Posts Tagged ‘SİYASİ TARİH 1918-1994’
Avrupa’da Soğuk Savaşın Sonu ve Yeniden Yapılanma
Gorbaçov’un Yeni Politikası
Özellikleri
1985 yılında SBKP Genel Sekreteri olan Mihail Gorbaçov. otuz yıllık Stalin döneminin belirgin özellikleri: Stalik diktası ve kültü; Siyasal terör; Komünist Parti tekelli; Devlet işlerinin her alanında kapalılık; Kmünist dünyanın tek parçalı bütünlüğü.
20., 21., 22. Kongrelerinde Stalin döneminin ilk iki niteliği son buldu. Prestroika kitabıyla Sovyet yönetiminin aksayan yönlerini sert biçimde eleştirdi ve onu toplumun eleştirisine de açtı. “Açıklık” politikasıyla da, ayrıcalıklı ve kapalı bir bürokratik seçkinler gurubu tarafından yönetilen Sovyet toplumunda genç ve yetenekli kişilerin yönetici durumuna geçmelerini amaçlıyordu.
Gorbaçov işe, 1985’te alkolizmle mücadeleye başladı ve başarısı, Sovyet halkına, inandırıcı ve izlenmesi gereken bir önder olduğunu kanıtladı.
Gorbaçov, ekonomik alanda başarı kazanıp haklin günlük sıkıntılarını ortadan kaldırmadan reformları benimsemesinin ve dolayısıyla “yeniden yapılanma”nın gerçekleşmesinin mümkün olmadığını anlamıştı. Tüketim mallarında üretimi arttırmak yaşamsal bir önem kazandı.
Komünist Partinin etki alanını küçülterek parlamentoyu Komünist Partiye karşı yeni bir güç odağı haline getirmekten.
Demokrasi için gerekli olan güçler ayrımını gerçekleştirmekti.
Sonuçları
Direnme hareketleri 1989 yılında özellikle batlık ve Kafkas Cumhuriyetlerinde bağımsızlıkçı bir nitelik kaznadı.
Dışarıdaki etkileri, Doğu Avrupa’daki demokrasi hareketlerini hızlandırması ve ABD ile birçok konuda anlayış birliğine vararak Avrupa yumuşamasında katkıda bulunması sayılabilir. İki Almanya’nın birleşmesi karşısındaki olumsuz Sovyet tutumunu kaldırarak, 3 Ekim 1990’da birleşik bir Almanya’nın doğmasına yol açtı.
1989’da otuz yıllık bir aradan sonra Pekin’e giden ilk Sovyet önderi oldu ve iki ülke arasındaki ilişkileri normalleştirdi.
Sovyetler Birliğinin Dağılması
İmparatorluğu 26 Aralık 1991 tarihinde dağıldı.
Gorbaçov, 1990’da bir yanda çok ciddi ekonomik sorunlar öte yanda Sovyet Cumhuriyetlerinde etnik ve ulusçu huzursuzluklarla karşılaşmıştı. 21 Ağustos’ta darbe başarısızlığa uğradı. 19 Ağustosta Sovyet Parlamentosunun Komünist Partinin tüm faaliyetlerini sona erdirmesiyle noktalandı. 26 Aralık 1991’de Sovyetler Birliği resmen dağıldı. İşin aslına bakılırsa 8 Aralık, Rusya, Ukrayna ve Beyaz Rusya, Sovyetler Birliği’nin artık varolmayacağı konusunda görüş birliğine varmışlar ve yerine Bağımsız devletler Topluluğu’nun kurulduğunu açıklamışlardır.
Avrupa’da “Büyük Dönüşüm”
Bu büyük olayların nedeni devletçi ekonomik kalkınma modelinin, Sovyetler ve Doğu Avrupa ülkelerindeki ekonomik bunalım olarak ortaya çıkan başarısızlığında aramaktadırlar. Ekonomik nedenlerden çok siyasal ve toplumsal nedenlerin ağır bastığıdır.
Almanya’nın Birleşmesi ve Soğu Avrupa’ya Dönüş
İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda üç ulus, Almanya, Kore ve Vietnam ikiye bölünmüştü. Vietnam, 1970’lerde birleşti. İki Kore aralarındaki düşmanlığa son verip birleşmenin yolunu açarak görüşmelere başladılar. Alman ulusçuluğunun son 150 yıl içinde Avrupa’da üç savaşa yol açması da ülkenin gücünde yatar.
18 Mart 1990’da yapılan 1945 sonrasının ilk serbest seçimlerinden Hıristiyan Demokrat Parti birinci olarak çıktı. Nisan ayında iki Almanya ile İngiltere, ABD, Fransa ve Sovyetler Birliği arasında 2+4 olarak bilinen ve Almanya’ya egemenliğin geri verilmesini ve Berlin Duvarı’nın tümüyle yıkılmasını öngören görüşmeler yapıldı. 2 Ekim 1990 gecesi saat 24.00’te tek bir Almanya doğdu.
Bütünleşmenin yarattığı ekonomik sorunlar gerekse Doğu Avrupa ülkelerinden gelen göçmen işçilerle mülteciler, Almanya’da zaten potansiyel olarak varolan ırkçılığı hortlattı.
Birleşmeden hemen sonra, yeni özgürlüğünü kazanan Doğu Avrupa ülkelerine yönelik yeni politikası (Neu Ostpolitik) bölgede ve giderek Balkanlar’da Almanya’ya belirgin bir üstünlük sağladı. Yugoslavya’nın dağılmasında ve bu günkü Bosna-Hersek trajedisinin ortaya çıkmasında başrol oynadı.
Yeni Avrupa Mimarları
NATO, Avrupa Birliği
Maastricht (9-11 Aralık 1991) Mali ve siyasal birlik, ortak para birimine, ortak bir dış politika, ortak bir savunma politikası, sosyal politikada, Avrupa parlamentosunun yetkilerinin arttırılması.
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı. Avrupa Konseyi.
YUMUŞAMA DÖNEMİNİN ÇATIŞMALARI
1946 ile 1991 yılları arasında tüm dünyada ortaya çıkan 140 silahlı çatışmadan ancak 7 tanesi Avrupa kıyasında meydana gelmiştir.
Az gelişmiş ülkeler arasındaki çatışmaların temel nedenleri (i) modern teknolojiyi ele geçirme isteği (ii) gelişmiş ülkelerdeki yüksek yaşam standartlarına duyulan tepki (iii) geçmişin emperyalist sömürüsü (iv) bugünün ırk ayrımı.
Ulusçu duygu. % 10’u, yani 16 devlet tam anlamıyla homojen. Asıl sorun, hiçbir etnik gurubun nüfusun yarısını bile oluşturamadığı devletlerde ortaya çıkmakta.
Çin-Hint Çatışması
Çatışmanın Temeli
1962 yılındaki Çin-Hint sınır çatışması, temeli İngiliz sömürgeciliği döneminde iyi çizilmemiş olan sınırların (Mac Mahon Çizgisi) yarattığı toprak uyuşmazlıklarıdır.
Sınırların Niteliği
Çin, Batı sınırında 1962 Ekiminde Kitle halinde saldırıya geçti. Çin, 21 Kasım 1962’de tek yanlı olarak ateşkes ilan etti ve 1 Aralık 1962’den başlayarak geri çekileceğini belirtti. Çatışma böylece durdu.
Sonucu ve Tepkiler
Çin-Hint çatışmasının en önemli sonucu, Hindistan’ın o zamana kadar başarını bir biçimde sürdürdüğü bağlantısız dış politikadan ödünler vermesi, Batı Bloku ve özellikle ABD’ye yaklaşması olmuştur.
Bu çatışmanın, devletlerin dış davranışlarında, “prestijin” ne kadar önemli bir rol oynadığını göstermesidir.
Sovyetler Birliği, Çin saldırısı sonucunda ise Hindistan’ı açıkça destekleme durumuna geçti. Her iki taraf da istikrarlı bir Hindistan’dan yana oldular.
Hindistan-Pakistan ve Bangladeş
1965 Tarihli Hindistan-Pakistan Savaşı
Çatışma
Pakistan, kurulmasında ABD’nin önayak olduğu Merkezi Antlaşma Örgütü’ne (CENTO) üye olmuş, Hindistan Sovyet yönergesine yaklaşmaya başlamıştı.
5 Ağustos 1965’te Pakistan askerileri, Keşmir’in Pakistan’ın elinde bulunan bölgesinden, Hindistan’ın elinde bulunan bölgeye, bir ayaklanma çıkartmak amacıyla geçtiler. Savaş boyunca Pakistan’a desteğini açıklayan ÇHC.
CENTO’nun Tutumu
Hindistan suçlanırken, öte yandan çatışmaların sona erdirilmesi için Keşmir bölgesinde kurulacak BM barış gücüne asker verebilecekleri belirtiliyor ve bağlaşıkları olan Pakistan’ı desteklemeye hazır oldukları da açıklanıyordu.
Taşkent Bildirisi
Sovyetler Birliği, taraflar arasında arabuluculuk yapma önerisi, 1965 Kasımında Hindistan ve Pakistan tarafından kabul edildi.
22 Ocak 1966 tarihinde iki hükümet arasında imzalanan bir anlaşmayla, birlikler 1966 Şubatında eski yerlerine çekildiler ve daha sonra Keşmir’de bulunan kuvvetlerin sayısını 1949 tarihindeki düzeye indirme konusunda da anlaşmaya varıldı.
1971 Çatışması ve Bangladeş’in Doğuşu
Doğu Pakistan’da İç Savaş
Hindistan’ın Kuzey Doğu köşesinde bulunan Doğu Pakistan, tarihte Doğu Bengal olarak bilinmektedir. Ülkenin iki bölgesi arasında 1600 km.lik bir mesafe ve Hint toprakları kalmıştı. Aralık 1970’te yapılan seçimlerde Avami Birliği büyük bir üstünlük sağlayınca, ayrılıkçı hareket hız kazanmıştı. Asıl anlaşmazlık ekonomik nitelikte olup.
Avami Birliği 23 Mart 1971 tarihinde bölgenin “Bangladeş” adıyla ayrı bir bağımsız cumhuriyet olduğunu açıkladı. Bangladeş hükümeti Pakistan birlikleri tarafından işgal edildi. Bangladeş’te “Kurtuluş Ordusu” kurularak gerilla savaşına başlandı.
Hint-Pakistan Çatışması
26 Mart 1971’de Pakistan ordusunu Doğu Pakistan halkına karşı zor kullanmakla suçlayıp Hint hükümetinin “sınırlarına bu kadar yakın olan bir bölgedeki gelişmelere karşı kayıtsız kalmayacağını” açıkladı.
Pakistan ile Hindistan arasındaki ilişkiler de Ağustos-kasım ayları arasında Doğu Pakistan’dan kaçanların sayısı her gün artıp dokuz milyonu bulunca, daha kötüleşti. Sınır boyunca Hint ve Pakistan birlikleri arasında ciddi çatışmalar başladı. 1971 Aralık ayında Pakistan savaş uçaklarını Batı Hindistan’daki askeri havaalanlarına sürpriz saldırısıyla açık savaşa dönüştü.
Bangladeş’in Kurtuluşu
Çin ve ABD, Pakistan’ı, Sovyetler ise Hindistan’ı desteklediler. Şubat ayının sonunda Bangladeş’in bağımsızlığı, Sovyetler Birliği, İngiltere ve Batı Avrupa ülkeleri dahil 30 devlet tarafından tanındı. İndira Ghandi, 17-19 Mart 1972 tarihinde Dakka’yı ziyaret etti ve iki ülke arasında bir Dostluk ve İşbirliği Antlaşması imzalandı.
