SİYASİ TARİH 1918-1994 Oral SANDER

İkinci Dünya Savaşı

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NDAN FARKLILIKLARI VE BENZERLİKLERİ

Birinci Dünya Savaşı’ndan Farklılıkları

Birinci Dünya Savaşı’nın niteliğini açıklama göreli olarak kolaydı. İki ittifak ta da iki blok arasında bir çatışmaydı. Ve sanki tek bir toplum içinde yapılan bir iç savaştı. Alman ulusal birliğinin kurulmasıyla bozulan güç dengesinin düzeltilmesi. Birinci Dünya Savaşı kitlelerin savaşıydı. İkinci Dünya Savaşı’nda ise cepheyle ev arasındaki ayırım tümüyle ortadan kalktı .

Nedenler Açısından

1920’lerin canlı ve istikrarlı havası 1929’da başlayan dünya ekonomik bunalımıyla sona erince.

ABD, İngiltere ve Fransa sıkıştıkları zaman yalnız kendi kaynaklarına dayanabilecek durumdaydı. Almanya ile Japonya kendi kendilerine yetmiyorlardı.

İdeolojik Açıdan

Hitler’in komünizme karşı bir “panzehir” olduğu inancı, Batılılarca Almanya’ya daha az kuşkuyla bakılmasına ve daha çok ödün verilmesine yol açtı.

1930’larda bu Bolşevizm karşıtlığı, Avrupa uygarlığında başka bir bölünmeye ikinci plana atıldı: Demokrasi ile faşizm.İkinci Dünya Savaşı aynı zamanda inançların da savaşı oldu. Almanya’nın düşmanlarıysa, beklide daha az bilinçli olarak, Nazizmin savunduğu her şeye karşı savaştılar. Savaşın sonuna doğru, amaç Almanya’nın koşulsuz teslimi ve savaşı o çok ender sona ulaştırmaktı: Haklı savaşı.

Önderler Açısından

Savaş tecrübesi. Hitler ile Mussolini cephe askeriydiler. Churchill ile Roosevelt Birinci Dünya Savaşı’nda yetkili görevdeydiler. Stalin iç savaşta yüksek komuta heyetindeydi.  İkinci Dünya Savaşı birincisinden farklı olarak düzenli bir savaştır.

Hitler en devrimcisiydi. Churchill en geri kafalısı ve en insancıl olanı, duygusal. Stalin, hiç kuşkusuz, en tek yanı ve dar düşünceliydi. Roosevelt ise anlaşılmaz olanıydı. Pragmatizm, yüksek ülküler, günlük hesaplar ve uzun vadeli amaçlar kişiliğinde birbirine karışmıştı. Kendi ülkelerinde eşsiz bir güce sahiptiler.

Birinci Dünya Savaşı İle Benzerlikleri

Nitelik Açısından

İkisi de temelde Avrupa savaşlarıdır. Avrupa insanoğlunun tarihinde en çok savaşların yapıldığı ve militarizmin en güçlü olduğu kıtadır. Pitirim Sorokin savaşların süresini, savaşan devletlerin kayıplarını, savaştan etkilenen diğer devletlerin sayısı, nüfusa göre savaşların oranını hesaplayarak ve on beşinci yüzyılı “100” kabul ederek, savaşın yüzyıllar boyunca artan yoğunluğunu şu biçimde göstermektedir.

12. Yüzyıl           18

13. Yüzyıl           24

14. Yüzyıl           60

15. Yüzyıl           100

16. Yüzyıl           180

17. Yüzyıl           500

18. Yüzyıl           370

19. Yüzyıl           120

20. Yüzyıl           3.080

Yüzyılın ilk yarısı

Her iki savaş da genel savaşlardır. Büyük kitlelerin savaşıdır.

1941 sonunda ortaya çıkan Pasifik Savaşı, Hitler büyük düşüncesizlikle ABD’ye savaş açmamış olsaydı, belki Avrupa savaşlarıyla birleşmeyecekti bile.

Nedenler Açısından

Almanya, ikincisinde, birincisinin sonunda kurulmuş bulunan düzenlemeyi bozmak, müttefikler ise bu düzenlemeyi korumak için savaşmışlardır. Sovyetler Birliği Avrupa politikasının dışına çıkmış ya da çıkartılmıştı. İngiltere yatıştırma peşinde olduğundan, Almanya’yı dengeleyecek tek devlet kalmıştı: Fransa. İkinci Dünya Savaşı birincisinin yarım bıraktığı işi tamamladı. Avrupa 19. yy.ın yarısında “yuttuğu Almanya lokmasını ancak İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra öğütebilmiştir.

Strateji ve Silah

Birinci Dünya Savaşı, yalnız iki savaş arası dönemin ulusal ve uluslararası politikasını değil, aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı’nın askeri stratejisini de belirlemiştir. İkinci savaşın ilk iki yılına bakarsak, çatışmanın birçok yönüyle “topyekün” bir nitelik göstermediğini anlarız. Hitler’in askeri stratejisi olan “yıldırım savaşı”nın (Blitzkrieg) amacı, gerçek bir total savaş başlamadan, maddi olmaktan çok psikolojik araçlarla düşmanını şaşırtıp teslime zorlamaktı. Bu stratejinin batı Avrupa’da başarılı olmasıdır. Hitler aynı başarıyı doğuda gösteremedi. Stalingard’da, Hitler’in başından beri kaçındığı “yıpratma savaşı” içine çekildi. Sovyetlerin psikolojik dehşet yoluyla hemen teslim yoluna gitmeleri, Almanya’nın yenilgisini sağlayan en önemli unsurlardan biridir.  Savaş tarihte ilk kez üç boyutlu bir nitelik kazand: Kara ve deniz yüzeyi, denizin altı ve kara ile denizin üstü.

Kimse genel bir savaş istemiyordu ama kimse de bundan nasıl kaçılacağını bilmiyordu.

Sonuçlar Açısından

Her ikisinde de ABD’nin gücü artmış.

İki dünya savaşı da on sekizinci yüzyılın sonunda başlayan endüstriyel, siyasal, toplumsal ve entelektüel devrimlerin en yüksek noktasını oluştururlar. Bireyle devlet arasında ilişki kurarak yurttaşlık anlayışıyla bireyin devlete bağlılığı güçlenmiştir. “zorunlu askerlik”.

SAVAŞIN AVRUPA’DA BAŞLAMASI

Polonya’nın İşgali

Sovyetlerle yapılan saldırmazlık paktından sonra Hitler Polonya üzerindeki niyetlerini açığa vurdu. Nazilerin etkili oldukları Danzig bölgesinin (Gdansk) Almanya’ya verilmesi için baskıya başladı. İngiltere ile Fransa’nın Polonya’ya verdikleri güvencenin boş olduğunu göstermek ve bu iki devletin niyetlerinin ciddi olup olmadığını denemek istiyordu. 1 Eylül 1939 sabahı Almanya Polonya’ya saldırdı. 3 Eylül’de İngiltere ve aynı gün birkaç saat sonra Fransa Almanya’ya savaş ilan ettiler. Almanya’dan savaşa atılmak için yüklü bir hammadde isteyen Mussolini savaşa hemen girmedi.

Polonya ile 1934 yılında bir saldırmazlık paktı imza etmişti. Polonya’nın doğuda ikinci cepheyi oluşturması gerekiyordu. İşte İngiltere’nin Polonya’ya verdiği 31 Mart askeri güvencesi buydu. Tarihi bir ders yeniden doğrulanmış oldu: Almanya ile Rusya’nın Polonya aleyhine anlaşmaları durumunda bu devlet bağımsızlığını koruyamamaktadır.

Fransa Maginot hattını güçlendiriyor. Polonya savaşının sonunda Almanya’nın savaş malzemesi tükenmişti ve Fransa genel bir saldırıya geçmiş olsaydı, Almanya’nın uzun süre dayanacak askeri gücünün kalmadığını görecekti.

İngiltere ve Fransa açısından, Nazilerin ekonomik sistemi son nefesindeydi, her şey silahlanma uğruna harcanmıştı. Almanya’ya karşı karadan ve denizden sıkı bir abluka uygulamaya başladılar. Abluka da işe yaramadı. İtalya’dan gelecek malların denetlenmesi zordu, Sovyetler Birliği’nden geçecek hammadde hiç denetlenemezdi.

