Posts Tagged ‘Kore’

Kore Savaşının 60. yıl dönümü münasebeti ile, Kore Büyükelçiliği, Kore İstanbul Başkonsolosluğu ve Korea Foundation’ın organizasonunda izleme fırsatı bulduğumuz Haegum virtüozu Kang Eunil grubu ile birlikte bize unutulmaz bir gece yaşattı. Tabi batı ile harmanlanmış klasik Kore müziğini dinlerken büyük zevk aldık. Bu arada es geçmemek lazım ki Haegum yorumu eşliğinde Üsküdar’ı dinlemek bir hayli zevkliydi.

Kaçıranlar için üzülüyor ve bulduğum küçük bir videoyu ekliyorum. Bu arada Kadrodaki isimler yabana atılacak gibi değil…

Öncelikle Kang Eunil bir Ki duk Kim filmi olan Hwal – The Bow (2005) 활’ın müziklerini yapmış belki kulağa aşına gelebilir ilk videomuz film fragmanı. İkincisi ile bir konserden…

Geçtiğimiz gün b kız arkadaşımla ne yesek planları yaparken daha önce araştırdığımız Kore restoranları çizelgesini açtık. Hım adı neydi? Nedense sürekli Gaya diye hatırlıyorum. Google aramalarımız sonuç vermiyor tabii. Daha sonra hatırladık ki Goya. Aslında amacımız kebap falan yemekti ama değişik birşeyler oldun dedik sıvadık paçaları. O ara Serdar aradı Han-kuk Kwan maceramızı okuyan bilir Kora yemekleri pek serdara göre değildi. Velhasıl Serdar bizi arabayla aldı ve koyulduk Taskim yoluna. Arabamızı park ettik başladık  Abdulhak Hamit Caddesini aramaya. Sorduk durduk kimsenin haberi yok. Herkes “aşağı sokak” diyor. Sonunda sokağı bulduk. Aslında daha önce otobüsle geçerken ben bu restoranı görmüştüm ama tam olarak nerede olduğunu o an çıkaramadım. İç güdülerim beni bir yerlere götürüyordu. “Hadi çekirge” diyordum kendi kendime “bulacaksın orayı”. Buldum da. Ancak fark eden ben olmadım. Korece yazan Gaya’yı nedense şekil olarak algıladı beynim. Benim gibi Koreceye takmış birine yakışır mı bu? Elbette yakışmaz!
İçeriye girdik gayet temiz ve güzeldi. İlk girişte o bilindik baharat kokusu karşıladı bizi. Bir köşeye geçti ve oturduk. Menülerimiz geldi ve bakmaya koyulduk. Doğrusunu söylemek gerekirse bu kadar kalabalık bir menü beklemiyordum. önceden şartlanarak gitmiştim “ramen” yiyecektim. Baktıkça bakıyordum menüye. Tabi haliyle ne yiyeceğimize tam olarak karar vermedik. Bu arada garson imdadımıza koştu. tabi karar verememizde fiyatlarında etkisi vardı. :)  
Konuştuk bize test edelim diye ortaya karışık bir kaç çeşit yemek getirebileceğini söyledi biz de çok memnun olduk tabii.
Öncelikle ısınalım diye demlenmiş Kore çayı içtik. Daha sonra önümüze yemek öncesi anju (meze) geldi. Kocaman kocaman Kore mantıları (mandu) kondu önümüze, yanında da olmazsa olmaz kimçi; kızartılmış birer dilim bol acılı tofu; yine soslu kabak dilimleri;  çok acı bulduğumuz turp dilimleri. :) Görmemiş gibi her birine saldırmaktan alı koyamıyorduk kendimizi açıkçası görmemiştikte. :)
Biz bunlara dalmış yerken ana yemeklerimiz geldi. Patates unundan yapılmış şeffaf makarna (bu yiyeceğin adını unuttum) ve Bulgogi geldi. Biz nasıl doyarız hesabı yapıyorduk ki bu geneler bizi şişirmeye yetti. 
Gittiğimizde restoran boştu. ikinci Kore Restoranımızında boş olması bizi üzüntüye sevk etti. bunun iki sebebi varmış. Bir Koreliler akşam yemeklerini erken ver ve erken yatarlarmış. İkincisi ise ilk restoranımız olan  Han-kuk Kwan‘ı da Gaya’nın sahipleri almış ve oranın açılışındaymış herkes. 
Herkes memnun bir şekilde yedi ve doydu. Gerek ortam gerekse servis olsun gayet samimi ve güzeldi. Önümüzdeki küçük kaseler bizi tamamen Kore havasına sokmuştu. Yediğimiz yemekler gerçekten çok lezzetliydi. Kore yemekleri tadacaksanız eğer gideceğiniz ilk restoran olmalı bence. Kesinlikle tavsiye ederim. 
