beklemekten nefret ediyorum. hele bekletilmekten. tabi bu insan olduğunda biraz töleraslı olabiliyor ama resmi konularda, mesela iş konusunda beklemek beni kahrediyor. bundan nerdeyse iki ay önce işten ayrılacağımı açıklamıştım. gün geldi ve üç hafta önce istifa vermeye hazırlandım. ancak müdürüm, ay başını beklememi söyledi. ben de bekledim. nihayet istifayı verdim ve müdürün, genel müdüre imzalatmasını beklemeye başladım. birinci gün, müdür imzaya çıkmadı, ikinci gün de aynı şekilde, üçüncü gün, genel müdür gelmedi. dördüncü gündeyiz. genel müdür giriş yaptı bu kez müdür ortalıkta yok. ve benim 14 mart itibariyle tası toprağı toplamam gerekiyor…
umarım bir problem çıkartmazlar diye dua ediyorum. iş konusuna gelince kolumdan tutup, başımın etini yiyen şeflerim/ müdürlerim, acaba kişisel işlerimde neden bu kadar esnek davranıyorlar anlayamadım… çok sıkıntılı ve asabiyim şu an… 
“ıhhh”

Ciddi ciddi mart kapıdan baktırıyor. Bu havalardaki değişiklikle, yani çok soğumasıyla alakalı değil. Bazen martın başından hatta şubatın sonundan beri, bazı şeylere sadece tanık olduğumu hissederdim. Şimdi ise bunun tamamen farkındayım… Adımlar atılıyor, gözler karartılıyor, siz sonrasını sadece izliyorsunuz… 
Bu mart kedilerinde sesi çıkmıyor. Onlarda sanki hayatın zorluğuna kafayı takmışlar. Bizim gibi sosyalleştiler mi acaba diye düşünmeden edmiyorum. Mantık evlilikleri hat safhada…
Konum ne aşk, ne sevgi, ne sadakat, ne de evlilik. Zaten evlilik olduğunda bunlardan biri veya bir kaçı listeden silinmeli… Nereye adım atıyoruz merak ediyorum… Yarına mı? Ertesi güne mi? Yıllar sonrasına mı? Herşeyi kendim yaptım her ne kadar eleştirsem de gururluyum… Üç sene yerimde saymamda bunun cabası… Birşeyler eksilmiş… Birşeyler değişmiş. Eski arzum, eski heyacanım, dondurulmuş bir buz gibi vücudumda geziyor… Tüm ilkilmelerime rağmen içimden atmak isemmiyorum. Ne zamana kadar dayanabilirim bilmiyorum… 
Bu son perde diyorum ama sadece bir sonraki, filme kadar…
Hep o aklımı karıştıran cümle geliyor aklıma…
Bu son perde diyorlar, bizi tanımadıkların için. Sadece biz istersek bu son perde olur…*

İki hafta sonra işten ayrılıp yeni bir işe başlıyorum. Bu demek oluyor ki, artık eskisi kadar internetin başında vakit geçiremeyeceğim hatta kıçımın üstüne oturamayacağım. Olsun diyorum şu kocamaya başlayan göbekten biraz kurtarırım kendimi. Eskisi gibi masa başında oturmayacağım ama artık şehir şehir hatta ülke ülke gezeceğim…
bakalım ne olacak…

bu aralar etrafımda garip olaylar dönüyor. anlam veremediğim rüyalar, içinde boğulduğum sessizlikler, yüzüme çarpan rüzgarın naif kokusu… görünen o ki bir şeyler değişecek hayatımda… ya da ben buna yorumluyorum…
kötüye gitmesine alışkınım peki ya iyiye giderse? bu zamana kadar kötü giden neydi? şimdi neler kestirebilirim hayatımla ilgili…