Sovyet-Fin Savaşı ve İskandinavya Gelişmeleri

İsteklerinin reddedilmesi üzerine Sovyetler Birliği 30 Kasım 1939’da Helsinki’ye saldırdı Finlandiya  hemen Milletler Meclisi’ne başvurdu. Sovyetler Birliği’ni saldırgan ilan ederek üyelikten çıkardı. Finleri Sovyetler’e karşı gerçekten direndiler. 9 Nisan 1940’ta Almanya, Norveç’e geçmek için Danimarka’ya bir ültimatom verdi. Danimarka direnmedi ve kısa bir sürede Alman orduları tarafından işgal edildi. Almanlar Danimarka’dan gemilerle Norveç’e geçtiler.

Alman tarafları faşist ırkçı olan Vidcum Quisling’in yıkıcı çabalarıyla Norveç’in bütünüyle Alman denetimi altına girmesini kolaylaştı. İsveç’e dokunmadı. Bunun nedeni Hitler’in İsveç’in sonuna kadar tarafsız kalacağına inanmış olmasıdır. Nitekim Sovyetler’e saldırı öncesinde Bulgaristan, Romanya ve Yugoslavya’yı işgal ederek Balkanları güvenlik altına alırken, tarafsızlığına inandığı Türkiye’ye saldırmayacaktır.

Fransa’nın Teslimi

Fransa’nın Yenilgisi

Fransız ve kıtada bulunan İngiliz birlikleri, ünlü Maginot hattının gerisinde Alman saldırısını belki de abartılmış bir güvenle bekliyorlardı. Ancak şaşırtıcı olan şudur ki bu güçlü savunma hattı Fransa’ya olduğu kadar ve belki ondan da çok Almanya’ya güvenlik sağlamış sayılabilir.

Fransız genel kurmayı Birinci Dünya Savaşı’ndan kalma bir zamanlama anlayışı içinde hareket etmişti.

Alman birlikleri, Rotterdam’ı havadan bombalayıp yerle bir ettikten sonra, Hollanda’yı dört gün gibi kısa bir sürede işgal ettiler. Dunkirk’ten 3 Haziran 1940 tarihine kadar 200.000 askeri İngiltere’ye çekti. Ancak çekiliş sınarında hemen hemen bütün ağırlıklarını da Avrupa’da Almanlara bırakmak durumunda kaldı. Fransa Avrupa’da yalnız kaldı ve bu da İngiltere ile Fransa arasındaki ilişkilerin bozulmasına yol açtı.

22 Haziran 1940 tarihinde Alman-Fransız Silah Bırakışması imzalandı. Önemli maddeleri: (i) Fransa’nın kuzey yarısı ve Atlantik kıyıları Almanya’ya bırakılacaktı. (ii) Diğer bölgeler işgal edilmeyecek ve böylece Fransa’nın bağımsızlığının sürdüğü izlenimi yaratılacaktı. (iii) Fransız ordusu hemen hemen tümüyle ortadan kaldırılacak ve ilke silahtan arındırılacaktı. (iv) Fransız deniz kuvvetleri Almanya ve İtalya’nın denetiminde silahtan arındırılacak ve Almanya bu kuvveti kullanmayacaktı. (v) Almanya’da Fransa’ya kaçmış tüm Alman mültecileri geri verilecekti. Hitler bırakışma törenine tüm tarihsel “dramatik” görüntüyü verdi. General Foch’un 1918 Kasımında Alman teslim heyetini kabul ettiği vagon müzayeden alınarak bırakışmanın imzalanacağı Compeihnes ormanına getirildi ve Fransız temsilcileri bırakışmayı bu vagonda imzaladılar. Hitler 1918’in intikamını almıştı.

Yenilginin Nedenleri

İstikrarlı hükümetler kurulamadı. Maginot hattına çok güvenmeleri.

Vichy Hükümeti

1940 Ağustosunda meclisi feshederek Vishy’i başkent yaptı ve bir cins diktatörlüğe başladı.  Fransız Devrimi’nin  “özgürlük, eşitlik, kardeşlik” ilkeleri yerine “iş, aile, vatan” ilkelerini koydu. Yahudi aleyhtarlığı.

General de Gaulle, Londra’ya kaçarak, Fransa’nın kurtuluşu için mücadele başlatmıştı. “Hür Fransızlar” hareketini başlatarak ABD ile İngiltere’den Fransa’nın meşru başbakanı olarak tanınmasını istedi. Gaulle’ün savaştan sonra ortaya çıkacak olan Anglosakson düşmanlığının bir nedeni de budur.

Pétain hükümetinin Vichy’de, de Gaulle’ün “Hür Franzsılar” hareketini yürüten Ulusal Kurtuluş Komitesi’nin Londra’da kurulmasıyla Fransız politikasının gelecek dört yıl içinde oradan oraya çalkalanıp duracağı direnme ve işbirliği kutupları ortaya çıktı.

İngiltere 3 Temmuz 1940’ta İngiliz limanlarındaki Fransız savaş gemilerine el koydu ve daha da kötüsü, Cezayir’in Mers-el-kebir üssünde demirli bulunan Fransız donanmasını batırdı. 1300 Fransız denizcisinin öldüğü bu olayı Fransızlar kolay unutmayacaktır.

İngiltere Savaşı

İngiltere’nin kıtadaki “kılıcı” olan Fransa bir kere elinden alındı mı barışa yanaşacaktı. İngiltere’yle barış için taktiğiyse rakibinin sinirleri bozulana kadar beklemekti.

Almanya 7 Eylül 1940’ta Londra’yı havadan bombalamağa başladı. Birinci Dünya Savaşı’nın özelliklerinden olan asker-sivil ayrımının son bulmasıdır.

Hitler’in batıdaki zaferi, savaşı bir Avrupa savaşından bir dünya savaşı biçimine sokan gelişmeleri başlattı.

SAVAŞIN AVRUPA’DA GENİŞLEMESİ

Alman-Sovyet İlişkilerinin Bozulmaya Başlaması

Ancak Sovyetler Almanya için çok hassas bir bölge olan Balkanlara el atınca Almanya kuşkulandı.

17 Ekim 1940’da Sovyet dışişleri bakanı Molotov Berlin’e davet edilerek Hitler ile görüşüldü. Hitler’in Molotov’a önerdikleri şöyle özetlenebilir. (i) Almanya’nın Avrupa dışındaki ilgileri Orta Afrika’da toplanmaktadır. (ii) İtalya’nın Avrupa dışındaki ilgileri Kuzey Afrika Şeridi ve doğu Afrika’da toplanmaktadır. (iii) Japonya’nın ilgi alanı Japonya’nın güneyinde Filipinleri içine alan ve Avustralya’ya kadar uzanan bölgedir. (iv) Sovyetler Birliğinin ilgi alanı, Kafkaslardan güneye, Basra Körfezi ve Hindistan’a uzanmaktadır.

Sovyetlerin karşı önerileriyse şunlardır: Sovyetlere Boğazlarda üsler verilecek.

Rusya’nın istilası ile ilgili planı.

Kuzey Afrika ve Balkanlar

İtalya-İngiltere Mücadelesi

1940 yılında Fransa’nın çekilip İtalya’nın savaşa girmesi. Mussolini Akdeniz’i bizim denizimiz diye adlandıra dursun…

İtalyanların Mısırdan çıkardığı ve harekatı geliştirerek 1941 Martında Bingazi’yi bile eline geçirdi. İtalya Kuzey Afrika’da tam bir hezimete uğramıştı.

İtalya’nın Yunanistan’a Saldırması

Mussolini Yunanistan’a saldırdı. İtalya 1939 Nisanında Arnavutluk’u işgal edince Yunanistan’ın komşusu olmuştu. İngiltere bu devlete askeri güvence vermişti. Yunanistan Balkan Paktını hatırlatarak Türkiye’nin kendisine yardım etmesini istedi.

Almanya’nın Balkanlara Girmesi

1941 Martında Almanya ile bir pakt imzaladı alman askerleri Sofya’ya girdi. Bir hafta gibi kısa bir süre  içinde Yunanistan’ın direnmesi kırıldı.

Türkiye’nin Savaş Dışı Durumu

Türkiye, yaygın ve teknik olarak yanlış kanın aksine, savaş süresince “tarafsız” kalmış değildir, çünkü savaşan guruplardan biriyle, yani İngiltere ve Fransa ile ittifak imzalamış bulunuyordu. Türkiye’yi savaş dışı tutmayı başarmışlardır. Devleti yönetenlerin Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı devletini savaşa sokup sonunda yıkan gelişmeleri yakın tarihten ders alarak aynı hataları tekrarlamamalarıdır. Gerçekten savaşa girilecekse, devletin, nerde ve ne zaman gireceğini kendisinin saptaması, dış politikanın ve savaştaki başarının temel direğidir.