Bangladeş 1988 yılında İslami Cumhuriyet biçimine dönüştü.
90 milyonluk nüfusuyla dünyanın 8. kalabalık ülkesi. 1430.000 km. karelik ufak bir toprak parçası, sürekli bir açlık tehlikesiyle karşı karşıyadır. Komşu Birmanya’nın 1978 yılında 250.000 Müslümanı Bangladeş topraklarına sürmesiyle zaten kötü durumda bulunan ekonomi, daha da ürkütücü duruma gelmiştir.
Pakistan’da Ziya ül-Hak Dönemi ve Sonu
1977 seçimleri sonunda ülke bir iç savaşın eşiğine gelince Genel Kurmay Başkanı Ziya ül-Hak askeri bir darbe. 1984’te Pakistan’ı İslam Devleti yapan bir referandum uygulandı. 1988 Ağustosunda uçağına bilinmeyen kişiler tarafından bomba konması ve patlaması sonucu öldürüldü. Benazir Butto Müslüman bir ülkenin ilk kadın başbakanı oralar 1988 Aralık Ayında iktidara geldi. Butto’nun 1990 Ağustosunda Devlet Bakanı tarafından yolsuzlukla suçlanarak görevden alınması ve yargılanmasıyla Pakistan’da kısa süren demokrasiye yeniden ara verildi.
1991 yılında medeni hukuk yerine İslami hukuku getiren anayasa değişikliği yapıldı.
Vietnam Savaşı
Kennedy Dönemi ve Askeriyenin Artan Önemi
Kennedy, onun önderliğinde ABD Vietnam’da önemli bir geçiş dönemine girmiş, en alt düzeyde bir bağlılıktan, doğrudan müdahaleye geçilmiştir.
MacNamara da Amerikan zaferinden emindi. Sayılabilir veri ve istatistiğe o kadar bağlıydı ve sayıların üstünlüğüne o kadar inanıyordu ki.
Giderek, ABD gerici bir hükümetin müttefiki olarak görünmeye başladı. Güney Vietnam hükümetinin belki de tek erdemi komünizm karşıtı olmasıydı.
Johnson Dönemi: Yıkım
Başkan Johnson döneminde Vietnam savaşına kitle halinde savaşkan Amerika birlikleri gönderildi. Kuzey ve Güney Vietnam’ın sürekli bombalanmasına, 500.000 Amerikan askerinin cephede savaşmasına rağmen , düşman yenilmedi. Kuzey Vietnam’ı yanlış değerlendirdi,; halkını yanılttı; kendisini de aldattı.
Bombalama istenen sonuçları doğurmadı. 1965 Mart ayında bölgedeki Amerikan birlikleri, haziran ayında ise Westmoreland isteğini 200.000 askere yükseltti. Artık Vietnam bir Amerikan savaşı haline gelmişti.
Nixon Dönemi: Yirmi Yıllık Çember
ABD, kendisini Vietnam “bataklığından” kurtaracak “şerefli bir çekilmeye” hazırlanmaktaydı.
ADB gelecekte Vietnam gibi bağlantılara girmeyecek ve yerel savaşlara savaşkan askerlerle katılmaktansa ekonomik ve askeri yardım verecekti.
1971 yılı boyunca, Paris’te barış görüşmeleri sürer ve 200.000 Amerikan askeri evine dönerken Güney Vietnam’da savaş sürüyordu.
1972 Mayısındaki Sovyet-Amerikan doruk toplantısından sonra, Kuzey Vietnam kendi müttefikleri tarafından terkedilmiş durumda bulu. İlginç bir çelişki içinde. Sovyetler Birliği ile ÇHC’yi birlikte düşünürsek, 1 milyara yakın komünistle yumuşamaya varırken, 17 milyonluk bir köylü komünist ülkeyle kıyasıya savaşmaktaydı.
Bırakışma ve Paris Antlaşması
Savaş 23 ocak 1973 tarihinde, başlamasından 30 yıl sonra bir ateşkes ile bitti. Paris antlaşmasına göre; Amerikan askerleri ve danışmanları Vietnam’dan çekilecek, 1973 Paris Antlaşmasıyla yapılan, 1954 Cenevre Antlaşmasına geri dönmek olmuştur.
ABD’nin çekilmesinden ve Paris Antlaşması’ndan sonra 1975 Mart ayında Kuzey Vietnam Birlikleri, Güney’e saldırdılar. Güney Vietnam direnmesi çok kolay kırıldı ve savaş 30 Nisan 1975’te Güney Vietnamın şartsız teslimiyetiyle bitti.
ÇHC Vietnam’ı baskıcı bir politika izlemekle suçlayıp yaptığı mali yardımı kesti.
25 aralık 1978’de Sovyetler tarafından teçhizatlandırılan Vietnam birlikleri, ÇHC’nin desteğindeki Kamboçya’ya saldırdılar. Kızıl Khmer gerillaları tarafından iktidardan düşürüldü, Kamboçya’nın başına dört yıllık iktidarı boyunca Kamboçya nüfusunun dörtte birini öldürmüş, olduğu iddia edilen Pol Pot geçti. 1978 yılında tarihte iki komünist devlet arasındaki ilk savaşta, daha iyi techizatlandırılmış sayıca daha üstün ve daha iyi yönetilen Vietnam birlikleri Kamboçya’yı işgal ettiler. Bunu sonucu olarak, ÇHC Sovyet tepkisi riskini göze alarak, 1979 yılının başında Vietnam’ın kuzey bölgelerini işgal etmeye başladı.
Doğu Avrupa Ülkeleri ve Çin
Endüstri alanında uzlaşmasının
Yeni Sovyet Politikasının Sonuçları
Polonya Olayları
Ayrıcalıklı bir sınıf. Polonya aydınları, yönetimi eleştiren yazılar şiirler ve bilimsel araştırmalar yayımlamaya başladılar.
Sovyetler Birliğinin Polonya’da askeri müdahaleye başvurmasının en önemli nedenini Gomulka’nın tutumunda aramak doğru olur.
Macar Ayaklanması
Rakosi yönetimi öteki Doğu Avrupa ülkelerine göre en sert, kapalı ve halktan kopuk olanıydı. Sovyet yöneticileri, Rakosi’nin tek adam yönetimine son vererek, 1953 Haziranında iktidara liberal görüşlü Imre Nagy’nin gelmesini sağladılar.
Birliği Güçlendirme Çabaları
21. Kongre
1959 yılının Ocak ayında toplanan SBKP’nin 21. Kongresi’nin en önemli özelliği, Sovyetler Birliği’nin artık tam anlamıyla sosyalizmi gerçekleştirdiğinin ilan edilmesidir. Burada Çin-Sovyet çatışmasının tohumlarının atıldığını görüyoruz. Yugoslav komünistlerin devlet edinememiş olmasıdır. Yugoslav Sovyet ilişkileri yeniden bozulmuştur.
22. Kongre
1961 Ekimindeki 22. Kongre’den sonra bu ayrılmalar “kervanına” Çin ve Arnavutluk’ta katılmıştır. 22. Kongre’den 1964 yılında iktidardan düşene kadar bu anlaşmazlık Kruşçev’i Mao’ya karşı öteki komünist partiler arasında destek almaya zorlamış ve bunun bedelini de Doğu Avrupa ülkelerine ödünler vermekle ödemiştir. Bu da Doğu Bloku içindeki çok merkezciliği güçlendirmiştir.
Romanya’nın Bağımsız Tutumu
Moskova’dan bağımsız tutumda Yugoslavya, Çin ve Arnavutluk’u Romanya izledi. Romanya’nın farklı üç önemli özelliği vardı: Latin ırkından; Rusya’yla işbirliği geleneği yoktu; Önemli toprak anlaşmazlıkları.
Güçlenen Romen milliyetçiliği, 1963 yılında ve ekonomik alanda ortaya çıktı. Doğu Avrupa’da bağımsız ekonomik planlamanın bayraktarlığını yapmaya başladı.
Çin-Sovyet Uyuşmazlığı
Uyuşmazlıkların Kaynakları
22. Kongre’nin beklenen sonuçlarından biri Kruşçev’le ÇKP önderleri arasındaki anlaşmazlıktır.
Tarihsel bir mücadele vardı. Dünyada bir önderlik mücadelesi de başlamıştı. Çin’in emperyalist olmayan, tam aksine sömürgeciliğe konu olmuş geçmişi ve renginin beyaz olmaması, yeni Asya ve Afrika ülkelerine sempatik geliyordu. Henüz endüstrileşmemiş.
İlk ülke önderliği Marksist-Leninist ideolojiyi de farklı yorumlamaktaydılar. Savaştan kaçınıla bileceği ve emperyalist devletlerle barış içinde yaşana bilineceği görüşü temel komünist ideolojiye aykırı olduğu gibi, doğru da değildi.
Toprak Anlaşmazlıkları
“Haksız” sınır antlaşmalarını değiştirilmesi.
1969 yılında iki devletin silahlı kuvvetleri arasında ciddi çatışmalara varacak kadar büyüdü. 1978 yılında Ussuri akarsuyunda yeni ve ciddi çatışmalar başlamıştı.
Anlaşmazlığın Açığa Vurulması
Kongre’de Arnavutluk’a bu yolla dolaylı bir biçimde ÇHC yöneticilerine şiddetli saldırılarda bulundu.
Deng, Ocak 1979’da ABD’yi ziyaret edip iki ülke arasında Bilimsel teknik İşbirliği Antlaşması imzalarken, ABD’ye, Sovyetler’e karşı ittifak önerisinde bulunuyordu.1989 Mayısında Gorbaçov’un Pekin ‘i ziyaretinde Sovyet lideri ve Deng karşılıklı dostluk, egemenlik ve birbirlerinin iç işlerine karışmama sözü verdiler.
Rusya’nın bu günkü Uzakdoğu çıkarları ABD’nin siyasal rolü ve askeri varlığının devam ettirilmesini gerekli kılıyordu. ABD bölgeden çekilirse ve Çin’in ekonomik askeri gücünün hızla arttığı düşünülürse bu gelişmelere Japonya’nın tepkisi silahlanma olabilirdi
Çin daha önemli hale geldiğinden, Rusya Japonya ile ilişkilerine ikinci derecede önem verir görünmektedir.
BAĞLANTISIZLIK VE BAĞLANTISIZLAR
Bağımsızlık Hareketleri
Sömürge halkların ulusal benlik ve bütünlük kazanmaları, okuma-yazma oranın azalması, yaşam düzeylerinde azda olsa bir yükselişin sağlanması ve nüfusun artması sonucunda ortaya çıkan ulusal bilinç, ondokuzuncu yüzyılın ürünleri olan siyasal bağlılık, ırksal üstünlük ve ekonomik sömürünün karşısına çıkan temek güç olmuştur. Bu gücün belirli bir hedefe yönelmesine yardım edense özgürlük, eşitlik ve “self determination” gibi liberal ideallerdir.
Afrika ve Asya’da Batı’ya karşı bağımsızlık hareketlerini yürütenleri büyük çoğunluğu dünya savaşına katılmış askerler oluşturmuştur.
Büyük bir değişim ve hatta dönüşüm, Hindistan ile Pakistan’ın bağımsızlıklarını kazanmalarıyla başlamıştır.
Afrika
Kuzey Afrika
Libya 1951 yılında tam bağımsız oldu ve Kral İdris’in yönetimine girdi.
