Posts Tagged ‘İtler TURAN’
6) II. DÜNYA SAVAŞI YILLARINDAKİ TÜRK-ALMAN İLİŞKİLERİNDE
İÇ VE DIŞ POLİTİKA ARACI OLARAK PAN-TÜRKİZM
Günay Göksu ÖZDOĞAN
Tek parti döneminin siyasi mantığı içinde dış politikaya yön veren küçük bir elit kadro, Mihver ve İttifak güçlerinin karşılıklı etki ve baskılarına karşılıklı etki ve baskılarına karşı akılcı ve incelikli bir diplomasi yürüterek hedefledikleri doğrultuda Türkiye’yi savaşın dışında tutmayı başarmışlardır.
Savaşa girmeme konusunda Türkiye’yi en çok zorlayan dönemlerden birisi de Almanların Sovyetler Birliği’ne saldırısıyla başlayan ve ilk önemli Alman yenilgilerine kadar süren 1941-1943 dönemidir. Alman-Sovyet harbinin başladığı Haziran 1941’den Almanya’nın Rusya ve Kafkasya’daki ilerlemesinin durduğu 1942 kışına kadar geçen sürede Türkiye yoğun ve sistematik bir Alman baskısına maruz kalmıştır.
Almanya, bir yanda Türk hükümetinde ve kamuoyunda Sovyetler Birliği’ne karşı bir güvensizlik atmosferi yaratmaya çalışırken diğer yanda Türkiye’de Pan-Tüskist ülkü ve duyguların uyandırılması ve yayılmasını hedefleyen bir politika gütmüştür. Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte tasfiye edilen irredentist politikanın yeniden gündeme gelmesi anlamı taşıyan Pan-Türkizm İkinci Dünya Savaşı’nın koşullarının ve Türkiye’nin karşılaştığı zorlukların yarattığı özel siyasi ortamda önemli bir platform olarak tekrar karşımıza çıkmıştır.
-
Savaşan Güçler karşısında Türkiye
Mart 1939’da Almanya’nın Çekoslovakya’yı, bir ay sonra da İtalya’nın Arnavutluk’u işgal etmesi daha savaş başlamadan İsmet İnönü’yü Mihver Devletlerinin saldırganlığına karşı güvenlik arayışına yöneltmişti. Türk kamuoyu da genelde Çekoslovakya’nın işgaline kadar Alman yayılmacılığına ciddi bir tepki vermemiştir. Almanya’nın lebensraum politikası Ankara’da endişe yaratmakla birlikte aslında Türkiye’nin güvenliği açısından Mihver ittifakına Almanya’dan çok İtalya bir tehdit unsuru olarak görülmekteydi.
İnönü’nün Mihver’e karşı güvenlik arayışı, önce İngiltere ile (Mayıs 1939) sonra da Fransa ile (Haziran 1939) askeri bir ittifaka yönelik ortak bir deklarasyonların imzalanmasına yol açtı. Ağustos ayında Sovyetler Almanya ile Saldırmazlık Paktı imzalamışlardı. Antlaşma uyarınca Akdeniz’e intikal ettiğinde Türkiye Fransa ve İngiltere’ye yardım edecek, Türkiye herhangi bir Avrupa devletinin saldırısına uğradığı takdirde de bu iki ülke Türkiye’ye yardım edecekti. Bu askeri ittifakın Türkiye’yi Sovyetlerle bir çatışmaya sürükleyemeyeceği konusunda bir ek protokolle belirtilen çekinceydi.
Almanya’nın Fransa’yı işgal ve İtalya’nın savaşa girmesi hem Mihver lehine dengeleri değiştirmiş hem de Türkiye’nin müttefiklerine karşı Akdeniz’deki yükümlülüklerini gündeme getirmişti. İnönü’nün uyguladığı bu taktik Sovyet çekincesini ileri sürerek Türkiye’yi savaş dışı ilan etmek oldu. İngilizleri ikna etmek için ileri sürülen savlar, Türkiye’ye müttefiklerce vaat edilen savaş malzemesinin verilmediği… Türkiye’nin tarafsızlığının Almanya ile ilişkilerinin normalleşmesinin Güneydoğu Avrupa’da Alman işgalinin yayılmasına karşı en iyi garanti olduğunu Churchill de teslim etmişti. Bu doğrultuda 1941 yılı başlarında Almanya’nın Balkanları işgali sırasında Türk-Alman ilişkilerindeki düzelme de ivme kazanılmıştır.