Bu kez yemekten resim çekemedik. Eh ne yapalım boğazım durmuyor ki. :) Siz ilk linke bir uğrayın… :)
Adres :  Abdulhak Hamit Cad. No:50 İstiklal Beyoğlu / İstanbul
Tel : 0212 238 00 00
Fax : 0212 238 00 06
Linkler:
2007 yılında Oscar a aday gösterilmiş, Kore’de en büyük hasılatı toplanmış bir film Wang-eui Nam-ja. Gürültü patırtı eşliğinde bir dönem dramı izliyorsunuz, sıkılmadan, merakla. Gerçek olaydan uyarlanmış ve yönetmen Jun-ik Lee‘nin elinde bir şahesere dönüşmüş. 
Dönemin zalim kralı kendisiyle alay eden soytarıya aşık olmuştur. Ancak soytarının birlikte çalıştığı diğer arkadaşı da ona aşıktır. Kral bu soytarıların saraya yerleşmesine, karar verir ancak bakanlar bu kararın yasalara aykırı olduğunu belirtip karşı çıkarlar. Bunun üzerine soytarılar, bakanlarla ilgili bir oyun oynarlar ve oyunda bakanların aldığı rüşvete değinirler. Her oyundan sonra kral bir çok kişiyi cezalandırmaktadır. 
Kral soytarıya aşık olmuştur bu sebepten dolayı en gözde cariyesini bile bir köşeye iter. Hikaye sadece aşk ilişkilerinden ibaret değildir elbette. Kader, güç, sınıf ayrımları, aşk, mücadele, tamamıyla hepsi bu filmde işlenmiş. Sahne tasarımları ve kostümler mükemmel. İzlemeden geçilmemesi gereken bir film…
Director … Lee Joon-ik
Karm Woo-sung  Jang-saeng
Jung Jin-young  King Yeonsan / Yeonsan-gun
Lee Jun-ki … Gong-gil
Kang Sung-yeon … Jang Nok-su
Jang Hang-seon … Cheo-seon
Yoo Hae-jin … Yuk-gap
Jung Seok-yong … Chil-deuk
Lee Seung-hoon … Pal-bok
Yoon Ju-sang … Seong Hee-an
Choi Il-hwa … Sung Joon-shin
Jung-geun…  Lee Geuk-gyun
Park Su-il … Park Won-jong
Woo Hyun … Eunuch Hong
Dün akşam yemeği için soluğu Han Kuk Kwan’da aldık. Dört kişi merakla Kore mutfağını tatmak için bekliyorduk. İçinizden ikisinin Kore fanatikliği (biri ben oluyorum)  bizi buraya getirmeye yettide arttı bile. Öyle Çin lokantalarına oranla daha gösterişsiz ve bizim kebap salonu köşelerini anımsatıyordu. Malum lokantaya girdiğimizde bizi karşılayan, baharat ve sarmısak kokusu idi ki bu olağan birşeydi. Dün bizim şansımıza boştu. Hemen karşımasamızda iki tane Koreli oturmuş yemeklerini bekliyorlardı. Onlara İngilizce selam verdik. Hayır aslında ben Korece selam da verebilirdim ama, şimdi yanlış telaffuz edip kendimizi rezil etmenin anlamı yoktu. :)
Garson Türktü. Kore macerasının nasıl başladığını dinledik ondan. Korece biliyordu. Lokanta sahibinin hanımı da ona alfabeyi öğretiyormuş. Defterini getirdi ayak üstü biraz Korece çalıştık. Eh sohbet iyi güzeldi de ne yiyecektik. Şimdi Kore film ve dizilerinden bildiğimiz yiyecekler aklımızdaydı ebet. Ben sıraladım hemen: Bibimbab, kimiçi ve içki olarak soju. Zaten hali hazırda kimçi geliyormuş onun yanıdna da üç adet ön tıştırmalık Kore turşusu. Başladık yemeye tabii. Eğer acı sevmiyorsanız Kore yemekleri sizi biraz zorlayabilir ama ben afiyetle yedim. :) İki kişi Bibimbab istedik birde adını hatırlayamadım bir yiyecek daha. İçinde neler verdı dur bakayım, mısır, yumurta, pirinç, başka başka… Hayır garsonumuzda yiyeceklerinden pek yemiyormuş bir cevap veremedi. Eh neyse yiyeceklerimiz geldi. Bibimbab yanında ve diğer Kore yemeklerinin yanıda bir tanede sebzeli, yumurtalı Kore çorbası geldi. İşin kötü tarafı bu adamların mutfağında ekmek yok. Ekmek yemeden insan nasıl doyar canım. :) Sojumuzu açtık. Önce birer yudum aldık. Allah’ım bu su gibi. :) Diğerleri pek beyenmedi ama benim hoşuma gitti. Çorba da, öne getirdikleri o turşular ve yiyecekler de. Yani yenmeyecek kadar değildi. Öyle anlatılanlar kadar kokusu yoktu. Sonuçta afiyetle yedim. İki Kore düşmanı (yemekleri beyenmedikleri için ben onlara böyle isim taktım:)) pek hoşnut kalmadılar ama ben mutluydum. Tek sorun az öncede söylediğim gibi ekmeğin olmaması. Ekmeksiz doyulur mu canım :)
Neyse yemeğimizi yedik, her oturduğumuzda en son spariş veren ben ilk sparişi vermiş ve büyük bir hızla bütün yemekleri silip süpürmüştüm. Çıkarkende kalan Sojumu ve yanına bir şişe de akstra almayı unutmadım.