Libya 1964’te bütün İngiliz ve Amerikan üslerini kapattı. 1 Eylül 1969’da Libya’da kralı deviren askeri bir darbe oldu ve Kaddafi getirildi. “Özgürlük, sosyalizm ve birlik” üçlüsüne dayanan bir iç “antiemperyalizm ve Arap Birliği” ikilisine dayanan bir dış politika izlemeye başladı. ÇHC’nin 1971 yılında tanınması dışında, komünist dünyayla yakın ilişki kurulmadı.
1977 Temmuzunda Libya-Mısır sınır bölgesinde iki ülke silahlı kuvvetleri arasında şiddetli hava ve kara çatışmaları ortaya çıkmıştır. Libya’nın 1979 yılındaki saldırısı Çad kuvvetleri tarafından püskürtülmüştür.
Uluslararası terörizmi desteklediği iddiasıyla ABD 1986 ocak ayında Libya’ya ekonomik zorlama tedbirleri uyguladı.
Sudan 1956 yılında bağımsız oldu.
1988 yılında Sudan’ın kuzeyi ile güneyi arasında bir iç savaş başlamış.
Tunus ile Fas koruyuculuk altında devletler olmaktan çıkıp bağımsızlığa giden yolu hızla aştılar. Tunus’un bu yoldaki mücadelesi, 1954’te içişlerinde özerklik, 1956’daysa Fransa’dan tam bağımsızlığını kazanmasıyla sonuçlandı. 1955’te bölgesel özerklik, 1956’da bağımsızlık ilan edildi. Ocak 1974’te Libya ile Tunus’un birleşeceklerini açıklanmışsa da sonra Burgiba bu karardan vazgeçmiştir.
Ulusal Kurtuluş Cephesi (FLN)
Cezayir 3 Temmuz 1962’de tam bağımsızlığını kazandı. Cezayir’in 1980’lerin sonuna kadar izlediği dış politika, bloklarda yer almama, emperyalizmin her türüne karşı uyanık bulunma ve yeryüzünün her köşesindeki ulusal kurtuluş mücadelelerini destekleme biçiminde özetlenebilir.
Cezayir, 1967 yılında, coğrafi konumun uzaklığına aldırmayarak İsrail’e savaş ilan etmiş ve ABD’yle tüm bağlarını kopararak Sovyetler Birliği’ne yaklaşmıştı. İslamcı Köktendincilerin (FIS Partisi).
Orta Afrika
1950’lerden sonra Orta Afrika ya da “Kara Afrika”da bağımsızlık hareketleri yoğunluk kazandı. 1957 Martında İngiliz Altın Sahili Togo ile birleşerek Dr. Nkrumah’ın. Gana kurulduğu andan başlayarak dış politikasında anti emperyalist bir turum içine girdi. Bağımsız Afrika ülkelerinin ilk uluslararası konferansı 1958 yılında Akkra’da toplandı. 1966 yılında polis-ordu işbirliğiyle gerçekleştirilen darbe sonucunda Nkrumah iktidardan düştürüldü.
Fransız Ginesi yeni kurulan Fransız Birliği’ne katılmayı reddederek 1958 yılında bağımsızlığını ilan etti.
“Afrika yılı” olarak nitelendirilen 1960’ta yenden örgütlenen Fransız Birliği içinde 12 Afrika ülkesinin ve “Malagaş Cumhuriyeti” adıyla Madagaskar’ın bağımsızlığı tanındı.
İngiliz sömürgesi olan Nijerya, 1960 yılında bağımsız oldu ve 1963’te Federal Cumhuriyet biçimini aldı. 20 kadar etnik guruba bölünmüştür. Nijerya’da siyasal iktidarın yerleşmesini engellemiştir. 15 Afrika ülkesiyle Batı Afrika Ekonomik Topluluğu’nu kuran Nijerya’nın ekonomisi büyük çölçüde petrole dayanmaktadır.
Eskinen Kuzey Rodezya olan Zambia, 1964 yılında İngiliz Ulusal Topluluğu içinde bağımsız oldu. Ancak Güney Rodezya’nın beyaz hükümeti 1965’te İngiltere’den bağımsızlığını ilan edince, Zambia ile Rodezya arasıdaki ilişkiler bozulmuş. 1978’de Uganda’nın Tanzanya’ya saldırması önemli bir çatışmaya yol açtı. Savaşı kazanan Tanzanya İdi Amin’in devrilmesinden sonra 1981 yılında Uganda’da birliklerini geri çekti.
Güney Rodezya’da 11 Kasım 1965’te Başbakan Ian Smith İngiltere’den tek yanlı bağımsızlık ilan etti. Afrikalı halkı çok az bir beyaz azınlığın yönetimi altına girmiş oldu. BM Rodezya’ya petrol ambargosu da dahil olmak üzere ekonomik tedbirler uygulamaya başladı. Zimbabwe 18 Nisan 1980’de bağımsızlığını kazandı.
Eski İngiliz Somalisi ile İtalyan Somalisi 1960 yılında birleşerek Somali Cumhuriyeti’ni kurdular.
İngiliz sömürgesi olan Uganda 1962 yılında bağımsız oldu.
Güney Afrika
Ümit Burnu Hollandalıların kitle haline yerleşimine sahne olmuş, ve bölge 1806 yılında İngiltere’nin eline geçmişti. İngiliz yönetimi ile Hollandalılar arasıda 1899 yılında başlayan “Boer Savaşı”, 1902 tarihinde İngiltere’nin zaferiyle bitmişse de bu Güney Afrika Biriliğini kurmuş, 31 Mayıs 1961’de Güney Afrika Cumhuriyeti adını alarak İngiliz Uluslar Topluluğundan çekilmiştir.
Çeşitli ırkların birbirinden ayrı gelişmesi ve kalkınması anlamına gelen “apartheid” politikası resmi hale getirildi.
Nambiya Güney Afrika Cumhuriyetinin işgali altında bulunduğu sürece ülkenin zengin elmas, uranyum ve kükürt kaynakları acımasızca sömürüldü.
1970 Sonrası Afrika
Genel Olarak
Dünyanın en fakir 25 ülkesinden 18’i Afrika’da bulunmaktadır.
1960’larda hızla gerçekleşen siyasal bağımsızlık, ekonomik bağımlılığı kıramadı.
Angola
Küba birlikleri, MPLA’nın yanında yer alınca bu örgüt 1976 Şubatında Angola’nın bağımsızlığını ilan etti ve hükümeti de kurdu.
İç savaşta merkezi hükümet Sovyetler ve Doğu Avrupa ülkeleriyle Angola’da asker bulunduran Küba, UNITA da ABD ve Güney Afrika Cumhuriyeti tarafından açıkça desteklenmekteydi. 1987 yılında UNITA etkili saldırılarda bulunmaya, ABD’nin UNITA’ya sağladığı askeri ve ekonomik desteğin payı büyüktü.
Somali’yi destekleyen Sovyetler Birliği tarafından değiştirilip Etiyopya’nın tarafını tutunca, bölgeye gelen Kübalı askerlerin de yardımıyla Etiyopya duruma hakim oldu.
Eritre 1993 mayısında bağımsızlığını ilan etti.
Batı Sahra
İspanya’nın Afrika’daki sömürgesi olan İspanyol Sahrası’nda komşu ülkeler olan Fas, Moritanya ve Cezayir kurma mücadelesi vermekteydiler.
Güney Afrika ve Nambiya
1990’da hükümet Afrika Ulusal Kongresi üzerindeki yasağı kaldırınca, 27 yıldır hapiste bulunan siyah ulusçu önder Nelson Mandela 11 şubatta serbest bırakıldı. Çok ırklı koruyucu meclis seçildi ve Nelson Mandela başkan oldu. Böylece yeryüzünün son resmi ırkçı düzeni ortadan kalktı.
Somali
1992 temmuzunda BM Genel Sekreteri Somali’yi “hükümetsiz bir ülke” ilan etti 1993 mayısında BM Somali Birliği fazla bir direnme ile karşılaşılmadan ülkeye yerleşti. General Mohammad Farah Aidid, bir mücadeleye girişti.
Ortadoğu
Mızır
İkinci Dünya Savaşı’na kadar ülkede birbirleriyle savaşan üç ayrı güç görmekteyiz: tam bağımsızlık için mücadele veren Valf Partisi, Saray ve İngiliz etkisi.
1952 yılının temmuz ayında Mısır’da asker bir darbe yapıldı. Nasır öce krallığı sonra da Vaft Partisini kaldırdı ve İngiliz etkisini tümüyle silmeye başladı.
İngiltere’nin istediği, Hindistan’da olduğu gibi Mısır’ı da ikiye bölmekti. Millet Partisi olmak üzere iki parti bulunuyordu. Yapılan plebisitte Birlik Partisi’nin görüşü kazanınca, Sudan’ın Mısır’la birleşeceği sanıldı, ama Birlik Partisi programını değiştirerek bağımsız bir Sudan’da karar kıldı.
Nil suları.
Rejimin meşrutiyetini önceleri toprak reformu ve Asuan baraj projesi gibi iç politika sorunlarıyla sağlamaya çalıştı. Nasır’a Arap dünyasında ve bu arada Mısır’da büyüklüğünü sağlayan, Arap milliyetçiliğine katkısı Filistin sorununa sarsılmaz bağlılığıdır.
6 Ekim 1981 de başkan Enver edat, aşırı İslamcı guruplar tarafından öldürüldü, yerine bu güne kadar Mısır kaderini elinde tutacak olan Hüsnü Mübarek geçti
26 Mart 1979’da Mısır ve İsrail Barış Antlaşmasını imzalayarak otuz yıllık savaşı sona erdirdiler ve diplomatik ilişkiler kurudular.
Irak
Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra İngiltere’nin “manda” yönetimi altına giren Irak’ta, yabancı yönetimlere karşı direnme başlayınca, İngiltere bu rejimi kaldırdı ve 1932 yılında, bir yandan Irak!a bağımsızlık verilirken, öte yandan bir ittifak anlaşmasıyla kendine bağladı. İngiliz-Irak ilişkileri gerginleşti. Bu gerginlik Nuri Sait Paşa döneminde ortadan kalktı ve Bağdat Paktı’nın kurulmasından sonra 1955 Nisanında iki ülke ilişkilerini düzenleyen bir anlaşma yapıldı.
Kasım Irak’ın bağımsız kalmasını, Arif ise Mısır’la bir federasyon kurulmasını istiyordu. Molla Barzani önderliğinde Kürt ayaklanması çıktı. Kasım, 1963 yılında bir ayaklanma sonucu iktidardan düşürüldü. Satt-ül Arap bölgesinde deniz ve su üstü taşımacılığı konularında İran’la anlaşmazlığa düşen Irak, 1975 bu ülkeyle yaptığı bir anlaşmayla İran’ın isteklerini kabul etti. İran-Irak savaşının temelini oluşturacaktır.
1968 yılında tam anlamıyla kurulan Baas rejiminin, daha önceki dönemlere göre alışılmadık uzun ömrüdür.
Suriye
İkinci Dünya Savaşı’ndan 1971’de hafız Esad İktidarı ele geçirene kadar Suriye politikasının en belirgin özelliği istikrarsızlıktır.
Bu istikrarsızlığın önemli bir nedeni dış müdahalelerdir. Fransa ise “böl ve yönet” politikası izledi. Suriye’yi beş ayrı yönetimsel bölüme ayırdı. ABD, özellikle 1950’lerdeki müdahaleleriyle sivil hükümetlerin istikrarını bozdu.
