütün ağırlıklarını da Avrupa’da Almanlara bırakmak durumunda kaldı. Fransa Avrupa’da yalnız kaldı ve bu da İngiltere ile Fransa arasındaki ilişkilerin bozulmasına yol açtı.
22 Haziran 1940 tarihinde Alman-Fransız Silah Bırakışması imzalandı. Önemli maddeleri: (i) Fransa’nın kuzey yarısı ve Atlantik kıyıları Almanya’ya bırakılacaktı. (ii) Diğer bölgeler işgal edilmeyecek ve böylece Fransa’nın bağımsızlığının sürdüğü izlenimi yaratılacaktı. (iii) Fransız ordusu hemen hemen tümüyle ortadan kaldırılacak ve ilke silahtan arındırılacaktı. (iv) Fransız deniz kuvvetleri Almanya ve İtalya’nın denetiminde silahtan arındırılacak ve Almanya bu kuvveti kullanmayacaktı. (v) Almanya’da Fransa’ya kaçmış tüm Alman mültecileri geri verilecekti. Hitler bırakışma törenine tüm tarihsel “dramatik” görüntüyü verdi. General Foch’un 1918 Kasımında Alman teslim heyetini kabul ettiği vagon müzayeden alınarak bırakışmanın imzalanacağı Compeihnes ormanına getirildi ve Fransız temsilcileri bırakışmayı bu vagonda imzaladılar. Hitler 1918’in intikamını almıştı.
Yenilginin Nedenleri
İstikrarlı hükümetler kurulamadı. Maginot hattına çok güvenmeleri.
Vichy Hükümeti
1940 Ağustosunda meclisi feshederek Vishy’i başkent yaptı ve bir cins diktatörlüğe başladı. Fransız Devrimi’nin “özgürlük, eşitlik, kardeşlik” ilkeleri yerine “iş, aile, vatan” ilkelerini koydu. Yahudi aleyhtarlığı.
General de Gaulle, Londra’ya kaçarak, Fransa’nın kurtuluşu için mücadele başlatmıştı. “Hür Fransızlar” hareketini başlatarak ABD ile İngiltere’den Fransa’nın meşru başbakanı olarak tanınmasını istedi. Gaulle’ün savaştan sonra ortaya çıkacak olan Anglosakson düşmanlığının bir nedeni de budur.
Pétain hükümetinin Vichy’de, de Gaulle’ün “Hür Franzsılar” hareketini yürüten Ulusal Kurtuluş Komitesi’nin Londra’da kurulmasıyla Fransız politikasının gelecek dört yıl içinde oradan oraya çalkalanıp duracağı direnme ve işbirliği kutupları ortaya çıktı.
İngiltere 3 Temmuz 1940’ta İngiliz limanlarındaki Fransız savaş gemilerine el koydu ve daha da kötüsü, Cezayir’in Mers-el-kebir üssünde demirli bulunan Fransız donanmasını batırdı. 1300 Fransız denizcisinin öldüğü bu olayı Fransızlar kolay unutmayacaktır.
İngiltere Savaşı
İngiltere’nin kıtadaki “kılıcı” olan Fransa bir kere elinden alındı mı barışa yanaşacaktı. İngiltere’yle barış için taktiğiyse rakibinin sinirleri bozulana kadar beklemekti.
Almanya 7 Eylül 1940’ta Londra’yı havadan bombalamağa başladı. Birinci Dünya Savaşı’nın özelliklerinden olan asker-sivil ayrımının son bulmasıdır.
Hitler’in batıdaki zaferi, savaşı bir Avrupa savaşından bir dünya savaşı biçimine sokan gelişmeleri başlattı.
SAVAŞIN AVRUPA’DA GENİŞLEMESİ
Alman-Sovyet İlişkilerinin Bozulmaya Başlaması
Ancak Sovyetler Almanya için çok hassas bir bölge olan Balkanlara el atınca Almanya kuşkulandı.
17 Ekim 1940’da Sovyet dışişleri bakanı Molotov Berlin’e davet edilerek Hitler ile görüşüldü. Hitler’in Molotov’a önerdikleri şöyle özetlenebilir. (i) Almanya’nın Avrupa dışındaki ilgileri Orta Afrika’da toplanmaktadır. (ii) İtalya’nın Avrupa dışındaki ilgileri Kuzey Afrika Şeridi ve doğu Afrika’da toplanmaktadır. (iii) Japonya’nın ilgi alanı Japonya’nın güneyinde Filipinleri içine alan ve Avustralya’ya kadar uzanan bölgedir. (iv) Sovyetler Birliğinin ilgi alanı, Kafkaslardan güneye, Basra Körfezi ve Hindistan’a uzanmaktadır.