18 Haziran 1941’de imzalanan Türk-Alman Sızdırmazlık Antlaşması…
savaşın ilk döneminde Türkiye bir yanda kendini Sovyetler Birliği’ne karşı garantiye alıp diğer bir yanda da İngiltere’yi ikna etmeye ve Almanya’yı da ürkütmeye çalışarak çok temkinli bir politika izlemiştir.
1942 yılının sonlarına doğru savaşın kaderi Almanya’nın lehine dönmeye başladıktan sonra da gerek İngiltere gerekse Sovyetler Birliği sürekli Türkiye’nin Almanya’ya savaş ilan etmesini Talep ettiler.
Nisan’da Almanlar silah, malzeme ve belli sayıdaki birlikler için Türk topraklarından serbest geçiş hakkı talep ettiler. Irak’ta planlanan Alman yanlısı darbeye yardım sağlamak… buna mukabil Edirne yakınlarındaki bir bölgenin Türk topraklarına dahil edilmesi vaat ediliyordu. İngiliz Dışişleri, Yunanistan’ın onayını alarak Midilli ve Sakız adalarının Türkiye’ye verilebileceğini belirtiyordu. Türk hükümetinin izlediği politika “aktif tarafsızlık”.
Almanya’nın Rusya’da 1942 yılının sonlarında kadar elde ettiği askeri başarılar sırasında Türk-Alman ilişkilerinin giderek yoğunlaşması ise Türkiye’nin tarafsızlığı konusunda ciddi kuşkular yaratmıştır.
Almanya’nın önce Rusya’da sonra da Kuzey Afrika’daki yenilgisiyle başlayan savaşın son döneminde ise Türkiye, İngiltere ve Sovyetler Birliği’nin baskısına karşı savaş malzemesi yetersizliği, Türk-Alman saldırmazlık anlaşmasının hala yürürlükte olması ve balkanlar üzerinden olası bir Alman saldırısının yarattığı tehdit gibi savlarla savaşa girmemeyi başarabilmiştir. Türkiye 1944 Ağustos’unda Almanya ile diplomatik ilişkilerini kesmiş, Şubat 1945’de savaş ilan etmiştir. Türkiye müttefiklerine karşı sorumluluklarını yerine getirmemekle, ayrıca da Sovyetler Birliği tarafından Almanya ile birlikte Pan-Türkist politika yapmakla suçlanmaktadır. Türkiye savaş dışı durumunu sürdürmekte başarılı olmuş, ancak gerek Müttefiklerle gerekse Sovyetler Birliği ile ilişkilerinde meydana gelen soğukluğu önleyememiştir. Savaş içinde izlenen Türk dış politikası savaş sonunda (ve sonrasında) belirtilen yeni uluslararası ilişkilerde Türkiye’nin yalnız kalmasına yol açmıştır.
Bu soğukluk Mart 1945’de Moskova’nın 1925 Türk-Sovyet Dostluk ve Sızdırmazlık Paktı’nı feshetme arzusunu bildirmesi ve Haziran ayında da anlaşmanın yenilenmesi için Türk-Rus sınırlarında değişiklik, Boğazlarda Sovyetler’e üs verilmesi ve Montreux Sözleşmesi’nin yeniden gözden geçirilmesi gibi talepler öne sürmesiyle devam etti.
Almanya’yı ürkütmemek için Türk hükümetinin savaşın ikinci döneminde diplomatik bir silah olarak kullanılmasında sakınca görmediği Pan-Türkist platform sonralarında Türk-Sovyet ilişkileri açısından olumsuz ve tehlikeli bir işlev yüklenmiş oldu.