Mihver devletlerinin savaş üstünlüğünü ellerinde bulundurdukları 1939-1942 döneminde, Türkiye savaş dışı durumuyla harekatı engelleyen bir “kalkan” haline gelmiş ve savaşın Ortadoğu’ya ani genişlemesini önlemiştir. 1943-1945 dönemindeyse Türkiye’nin savaş dışı durumu bu kez Müttefik devletlerin işine gelmemiştir.

İngiltere Türkiye’nin dış politikasında önce İtalya’ya, sonra da Sovyetler Birliğine önemli bir dayanak haline gelmiştir.

Türkiye, Almanya’nın 1939 Mart’ına kadar izlediği “bir millet, bir devlet” politikasını da, biraz Misak-ı Milli’ye benzeterek haklı bulmuştur. Almanya’nın 15 Mart 1939’da halkı Alman olmayan Çekoslovakya’yı ilhak etmesi ve böylece “hayat sahası” politikasına başlaması, Türkiye’yi endişelendirmiştir.

İtalya’nın 1940 Haziranında savaşa girmesi, ittifakın yükümlülüklerini ortaya çıkardı. İngiltere ile Fransa, Türkiye’nin savaşa girmesini istediler. Türk hükümetiyse değişen koşullar altında şu gerekçelerle savaşa girmeyi reddetti: Fransa, Almanya ile bırakışma görüşmelerine başlamış bulunuyordu. Vaat edilen silahlar verilmemişti.

Hitler 4 Mart 1941’de İnönü’ye bir mektup göndererek Almanya’nın Türkiye’ye karşı saldırgan emelleri olmadığını ve Alman ordularının Türk sınırlarından 60 km. uzakta kalacağını bildirdi. Sovyetler Birliği ile tüm iyi niyet gösterilerine rağmen Almanya’nın Balkanlar’daki faaliyetlerine karşı bir denge kurmak isteyen Türkiye, 24 Mart 1941’de bir saldırmazlık deklarasyonu imzaladılar.

Sovyet ittifakının 12 Mayıs 1942’de imzalanması ve metninin açıklanmasıyla azalmış, ama 1942 yılının sonunda tekrar ve daha çok artmıştır.

Alman-Sovyet Savaşı

Japonya’ya Sovyet “mirasından” pay verilmeyecek ve İngiltere ile ABD Japonya ile Uzakdoğu’da uğraşırken, Almanya Avrupa’da güvenlikte olacaktı.

Almanya, Moskova kapılarına kadar dayanmış ve ülkenin en zengin endüstri bölgelerini ele geçirmişti, ama Rus ikliminde kış savaşı için hazırlanmamış olan Alman orduları önce çaur sonra kar ve soğuk yüzünden durakladılar.

SİYASİ TARİH 1918-1994 Oral SANDER

ABD’NİN DIŞ POLİTİKASI
ABD iki savaş arası dönemde “yalnızcılık” (isolatiınism) politikasını izlemiştir. İngiltere’nin güçlü donanması, ABD’ye Atlantik Okyanusu’ndan gelecek tehlikelere karşı iyi bir güvence oluşturuyor, Japonya’ya karşı Pasifik’te kendi donanmasına güveniyordu.
Amerikan Kongresi’nde çoğunluğa sahip olan Demokratlar, bu devletin dünya politikasına ağırlığını koymasını olanaksız kılacak bir takım tedbirler aldılar.
UZAKDOĞU GELİŞMELERİ
Gelişmeleri Etkileyen Temel Öğeler
1989-1905 yılları arasındaki olayların uluslar arası politikaya etkileri: Pasifik bölgesinde Rusya, ABD ve Japonya karşı karşıya… Pasifik bölgesi uluslar arası rekabet çatışmanın odağı… Avrupa Devletlerinin bölgedeki rolü ve gücü azalmaya başladı, Japonya’nın 1931 yılında Mançura’yı işgalinde, 1931’de Uzakdoğu’da barışın bozulmasına karşı ene Milletler Cemiyeti ne de Avrupa’nın büyük devletler bir şey yapabildiler.
Çin’deki Gelişmeler
Çan Kayşek. 1927’de partiyi komünist unsurlardan temizlemiş, taraftarlarına karşı büyük ve kanlı bir harekata girmiştir. Parti Mao Zedung tarafından yeniden örgütlenmiştir.
Çin’de milliyetçi hükümetin ülkenin tümüne egemen olması, Japonya’nın işine gelmedi.
Japonya’nın Mançura’yı İşgali
1932 yılında bölgenin tümünü denetim altına aldı. “kukla” “bağımsız” Mançuko devletini kurdu.
“Kuvvet politikasının” bütün dünya çapında açıkça ortaya çıkmasıdır.
ORTADOĞU
İki savaş arası dönemin ama sorunu Arap milliyetçiliğidir. Arap topraklarının İngiltere ve Fransa’nın “manda” yönetimi altına korunması, Arap önderleri için düş kırıklığı oldu.
Arap kültürü ve İslam dini egemendir. Merkez. Çevre.
Barışın Düzenlemelerinin Yarattığı Sorunlar
Birbirleriyle Çelişen Savlar
Amerikan olan King-Crane Komisyonu. Komisyon, bulgular üzerine şu öneride bulundu: (i) Suriye için ya Amerika ya da İngiliz koruyuculuğu; (ii) Suriye Krallığı’na Faysal’ın getirilmesi; (iii) Mezopotamya’da İngiliz koruyuculuğu; (iv) Filistin’de bir Yahudi devletinin kurulmaması; (v) Filistin’in birleşik Suriye sınırları içine alınması ve kutsal yerlerin uluslar arası statüye kavuşması.
Barış Düzenlemeleri
San Remo Konferansı:
Ortadoğu üzerindeki barış konferansı 24 Nisan 1920’de San Remo’da açıldı. Suriye Fransız, Irak ile Filistin ise İngiliz “manda” yönetimine bırakıldı.
Suriye’deki Düzenleme:
Suriye’de olduğu gibi Mezopotamya halkı da yabancı güçler tarafından zorla kabul ettirilen bir barış düzenlemesinin sınırları içine hapsedildi.
Filistin’deki Düzenlemeler:
Ürdün ve Filistin İngiliz “manda” yönetimine bırakılmıştı. Balfour Deklarasyonu’nun uygulanmasını en önemli görev kabul ederek 1920 Eylülünde 16.500 kişilik bir Yahudi gurubunun Filistin’e göç etmesinin kararı alındı.
Son Düzenleme
Bölgeyle ilgili tüm düzenlemeler, savaş içinde yapılmış olan gizli paylaşım antlaşmalarına genel hatlarıyla uyan emperyalist bir nitelik göstermekteydi.
Arap Ulusçuluğu
Irak
İngiliz “mandat” yönetimine karşı ortak bir tavır almışlardı. Fa

ysal’ı Kral yaparak, ülkeye 1922 yılında özerklik verdi.