Suriye politikasının istikrarsızlığının bir başka nedeni de nüfusun ancak % 15 ‘ini oluşturan ve Şiiliğin bir kolu olan Alevilerin, Suriye politikası ve silahlı kuvvetlerindeki büyük ve üstün egemenliğidir.
1971’de sağa doğru bir dönüş görünmüşse de, Suriye temelde sosyalist eğilimli bir ülke olmaktan çıkmamıştır. Hükümet, dağılana kadar Sovyet yardımına bağımlı ve merkezi bir biçimde planlanan ekonomik politikaya bağlılığını sürdürmüştür.
Dış politikada Esad’ın tuttuğu yol. Arap devletlerinin çoğunluğuyla iyi ilişkiler kurma yoluna gidilmiştir. Sonunda yenilmiş olmalarına rağmen, 1973 yılında Golan tepelerinde yaptıkları sürpriz saldırı, Suriye ordusunun kendine güvenini arttırmıştır. Arap komşularına karşı tedbirli bir dış politika.
SİVRİLMEYE BAŞLAYAN AVRUPA
NATO Stratejisinde Gelişmeler
Kitlesel Karışıklık
Niteliği
NATO 1949 yılında kurulduğu zaman, stratejisi ABD’nin atom tekeline dayanıyordu.
Kitlesel karşılık, kısaca, Kuzey Atlantik bölgesinde ortaya çıkan bir komünist saldırısı karşısında, ABD’nin Stratejik Hava Komutanlığı kanalıyla Sovyetler Birliği ve ÇHC’nin önemli nüfuz ve endüstri merkezlerine karışıklıkta bulunacağını öngörmekteydi.
Küresel karışıklık iki noktaya dayanmaktaydı. Düşmanı hem sınırlı hem topyekün bir savaştan cayıracaktı. Nükleer silahlar kullanılacaktır. Taktik nükleer silahları.
NATO ülkelerinin üzerinde ABD’nin “koruyucu nükleer şemsiyesi” açılmış olacaktı.
Değerlendirilmesi
NATO üyeleri şunu görmüşlerdir ki üyelerden birisinin tek taraflı davranışına bağlı olan bir müttefik stratejisi, klasik ittifak anlayışına uygun değildir ve dolayısıyla tek yanlıdır. “İnanırlığını” yitirmeye başladı. Bölgesel nitelikteki savaşların çıkmasını önleyememişti. Siyasal etkinliği ortadan kakmıştı. En ufak bir bölgesel çatıştırmayı anında dünya ölçüsünde bir çatışma biçimine dönüştürmesiydi.
Spuntik ve Sonuçları
Kıtalar arası füze yapımındaki üstünlüğü de.
ABD, Sovyetler’e yakın olan müttefiklerinin topraklarında Orta Menzilli Güdümlü Füze (IRBM-Intermediate Range Ballistic) yerleştirmek için girişimlerde bulundu. ABD’nin savaş stratejisindeki ikinci ve değişik “sınırlı nükleer savaş”ın kitlesel karşılık stratejisinin yerini giderek almasıdır.
ABD kendi kurtuluşunun Avrupa’nın sırtından ve onun sağlayacağı kolaylıklar dolayısıyla olacağını anlamıştı. İşte de Gaulle’ü uyandıran Fransa’yı NATO’nun askeri bütünleşmesi dışına çıkartan temel düşünce budur. Fransa, bu olaydan sonra, Batı bloku içinde daha bağımsız bir politika izlemeye başlamıştı. ABD’nin yeni stratejisinin gereklerini yerine getirmeye yönelik önerilerine karşılık, Avrupalı müttefikler yüksek bedeller istemişler ve girecekleri risk büyük olduğundan, ABD ile pazarlığa başlamışlardı.
ABD’nin Avrupalı müttefiklerinden istediği özet olarak şuydu. Değişen savaş teknolojisine uygun olarak, Avrupa ülkeleri, NATO bölgesinin savunulmasında sorumluluklar yüklenmeliydiler. Ancak nükleer bir savaşa karar vermek ve müttefik ülkelere yerleştirilecek olan füzelerin nükleer başlıklarının anahtarları ABD’nin elinde olmalıydı. Batı Avrupa ülkelerinin istekleri; çok taraflı güç (MLF-Multileteral Force) önerileri, ABD’nin karşılaştığı ikileme, yani Atlantik’in iki yakasından gelen değişik isteklere, ortalama bir çözüm bulma çabalarının ürünüydü.
NATO’nun Avrupalı üyelerin açısından nükleer silahların tetiğinde parmakları olmadığı takdirde “sınırlı nükleer savaş” kabul edilir bir strateji değildi. “kanat ülkeleri” nükleer bir savaş “sınırlı” tutabilecekleri olasılığı, çoğu NATO müttefiklerini topraklarında orta menzilli füze bulundurmama politikasına itmişti.
Spuntik’in bir başka sonucu “çevreleme politikasının” da yavaş yavaş anlamını yitirmeye başlamadıydı.
Esnek Karşılık
Benimsenmesinin Nedenleri
ABD’ni ve dolayısıyla NATO’nun kitlesel karşılık stratejisini bırakmasının nedenleri;
Kitlesel karşılık, hareket serbestliğini sınırlandırıcı bir unsur.
Birbirlerine verebilecekleri zarar, önceden kolaylıkla kestirilmeyecek kadar artmış bulunuyordu.
Temel Unsurları
ABD’nin tam anlamıyla yaşamsal çıkarlarının söz konusu olduğu durumlarda güvenliğini nükleer silahlarla koruyacağı, öteki durumlarda ise savunmanın geleneksel silahlarla yapılacağı anlayışına dayanan bir doktrin geliştirmesi gerekmiştir. Saldırının niteliğine göre tepki “esnek karşılık” “tırmanma”.
Kennedy, 1963 Ocak ayında yaptığı açıklamada gerektiğinde Avrupa’yı savunmak için nükleer silahlarını kullanabileceğini belirtmişti.
“Çok taraflı nükleer güç” nükleer silahlar üzerinden Amerikan denetimin, nükleer silahlardaki denetim tekelini, hem de müttefikleriyle sıkı askeri işbirliğini bir arada sürdürerek.
“Pazarlık süresi” ABD, Avrupa’yı bir “ileri savunma” anlayışıyla savunma düşüncesindeydi.
Sonuçları
Kara kuvvetlerinin artırılması ve nükleer silahlarda “parmak” istekleri, müttefikler arasında mevcut oydaşmayı bozacak netelikteydi. Fransa’nın NATO’nun askeri bütünleşmesinden ayrılmasıyla ilk kez bir “çatlak”.
Avrupa’nın Bütünleşmesi
Avrupa Ekonomik Topluluğu
Kuruluş ve İşleyiş
Avrupa birliği konusunda yeni ve güçlü bir dürtü, 1947 yılında ABD’den geldi. Truman Doktrini ve Marshall Planıdır. 1948 Nisan ayında Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü’nü (OEEC) kurdular. Fransa, Almanya, İtalya, Hollanda, Belçika ve Lüksemburg 1951 yılının Mayıs ayında “Schuman Planı”nı kabul ederek Avrupa Kömür ve Çelik Birliği’ni kurdular. CECA ise daha sonra girişilecek olan Avrupa bütünleşme çabaları için iyi bir başlangıç noktasını oluşturur.
“Benelux Memorandumu”. Ekonomik bakımdan bütünleşmesi, gümrük duvarlarının kaldırılmasıydı. AET ile EURATOM’u kuran anlaşmalar 25 Mart 1957’de Romanya’da (adı 1990’ların başında Avrupa Topluluğu, 1994’te ise Avrupa Birliği olarak değiştirilecektir). AET’nin başarısının Almanya ile Fransa arasında yakın ekonomik ve siyasal işbirliğine.
İngiltere, 1959 yılında, AET’ye karşılık olmak üzere “Avrupa Serbest Ticaret Bölgesi”ni. AET’ye göre son derece gevşek olup bütünleşmeyi kabul etmemekteydi. İngiltere’nin EFTA’yı kurmaktaki amacı, AET’nin gelişmesini engellemekti.
“Ortak bir Pazar ve mallar için gümrük birliği kurmak; ortak bir tarım politikası ve işçi hareketleri ile ulaştırma politikalarını saptamak ve ekonomik kalkınmanın gerçekleştirilmesi için ortak örgütler kurmak.”
AET’nin, antlaşmalarda yer almayan iki ana amacı vardır: Amerikan ekonomisi karşısından daha güçlü ve bağımsız bir duruma sokmak; kalkındırmak.
Toplulukta Fransız-Alman İlişkileri
General de Gaulle’ün 1958 yılında Fransa’da iktidara gelmesi Fransız-Alman ilişkilerinde de yeni bir dönemin.
Ekonomik Başarı: AET büyük ölçüde bu iki devletin ekonomik işbirliğinin temeli üzerine oturmuştur.
Fransız-Alman İlişkilerin Gelişmesi: Fransa ile Almanya 1963 yılında antlaşma yaptılar. Yararlı sonuçlar de Gaulle’ün” Atlantik’ten Urallara kadar Avrupa” bütünleşmiş bir Avrupa’yı egemenlikleri altına almak amacıyla, iki milliyetçiliğin bir “mihver” gibi birleştirilmesi biçiminde yorumlayanlar az da değildir.
Siyasal Bütünleşme ve İngiltere’nin Üyeliği
EFTA’da aradığını bulamayan İngiltere, 1961 Temmuzunda AET’ye girmek için başvurduğunda başvuru AET’nin çoğunluğu tarafından olumlu karşılandı. Benelux devletleri için İngiltere’nin girişi, “Paris-Bonn mihverine” karşı bu mihverin giderek artan gücün dengelenmesinde, bir karşıt ağırlık oluşturabilir, bu da küçük üyeleri koruyabilirdi.
İngiltere’nin AET’ye girişini 1963 yılında veto etti. De Gaulle, İngiltere’nin AET’ye katılmasını bir “Anglosakson Truva Atı” olarak değerlendirmiştir.
(1967) İngiltere’nin girişi de Gaulle tarafından yine veto edildi. İngiltere AET’ye de Gaulle’ün 1970 yılından ölümünden sonra 1973 yılında tam üye olarak girecektir.
1987’de Avrupa Tek Senesi yürürlüğe girdi. Karar alma mekanizmasının hızlandırılması, amacı:
Bakanlar konseyi “veto sisteminin” kaldırılması; Avrupa Parlamentosu’na ek yetkiler verilmesi.
Fransa’nın Dış Politikası
Fransa bilmekteydi ki nasıl hareket ederse etsin ABD’nin nükleer “şemsiyesi” Fransa’nın üzerine açılacaktır. Coğrafi bakımdan çatışma alanına uzaktı. Ekonomik kalkınma, bu bağımsız tutumu kolaylaştırdı. De Gaulle’nin payı da.
Bağımsız ve uyumlu işbirliğine dayanan Avrupa’nın doğuşu, Almanya sorununu kendiliğinden çözecektir.
Bütünleşmiş bir Batı Avrupa yalnız ABD’nin bağımsız ortağı değil aynı zamanda Sovyetler Birliği’ne karşı dengeyi de koruyacak olan “Pan-Avrupa sistemi”nin de temel öğesi olacaktır:
Batı Avrupa siyasal bir işbirliğine doğru gider gibi görünmekteyse de ulus-devletin ve ulusal özelliklerin korunması gerektiği görüşü hala yaygındır.
Federal Almanya’nın Dış Politikası
Temel İkilem
Hem güvenliği sağlamak için bölünmüş durumunu sürdürmek, hem de gerginliği azalması için, gelecek bir birleşme konusunda belirli ödüneler vermek durumunda kalmıştı.
