herkes seni seviyor

bu yüzden seni sevmekten korkuyorum
sessizce aptal resminde kal
korkularımı yeninceye kadar
dokunsun başkaları
sanırım son kez kaldırabilirim bunu…
ne kadar gizlesem benliğimi
açıkça çöksem içine yalnızlığın
sessizce kalsam soluksuz
öylece kal dokunma
korkularımı yeninceye kadar
üzülmem, ağlamam, kızmam
elinde tuttuğun ellere…
gözyaşlarını sil ellerine değdiği anda
açıkça belli et hislerini
son kez git de, istemiyorumu ekle ardından
son bir ricayla, tasmanı çıkar boynumdan
korkularımı yeninceye kadar
konuşmayı öğrenene kadar
kendimi akıllı sanana kadar
dokunma kimseye, ya da ne yaparsan yap
benliğimi kazıma, göründüğün gibi kal
orda kal…
ardına bıraktığım hayatımı ver bana
ya da listenden bir isim şeç
kısa iki heceli içine yücelik sıkışan
bir o kadar da umutsuz ezik
sadece alışana kadar yokluğuna, elimi tut
korkularımı yenene kadar
yeniden hayvan olana kadar…


dengesiz hormonların, ahlaksız iç çekişleri,
sıcağın yansıması, şakaklarımdan akan ter,
doyumsuz bir günün, gereksiz kırıntıları,
şimdi karanlık gök yüzü, sade,
saten, ipek karışımı kıvrımlar
ve aklımda binbir haykırışın çığlıkları
üzerimde ise yorgan…


Bizi nasıl büyüttüler? Bir çığlıkla mı, bir kahkahayla mı? Kelimelerin hepsi sarılıyor üstümüze baki olan yalnızlık gibi. Silkinmeye çalıştıkça içine batar gibi. Oysa burnumuzun ucundan geçenler, hayallerimiz, geleceğimiz her şeyimiz… bize kalan yalnızlığımız… şairin dediği gibi;
Bir akşamüstü yanımızda kimse olmaz,
Ya da olanlar olması gerekenler değildir.
Yıldızların bizim için parladığını göremeyen gözlerimiz,
Gün gelir kayan yıldızların gömüldüğü maziye kilitlenir…
 Murathan Mungan



bize kim söylediyse en yalanları
enine yalanlarla üstümüze
bir kez daha çökecek mi umutsuzluğu
sadece sarılırken çarşaf üzerinde

Gökkuşağından Darağacı

Şimdi´nin bedeni yok,
Yontuyor geçmiş bilgisiyle
gelecek belki olur diye taşı,
taşını kokluyor
yontu dağılıyor…

Şimdi´si yitik
bundan boyuyor
boyuyor evine aldığı
ağacın üzerine tüneyip
duvarını, tavanını, geçmişi
ve geleceği ve her yanını;
dal kırılıyor…

Şimdi´si yitik
diziyor diziyor notalarını,
göğe ışık üzerine boncuklarını,
ucuza getiriyor varlığını
sonsuzun sessizliğiyle
sonlunun gürültüsü arasında,
O bitirince kıyısında gezindiği
yol çöküyor…

Şimdi´si yitik
bundan yazıyor
yazıyor enine boyuna
içini ve dışını ve yeri
ve göğü ve suyu,
bindiği kadırga
o inince batıyor 

Nilgün Marmara