1932’de bağımsız bir krallık oldu.
Filistin
İngiltere “bölgede bir Yahudi yurdunun kurulmasını sağlayacak, fakat aynı zamanda Filistin halklarının hepsini medeni ve dini haklarını koruyacak siyasal, yönetimsel ve ekonomik koşulları gerçekleştirecekti.
1934 yılında Filistin’de ki Yahudilerin sayısı 900.000’i buldu. Zamanla kendi ülkesinde “ikinci sınıf yurttaş” haline geldi. İkinci Dünya Savaşından sonra Filistin’deki İngiliz “mandat” yönetimi sona ererken, Filistin toprakları üzerinde ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun kararıyla bağımsız bir İsrail devleti kurulacak (1948).
Suriye
Fransa ise Suriye’de “böl ve yönet” (divide and rule) anlayışına dayanan bir politika izledi. Yalnız Lübnan bugüne kadar varlığını korumuştur. Suriye politikası bir “aileler politikası” haline gelmekteydi.
Halk Cephesi hükümetinin Fransa’da iktidara gelmesiyle 1936 yılında Suriye’nin bağımsızlığı tanındı. Lübnan’daysa 1926 yılında ve Fransa’nın denetimi altında bir cumhuriyet ilan etmişti.
Mısır
İngiltere 1922 yılında Mısır’ı tek taraflı olarak meşruti krallık olarak ilan etti.
Suudi Arabistan
Suudi devleti, şimdiki biçimiyle ancak 1932’de kurulacaksa da 1744 yılı Suudi siyasal sisteminin kurulduğu tarih olarak kabul edilir. Suud-Vahhabi “koalisyonu”
Suudi Arabistan’ın bağımsız bir devlet olarak kurulmasında hiçbir Avrupa devletinin yardımı bulunmaması ve tarihinde de sömürge konusu olmaması, Suudi yöneticilerine, öteki krallık rejimlerinin hiçbirinde görülmeyen tarihi bir meşruluk kazandırmıştır.
İran Ulusçuluğu
1736 yılında Safavi hanedanlığını önce zayıflatan ve sonra da yıkan en önemli neden, İran’ın eski derdi olan kabileler arası çatışmalardır.
İran’da dış baskınlar ve merkezi otoritenin zayıflaması sonucunda, 1906 yılında bir devrim oldu.
1921 yılında Tahran’da yeni bir milliyetçi hareket başlattı. Hareketin önderi Ziyaeddin Tabatabay. Kendisini başbakan, tugay komutanı Rıza’yı savaş bakanı yaptı. Ancak Rıza 1923 yılında Tabatabay’ı devirerek önce başkan oldu, 1925’te Şah olarak taç giydi.
Dini etkinin sınırlandırılması için Müslümanlıktan önceki Zerdüşt inancı da devlet dini olarak kabul edildi. Yeni hanedanlığa “Pehlevi” Reform hareketleri. Kişisel iktidar ve zenginlik hırsıyla, siyasal rakiplerinin çoğunluğunu, bazen apaçık öldürterek, ortadan kaldırmaya başlamıştı.
İkinci Dünya Savaşı sırasında, İran yeniden Rusya ile İngiltere tarafından işgal edilince, Rıza Şah 1941 yılının Ağustos’unda tahttan indirilerek ülkeden uzaklaştırıldı.
Türk Ulusçuluğu
Genel Olarak
Türk ulusçuluğunun yabancı güçlerce baslı altında tutulmamış olmasındandır.
Devlet yönetimindeki sorumluluk duygusudur.
İlk yirmi yıl içinde bağımsızlık ve egemenlik konularında son derece “kıskanç” olan “Türkiye”, dönemin büyük devletlerine karşı yansız bir politika izlemeye çalışmıştır.
“Batılılaşmış ulus” kavramı, bu özel Anadolu deneyinde “yapısal benzerliğin bulunduğu bir Avrupa ülkeleriyle uyumu biçimde doğan ve böyle yaşamak isteyen bir ulus” olarak anlaşılmalıdır.
Lozan, Türkiye görüşmelerinden olumlu bir sonuç alabilmesini sağlayacak gerçekçi ve haklı çerçevenin sınırlarını çok iyi çizmesini bilmiştir.
Hitler iktidara gelip Mihver devletlerini oluşturduğunda ve bunun tehdit edici etkileri Doğu Avrupa ve Balkanlarda hissedildiğinde, Milletler Cemiyeti’nin üyesi olmakta duraksamamıştır.
Lozan’dan Kalan Sorunları Çözülmesi
Yunanistan ile Sorunl

ar

“étabis” Yunanistan, sözcüğü kapsamını geniş yorumlamak istemiş Doğu Akdeniz’de bir tehdit unsuru haline gelmeye başlayan İtalya dolayısıyla. 10 Haziran 1930’da bir anlaşmaya varılarak, yerleşme tarihleri be doğum yerleri ne olursa olsun, bütün İstanbul Rumları ile Batı Trakya Türkleri ahali mübadelesinin dışında bırakıldı. Ortodoks Kilisesi Patriği sorunu, siyasete karışmaması koşuluna bağlı olarak Patriğin İstanbul’da kalması kabul edilmiştir.
Fransa ile Sorunlar
Türkiye-Suriye sınırının çizilmesi. Türkiye’deki Fransız okullarında tarih ve coğrafya gibi derslerin Türkçe ve Türk öğretmenler tarafından okutulması konusunda Türk Hükümetinin ısrarı.
Asıl önemli sorun “borçlar” sorunudur. Türkiye 1931 yılında ilan edilen Hoover Moratoryumu’na uygun olarak borçlarının taksitlerini ödemeyi durdurunca konu yeniden alevlendi. 1936 yılında ortaya çıkan Sancak (Hatay) sorunu.
Milletler Cemiyeti Meclisi’nde Türk ve Fransız temsilcilikleri görüşme yaptı ve 1937 yılının Ocak ayında Sancak sorunu üzerinde bir ilke anlaşmasına varıldı. Hükümleri; İskenderun ve Antakya, ayrı bir siyasal varlık; Suriye tarafından yönetilecekti; Türkçe resmi dil;bölge tahkim edilmeyecek; toprak bütünlüğü Türkiye ile Fransa tarafından güvence altına alınacaktı.
1938 Ağustosunda yapılan seçimler Türk topluluğu, 40 milletvekilliğinden 22’sini elde ettiler. 29 Haziran 1939’da meclisin oybirliğiyle aldığı karar üzerine Türkiye’ye katıldı.
İngiltere ile Musul Sorunu
Lozan Anlaşmasının hükümlerine göre, taraflar dokuz ay içinde bir çözüm yolu bulamadıkları takdirde, sorun Milletler Cemiyeti’ne sunulacaktı.
18 Şubat 1926 tarihli Türk-Fransız Sözleşmesi’ni, Musul sorunu çözülene kadar meclisin onayına sunmamıştı. Milletler Cemiyeti Konseyi uluslar arası komisyonun kurulması kararını aldı.
Türk-Irak sınırında yerel bazı çatışmalar çıktı ve bunun üzerine Brüksel’de geçici nitelikte bir sınır saptandı. Türkiye 5 Haziran 1935 tarihinde anlaşmaya vardılar. Türkiye’nin Musul petrollerinden 25 yıl süreyle %10 hisse alması kabul edilmiştir. 500.000 İngiliz lirası karşılığında bu hakkından feragat edecektir.
İngiltere’nin çeşitli yollardan Türkiye’ye yaptığı baskıların kısa vadedeki en önemli sonucu, Türkiye’nin Sovyetler birliğine yaklaşmasıdır.
Türk Sovyet İlişkilerinin Güçlenmesi
Sovyetler Birliği de aynı yıl imzalanmış bulunan Lokarno Antlaşmaları’nı kendisine yönelik düzenlemeler olarak yorumlamış 17 aralık 1925 tarihinde bir “Tarafsızlık ve Saldırmazlık” antlaşması imzalamıştır.
Ekonomik ve ticari ilişkilerin düşük bir düzeyde kalmasına rağmen Türk-Sovyet siyasal ilişkileri gelişti.
Barışa Yönelik İşbirliği Çabaları
Türkiye’nin dış politikada ki ana amacı, büyük güçlüklerle elde edilen bağımsızlık ve toprak bütünlüğün, uluslar arası statüko içinde korunması ve sürdürülmesidir.
1932 yılına gelindiğinde : ekonomik milliyetçilik egemendir.
Balkan Antantı
Balkan Antantı’nın kurulmasındaki etkin paydır.
İki savaş arası dönemin genel çalkantılı havası içinde, Balkan Antantı başarılı bir gruplaşma olmamıştır. Başarısızlığın nedenleri, Balkan sınırlarını garenti etmek gibi dar askeri amacı olan birliği durumundaydı. Bulgaristan ile Arnavutluk’u guruplaşma içine alabilecek tedbirler üzerinde fazla durmadan aceleyle kurulan bir güvenlik kuruluşu olmuştur.  “Antant” sözcüğünün anlattığı gerçek bir “anlayış birliği” kuramamış askeri bir ittifak olarak kalmıştır. Yugoslavya 1937 yılında Bulgaristan ile bir yakınlaşmaya gittiğinde balkan Antantı temel anlamını yitirecektir.
Akdeniz İttifakı
İngiltere, İtalya’nın 1935 Kasımında zorlama tedbirlerine katılan devletleri tehdit etmesi üzerine, Aralık ayında İspanya, Yugoslavya, Yunanistan, ve Türkiye’ye askeri güvence verdi. İyalya’nın Akdeniz’de yarattığı tehdit karşısında ortaya çıkan bu güvenceler sistemine siyasi tarihte “Akdeniz Paktı” yada “Akdeniz İttifakı” adı verilir.
Türkiye’nin İngiltere ile ilişkilerinde bir dönüm noktası sayılabilir.
Montrö
Montrö

Boğazlar Sözleşmesi, Türkiye’nin güvenlik ihtiyaçlarına Lozan’dan daha çok cevap vermektedir. Karadeniz’de kıyısı bulunan devletlerin doğal olarak sahip olmaları gereken üstün haklarla kıyısı bulunmayan devletlerin sınırlı olan hakları arasında daha iyi bir denge kurulmuştur.