Konrad Adenauer, batılı devletlerle bütünleşmek. 1961-1966 yılları arasında Federal Almanya, öteki NATO ülkelerinden çok daha tedbirli bir dış politika izlemiştir.
Büyük Koalisyonun Dış Politika Anlayışı
Adenauer’in dış politika anlayışı değişerek, Alman sorununun çözüme bağlanmasında “yumuşama” gerekli bir önkoşul olarak kabul edildi. Willy Brandt böyle bir politika uygulamak için iki kavram geliştirdi: Avrupa Güvenlik İstemi ve Avrupa Barış Düzeni.
Kuvvet kullanımının reddi. Böyle bir güvenlik sistemi üzerinde sürekli ve istikrarlı bir Avrupa barış düzeni kurulabilirdi. Bu barış düzeninin temel taşıysa Federal Almanya ile Sovyetler Biriliği arasında gerçek bir yumuşama içinde, Federal Almanya’nın izleyeceği dengeli bir Doğu-Batı politikası ile mümkündü.
Doğu Politikası
Federal Almanya 1967 yılında “Osopolitik” adı verilen bir Doğu Politikası izlemeye başladı Moskova’yla doğrudan diyalogun; Doğu Avrupa ülkeleriyle ilişkilerin tam olarak normalleştirilmesi; Doğu Almanya’yı “geçici bir antlaşmaya” (modus vivendi)
İlk adımı, 12 Ağustos 1970’te Sovyetler’le Federal Almanya arasında yapılan antlaşmadır. Avrupa gerçeklerini kabul edeceklerini.
7 Aralık 1970 tarihli Barı Almanya-Polonya antlaşmasıdır. Postdam Konferansı’nın kararlarıyla belirlenen sınırı ve gelecekte de sınırların dokunulmazlığını kabul ettiler.
İki Almanya arasındaki antlaşma, 21 Ağustos 1972’de imzalandı.
Doğu politikasındaki son engel 11 Aralık 1973 tarihli Federal Almanya-Çekoslovakya antlaşmasıyla ortadan kaldırıldı. 1938 tarihli Münih Düzenlemesi’nin geçersiz.
Federal Almanya’nın bu davranışı, soğuk savaştan yumuşamaya geçişte en önemli basamak taşı olmuştur.
Stoica Planı ve Sonrası
Balkanlar’da işbirliğini savunan bir plan ortaya attı. 17 Eylül 1957 tarihinde açıklanmış.
Stoica, Balkanlar’da işbirliği önerisini 1959 Haziranında tekrarladı. Nükleer silahlardan arındırılmış bölge. Önerinin ana amacının, Güneydoğu Avrupa’daki Amerikan füze üsleri olduğunu göstermekteydi.
Bükreş Önerisi ve Sonrası
1956 yılından sonraysa 20. Komünist Parti Kongresi’nde “barış içinde bir arada yaşama” ilkesin benimsemiş ve dış politikasına belirli bir yumuşaklık vemişti.
1966’da Varşova Paktı balkanlar Konseyi’nin Bükreş’teki, Doğu Alman rejiminin tanınması yoluyla Orta Avrupa’da statükoyu korumak ve tümüyle bir Avrupa örgütü kurarak ABD’nin Avrupa’yla bağlarını gevşetmek amacındaydı. NATO ve Varşova paktlarının karşılıklı olarak ortadan kaldırılmasıyla.
Çekoslovak olayının yarattığı bunalım, Sovyetler Birliği’ne Doğu Avrupa statükosunun batılı devletler tarafından tanınmasının önemli ve acilliğini bir kez daha ortaya koyuyordu.
Budapeşte Önerisi
Sovyetler Birliği kurulacak olan Avrupa güvenlik sisteminin gereği olarak Doğu Alman rejiminin tanınmasında ve ABD’nin Avrupa’dan askerlerini çekmesinde ısrar ediyordu.
Budapeşte önerisinden sonra Avrupa güvenliği konusundaki çabalar, her iki blokta da hızla gelişecek ve 6 yıl sonra Helsinki Belgesi’ne varacaktır.
JAPONYA
Kolluk kuvvetlerinin dışında, silahsızlandırıldı ve ABD Japonya’nın güvenliğini sağlama yükümlülüğü altına girdi.
İşgal altında yenik bir devletken, Uzakdoğu’da Kore Savaşı ve Çin’de Komünist yönetimin kurulmasıyla ortaya çıkan komünist genişlemesinin durdurulmasında önemli bir rol oynayabilecek dost devletler haline geldi. 8 Eylül 1951 tarihinde barış antlaşması, savaşta Sovyet işgali altına düşen dört Kuril adası üzerinde hükümdarlık haklarıyla ilgili anlaşmazlık çözülemedi. Bugün de Rusya Federasyonu ile Japonya arasında önemli bir sorundur.
Batılı bir model içine oturtulan tek Doğu ülkesi olan Japonya, kısa bir süre içinde Doğu’nun endüstri devi haline geldi. Japonya’nın ABD ve öteki gelişmiş ülkelerle ticaret fazlası hala sürmekte ve bu da önemli ekonomik anlaşmazlıklara yol açmaktadır.
Japonya, petrol bağımlılığı dolayısıyla, kendisi kadar Ortadoğu petrolüne bağımlı olmayan ABD’nin İslam ülkelerine karşı politikasını gereksiz derecede sert bulmaktadır. 1978 Ekiminde, Çin’le 1931 yılından beri devam eden savaş durumuna son veren bir Barış ve Dostluk antlaşması imzalandı. Batı üstünlüğü Doğu tarafından dengelenecekse, Çin-Japon ittifakı olacak gibi görünüyordu.
ÇİN HALK CUMHURİYETİ
1950 yılında Sovyetler Birliği ile otuz yıllık Dostluk İttifak ve Karşılıklı Yardım Antlaşmasını imzaladı. Toplumsal suçlama, kendi kendine eleştiri sistemi ve beyin yıkama gibi Doğu gelenekleriyle, tüm toplumsal sınıfların ortadan kaldırılmasına yönelik Batı geleneğini başarılı bir biçimde birleştirerek, Mao putlaştırıldı ve siyasal “endoktrinazasyon” görülmemiş boyutlara ulaştı. 1949’dan sonra laik Marksizm, laik Konfüçyüs düşüncesinin yerini aldı.
İlk beş yıllık 1953. Sovyet yardımı ile endüstrileşmeye ağırlık verildi ve maden ile işgücü kaynağı Sovyet teknik yardımıyla birleşince ÇHC Sovyetler’in en önemli pazarı haline geldi.
1966 yılında bir beş yıllık planıyla “Büyük Proleter Kültürel Devrim” bürokratlaşmayı önlemekti.
Mao ise 1976’da öldü. ÇHC sürekli sınıf çatışması yerine modernleşmeyi temek ilke kabul ederek, yavaş yavaş daha tutucu ve bir bakıma yenilikçi iç politikayla daha ılımlı bir dış politika izlemeye başladı.
Moskova-Pekin çatışmasının açıkça ortaya çıkmasından sonra ABD ile ilişkilerini önce normalleştirdi. 1980’lerin ilk yıllarından başlayarak üç madde altında toplanabilecek olan reform hareketlerini.
“Dörtlü Modernleşme” tarım, sanayi, savunma ve teknoloji.
Sosyalizmi piyasa koşullarına uydurma yolunda karma ekonomik bir yapının. Fiyatlar yükseldi.
Gençleştirme hareketi.
Tiananmen Meydan’ındaki bu demokratikleşme çağrısı 3-4 Haziran 1989’da çok kanlı bir biçimde bastırıldı. Batılı kaynaklar 5.000 kişinin öldüğünü ve 10.000 kişinin yaralandığını duyurdular.
Çin’de ekonomik reformları ve liberal politikaları siyasal yenilemenin izleyememesidir.
Ekonomileri gelişen ülkelerde tek partili siyasal sistem halkın yükselen özlemlerine cevap vermektedir.
DOĞU BLOKUNDA ÇOK MERKEZLİLİK
Komünist Blok’ta görülen tek parçalı ve Moskova’ya sıkı sıkıya bağlı birlik, 1960’larla birlikte zayıflamıştır.
Stalin’den Sonra Devlet Dış Politikası
Stalin’in ölümünden kısa bir süre sonra “Sovyetler Birliği’ni uluslararası ilişkilerin ulus-devlet dünyasında daha doğru bir perspektif içine yerleştirmek için gelişen bir gerçekçilik”
Avrupa Politikası
30 Mayıs 1953’te verilen bir nota ile Sovyetler Birliği Türk toprakları üzerindeki iddialarından ve Boğazlar üzerindeki özel ayrıcalık isteklerinden vazgeçtiğini bildirdi.
15 Mayıs 1955’te Avusturya Devlet Antlaşması imzalandı. Bloklara katılmama koşulu ile Avusturya tam bağımsızlığını kazandı. Stalin’in ölümünden sonra, bu konudaki Sovyet önerileri Doğu Almanya’yı bir birim olarak sürdürmek ve Batı Almanya içine karışıp kaybolmasını önlemek amacına yönelmiştir.
Doğu Avrupa devletleriyle askeri ilişkilerini sağlam temellere bağlamak için 14 Mayıs 1955’te yirmi yıl süreli Varşova Paktı’nı kurmuştu.
Asya Politikası
1949 yılında Çin’de komünistler işbaşına geçtikleri zaman Mao “Biz, uluslararası alanda, Sovyetler Birliği’nin önderliğinde emperyalizm karşıtı blokun içindeyiz” demişti. 14 Şubat 1950’de ÇHC ile Sovyetler Birliği arasında “Dostluk, İttifak ve Karşılıklı Yardım Antlaşması” imzalandı.
Ortadoğu Politikası
Ortadoğu sorunlarından uzak durdu. Böyle bir davranışın nedenleri, savaştan sonra bu bölgelerde Sovyet siyasal etkisinin azalması, güçlü komünist partilerin ve ulusal kurtuluş hareketlerinin bulunmamasıdır. Bağdat Paktı’nın kurulmasıyla Ortadoğu ikiye bölünmüş olmaktaydı. Ortadoğu’da Sovyet Politikası ideolojik amaçlardan çok basit bir güç politikasına dayalıydı.
Yani Sovyet önderleri 1917’de Lenin’in barış kampanyasıyla kazandığı büyük avantajı anımsamış görünmekteydiler.
SBKP’nin Yıkılması
Stalin “Putunun” Yıkılması
Stalin’in ölümünden hemen sonra başlayan Stalin’i kötüleme kampanyası 20. Kongre’de doruğuna vardı. Bu eleştiri iki nedenden dolayı gerekliydi: Bir kere, yeni otokratın çıkmasını önlemek için “kolektif önderlik” ilkesine önem vermek gerekiyordu.
20. Kongre’de açıkça ilan ettikleri ilk ilke “barış içinde bir arada yaşamadır”
Barış İçinde Bir Arada Yaşama
Kruşçev’in asıl amacı, ülkesini ekonomik bakımdan geliştirmekti.
İlkesi ve kapitalizm ile sosyalizm arasında bir savaşın kaçınılmaz olduğu görüşünü reddeden bir temel üzerine oturttu.
İkinci ideolojik değişiklik, emperyalizm döneminde savaşların önlenebileceği görüşünün kabul edilmesidir.