2) Türkiye Cumhuriyeti’nde Pan-Türkist Eğilimler
kültürel ve siyasi anlamda tüm Türk kökenli toplulukların birleşmesi amacını taşıyan Pan-Türkizm ilk kez on dokuzuncu yüzyılın onlarına doğru Rusya Türklerinin başlattığı Türkçü hareket içinde ortaya çıkmıştır. Osmanlı döneminde önem kazanması ancak İttihat ve Terakki’nin iktidara gelmesi ile mümkün olmuştur. Rumeli’de büyük toprak kaybı ve nüfus yapısında beliren önemli değişmeler Osmanlıcılık ve İslamcılık siyasetine karşı Türkçülüğün ciddi bir alternatif olarak değerlendirilmesi sonucu doğmuştur.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla birlikte Pan-Türkist politika tamamen tasfiye edilmiştir. Osmanlı Türkçüleri tarafından kurulmuş olan Türk Ocakları’nın programında 1937’de bir değişiklik yapılarak, hedef kitle “tüm Türkler” yerine “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları” olarak yeniden tanımlandı. 1931’de bağımsız Türk Ocakları Halkevlerine dönüştürülerek ideolojisi ve faaliyetleriyle tamamen Cumhuriyet Halk Partisi yönetimine tabi oldu.
Türk Ocakları’nın kapatılmasından sonra Nihal Atsız’ın çevresine daha çok yayın faaliyeti gösteren bir grup Türkçü, tek parti yönetiminin siyaset ve yasaklarına rağmen otuzlu yıllarda kültürel içeriği ağır basan bir Pan-Türkizmin sözcülüğünü yapılar.
3) Türkiye’de Alman Politikası ve Pan-Türkizm
Türkiye’yi Almanya ile birlikte Sovyetler’e karşı savaşmaya ikna etmek için uygulanan diplomatik baskıda ele alınan ilk konu, Bolşevizmin yıkılmasının Türkiye’ye büyük yarar sağlayacağı iddiasıdır.
İkinci Bölüm
II. DÜNYA SAVAŞI SONRASINDA TÜRK DIŞ POLİTİKASI
7) BATI İTTİFAKINA ÜYE OLMANIN TÜRK DIŞ POLİTİKASI
ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
İtler TURAN
Dilek BARLAS
I. Batı İttifakına Girme İsteği ve Türk Dış Politikasında Değişiklikler
Amerika’nın Sovyet davranışlarını yeni bir yorum çerçevesine oturtulması, tecrübeli diplomat F. Kennan’ın Şubat 1946’da Amerikan hükümetine sunduğu bir rapor sayesinde gerçekleşti. Amerika’nın Sovyet yayılmacılığını engellemesi gerektiğini bildiriyordu. Sovyetlere karşı direnen ülkelere iktisadi yardım yapılmalıydı.
Amerika Kenan’ın önerdiği “durdurma” (containment) doktrini yürürlüğe koyması kararı vermişti.
Truman Doktrini’nin açıklanmasından kısa bir süre sonra, 12 Temmuz 1947’de Türkiye ile Amerika arasında bir yardım anlaşması imzalandı.
Türkiye’nin Avrupa Konseyi’ne duyduğu ilgi ve üye olma isteği, bizatihi bu kuruluşa girmekten öteye, oluşmakta olan savunma sisteminin dışında kalmak endişesiyle açıklanabilir.
Türkiye’nin kuruluş aşamasında NATO’ya alınmaması birkaç nedene dayanmaktaydı. İlkin, başlangıçta Doğu Akdeniz savunmasının Kuzey Atlantik’ten ayrı bir pakt içimde düzenlenmesi tasarlanmıştı. İkinci olarak, Türkiye ve Yunanistan’ın üye alınmasının paktın savunma alanını savunması olanaksız bir genişliğe ulaştırmasından endişe ediliyordu. NATO üyesi ülkeler, kendilerine yapılan yardımların azalabileceği endişesini yaşıyorlardı. İttifak konularında Amerika’nın belirleyici rolünü anlamış… Mart 1949’da İsrail’in tanınması… kongre Savaşı’na asker göndermeyi…
II. İttifak Üyeleriyle Dış Politikanın Uyumlaştırılması
Birleşik Amerika Dışişleri Bakanı Jhon Foster Dulles’ın Sovyetleri bir paktlar zinciri ile kuşatma projesinin Orta Doğu’daki uygulaması olan Bağdat Paktı’nın kurulması için Türkiye öncülük yapmayı üslenmiş ve büyük uğraş vermiştir. Mısır, Ürdün ve Lübnan ilişkilerini zayıflatmaktan başka sonuç vermemiştir.