Türkiye’nin Lozan Boğazlar Sözleşmesi’ni değiştirmesindeki başarısının temel nedeni karmakarışık bir uluslar arası ortamda, devletlerin oldubittiler ve silah kullanarak çıkarlarını gerçekleştirmek istedikleri bir zamanda, Türkiye’nin karşılıklı müzakerelerle, uluslar arası bir konferansla ve barışçı bir biçimde , kendisine yapılan haksızlığı değiştirmek istemesidir.
20 Temmuz 1936 tarihinde Montrö Boğazlar Sözleşmesi imzalandı.
Sadabad Paktı
Türkiye’nin girişimleri üzerine Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında 8 Temmuz 1937 tarihinde Tahran’da imzalanan Sadabad Paktı . Ortadoğu bölgesinde saldırgana karşı caydırıcı bir etki yapmak amacını taşımaktaydı.
İkinci Dünya Savaşından sonra bölgede CENTO örgütünün kurulması
Türk-İngiliz-Fransız İttifakı
19 Ekim 1939’da imzalanan Türk-İngiliz-Fransız İttifakı’nın önemli maddeleri şunlardır. (i) Bir Avrupa devletinin saldırısıyla başlayan, ve İngiltere ile Fransa’nın katılacakları savaş, Akdeniz’e intikal ettiği takdirde (yani İtalya’nın savaşa girmesi durumunda) Türkiye müttefiklerine yardım edecekti. (ii) İngiltere ile Fransa,  Türkiye bir Avrupa devletinin saldırısına uğradığı taktirde bu devlete yardım edeceklerdi. (iii) Türkiye, Romanya ve Yunanistan’a verdikleri güvencenin yerine getirilmesinde İngiltere ve Fransa’ya yardım edecekti. (iv) Müttefikleri Türkiye’ye silah yardımı yapacaklardı. (v) Bunların dışında Türkiye anlaşmaya ek 2 numaralı protokolle, anlaşmadan doğan taahhütlerin kendisini Sovyetler Birliği ile savaşa sürüklemeyeceği hakkında bir “ihtirazi kayıt” koydu. 



Siyasi Tarih 1918-1994 Oral Sandler

LOKARNO DÖNEMİ (1925-1930)
Yani barış dönemi iki temel sorunun çözülmesiyle ortaya çıktı. 250 milyon dolardan başlamak üzere giderek artan oranlarda yıllık ödemeler. Almanya’ya 200 milyon dolarlık bir kredi açılacaktı. Fransa’nın işgali altına düşen Ruhr bölgesi tamamen boşaltılacak.
Almanya’nın 1922 yılında, Almanya, Fransa, Belçika be İngiltere arasında savaşa girişmeme önerisidir. Fransa tarafından reddedilmişti. 16 Ekim 1925’te Lokarno’da şu antlaşmalar imzalandı:
(i)                      Alman-Fransız ve Alman-Belçika sınırlarını, yani Almanya’nın batı sınırlarını Ren bölgesinin silahtan arındırıldığını güvence altına alan antlaşma. Almanya doğu sınırları konusunda aynı güvenceyi vermedi. İngiltere, Almanya’nın Belçika ve Fransa’ya saldırması durumunda, askeri yardım yapacaktı. Ancak Çekoslovakya ve Polonya’ya bir saldırı olduğu takdirde benzer bir güvence vermedi.
(ii)                     Hakemlik atlaşmaları
(iii)                   Fransa ile karşılıklı güvence antlaşmaları. Fransa ile Almanya’nın ilişkileri normalleştirdi. Versailles düzeninin iflası demekti.
Hitler’in dikkatli gözlemlerinden kaçmayacak ve dış politikasında, Polonya ya da Çekoslovakya’ya saldırdığı takdirde İngiltere’nin harekete geçmeyeceği varsayımından yola çıkacaktır. Almanya’ya doğu sınırları konusunda çekingen davranmayabileceği rahatlığını verdi.
Milletler Cemiyeti
Wilson’un 14 Noktasında anlatımını bulan ilkelerin, yeni kurulacak olan uluslararası düzenin temel olacağını, MC’nin de “açık diplomasi” yoluyla “dış politikanın demokratik denetimi” dönemini açacağını umdular.
Fransa ile MC’yi Almanya’ya karşı kurulacak güvenlik sisteminin temel direği, İngiltere ise Almanya’yı da içerecek bir uzlaşma sistemi olarak görüyordu.
Almanya’nın Ren bölgesinin işgali, savaştan sonra kurulan güvenlik sisteminin sonunu vurguladı. Büyük küçük her devlet, yeniden askeri gücüne, diplomasisine ve güvenliği için ittifaklara dayanmaya başladı. Kısa Lokarno döneminden sonra anarşi uluslar arası sisteme yeniden egemen oldu.
MC için öldürücü darbe, İtalya’nın Habeşistan’ı işgalidir. Uzakdoğu’da saldırgan Japonya ile Almanya ve İtalya üyelikten çekildiler. . Finlandiya’yı işgal eden Sovyetler Birliği’ni  yeni girdiği örgütten çıkardı.
Silahsızlanma ve Savaşın Yasaklanması
Deniz Silahlarında Sınırlandırma
1922 yılında Washington’da toplanan Deniz Silahlarının Sınırlandırılması Konferansı, Uzakdoğu’da büyük bir güç olarak ortaya çıkan Japonya ile bölgenin üstün gücü ABD arasındaki rekabetin sonucu olarak ortaya çıkmış. İmzalanan antlaşmada Pasifik’teki topraklarına saygı göstermeyi karşılıklı olarak  taahhüt etmişler. Çin’in toprakları bütünlüğünü ve Çin toprakları üzerinde “fırsat eşitliği”
Antlaşma “capital ships” önemli olan İngiltere’nin deniz üstünlüğünü, şimdi ilk kez bir başka devletle, ABD ile paylaşmasıydı.
Briand-Kellogg Paktı
Fransız Dışişleri Bakanı, ABD İle Fransa arasındaki ilişkilerde savaşı kanun dışı ilan eden karşılıklı bir yükümlülükte bulunmasını önerdi. Kellogg ise, daha gerçekçi davranarak, “savaşı ulusal politikanın bir aleti olmaktan çıkarma yükümlülüğünün” çok tarafı anlaşmalarla sağlanması önerisinde bulundu. 1928 Ağustosunda ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, Polonya, Belçika, Çekoslovakya arasında imzalandı. Bu pakta daha sonra Türkiye dahil başka devletlerde katılacaktır.
Sovyet Dış Politikası
Sovyet dış politikasını genel olarak iki geniş döneme ayırmak olanaklıdır. Göreli Güçsüzlük Dönemi, ideolojik amaçları nesnel yetkinliklerinin çok üstündedir. Yeteneklerin Artması Dönem