Sosyalizm İle Ayrı Yollar
20. Kongre’de çok önemli bir ideolojik değişiklik, sosyalizme ulaşmada ayrı yolların varolduğunun kabul edilmesidir. Nedenleri şöyle sıralanabilir: Yugoslavya’yla bozuk ilişkileri; komünist güçlerin ortaya çıkmasını engellemek; Asya ile Afrika’daki ulusçu hareketlerle iyi ilişkiler kurmak.
20. Kongre’nin yumuşak havasının etkisi altında Polonya ve Macaristan’da bağımsızlık mücadelesi başladı. Yani Stalin ideolojisinin tam anlamıyla yana atmadılarsa da yeni koşullara uydurmaya çalıştılar.
Ulusal Kurtuluş Hareketleri ve Bağlantısızlar
Ekonomik ve siyasal etki şanslarının en yüksek olduğu bağlantısız devletlere eğildiler. “Bizimle olmayan bize karşı” biçimindeki geleneksel Sovyet ilkesini “bize karşı olmayan bizimle” haline getirmiştir.
20. Kongre’de “Afrika halklarının uyanışı” ve “Latin Amerika’da ulusal kurtuluş hareketlerine” önem vermesi.
ORTADOĞU’DA ÇATIŞMA VE DÜNYADA BUNALIM (1956-1962)
Ortadoğu’da Çatışma
Ortadoğu’nun Önemli ve Temel Sorunları
Ortadoğu bölgesi, yirminci yüzyılın ikinci yarısında dünya egemenliği peşinde koşan “süper” devletlerin etki alanı mücadelesine konu olmuştur. En çok petrol rezervi olan bölgelerin, en az petrol tüketen bölgeler olmasıdır. Bölgedeki din mücadelesi 1500 yıldır bitmemiş, petrole daha bağımlı olan Batı Avrupa ülkeleri ile Japonya daha ılımlı ve dengeli bir politika izlemiştir.
Ortadoğu’da petrol, büyük devlet çatışmasının temel nedeniyse, bu çatışmayı şiddetlendiren unsur da çatışan Arap ve İsrail milliyetçiliğidir. Çatışmaların çözümünü olanaksız olmasa bile çok zor durumu getiren unsur, milliyetçilikle de bağlantılı olan “din”dir. Müslümanlar, birlik olmamasıdır.
1948 Arap-İsrail Çatışması
Çatışmanın Temeli
Siyonist hareket, yani tüm Yahudilerin Filistin’e dönüp burada bağımsız bir devlet kurmaları, Thedor Herzl. 1917 tarihli Balfour Bildirisi ile Filistin’de Yahudilere “ulusal bir yurt”. İkinci Dünya Savaşı başladığında Filistin nüfusunun üçte birini Yahudiler oluşturuyordu.
BM’de Filistin Sorunu
BM’nin kurduğu BM Özel Komisyonu (UNSCOP) 1947 yılında, üzerinde 1.2 milyon Arap’la 570.000 Yahudi’nin yaşadığı Filistin topraklarında iki ayrı devlet kurulmasını ve Kudüs kentinin BM denetimi altına alınmasını önerdi. Araplar bu öneriye şiddetle karşı çıktılar.
Genel Kurul, UNSCOP’un önerilerini kabul etti.
Yahudilere “yurt” verirken Arapların oyuna başvurulmuş değildir. Yahudi “Siyonizm davası”nın emperyalist savunucuları. Avrupa devletleri’nin kanadı, koruyuculuğu ve teşvikiyle Filistin’e gelmişler. Yahudiler karşısında Araplar, kendi yurtlarında “ikinci sınıf yurttaş” durumuna.
İsrail’in Kurulması ve Savaş
1948 Nisan’ında, Deir Yasin katliamı. Bu olay “Filistin Mültecileri” sorununun da kökenidir.
1948 Mayıs. 14 Mayıs 16:00’da Ben Gurion İsrail’i kurduğunu açıkladı. Yeni devlet 16:30 da ABD ve Sovyetler Birliği tarafından tanındı.
15 Mayıs 1948 tarihinde, yani kuruluşun ertesi günü, güneyden Mısır, doğudan Ürdün, kuzeyden Suriye ve Lübnan orduları saldırıya geçtiler.
1948 yenilgisi İsrail’e karşı “yıpratma savaşı”.
Süveyş Bunalımı
Çatışma’nın Temeli
Mısır’da 1952 yılında iktidarı tümüyle ele geçiren Cemal Abdülnasır’ı Arap dünyasında Arap milliyetçiliğinin kahramanı durumuna yükselten ve böylece İsrail’e karşı yürüttüğü politikada başarı şansını arttıran olanların başlangıcı, Bağdat Paktı’nın kurulmasıdır. Bağdat Paktı, Arap devletlerini bölmüş, Sovyetlerin Ortadoğu bölgesine sızmasını kolaylaştırmış.
Nasır Çekoslovakya’dan silah almak Asuan barajını yapmak. Nasır 1956 Temmuzunda Süveyş Kanalı’nın millileştirdiğini ilan etti. Süveyş Kanal’ından geçişi düzenleyen 1888 tarihli İstanbul Sözleşmesi, barışta ve savaşta, ister ticaret ister savaş gemisi olsun tüm gemilere açık olmasını hükme başlıyordu. Batı Avrupa’nın petrol yolu artık Nasır’ın denetimi altına girmiş ve özellikle Fransa ile İngiltere için çok karlı olan Kanal Şirketi elden gitmişti.
İngiltere ve Fransa’nın Saldırısı
Arap-İsrail çatışmasında kanal bölgesine verilebilecek maddi zararları engellemek için, İngiltere ile Fransa ortak harekata girişeceklerdi. İsrail iki Avrupa devletiyle vardığı anlayış birliğinden sonra, 29 Ekim 1956 tarihinde Sina yarımadasını işgal etmeye başladı. ABD ile Sovyetler Birliği, bu açık saldırıya karşı BM’de cephe aldılar. Elden, ateşkes ilan edip 6 Kasım’da kuvvetlerin geri çekildiğini açıkladı.
İsrail’in Tutumu
1956 Aralık ayına gelindiğinde, İngiltere ile Fransa kanaldan askerilerini tümüyle çekerken, İsrail işgalini sürdürüyor ve gerekli güvenceler verilmeden çekilmeyeceğini söylüyordu. 1 Mart 1957’de güvenceleri söyle sıraladı: Geze Şeridi; Akabe Körfezi, serbest geçiş;
Sonuçları
Süveyş saldırısından Mısır kazançlı çıktı. Süveyş kanalı üzerinde tam bir denetim sağladı. Mısır’da İngiliz etkisi ortadan kalkmış oldu. Mısırın Kurtuluşu: bir devrimin felsefesi. Arap Bölgesi; Afrika Bölgesi; İslam Bölgesi. Sovyetler Birliği’nin Ortadoğu’da prestiji arttı. ABD tıpkı Sovyetler Birliği gibi prestij kazandı. Eisenhower Doktrini, Arapların gözünde, Batı’nın çıkarlarını korumaya yönelik bir düzenleme biçiminde yorumlandı.
Eisenhower Doktrini
Temeli
Eisenhower Doktrini’nin temeli bölgedeki olayları uluslararası komünizmin bir parçası.
1953’ü izleyen yıllarda “barış içinde bir arada yaşama”, her türlü ilerice hareketi desteklemeye başladı. “barış içine bir arada yaşama” politikası bağımsız devletlere de sempatik görünüyordu.
İlanı
9 Mart 1957 tarihinde Eisenhower Doktrini Ortadoğu ülkelerinin bağımsızlık ve toprak bütünlüğünü, hayati olarak, 200 milyon dolarlık ödenek de ayırmaktaydı.
Asıl amacı, İngiltere’nin zorunlu olarak bıraktığı boşluğu doldurmak ve Batılı ülkeler için önemli olan petrolün düşman eline geçmesini önlemek olsa gerektir. Arap-İsrail savaşını, komünist müdahalesi olmadan serbestçe çözebilmek Truman Doktrini’nin tüm Ortadoğu’ya yaygınlaştırılması çabası.
Sonucu
Eisenhower Doktrini’nin ABD açısından beklenen sonucu verdiği söylenemez. Sovyetler Birliği, Mısır ve Suriye, Siyonizm tarafından beslenen emperyalist bir manevra. Hararetle destekleyen Türkiye.
En önemli sonucu, soğuk savaşın yeniden hızlanmasında. Truman Doktrini’nden farklı olarak ABD tek yanlı hareket etmiş.
Kullanışı
Kral Hüseyin 1957 Nisanında “uluslararası komünizm tehlikesinden”. 6. Filonun gölgesinde ve ABD’nin tam desteğinde, Kral Hüseyin Ülkede Sıkı yönetim ilan ederek tüm siyasal partiler feshetti ve kendi görüşünde olan yeni bir hükümet kurdu.
Suriye Bunalımı
ABD’nin Mısır’ı yalnız bırakman için denediği ikinci yol Irak hükümetiyle işbirliği yaparak Suriye hükümetini Batı taraflısı unsurlarca devirmeye çalışmasıdır.
Suriye’nin komünist denetimde olup, komşuları için tehlike oluşturduğunu açıkladı.
Lübnan Bunalımı
1958 Şubat’ında Mısır ile Suriye arasında Birleşik Arap Cumhuriyeti kuruldu.
Deniz piyadelerini Lübnan’a çıkardı. Ayrıca Batı Avrupa’dan hava Saldırı Gurubu Adana’ya getirildi ve İngiliz paraşütçü birlikleri, karşılıklardan korkan Ürdün Kralı’nın daveti üzerine Amman!a indi. Hareketin büyüklüğü ve aniliği, şunu açıkça ortaya koymaktadır ki amaç yalnızca Lübnan’daki olayları denetim altına almak değil, eğer fırsat çıkarsa, Irak’a müdahale edebilme noktalarını elde tutmaktı.
Değerlendirme
Soğuk savaşı yeniden hızlandırmıştı.
ABD’nin yükümlülüklerini yerine getirmede, silah kullanmakta dahil olmak üzere, Sovyetler Birliğine karşı çıkabileceği ve bu durumda Sovyetler’in bir dünya savaşı riskini göze almayarak, edilgin bir tutum takınacağı açıkça ortaya çıktı. Araplar İsrail’e karşı mücadelelerinde ekonomik kalkınma ve Arap birliğini sağlama yolundaki çabalarında, temelde kendi güçlerine dayanmaları gerektiğini de anladılar.
Büyük devletlerinde işin içine karışmasının tehlikelerini.
ABD için Eisenhower Doktrini’nin başarısız bir düzenleme olduğu anlaşıldı.
Avrupa’da Bunalım
Berlin Bunalımı
Bunalımın Temelleri
1956 Süveyş Bunalımı, Batı bloku içindeki devletler arasındaki ilişkileri kötü yönde etkilemişti.
Stratejik dengede Sovyetler lehine bozulmuştu. 4 Ekim 1957’de bir yapay uyduyu, yani Sputnik’i uzaya yerleştirmesidir. Kıtalararası füze. 18 Aralık 1958’de Atlas füzesi ile “füze boşluğu” doldurulabilmişti. Ama 1957-1958 yıllarında Sovyetler Birliği gerek uluslararası prestij gerek stratejik güç açısından dengenin kendi lehine işlemeye başladığını anlamış ve avantajını kullanmaya çalışmıştır.
Bunalım
27 Kasım 1958’de Sovyetler Birliği’nin Batılı devletlere verdiği bir notayla başladı. Sovyetler Birliği bu yükümlülükleri Doğu Almanya ta devredince, Batılılar Berlin’e ulaşabilmek için Doğu Alman hükümetine başvurmak zorunda kalacaklar ve çaresiz bu hükümeti tanımak durumuna düşeceklerdi.