garsonumuz Korede bulunduğunda nasıl karnını doyurduğunu anlattı. Un alır ocakta lavaş gibi yapar yerlermiş ve birde her gün makarna :) Hay allahım dedim bu yemekler yenmez mi? Çok dramatize etmeyiniz. Hoş bende Çin mutfağını pek sevmem ya… Neyse.
Gittiğimizde restorantın sahibi Bay Lee dışarıdaymış Gelince hemen bize hoşgeldiniz dedi. Oralarda ona Yusuf derlermiş. :) Bu arada Han Kuk Kwan, Türkçe’de Hanedan Konağı anlamına geliyormuş. Herşeyin sonunda Kore çayı geldi. başta bu ne yahu desekte sonradan ilk fincandan sonra kendini içtiriyordu.
Sonunda çıktık Ben memnundum. Diğerleri benim için önemli değildi. :)
Yanda görmüş olduğunuz, yiyecekler size hemen gelenler ilk aparatifler diyebiliriz. Sol baştaki Kimchi. Açıkçası o pek beklediğim gibi çıkmadı. Ama o gördüğünüz tüm şeyler acı :)
Bu taraftaki resimdeki ise üstte siyah kasede gözüken Bibimbab. Sebzeli pilav üzerinde biraz salça ve yağda yumurta, etrafı kızarmış et, soğan ve havuçla çevrilmiş. Tabi hiç birinde tuz yok :)
Eğer kore yemeği istiyorsanız yanında yumurtalı ve tavuk sulu içerisinde yine sebze olan sarı renkli gördüğünüz çorba geliyor. Tam benlik. Aslında ben pek sebze yemem ama bunlar hoşuma gitti. Sıksık uğramayı tüm yemekleri tatmayı düşünüyorum. Yannda birde ekmek olsa aslında çok güzel olacak ama ne yapalım ekmeğimizi biz götürürüz :)
Biz pek resim çekemedik :) Hayır resim çekmeye pek fırsatımız olmadı muhabbetten dolayı o yüzden buradaki resimleri, şu adresten aldım; http://www.korea-fans.com/forum/showthread.php?tid=8193. Ancak kendi çektiğimiz üç beş resmi de buraya ekleyeceğim. 
Eğer yolunuz Sultan Ahmet’e düşerse gitmemezlik etmeyin enazından bir uğrayın derim :)
안녕히 계세요 (nyong hi gye se yo)
Çarşambadan çarşambaya şuraya film ekleyeceğim sözü vermiştim kendime. Şimdi iş bu sözü tutmaya geldi. Eh tabi söz tutulacak olunca, film de Kore yapımı olmak zorunda (değil aslında ama son zamanlarda Kore ile yatıp Kore ile kalkıyorum ondana sanırım). 
Şimdi Kore filmi dedikten sonra da Su-jeong Lim filmi yazmadan olmaz. Oyuncunun ikinci filmi olan …ing‘in yönetmenliğini Eon-hie Lee yapmış senaristi ise Jin Kim, Filmde Su-jeong Lim’e Rae-won Kim eşlik ediyor. Filmi IMDB linki ise şu: http://www.imdb.com/title/tt0381838/ 
Öncelikle filmi aman aman bulduğum söylenemez bunu belirtmeliyim ama bir Su-jeong hayranı olarak izlemeliydim ve öylede yaptım. 
Gang Min-a lise öğrencisidir ve sonunun ölüm olacağı belli bir hastalığı vardır. Bu yüzden hayatı pek takmaz. Ancak elindeki problem yüzünden insanlarla pek arkadaşlıkta kuramamaktadır. Her zaman gerçek aşkı arar.Okulda bir söylenti vardır: Öğrencilerin karşıdan karşıya geçmesine yardımcı olan gönüllü trafik görevlisi, kız arkadaşına bu yolda araba çarptığı ve öldüğü için daha sonra hiç evlenmeyip yıllardır burada öğrencilerin karşıdan karşıya geçmesini sağlıyor diye. Gang Min-a aşkı için kendi hayatını buraya adayan bu adama hayranlık duymakta ve ölmeden önce böyle bir aşk yaşamayı istemektedir. Bir gün karşısına dairelerinin alt katına taşınan fotoğrafçı Yeong-jae çıkmıştır. 