i

Para ve sermaye, ticaret diplomatik tanınma. “tarafsızlık ve saldırmazlık politikası”
Politikanın ilk başarısı, Almanya ile Rapallo Antlaşması’dır. 1928 yılında “Litvonov Protokolü”.
YIKILMA DÖNEMİ (1930-1939)
Ekonomik Çöküntü
Savaşa doğru sürüklenmesi, 1919-2931 yılları arasında etkisini göstermiş olan büyük ekonomik çöküntüyle başlar. Kapitalist ekonomik sistem, parçalarından birinde ortaya çıkan bozukluğun öteki parçalara da bulaştığı, birbirine bağımlı ve nazik bir bütün haline gelmişti.
Bunalım, hisse senetleri borsasında başladı. Ekonomik Vanlılığı ABD’nin krediyi kesmesiyle yıkıldı. En çok borçlu olan Almanya bunalımdan en çok darbe yiyen ülke oldu.
1931 Haziranında “Hoover Moratoryumu” Almanya’da Hitler.
Hitler ve Dış Politikası
İktidara Geçiş
30 Ocak 1933’te yaşlı devlet başkanı Hindenburg’un önerisiyle, çoğunluğa sahip olmasa bile Reichstag’ın en güçlü partisi durumunda bulunan Nasyonal Sosyalistlerin önderi Hitler Şansölye oldu.
1920 yılındaki Kapp Darbesi genel grevle, Hitler’in 1923 darbe girişimi de ordunun müdahalesiyle başarısız olmuştu.  Hitler 30 Ocak 1933 tarihine kadar anayasayı ,lhah eden bir havranışta bulunmuş değildir.
Tutucular ise Nazileri kullanarak politikalarına daha geniş bir destek toplamak istediler ancak tam tersine Hitler onları kullandı.
Yeni seçimler, Nazi Partisi dışında bütün partileri kapattı, siyasal faaliyetleri yasakladı, 1934 Ağustosunda Hindenburg’un ölümü üzerine, hükümet başkanlığının yanında devlet başkanlığını da alarak, Almanya’nın “Führer”i haline geldi.
Görüşleri
Ari ırkının üstünlüğü. Almanya’da ekonomik bunalımın etkisiyle fakirleşen giderek toplumun dışına itilen ve benliğini eski güçlü Almanya’da arayan orta ve aşağı sınıf insanı ile gençler, Nazilerin saflarında büyük bir amaç birliği, etkili bir “hoş geldin” buldular.
Kilise ve orduyla Nazi partisi arasındaki ilişkiler hiçbir zaman pürüzsüz olmamıştır.
“Saf” Alman ırkının Yahudiler, Slavlar be öteki “düşük” ırklardan temizlenmesiyle.
Hitler’in genel “programının” beş noktayı siyasal denetim ele geçirilip. Versailles düzenlemesi ortadan kaldırılarak. Sovyetler Birliği yok edilecek. Kuzey Afrika’da büyük bir sömürge İmparatorluğu. Alman kuşağının ABD ile dünya üstünlüğü için mücadele edeceğini.
Hitler Napolyon’dan sonra Avrupa’nın en geniş ufuklu önderidir.
Dış Politikasının Anahtarları
Hitler’in uyguladığı dış politika üç aşamalıdır. Almanya’nın Versailles Barış Antlaşması’nın kısıtlamalarından kurtarılması. “bir ulus, bir devlet” Lebensraum, yani “hayat sahası”
Hitler dış politikasının ilk iki aşamasını gerçekleştirirken büyük bir direnmeyle karşılaşmamış. Çekoslovakya’nın tümünü işgal edince, bu devlete karşı etkin tedbirler alınmaya çalışılacaktır.
Hitler’e Dışarıdan İlk Tepkiler
1935’te Fransa ile Sovyetler Birliği arasında bir ittifak. 1934 yılında Almanya’nın Avusturya’yı ilhak teşebbüsü. Mussolini İtalya’sı, Avusturya-İtalya sınırındaki  stratejik Brenner geçidine 200.000 kişilik bir ordu yığdı. Plebisit sonucunda Saar Bölgesin Alman toprakları içine katılması, zengin endüstri bölgesi, ilerde güçlenmesine temel hazırlanıyordu. İngiltere, Fransa ve İtalya Alman revizyonizmine karşı olarak bir cephe kurma kararını aldılar. 1935 Nisanında üç devlet arasında Stresa Antlaşmaları imzalandı. Avusturyanın bağımsızlık ve toprak bütünlüğü garanti ediliyordu.
“Salam taktiği” Almanya’nın ilk iki aşamanın gerçekleşmesinden aldığı yeni güçle “hayat sahası” politikasını başlatabildi. Bu konuda kendisine İngiltere yardımcı da olacaktır.
İngiltere’nin Yatıştırma Politikası
Yatıştırma Felsefesi

="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 27pt;">İngiltere, karmaşık ittifaklar sisteminin, Avrupa barışının 1914’te bozulmasının temel nedeni olarak değerlendirildi. 1938 ilkbaharına gelindiğinde, Fransa’ya Almanya’nın Çekoslovakya’ya ait bulunan Südetler Bölgesi’ni işgal etmesi durumunda bile bu devlete karşı savaşa girmeyeceğini bildirdi. Münih Konferansı’nda da bölge Almanya’ya verildi.

İngiliz Başbakanı Neville Chamberlain, “yatıştırma politikasının” (appeasement policy) simgesi haline gelmiştir. Doğuda bazı Alman bölgeleri Polonya’ya bırakılmıştı. İşi önemli bir yanı bu uygulamanın Wilson ilkeleriyle bağdaşmamasıydı. Almanya, 1936’da Ren bölgesini silahlandırırken 1938 yılında Avusturya’yı ilhak ederken ve Çekoslovakya’nın Almanca konuşulan Südetler bölgesinin kendisine verilmesini isterken, Chamberlain’e göre milletler ve kendi geleceğini belirleme (self determination) ilkelerinden hareket etmekteydi.
İngiliz-Alman Deniz Silahları Antlaşması
Alman deniz gücünü İngiltere’ninkinin %35’inin üzerine çıkarmamayı kabul etti. Buna karşılık, İngiltere Almanya’nın denizaltı yapmasına rıza gösterdi.
1935 yılından sonra Avrupa’da artık bir Versailles sistemi yoktur.
İtalya’nın Habeşistan’ı İşgali
Nedenleri
Temel neden demografidir. Hızla gelişmekte olan ekonomisine hammadde kaynakları bulmak çabasıdır. Milliyetçi ekonomik politika.
İtalya’nın işgali 5 Ekim 1935’te. MC Konseyi, İtalya’yı saldırgan ülke ilan ederek üye devletlerden İtalya’ya karşı zorlama tedbirleri uygulamalarını istedi.
Sonuçları
İtalya’nın Habeşistan’ın işgalinin en önemli sonucu, Almanya’nın Ren bölgesine askerlerini sokmasıdır. Hitler, bu davranışlarına gerekçe olarak, Milletler Cemiyetinin etkin bir yol oynayamadığını Almanya’nın kendi güvenliğini kendisinin alması gerektiğini.
İngiltere’nin Akdeniz’de İtalya’nın başka girişimlerine karşı tedbirler aramaya başlamasıdır.
(çatışan taraflara uygulanan silah ambargosu da genellikle saldırganın yararına işleyecektir.)
Akdeniz Paktı ortaya çıkmıştır.
İtalya ile Almanya’nın yakınlaşmaları ve Berlin-Roma Mihveri’ni kurmalarıdır.
Avusturya’nın geleceği konusu iki ülke arasında sürtüşmelere yol açmaktaydı. Berlin-Roma-Tokyo üçgeni.
İspanya İç Savaşı
Birinci Dünya Savaşı’nın provası nasıl Bosna-Hersek’te yapılmışsa, İkinci Dünya Savaşı’nın provası İspanya’da ortaya çıktı.
1936 Temmuzunda Fas’taki birliklerinin komutanı olan General Franco, askeri bir isyanla İspanya’ya geçti. Halk Cephesi hükümetine karşı ağcı ve kralcı bir ayaklanmadır.
İsyan hareketi, İspanya’da olduğu kadar Berlin ve Roma’da da planlanmış. Franco’nun iktidarı ele geçirmesi, ilk bakışta, Fransa ve İngiltere gibi Batı Avrupa devletlerinin çıkarlarına aykırı görünüyordu.
Karışmazlık Komitesi’nin aldığı bu karara, tahmin edileceği gibi, İngiltere ile Fransa uymuş, ama Almanya ile İtalya uymamıştır. General Franco, 1939 yılında İspanya’ya tam anlamıyla egemen olmuştur.
Almanya’nın Avusturya’yı İlhakı (Anschluβ)
Almanya’nın 1938 yılının Martında Avusturya’yı ilhakı Almanya’nın dış politikasının ikinci aşamasına, yani “bir ulus, bir devlet” politikasına geçtiğini.
Versailles’ın bu açık ihlaline Avrupa devletlerinden etkili bir tepki gelmedi. İngiltere 1935 yılından bu yana “yatıştırma politikası”  izlemekteydi. Sürekli hükümet bunalımları Fransa’yı dış politika’da “hareketsiz” bir duruma sokmuştu.
Böylece bağımsız ve bağımsızlığı çeşitli Avrupa devletleri tarafından güvence altına alınmış bulunan bir devlet haritadan silindi.
Çekoslovakya’nın Parçalanması
Münih Düzenlemesi
Hitler, Mussolini, Fransa Başbakanı, Daladier ve Chamberl

ain’in katıldıkları Münih Konferansı 29 Eylül 1938’de toplandı. Südetler Bölgesinin dört aşamada Almanya’ya verilmesi kararlaştırdı.