Batılıların Almanya konusundaki görüşü Serbest seçimlerle önce Almanya birleştirilmeli sonra tek bir Alman hükümetiyle barış Antlaşması yapılmalıydı ve işe önce Berlin’den başlanabilirdi. Doğu Bloku’nun görüşüyse önce iki Almanya ile ayrı ayrı barış antlaşmasının yapılması ve sonra bu iki Almanya’nın bir konfederasyon biçiminde birleştirilmesiydi.
Amerikan U-2 casus uçağının Sovyetler Birliği’nde düşürülmesi, iki ülke arasında düzelmekte olan ilişkileri baltaladı.
Belin Duvarı
Berlin “soğuk savaş adası”. Alman Şansölyesi Willy Brandt’ın “Doğu Politikası”nın (Ostpolitik) çerçevesi içinde ve 1971 Eylülünde, İngiltere, Fransa, Sovyetler, ve ABD arasında varılan bir anlaşma ile Batı Berlin’in dokunulmazlığı yeniden kabul edildi.
Sovyetler Birliği’nin bunalım sırasında nükleer denemelere yeniden başlama kararı almasıdır. 17 Ekim 1961 tarihinde Moskova’da Sovyet Komünist Partisinin 22. Kongresi toplandı. Bu kongre, 1958 yılından beri açığa vurulmadan süren Pekin-Moskova anlaşmazlığının ilk kez açığa çıktığı toplantıdır.
U-2 Olayı ve Yol Açtığı Bunalım
U-2 olayı Türkiye açısından da önemli sonuçlar.
Uçuşların Nedeni
Güdümlü füzelerdeki Sovyet başarısı, ABD’yi tarihinde hiç görmediği büyük bir askeri ve moral bunalım içine sokmuş bulunuyordu. Amerikan toprakları, kıta dışında bir devletin vurucu gücü içine girmiş oluyordu.
Sovyet askeri faaliyetlerinin gözlenip dinlenmesi (birincisi uçak, ikincisi radarla) ABD’nin stratejik planlamalarında büyük bir önem kazanmıştır.
Uçağın Özellikleri ve Denetimleri
Uçuşun harekat ve yönetimiyse Amerikan Merkezi Haberalma Örgütü’nün (CIA) sorumluluğundaydı.
Düşürülmesi
Türkiye’ye doğrudan bir tehdit niteliğini taşıyordu.
Uçuşların Yasaklanması
25 Mayıs 1960’ta U-2 uçuşlarının durdurulmasını emrettiğini söylemiştir.
Sonucu
George Kennan’a göre “ABD’deki “şahinlerin” sert ve aşırı politikaları, Sovyetler’de de sertlik yanlılarının işine yaramış ve bu devletle ortaya çıkabilecek olan değişiklikleri erteleyerek, 1980’lerin ikinci yarısına kadar uzanmıştır.”
Küba’da “Ekim Füzeleri” Bunalımı
Bunalımın Niteliği
Küba’da “Ekim Füzeleri” bunalımının en önemli özelliği iki nükleer silaha sahip “süper gücün” ilk kez doğrudan karşı karşıya gelmesidir.
İki “süper devlet” 1948 tarihli Berlin ablukasında karşı karşıya gelmişlerdi ancak o tarihte Sovyetler Birliği’nin elinde nükleer silah bulunmuyordu.
Küba bunalımının bir başka niteliği, hem soğuk savaşın doruğunu hem de 1962 sonrasında yavaş yavaş ama kararlı bir tempo da yerleşmeye başlayan “yumuşama” olgusunun temelini.
Bunalımın Temelleri
Amerikan hükümetinin her fırsatta, 1959’da iktidarı ABD’nin “saygın” adamı diktatör Batista’dan, onu uzaklaştırarak devralan Fidel Castro rejimini devirmek istemesidir. ABD bu işi önce Amerikan Devletleri Örgütü (OAS) içinde Latin Amerika ülkelerinin ortak harekatıyla yapmayı denedi.
Mülteciler, tarihe “Domuzlar Körfezi Çıkartması” adıyla geçen harekatta başarısızlığa uğradılar. Sovyetler Birliği’nde ABD’nin bu güç durumundan yararlanmakta gecikmedi ve Castro rejimi de destek olmaya başladı. Küba’nın şeker ihracatının büyük bir bölümünü satın aldı.
Füzeler
Kennedy, 1962 Ekim ayının başında verdiği bir demeçte, Sovyetler Birliği Küba’da saldırgan üsler kurarsa, ABD Küba’ya müdahale edecekti.
Bunalım
Küba’nın denizden abluka altına alınmasına.
Yumuşaman ilk belirtileri, Kruşçev’in Berlin konusunda ki sert tutumundan vazgeçmesi ve ABD’nin Türkiye’deki Jüpiter füzelerini sökmeye başlamasıdır.
Pekin Moskova’yı “devrimci davaya ihanetle” suçladı, Moskova ise Pekin’i “serüvencilikle” itham etti.
ABD ile Sovyetler Birliği ise, 5 Temmuz 1963 tarihinde “Nükleer Silah Denemelerinin Kısmi Yasaklanması Antlaşmasını imzaladılar.
ABD hem kendi geleneksek silahlarını arttırmaya başlamış, hem de Avrupalı müttefiklerinden aynı biçimde davranmalarını istemiştir.
Sovyetler Birliği Akdeniz’de geleneksel silahlar açısından daha güçlü bir duruma gelmesinin avantajını anlamıştır.
Washington ile Moskova arasında doğrudan bir haberleşme hattının kurulmasının öneminin açık bir biçimde ortaya çıkmasıdır.
Kennedy ulusal çıkarlarını ilgilendiren bir davada öncelikle tek başına hareket etmiş, daha sonraysa müttefiklerine “danışmıştır”.
Öteki NATO ülkelerinde niçin kendi ulusal çıkarlarının işin içine girdiği bir durumda kendilerinin de aynı yöntemi uygulayamayacağı sorusunu kendilerinin de aynı yöntemi uygulayamayacağı sorusunu haklı olarak akla getirmiştir.
Çok Merkezliliğe Geçiş
Dünya güç odakları, sanki “merkezkaç” kuvvetiyle “kanatlara” kaymıştır.
Çok merkezliliğe geçişin anlaşılır, kolayca görülebilir bir biçim alması, 1960’lara rastlamakta ve süreç bu güne kadar uzanmaktadır.
“Dehşet Dengesi” iki devleti edilgenliğine sürükleyince, çevre devletleri sıkı bir biçimde merkeze bağlı tutmak zorlaşmış, iki bloktan kopmalar başlamıştır. 1956 yılından sonra Amerikan dış ticareti sürekli açık vermiştir.
SOĞUK SAVAŞIN KÖKENİ
Soğuk Savaşın Anlamı
“Soğuk savaş, iki blok arasındaki ilişkilerde, blokların ve üyelerin davranışların denetlemeye yönelik, taraflarca benimseniş kuralların bulunmadığı ve ilişkilerde tamamıyla güce dayanan davranışların başat olduğu bir dönemdir.”
Diplomasi bir yöntem olarak gerçek işlevini yitirmişti.
Rus-Amerikan Güvensizliği
Kıta devletlerinin, kıtaya egemen olacak stratejik bir bölge de kurulduktan sonra, sınırdaş devletleri “nötralize” edip genişlemeleridir.
İki devletin Çin üzerindeki politikaları çatışmaya başladı. ABD’nin Çin politikasının temeli şuydu: bütünlüğü tam ve siyasal egemenliğe sahip bir Çin kurup sürdürülmesi. Rusya ise kendine özgü etki alanları yaratarak Pazar ve siyasal maneviyatla gücü kazanmak istiyordu.
1939 Alman-Sovyet Saldırmazlık Paktı, ideolojik ayrılıklara rağmen, ortak çıkar anlayışı ağır basarsa iki devletin anlaşabileceğini gösterdi.
ABD’nin Ekonomik Savaşı
İthalat ve ihracatın serbestçe akması gerekli ve önemliydi
Üretimi dört kat arttıran ABD, ekonomik gücünü kullanarak dünya ekonomisine istediği biçimi verecek duruma gelmişti ve yermeye de kararlıydı.
ABD’nin ekonomik baskısı, çekilen askerlerin bıraktığı askeri boşluğu doldurabilir. Kapalı bir ekonomik sistem uygulayan ve bu “sopaya” aldırış etmeyerek Doğu Avrupa ve Uzakdoğu’da genişleme niyetinde olan Sovyetler Birliği ile ABD’nin uluslararası çıkarlarının çatışacağı, savaş sonrası dönemin daha ilk yıllarında belliydi.
SOĞUK SAVAŞI HIZLANDIRAN OLAYLAR
Paris Barış Antlaşmaları
Büyük savaş sonrası barış düzenlemelerinin yeni bir savaşın temelini hazırlaması, hemen hemen kural gibidir.
1919 Barışıyla Karşılaştırma
Versailles’da hiç olamazsa büyük devletler arasında bir güç dengesi vardı.
Hükümleri
Paris Barış Antlaşmaları 10 Şubat 1947’de imzalandı. Almaya ile antlaşma yapılamadı.
Antlaşmaların imzalanmasından 90 gün sonra Müttefikler, ordularını işgal altındaki devletlerden çekeceklerdi. Ancak Avusturya ile bağlantısını kopartmamak için Sovyetler Birliği, Romanya İile Macaristan’dan askerilerini çekmedi.
Doğu Avrupa gelişmeleri (1945-1948)
ABD’nin Gelişmelere Yaklaşımı
“Atom bombasının Rusya’yı Avrupa’da daha uyumlu davranmaya iteceği”. Politika başarılı olmadı.
ABD “Demirperde”yi ekonomik baskı yoluyla geriletmeyi denedi. Truman, Almanya’nın tesliminden sonra, Ödünç Verme ve Kiralama Yardımını kesti.
Doğu Avrupa’da Komünist Yönetimlerin Kuruluşu
Doğu Avrupa ülkelerinde komünist yöntemlerin kuruluşunu Sovyet ordusunun ürünü olarak görmek. Görüş, aşırı bir basitleştirmedir.
İç Hazırlayıcı Öğeler;
Savaşa demokratik olmayan rejimlerle girmişlerdi. Demokratik gelenek yoktu. Ekonomik tarıma dayalı.
Savaşta Almanya’ya karşı etkili mücadele veren işçiler ve daha çok köylülerdi. Bir iç savaş olmuştur. Bu sınıfların savaştan sonra köklü ekonomik reformlar yoluyla, kurulacak hükümetlerde ağır basacakları.
Dış Hazırlayıcı Öğeler:
İngiltere “yatıştırma politikası” ve “Münih Düzenlemesi” ile Almanya’ya Doğu Avrupa’nın kapısını kendilerine açmışlardı.
Sovyet Soğu Avrupa’nın bir “atlama tahtası” olarak kullanılmaması için önlemler aldı. Sovyet güvenliği, Doğu Avrupa ülkelerinde uydu hükümetlerin kurulmasını gerektiriyordu. “tampon bölge”.
Kuruluş Aşamaları:
Doğu Avrupa’da komünist yönetimlerin kuruluşu dört aşamadan:
Nazi işgali döneminde Moskova’ya kaçmış olan yerli komünist önderlerde 1945 yılında Sovyet ordusuyla birlikte ülkelerine geri döndüler be yönetimi ele aldılar.