Gang Min-a ilk başlarda ondan kaçsada yavaş yavaş Yeong-jae’e karşı birşeyler hissetmeye başlamıştır ve olaylar ondan sonra gelişmeye başlar. 
Devamını anlatmamakta yarar var. Belki izlemeyei düşünenler olabilir. Duygusal bir film kaldırılabilirliğiniz varsa filmi tavsiye ederim. Eğer çok içli yada bayansanız ağlayabilirsiniz de. Lakin  Su-jeong Lim‘e saplandığımdan ıdır nedir filmin içersine pek giremedim. Eh ne diyeyim izleyene iyi seyirler…
sayfaya ulaşamıyor musunuz? lütfen "açıklamaları" okuyun. kda@kisiseldepresyonanlari.com
  • Wake Wood 05 Şubat 2012
        2011 İrlanda, İngiltere ortak yapımı filmin yönetmenlik koltuğunda David Keating var. Filmin hikayesini ise Brendan McCarthy yazmış. İkisi birlikte bu hikayeyi senaryolaştırmışlar. Hazır hikayeye girmişler aslında filmin konusunun Stephen King‘in Hayvan Mezarlığı‘na benzediğinin söylemem gerek. Hikaye biraz daha kalıplandırılıp, sınırlandırılarak, ölüyü […]
  • Gisaeng Ryung / Ghastly 04 Şubat 2012
        Gisaeng Ryung 2011 Güney Kore yapımı bir korku filmi. Film 3D olarak çekilmiş ancak Türkiye’de Uzak Doğu filmlerini sinemada izleyebilmek gibi bir lüksümüz olmadığınından filmin 3D’siz kopyasını evde izlemek zorunda kalıyoruz. Gerçi bu film için sinemaya gider miydim o da tartışılır. Sanırım sırf güney Kore filmi diye izlemeye giderdim.   Film bir konu [ […]
  • The Chronicles Of Narnia: The Lion, The Witch And The Wardrobe 03 Şubat 2012
        C.S. Lewis‘in The Chronicles Of Narnia serisinin ikinci kitabının, beyaz perdeye uyarlaması The Lion, The Witch And The Wardrobe. Film 2005 yılında çekilmiş fantastik bir hikaye. Diğer fantastik filmlerin gişe başarısı filmin çekilmesine sebep olmuş. Filmi yedi sene geç yazmam benim tembelliğimden kaynaklı. Ancak geçtiğimiz günlerde üç filmi birden izled […]
bu blogta yazmış olduğum tüm girdiler aksini belirtmemişsem bana aittir. izinsiz kullanılmaması, kullanıldığı takdirse ise link verilmesi rica olunur. ee ben kullanırım sana ne deyip yukarıda yazdığım cümleye aykırı davranan olursa, ona kafa göz Allah ne verdiyse girerim... he bide baktıkları yerde mahkeme duvarı görürler...
! Anladım Ki Anlamak Yetmiyor*Tam Bir Blog..hayat ucuz.. 1 lira..A Publicitária AbRaXasastronotdefterbazen içinde bazen dışındaben deli miyimBlog KazanıCellar DoorCESETİZLERİ ♀coffeéefsaescinsel sayiklamalarEuphoria of the SoulGaykediGoddess Artemis' BlogGüNaH YüKLeNeN ADaMgüven uyandıran delihayatin kendisihop-çiki-yayaihuzursuz ruhlar barınağıiHüzün Kovan Kuşuİç Ses.İçimdeki Denizİçimdeki ucu bilenmemiş kelimelerimJacqueline mutlu kalmak istiyorKarbonizmaK�yamet MelekleriLa FeaMegami Sama's Blogmy sci-fi lullaby -NİNJA'NIN KUNG FU İLE İMTİHANInörotoksikOyunun başı sonu...peşim sıraplease come in..Psychological Pollution!.Rendered BeautySelçuk Hocaseri katilsi-menSisteki Goriller, Pigmelerle Dans ve AIDS Yetim...Sophiet.u.b.a'nın karaladıklarıThe Daily Kimchi - Korea Blogtimsah avcısıTotal FutboluzaksinemaViva La Vida, Viva La Muerte!vız gelir tırıs giderYALNIZLIK OKULUYasak Filmâyine-i devrânÇÖLÜN İKİLEMİŞEKER PORTAKALIвαяιιѕѕѕ'ѕ ∂яєαмѕ||● uçuyoruz ne güzel balon ●爱的草莓物语-My Fallen Berries