Çekoslovak yöneticileri bu durumu ve İngiltere ile Fransa’nın sözlerine sadık kalmalarını unutmayacaktır. Güvenliklerini Sovyetler Birliği ile ittifakta aradılar.
1939 Martında gerçek niyetlerin ne olduğunu açıkça gösterdi ve çeşitli bahanelerle ordusunu Prag üzerine gönderdi.
Münih Düzenlemesinin Değerlendirilmesi
Yine tarihten sağlam olmayan, yeni bir çatışmanın eskisine benzeyeceği gibi analojiler çıkarıp edilgenliğine sürüklenmemek gerektiğidir.
Alman hayranlığı ya da Rus düşmanlığı gibi ulusçu önyargıların bir ülkenin dış politikasında verilecek kararları etkilememesi gerektiğidir.
Sonuçları
Almanya’nın önce Südetler Bölgesini ilhakının ve daha sonra Çekoslovakya’yı parçalayıp işgal etmesinin çok önemli sonuçları oldu. Sovyetler Birliği’nin İngiltere ve Fransa’ya güveninin kalmamasıdır. İngiltere ve Fransa ile işbirliği önerisi reddedilmişti. İngiltere ve Fransa, Sovyetler Birliğini bir Avrupa değil Asya devleti olarak gördüklerini ortaya koyuyordu; Münih düzenlemesinin en derin anlamı budur. Bugün Avrupa devletlerinin Rusya Federasyonu’na karşı uyguladıkları politika genelde bu tarihsel kalıba uymaktadır.
Alman İktisat Bakanı Münih’ten sonra Balkan devletlerine bir gezi yapınca, Chamberlain, Almanya’nın bu bölgede üstünlük kurmasını normal karşıladıklarını söylemişti. Hitler’in doğuya doğru harekete geçmesi olasılığını sezmiş olmalılar.
Batılıların Almanya’ya karşı yumuşak tutumlarını temelinden değiştiren gelişme 16 Mart 1939 tarihinde ortaya çıktı. Almanya, Macaristan’ın Karpat-Ukrayna bölgesini ilhakını kabul etti. Anlamı şu olabilirdi: Hitler, Sovyetler Birliği ile uğraşmayacak ve belki de önce batı yönüne harekete geçecekti! Chamberlain Nazi gelişmesine karşı etkili bir politika taraftarı olmuş. Sovyetler Birliği ise, İngiltere, Fransa, Sovyetler Birliği, Polonya, Romanya ve Türkiye arasında derhal bir konferans toplanmasını ve Almanya’ya karşı ortak bir tutum takınmasını önerdi. Bu tedbir İngiltere tarafından reddedildi. 23 Ağustos 1939’da Sovyetler Birliği ile bir saldırmazlık paktı imzalayacak olan Hitler, Polonya’nın işgaline başlayacak ve böylece İkinci Dünya Savaşı çıkacaktır.
Alman-Sovyet Saldırmazlık Paktı
Çekoslovakya bunalımının yarattığı hava içinde Mussolini Arnavutluk’u işgal etmişti. İtalya Almanya’ya 22 Mayıs 1939’da bir ittifak imzalamıştı. “Çelik Paktı”. İngiltere, artık yükümlülüklerini ciddiye aldığını Almanya’ya göstermek ve Almanya ile İtalya’nın gelecek genişleme girişimlerine göz yummayacağını ortaya koymak için 31 Mart’ta Polonya ve daha sonra Romanya ile Yunanistan’a askeir güvence verdi.
İngiltere’nin Doğu Avrupa devletlerine askeri güvencelerden sonra, İngiltere, Fransa ve Sovyetler Birliği arasında Almanya’ya karşı ortak cephe için görüşmeler başladı. Uluslar arası ilişkilere şimdi ideolojinin de sıkı bir biçimde girdiği bu ortamda, İngiltere ile Fransa Sovyet askeri gücüne güvenmiyor ve yakın bir iş birliğinden endişe duyuyorlardı. Sovyetler Birliği ise zaman istiyordu, çünkü Almanya’nın Sovyetlere saldırısını olanaklar ölçüsünde erteleyerek ve bu süre içinde silahlanarak güçlenmek işine geliyordu. Sovyetler Birliği Polonya sınırları içine askerlerini yerleştirmek isterken, stratejik açıdan pekte haksız sayılmazdı.
23 Ağustos’ta Moskova’da Alman-Sovyet Saldırmazlık Paktı imzalandı. Polonya’nın işgaliyle birlikte İkinci Dünya Savaşı başlayacaktır.


