maçlar tatil edildi…

a dramatic coffee by ~angellife

yoğun kar yağışı istanbulu felç ederken bir haftadır süregelen agrafide beni tatil etti. neye elimi atsam ikinci cümlenin sonunda bir üçüncünün tek bir harfine uzanamaz oldu elim. bunun şahsıma nazır tembelliğimle bir alakası olduğunu düşünüyorum. artık bilgisayar klavyesi tuşlarına basıp yazmak zor geliyor. eski usullere dönüp kağıt kalem kullansam bunların bilgisayara aktarımı ayrı bir dert. hal böyle olunca üçüncü cümlenin başında ki bıkkınlıklar hat safhada yer alıyor. şöyle konuştuğunu yazan bir program var mıdır acaba? hatta düşündüğünü olsa daha iyi olur.

birçok hikaye yine yarım kaldı. ufak tefek kargaşalarım kaoslara doğru yürümüyorda değil. ah zaten bu zmaana kadar ne bitirdim ki. iki üç şey. kendimi boşa damlayan bir musluk gibi hissediyorum lakin damlaya damlaya göl olmaktan uzak. çünkü damlaların her biri zıt gönlerde hareket ediyor.

sabah işe yürürken (bu karda yürünür mü demiş olabilirsiniz ama mesafe yakın) üzerime dolan karın ağırlığını bile taşıyamadım. esen rüzgar da cabası. damarlarımda dolanan bıkkınlık iksiri tekdüze süren hayatımın son tetikleyicisi sanırım. bıktığım birşeyler olmasabelkide hiç birley yapamam. ah heskiden ne çok uğraşım vardı. şimdi ise bir aile katliamo günlerdir elimde okuyamıyorum bile. sıkkınlık, bıkkınlık… dışarıda yağan kar…
bembeyaz ve bakamıyorum gözleirm sulanıyor… sabahki soğuğun acısı şimdi çıkıyor sanırım. başım ağrıyor. Allah’ım n’olur eski halime dönim… kel kalmak veya şişmanlamak umrumda değil. beynim yerine gelsin sadece… bu günkü vazifemi de gerçekleştirdim. en iyisii çatıya çıkıp boğaz manzarasını izlemek… fotoğrafta çeker koyarım belki…
hoşça kal günlük…
sağlıcakla…

bi zamanlar…

savaşmak? kaçmak? evet ben bir korkağım. üzgünüm anne, üzgünüm baba senin gibi olamadım ve senden uzak sensizlikle yürüyorum….
ama en büyük kaçışı sen yaptın. hayattan kaçtın insanlardan kaçtın.. bizi bıraktın…
hayır bütün hayatımın sorumluluğunu yüklemiyorum sana, senin kadar korkak değilim yüzleşebiliyorum en azından
tam bir kaçış yok. yok hayır öyle deme… üstüne yürüyebilirim senden daha başarılıyım bu konuda
itilmiş bir ucube değilim. olmam… olmayacağım… yo sus. sana söylemedim… üstüme gelme. hayır…
ama yapmamalıydın bunu bırakmamalıydın öylece…
sana atmıyorum. bak insanlarla konuşabiliyorum. tamam başarılı değilim ama deniyorum. bende mi sorun yo hayır ben ya yapılması
gerekiyorsa layıkıyla yaptım hayır insanlar anlamıyor beni bildiğin gibi değil. sen gideli çok şey değişti, evler arabalar
hayır onlarla iyiyim insanlar da değişti. işte onlar asıl olması gerekenler. eski çocuk değilim artık tek başıma yapabilirim bak
onca sene geçti iyi olsun diye hiçbir şey yapmadım şimdi yapacak mıyım yo hayır öyle konuşma bu benim sucum değil. görüyor musun
sık sık uyuşuyor bu ellerim hemde durup dururken aniden hatta ayaklarım bile sanki birilerinin vücuduma oturduğunu hissediyorum
insanlar mı onlar… boğuluyorum onun gibi olmaya çalışıyorum hep iyi oluyorum hep dürüst hep toleranslıyım ve ben insanları
kaçırmamaya çalıştıkca onlar uzaklaşıyor. öcüye mi benziyorum baba…
senin yüzünden bırakıp gittiğinde böyle olacağını bilmeliydin benim senden kaçmaya başlayacağım anları bilmeliydin. korkmaya
başlayacağım anlar. niye gittin… gitmeseydim…

sayıklamalar -//-

sanki anladım… uzaktan kulağıma çalınan notanın ikinci noktasında kulağım.
beklediklerimle ilgili, irdelenmiş küçük şeyler. üzerime yürüyenlerin aksine 
enine döşenmiş hayal kırılganlıkları… ellerimi tanıyamıyorum. gün geçtikçe
şişmelerinin sebebi bilinçsizce açılmış yarıklar olsagerek. cümleleri kısa kesmeliyim.
uzattıkça içinden çıkılamayacak bir durum almakta. kime inat? durmadan tükenmeden
çenemi ellerime alıncaya dek konuşmak istiyorum. beynimdeki kılcallar kurtlaşmaya
başlamadan.
herkes mi benden güzel, herkes mi içinde bulunduğum binalar gibi tepemden bakmakta?
kimler süsleyebilir beni biliyorum… lavralaşmış bedenimi sevecek çocuklar…
milyonlarcası…