III. İttifakın Türkiye’nin Askeri ve İktisadi Gücüne Etkileri
A. Askeri Güce Etkiler
NATO çerçevesinde Amerikan yardımı ile donatılan birliklerin, teoride NATO’nun, uygulamada Amerika’nın onaylamadığı dış politika eylemleri için kullanılması siyasal balımdan büyük güçlük arz ediyordu. Gerek duysa da, kendi başlarına askeri güç kullanımı gerektiren bir dış politika eylemine kolay kolay giremezdi. İkmal açısından dışa bağımlılığı artıyor, ve bu gücü etkili biçimde kullanmak ancak ittifakın onayına bağlı olarak mümkün olabiliyordu.
B. İktisadi Etkiler
1950’li yılların başında başlatılan ithal ikamesi ile sanayileşme çabası, dış finansman kaynaklarının bulunmasını gerektiriyordu.
İktisadi sorunlar Türkiye ve müttefikleri arasında sık sık bir gerilim konusu olmuştur.
Türkiye’nin Sovyetler’le iktisadi ilişkiler geliştirmesi NATO bağlantısını etkilemiştir.
Türkiye, 1970’li yıllarda Orta Doğu, ülkeleriyle de iktisadi bağlantılarını güçlendirme yoluna girmiştir. 1973’ten sonra ivme kazanması ise, bir taraftan petrol ambargosunun yol açtığı enerji maliyetlerini karşılayacak imkan bulma arzusundan, diğer taraftan Türkiye’de Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında uygulanan Silah Ambargosu’ndan kaynaklanmaktadır.
IV. NATO Üyeliğinin Siyasi Sonuçları
NATO savunma doktrini 1950’li yılların ilk yarısında ittifaka yön veren Kitlevi Mukabele Doktrini’nin yerini 1957’den sonra Esnek Mukabele almaya başlamıştır. İngiltere, İtalya ve Türkiye topraklarında Jupiter ve Thor füzeleri bulundurmayı kabul ettiler.
Mayıs 1960’da Sovyet toprakları üzerinde U-2 tipi bir Amerikan istihbarat uçağı düşürülmüştür.
Kruşçev, 27 Ekim 1962 günü, Amerikan notasına verdiği yanıtta, Küba’daki füzelerin kaldırılması karşılığı Türkiye’deki Jupiter ve Thor füzelerinin kaldırılmasını teklif ediyordu. Türkiye’deki füzelerin birkaç ay içinde kaldırılacağını bildirmesi… Amerika’nın Türkiye’ye danışmadan Türkiye’yi etkileyecek konularda Sovyetler’le ulaşabileceğine dikkat çekmiştir.
Türkiye ve Amerika’nın bazı konularda çok farklı çıkarları olduğunu sergileyen başlıca olay 1964 Kıbrıs bunalımıdır. Bu tarihten başlayarak, Türkiye bir yandan Bağlantısız Ülkeler arasında daha etkin bir yer almaya, diğer yandan 1950’li yıllardan beri yollarınım ayrıldığı Arap ülkeleriyle yakınlaşmaya gayret etmiştir.
Avrupa Birliği’nin savunma örgütü kimliğini kazanan Batı Avrupa Birliği’nde Türkiye’nin ortak üye olarak bulunmasını, NATO’ya üyeliğin bir sonucu olarak değerlendirmek gerekir.
V. Siyasal Değişme ve İttifak’la Değişen İlişki Kalıpları
1974’ten sonra…
Türk dış politikasının kazandığı görece özellik, değişen dünya koşullarının, ülkedeki iç gelişmelerin ve ittifakın, Türk dış politikasının diğer sorunlarının çözümünde sağlanabildiği tatmin arasındaki dengenin bir ürünüdür.