SİYASİ TARİH 1918-1994 – Oral SANDER


SİYASİ TARİH 1918-1994
Oral SANDER

İki Savaş Arası Dönemi (1919-1939)
DÖNEMİ ETKİLEYEN TEMEL ÖĞELER
Barışa yönelik unsurları görmek.
Birinci Dünya Savaşı’nı bitiren barış antlaşmalarındaki haksızlık ve adaletsizlikler, 1919’u izleyen yılların dünya politikasını büyük ölçüde biçimlendirmiş. İtalya’nın savaş sonrasındaki düş kırıklığı, iki devlet arası dönemdeki saldırgan politikasının temeli. İngiltere’nin savaş öncesi dönemdeki “denge politikasını” savaş sonrası da sürdürememesi. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan güç dengesinin temel öğesi haline gelen ABD’nin Milletler Cemiyeti’ne girmeyişi, Avrupa sorunlarından uzak kalışı. Sovyetler Birliği’nin de Avrupa’da göreli olarak uzak kalışı .
İki savaş arası dönemin önemli özelliklerinden: 1919 yılının öncesinde Fransa’ya karşı kurulan ittifaklar zincirinin temel halkası Almanya iken, 1919’dan sonra Almanya iken, 1919’dan sonra bir Alman intikamına karşı kurulan ittifakların temel halkası Fransa oldu.
Barış Antlaşmasının Korunmaya Çalışılması Dönemi : Fransa’nın amacı Almanya ile Sovyetler Birliği’nin toprak kayıplarıyla, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun dağıtılmış hali.
Lokarno Dönemi : Artan istikrar ve azalan gerginlik. Fransa’nın verdiği ödünler sonucunda kısa bir süre için gerçekleşen Fransız-Alman yakınlaşmasıdır.
Yıkılma Dönemi : Temelinde, Lokarno döneminde ortadan kaldırılamayan Franzsı-Alman düşmanlığı. Kolaylaştırılan temel unsur ise Fransa’nın İngiltere arasındaki görüş farklılıklarıdır. İngiltere’ye göre Avrupa barışını Almanya’nın haklı isteklerini en alt düzeyde kabul eden yeni bir Avrupa statükosuna dayanmalıydı. Fransa’ya göreyse Almanya’ya hiçbir ödün vermemeli, Versailles sistemi sonuna kadar savunulmalıydı. Alman saldırganlığı sonucu İkinci Dünya Savaşı çıkacaktır.
BARIŞ ANTLAŞMALARININ KORUNMASI DÖNEMİ (1919-1924)
Fransa’nın Güvenlik Sistemi
Fransa’nın Almanya karşısında duyduğu derin güvensizlik ve bunun sonucu olarak, güvenliğini sağlama isteğidir. Fransa Almanya karşısındaki zayıflığının bilincindeydi. Kaldırmanın iki yolu vardı:
Fiziki Garantiler : Ren Bölgesi ve köprülerine sahip olmak. ABD konuya ilgi göstermedi. Yeni bir “Alsace-Lorraine yaratmak”
İttifaklar Sistemi : Belçika ile 7 Eylül 1920’de, Polonya ile 19 Şubat 1921’de ittifak anlaşmaları imzaladı. Statükocu devletlerden olan Çekoslovakya, Yugoslavya ve Romanya ile saldırıya karşı birbirlerine dayanışmayı öngören anlaşmalar yaptı.
Almanya’nın Durumu
Yenilen her devlette, on dokuzuncu yüzyılın liberal akımının etkisiyle, demokratik anayasalar kabul edildi.
Weimar Anayasası
Yahudi sosyalisti olan Kurt Eisner’ni başkanlığına “Bavyera Cumhuriyeti”ni ilan ettiler.
Temelde Marksist. Rusya’da ki Bolşevik devrimi ve Almanya’da Bolşevik yanlısı komünist unsurların ortaya çıkması, sosyal demokratları siyasal yelpazenin ortasına çekti.
Elbert’in geçici hükümeti halkın çoğu tarafından desteklenir hale geldi. Ancak, K. Liebknecht ve Rosa Luxemburg’un öderliğindeki Sparkistler, yani aşırı sol, geçici hükümete karşı çıktı. Bavyera’da çıkan bir karışıklıkta Kurt Eisner öldürüldü.
Büyük ölçüde Amerikan, Fransız ve İsviçre anayasalarından esinlenerek hazırlanan Weimer Anayasası 31 Temmuz 1919’da kabul edildi. Böylece Almanya’da Hitler’e kadar sürecek Weimar dönemi başladı
Kapp Darbesi ve Nazi Partisinin Kuruluşu
Militarizm ve saldırgan milliyetçilik, barış antlaşmasının ağır koşullarına bir tepki biçiminde güçlenecek ve antlaşmanın baş sorumlusu olarak görülen sosyal demokratlara, yani hükümete yönelecektir.
Amerika doğumlu bir gazeteci olan Wolfgang Kapp’ın önderliğine, bir kısım muvazzaf askerlerle miğferlerinde gamalı haç bulunan Erhardt Tugayı, Berlin’de 13 Mart 1920 günü yönetimi ele geçirerek kurucu Meclisi dağıtıklarını ve Weimar Anayasası’nı ortadan kaldırdıklarını ilan ettiler. Başarısızlığın tek nedeni, Berlin’deki işçi ve memurların genel grevidir. Bu başarısız Kapp Darbesi’nin önemi, Almanya’da militarist hareketlerin başlamış olduğunu göstermesidir.
Alman ,ç ve dış politikasını ve giderek tüm dünya barışını temelinden değiştirip tehdit edecek olay , 1919 yılının Ocak ayında Münih’te Alman İşçi Partisi’nin kurulmasıdır. 1920 yılındaysa partinin adı Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi (Nazi) olarak değiştirildi. Nazi Partisi, Yahudi, komünizm ve parlamento karşıtıydı ve ünlü general Ludendoff tarafından da desteklenmekteydi. Hitler 1923 yılında bir darbe girişiminde bulundu, ama başarı kazanamadı ve hapse atıldı. Burada Nasyonal Sosyalizmin kaynağı olan kitabını, Kavgam’ı (Mein Kampf) yazdı.
Weimar Anayasası’nın sunduğu bütün özgürlükleri sonuna kadar kullanarak toplumda savaş sonrası düzenden memnun olamayan kişilerin arasına girdiler ve hoşnutsuzluğun nedenlerini araştırdılar.
Borç Sorunu ve Dış İlişkiler
Alman tamirat borcunu 56 milyar dolardan, 33 milyar dolara indirmişti. Dawes Planı, 1924 yılında Almanya’nın tamirat borcunu taksitlere böldü ve belirli bir tavan saptamadı. Fransa Ruhr bölgesini işgal etti. Gerek bölge halkının gerekse İngiltere ile ABD’nin tepkisine yol açtı. Fransa’nın, halkı Alman olan bir bölgeyi işgal etmesi, Alman iç politikasında Nazi’lerin hareketlerine esaslı bir gerekçede hazırlamıştı.
Almanya Sovyetler Birliği ile 16 Nisan 1922 tarihli Rapallo Dostluk Antlaşması imzaladı. Almanya yeni Sovyet Rejimini tanıyordu. Rapallo’nun önemi, iki devletin de devrim ve yenilgi sonucu içine itildikleri diplomatik yalnızlıktan kurtulmaya başladıklarını göstermesinde yatar. 1926 yılında imzaladıkları Berlin Antlaşması’nın hükümlerine göre taraflardan biri, saldırıya uğrarsa öteki devlet tam bir yansızlık politikası izleyecekti.
İtalya’ya Eken Gelen Faşizm
Genel Zayıflık Ve Doyumsuz Guruplar
İtalya savaştan kısa bir süre sonra faşist yönetim altına girdi. Bunun nedenlerini, ekonomik çıkmaz, siyasal partilerin zayıflığı, doyumsuz grupların etkinliği ve sol kanat içindeki bölünme olarak sıralayabiliriz.
Faşist parti ve Mussolini
İtalya’da Faşist hareket 1919 yılında Fas di Combattimento adlı örgütün kurulmasıyla örgütlendi. 1922. Faşist Partisi, 1943 yılına kadar İtalya’nın kaderine egemen olacaktır.
Mussolini, çok kısa süre içinde İtalya’da birliği sağladı, muhalefeti tümüyle ortadan kaldırdı, merkezi hükümeti güçlendirdi, ticareti canlandırdı ve bit takım toplumsal reformlara girişti.
Dış politikası tümüyle Mussolini’nin kişisel görüşlerini yansıtır. Mussolini’ye göre İtalya gibi genişlemek isteyen her devlet için emperyalizm vazgeçilmez bir zorunluluktu.
Sovyetler Birliği’nde Bolşevik Rejiminin Güçlenmesi
Rejimin Güç Odakları
Lenin tarafından yazılan parti programı dört nokta içermekteydi: köylülerle toprak, aç olanlara yiyecek, Sovyetler iktidarı ve Almanya barışı. Parti’nin gücü kurulan iki örgütle daha da arttırıldı. “Karşı Devrim, Sabotaj ve Mali Spekülasyona Karşı Olağanüstü Rus Mücadele Komisyonu”. 1918 Ocak ayında Troçki tarafından kurulan Kızıl Ordu. Lenin bu dört araçla, yeni parti, Sovyetler, gizli polis, ve Kızıl Ordu ile modern dünyanın ilk totaliter tek parti diktatörlüğünü kurma çabasına girdi. Rusya’da devri: Komünizm ile Milliyetçiliğin birleştirilmesi.
İç Savaş

>

Rus iç savaşına İtilaf Devletleri de müdahale etti. Bu müdahalenin nedenleri: (i) İtilaf Devletleri, Bolşevizmin “geçici bir delilik” olduğuna inanıyor ve eğer başlangıcında müdahale edilirse, rejimin etkisini genişletmeden düşeceği sanılıyordu. (ii) Rusya’nın kuzeyindeki Murmansk ve Arkangelsk’te bulunan ve İtilaf Devletleri’nin Rusya’ya gönderdiği cephanenin Almanya’nın eline geçmesinde kuşku duyuyorlardı. (iii) Bolşevik Rejimi devrilirse, Rusya Almanya’ya karşı yeniden savaşa girebilir ve böylece Almanya’nın yenilgisi kolaylaştırılabilirdi. (iv) Polonya ile Japonya’nın Rus toprakları üzerinde emperyalist eğilimleri vardı ve İngiltere ile Fransa da zengin Kafkas petrol kaynaklarına göz dikmişti.
İç savaş genel olarak 1920’ye bazı yerlerde ise 19223 yılına kadar sürdü. Karmaşık bir mücadele haline gelen savaşta Bolşevikler hem iç hem de dış güçlere karşı mücadele ettiler.
Savaş Komünist Parti’nin gücünü ve denetimini arttırmasında yardımcı olmuştur. 1922 yılına gelindiğinde, Lenin’in Komünist Partisi Rus toprakları üzerinde tartışmasız ve tam bir diktatörlük kurdu.
Yeni Ekonomik Politika
1921-1927 yolları arasında Lenin’in “Yeni Ekonomik Politika” (NEP) dönemi, devrimin ve savaşın açtığı yaraları biraz olsun iyileştirme amacına yönelikti. Lenin’in parti sekreteri olarak Joseph Stalin, uzun vadeli ekonomik planlamanın şampiyonluğunu yapmaktaydı. Sürekli dünya devrimi tezini savunan Troçki’ye karşı “tek ülkede sosyalizm” görüşüyle öne çıkan Stalin’in zaferi, belirli bir süre devrimin başka ülkelere ihracını durdurdu.
Stalin, 1928 yılından sonra bir dizi beş yıllık ekonomik planla, ağır endüstri kurmak, ulaşımı iyileştirmek, tarımı kolektifleştirip mekanize hale getirmek ve Urallar’ın ötesinde yeni enerji kaynakları geliştirmek yoluna gitti.
Sömürgelerdeki Gelişmeler
1920’lerde Hindistan ve tüm İslam dünyası karmaşa içindeydi. Londra tarafından sıkı biçimde denetlenen sivil memurlar tarafından yönetilmekteydi. 1920’de Gandhi Hindistan hükümetine yönetimde pay sahibi olmayı amaçlayan ilk sivil itaatsizlik kampanyasını başlattı.
1930 yılında Hint Ulusal Kongresi ilk defa tam bağımsızlık isteğiyle ortaya çıktı ve Gandhi ikinci sivil itaatsizlik kampanyasını başlattı. Hint Müslümanları tarafından kuşkuyla karşılanmıştır. Hindular tarafından yönetilmek istemeyen Müslümanlar, Ulusal Kongrenin karşıtı olan Müslüman Birliği’ni kurdular ve ayrı bir Müslüman devlet oluşturmak isteyen önderleri Muhammed Ali Cinnah’ın arkasında birleştiler.
Arap ülkelerinde, Türkiye’dekine benzer bağımsız ulus-devlet kurulamadı. Bunun en önemli nedeni, İslam’ın evrenselliğinin, ulusçuluğun yerelciliğiyle bir türlü bağdaşmış olmamasıydı.
Tek istisnası, Meksika’da kilisenin etkinliğini ortadan kaldıran ve İspanyol asıllıların toplumdaki başat durumlarının sarsan 1911 devrimidir.