1946 yılındaki koalisyonlar aşamasında
1947 yılına rastlayan üçüncü aşama, öteki parti önderlerinin tasfiyesi aşamasıdır. Doğu Avrupa’da demokrasi geleneği de olmadığından, tek parti sistemine çok kolay geçildi.
1948 yılında, tüm bu işleri gerçekleştiren yerli komünistlerin tasfiyesi aşaması başlar. Milliyetçi tutumlardan.
1974 bu devletlerle Sovyetlerin ideolojik birliğini sağlayan Kominform kuruldu. 1949’da Sovyet modeline uygun bir uluslararası ekonomik örgüt olan Comecon kurularak…
Doğu Avrupa Ülkeleri
Yugoslavya ve Arnavutluk
İki devlet bağımsızlıklarında diretebilirler. Halkın desteği sağlanmış iki önder ve komutaları altında iki ulusal ordu vardı. Ülkeler Sovyet ordusunun işgaline uğramamıştı.
Önderleri iktidarlarını sürdürebilmek için Sovyet desteğine dayanmak zorunda değildi, tek bir parti kazandığından.
Sovyetler’le sınırdaş olması gerçeğini ve Yugoslavya’nın Akdeniz’e açılması gibi coğrafi, bir özelliklerini çok iyi kullanmasını biliştir. İnançlı bir komünisti ödün vermeyen bir Yugoslav milliyetçisi. Stalin bir iç darbe ile Tito’yu iktidardan düşüremeyince, Kominform’un 1948 Haziranındaki toplantısında “milliyetçilik yolunu tuttuğu” gerekçesiyle Tito’yu Sovyet blokundan attı. Stalin’in “dünyanın iki kampa bölündüğü” varsayımını da reddetmiştir.
Macaristan
Moskova kökenli önderler ülkeye egemen oldular.
Çekoslovakya
İki savaş arası dönemde öteki Doğu Avrupa Ülkerlerinde faşist diktatörlükler hüküm sürerken, Çekoslovakya’da demokrasi yaşanmıştır. Endüstri ülkesi.
1938 Münih Düzenlemesi’ni “Batının Bir İhaneti”. Güvenliği için ister istemez Sovyetler Birliğine dayanacak. Çekoslovakya’da savaş sonrası sahipsiz ve hemen devletleştirilebilecek birçok toprak ve fabrika kalmıştı.
Başbakan Gottwald, işçileri silahlandırdı. İstifaların kabulüyle hükümet hemen hemen tümüye komünistlerin denetimi altına girdi.
“Prag darbesi”nin en önemli uluslararası sonucuysa, olaylardan sonra ve buna dayanarak NATO’nun kurulmasıdır.
Batı Ülkelerindeki Gelişmeler
İngiltere
İngiltere İkinci Dünya Savaşı içinde üç partinin de katıldığı bir savaş kabinesi tarafından yönetildi.
İngiltere’nin ABD’ye artan bağımlılığıdır. Amerikan yardımı yalnız İngiliz ekonomisinin kurtarılmasıyla kalmamış, tüm Batı Avrupa’da gelecek kalkınmanın temeli olmuştur.
Uzun savaş yılları ekonomiyi çok zayıflatmıştı. İlk olarak, ABD’den bir milyar sterlin borç aldı. İkinci olarak, dış yükümlülüklerini azaltarak ekonomik tasarruf politikasını başlattı.
İlk olarak, Türkiye ve Yunanistan’a karşı yükümlülüklerini ABD’ye terk etti. 1947 Ağustosunda Hindistan ve Pakistan’a bağımsızlıklarını verdi.
Fransa
1945-1948 arasında Avrupa’da ekonomik durum kötüye gitmeye başlayınca, Fransa ile İtalya’da komünist partiler savaş sırası direnme hareketlerindeki başarıların da eklenmesiyle, desteklerini artırdılar ve ortaya eski bir sorun, yani kitle komünist partilerinin demokrasi içindeki yerlerini nasıl bulacakları çıktı.
Gaulle’in iktidarı tek başına ele geçirip Beşinci Cumhuriyeti kurduğu 1958 yılına kadar, Fransa Tam bir siyasal iktidarsızlık içine girmişti. Büyük bir ekonomik bunalım. De Gaulle, Komünist Partiyle bir türlü anlaşamıyordu. Hindiçini’de başlayan ulusal kurtuluş savaşı, Dördüncü Cumhuriyet Anayasası, meclis karşısında hükümeti güçsüz duruma sokmuş, Fransız Partilerinin (komünistler dışında) geleneksel disiplinsizlikleri.
Sosyalistlerin zayıflamasıyla İtalyan politika sahnesini uzun bir süre belirleyecek olan iki büyük parti Hıristiyan Demokratlar ile Komünistler kaldı. İşte İtalya o tarihten bu güne dek, sonu alınmayan grevler, iç karışıklıklar, siyasal iktidarsızlık, çürümüşlük ve dengesizlik içine girmiştir.
Almanya
Yatla ve Potsdam konferanslarında dört işgal bölgesine ayrılmıştı. Sovyetler Birliği ülkenin doğu bölgesini (toprağın %40, nüfusun %36’sı ve doğal kaynakların %33’ü), ABD güney, İngiltere kuzey, ve batı bölgelerini işgale ettiler. Fransa’ya ise Angolamerikan işgal bölgesinin bir bölümü bırakıldı. Anlaşma sağlanamadı.
Ekonomik Anlaşmazlıklar:
Fransa kendi bölgesini, hem Almanya’yı zayıf tutacak, hem de Alman üretiminden tazminat alacak biçimde örgütledi. Sovyetler Birliği işgal bölgesinden önce tahıl üretim fazlasını, sonra da teçhizat aldı. İngiltere Almanya’ya yardım edecek durumda değildi. ABD her işi işgal bölgesinin ekonomik kalkınma sorumluluğunu yüklenmek durumunda kalınca.
Siyasal Anlaşmazlıklar
Alman militarizminin tarihsel temeli olan Prusya “Junker”lerin topraklarını parçalamaya ve endüstriyi hızla devletleştirmeye başladı. ABD ise Almanya’da liberal ekonomi anlayışına dayanan bir federasyon kurmak istiyordu. Sovyetler Birliği, Batı Bloku’na katılacak bir Almanya’nın, ABD ise Doğu Blok’una katılacak bir Almanya’nın dünya güç dengesini bozacağını ve Almanya’yı ikiye bölerek.
Berlin Ablukası ve Bölünme
1947 yılında Batılı devletler kendi işgal bölgelerin ekonomik bakımdan bütünleşmesi, para reformu, üç Batı işgal bölgesinde bir Alman hükümetinin kurulması. Bu faaliyetlere Sovyet tepkisi Berlin’in abluka altına alınmasıdır. 24 Haziran 1948’de Sovyet ordusu barikatları yerleştirmeye başladı. Kenti havadan besleyeceklerdi. Sovyet, ablukasının etkili olmadığını gördüklerinden 12 Mayıs 1949’da ablukayı kaldırdılar.
1949 Ağustosunda seçimler yapılarak Eylülünde Conrad Adenauer’in Hıristiyan Demokrat hükümeti kuruldu. Berlin ablukasının ABD ile Sovyetler Birliği’nin ilk kez karşı karşıya geldikleri soğuk savaş anlaşmazlığıdır.
Türkiye Üzerindeki Baskı
Molotov yeni bir paktın imzalanmasından önce iki ülke arasındaki bazı sorunların çözülmesi gerektiğini söyledi. Doğu sınırında değişiklik; Boğazlar’da Sovyetler’e üs verilmesi; Montrö sözleşmesinin yeniden gözden geçirilmesi.
Türk Hükümeti Rusya’nın bu isteklerini reddetmiştir.
Yunan İç Savaşı
Savaşın Birinci Aşaması
Metaxas 1941’deki ölümüne kadar süren ve faşist özellikler gösteren diktatörlük dönemine “Üçüncü Uygarlık” adını vermişti.
Yunanistan 1940 Ekiminde önce İtalya’nın sonra da Almanya’nın işgaline uğradı.Yunanistan’ın İngiliz etki bölgesi. Almanlar Yunanistan’dan temizlendiler. Bu temizleme Yunanistan’a beklenen barış ve huzuru getirmedi ve ülke beş yıl sürecek olan son derece kanlı ve yıkıcı bir iç savaşın içine girdi.
Churchill’in iddialarına göre ELAS Atina’da terör havası estirmekte, Moskova tarafından yönetilmekteydi. EDES’e karşı savaşmıştı. ELAS savaştan önce Metaxas’ı devirmek için kurulan bir örgüttü. ELAS’ın EDES’e karşı savaştığı görüşü pek doğru kanıtlara dayanmamaktadır.
Sovyetler tarafından da desteklenmeyen ELAS’ın siyasal organı EAM bırakışmayı kabul etti.
Savaşın İkinci Aşaması
İkinci aşama, hükümetin kurulması ve Kral’ın Yunanistan’a geri dönmesiyle başlar. Sorunun BM’ye getirilmesi, üç kuzey komşusunun solculara verdikleri destekle iç savaş uluslararası bir nitelik kazanmıştır.
Çetecilere kuzeyden yardım geldiği iddiası daha inandırıcı görünmektedir.
İç savaş bütün şiddetiyle 1950 yılına kadar sürmüştür. Sona ermesiyse BM ve merkezi hükümetin gücüne değil , Yugoslavya’nın Kominform’dan atılmasından sonra çetecilere yaptığı yardımı kesmesine ve şimdi ele alınacak olan Truman Doktrin’ine bağlıdır.
Truman Doktrini ve Marshall Planı
Truman Doktrini
Doktrinin Nedenleri:
Truman Doktrini’nin temeli, Amerikan yöneticilerinin sürekli ağır bir Sovyet tehdidi altında bulundukları korkusudur. 1947 yılını izleyerek, Amerikan dış politikasının temel anlayışı komünizme karşı açılan savaş olmuştur. Truman Doktrini, Versailles düzenini sürdürmek isteyen ABD ile bu düzene bağlı olmayan ve hatta bunu kendisine karşı yapılmış olarak yorumlayan Sovyetler Birliği arasında çatışma.
Truman, 1947 yılının başından Yunanistan ile Türkiye’ye askeri yardım, Amerikan dış politikasına “Sovyetler Birliği’ni Çevreleme Politikası”nı (Containment Policy)
İlanı ve Sonuçları
ABD bu doktrini Ortadoğu’ya da genişletmek için İngiltere’yle birlikte girişimlerde. Doğrudan bir Sovyet tehdidi altında görmeyen Arap devletlerinin büyük bir çoğunluğu doktrini genişletmesine izin vermediler.
Marshall Planı
Avrupa’nın ekonomik kalkınmasıyla
Marshall Planı’nın çağrısı Doğu Avrupa ülkeleriyle Sovyetler Birliği’ni de içine almaktaysa da bu devletler katılmayı reddettiler. Dört yılı kapsayan (1947-1951) Avrupa Kalkınma Projesi, yani Marshall yardımı başlamıştır.
İran Olayları
Dr. Musaddık petrol ayrıcalıklarını kaldırdı. Musaddık başkanlığı 1951-1953. Musaddık, petrol endüstrisine devletleştirdi.
Musaddık geniş bir siyasal yelpaze tarafından desteklenmekteydi. ABD, taraflar, Musaddık’ın Moskova yakın ilişkiler içine girmesi. İngiltere ile birleşerek Musaddık’ı düşürmeye çalıştı
Düşürülmede en önemli pay, hiç kuşkusuz, İngiltere’nin İran’a karşı uyguladığı ekonomik ambargodadır.