Sovyetlerin karşı önerileriyse şunlardır: Sovyetlere Boğazlarda üsler verilecek.
Rusya’nın istilası ile ilgili planı.
Kuzey Afrika ve Balkanlar
İtalya-İngiltere Mücadelesi
1940 yılında Fransa’nın çekilip İtalya’nın savaşa girmesi. Mussolini Akdeniz’i bizim denizimiz diye adlandıra dursun…
İtalyanların Mısırdan çıkardığı ve harekatı geliştirerek 1941 Martında Bingazi’yi bile eline geçirdi. İtalya Kuzey Afrika’da tam bir hezimete uğramıştı.
İtalya’nın Yunanistan’a Saldırması
Mussolini Yunanistan’a saldırdı. İtalya 1939 Nisanında Arnavutluk’u işgal edince Yunanistan’ın komşusu olmuştu. İngiltere bu devlete askeri güvence vermişti. Yunanistan Balkan Paktını hatırlatarak Türkiye’nin kendisine yardım etmesini istedi.
Almanya’nın Balkanlara Girmesi
1941 Martında Almanya ile bir pakt imzaladı alman askerleri Sofya’ya girdi. Bir hafta gibi kısa bir süre içinde Yunanistan’ın direnmesi kırıldı.
Türkiye’nin Savaş Dışı Durumu
Türkiye, yaygın ve teknik olarak yanlış kanın aksine, savaş süresince “tarafsız” kalmış değildir, çünkü savaşan guruplardan biriyle, yani İngiltere ve Fransa ile ittifak imzalamış bulunuyordu. Türkiye’yi savaş dışı tutmayı başarmışlardır. Devleti yönetenlerin Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı devletini savaşa sokup sonunda yıkan gelişmeleri yakın tarihten ders alarak aynı hataları tekrarlamamalarıdır. Gerçekten savaşa girilecekse, devletin, nerde ve ne zaman gireceğini kendisinin saptaması, dış politikanın ve savaştaki başarının temel direğidir.
Mihver devletlerinin savaş üstünlüğünü ellerinde bulundurdukları 1939-1942 döneminde, Türkiye savaş dışı durumuyla harekatı engelleyen bir “kalkan” haline gelmiş ve savaşın Ortadoğu’ya ani genişlemesini önlemiştir. 1943-1945 dönemindeyse Türkiye’nin savaş dışı durumu bu kez Müttefik devletlerin işine gelmemiştir.
İngiltere Türkiye’nin dış politikasında önce İtalya’ya, sonra da Sovyetler Birliğine önemli bir dayanak haline gelmiştir.
Türkiye, Almanya’nın 1939 Mart’ına kadar izlediği “bir millet, bir devlet” politikasını da, biraz Misak-ı Milli’ye benzeterek haklı bulmuştur. Almanya’nın 15 Mart 1939’da halkı Alman olmayan Çekoslovakya’yı ilhak etmesi ve böylece “hayat sahası” politikasına başlaması, Türkiye’yi endişelendirmiştir.
İtalya’nın 1940 Haziranında savaşa girmesi, ittifakın yükümlülüklerini ortaya çıkardı. İngiltere ile Fransa, Türkiye’nin savaşa girmesini istediler. Türk hükümetiyse değişen koşullar altında şu gerekçelerle savaşa girmeyi reddetti: Fransa, Almanya ile bırakışma görüşmelerine başlamış bulunuyordu. Vaat edilen silahlar verilmemişti.
Hitler 4 Mart 1941’de İnönü’ye bir mektup göndererek Almanya’nın Türkiye’ye karşı saldırgan emelleri olmadığını ve Alman ordularının Türk sınırlarından 60 km. uzakta kalacağını bildirdi. Sovyetler Birliği ile tüm iyi niyet gösterilerine rağmen Almanya’nın Balkanlar’daki faaliyetlerine karşı bir denge kurmak isteyen Türkiye, 24 Mart 1941’de bir saldırmazlık deklarasyonu imzaladılar.
Sovyet ittifakının 12 Mayıs 1942’de imzalanması ve metninin açıklanmasıyla azalmış, ama 1942 yılının sonunda tekrar ve daha çok artmıştır.
Alman-Sovyet Savaşı
Japonya’ya Sovyet “mirasından” pay verilmeyecek ve İngiltere ile ABD Japonya ile Uzakdoğu’da uğraşırken, Almanya Avrupa’da güvenlikte olacaktı.
Almanya, Moskova kapılarına kadar dayanmış ve ülkenin en zengin endüstri bölgelerini ele geçirmişti, ama Rus ikliminde kış savaşı için hazırlanmamış olan Alman orduları önce çaur sonra kar ve soğuk yüzünden durakladılar.
