sadece yorgunluk ve bitkinlik parmaklarımdaki
daha fazlası yazılmamaya mahkum…

bize kim söylediyse en yalanları
enine yalanlarla üstümüze
bir kez daha çökecek mi umutsuzluğu
sadece sarılırken çarşaf üzerinde

nasıl öldürmeliyim kendimi?

intiharda tüm olasılıkları hesaplayan kişi aslında intiharı yapamayacak kişidir. olasılıklar kafa bulandırmaktan başka işe yaramaz. oysa yapılması gereken ani ve kesin çözüme gitmektir. bir çok insanı intihar olgusundan uzaklaştıran düşünceleri olmuştur ve bu düşünceler tersine de işleyip intihara da meyillendirir ancak düşünenin işin içine girdiği yerde fiili bir olumsuzluk kaçınılmazdır. söylenen şeylerin eyleme dökülmesi sadece ağızdan çıkan cümlelerin tekerrüründen ibarettir. yani ağza sakız olmuştur. bu cümleleri sarf ederken beyin düşünmez bile… bu tarz insanlardan korkmamak gerekir. bir yerde beynin fonksiyonlarını durmuş olarak düşünürsek intihar etme olasılığı daha yüksektir.
bir cümle diğerini yalanlıyor sanki… peki ne yapmalıyım. kararlı bir intiharcı olarak izlemem gereken yol ne olmalı… görkemli bir ölüme kapıyı nasıl açmalıyım?
görkemli ölüm derken kurduğum cümlenin ilginçliği beni bile hayrete düşürdü. bırakın efendim şimdi, elbetteki görkem anlayışı kişiden kişiye değişir. yüzlerce mumun arasında, suda yüzüşen gül yapraklarının içerisinde bileğinden akan kan ile boyanmak acaba görkemli ölüşün ta kendisi mi, yoksa gösterişli bir ölüm mü? ruhlarımız çürürken bedenimizin mis kokması yahut tam tersi. peki ben ne yapmalıyım? öncelikle içtiğim uyku haplarının ardından bileklerimi kesip, başımı soktuğum klozetin içindeyken sifonu defalarca mı çekmeliyim? görkem dediğimiz bu mu?
nasıl öldürmeliyim kendimi?


genel olarak söylediklerimden bir şey anlamadığını söyledi. anlatıklarım ona her ne kadar ilginç gelse de bazı cümlelerimi algılamakta zorlanıyormuş. ne diyebilirim ki? bende bazen kendi söylediklerimi anlamıyorum diye yanıt verdim ona gülerek. o da aynı tepkiyi verdi. alında her ne kadar gülüşmelerin arasına sıkıştırsak ta, aslında büyük bir iletişimsizliğin içerisinde olduğumuzu fark etmiştik. buna iletişimsizlik mi demeli… pek kestiremiyorum. cümlelerimi gözden geçirdim. sonraki on dakika sessizliğin gerçek nedeni buydu. hayır hen ne kadar düşüncelerim uçuk olsa da kurduğum cümleler anlaşılabilirdi. evet yazmış olsaydım belki noktalama işaretlerinden anlam bozukluklarına sebebiyet verebilirdim ama konuşmada bu biraz imkansız gibi. acaba kelimeleri yuvarlıyor muyum? “yoo bunu bana daha önce söyleyen olmamıştı” dedim hafif bir sesle. bana döndü “efendim” dedi. yüzüne baktım “yok birş ey kendi kendime konuluyorum” dedim. “neden” diye cevap verdi. birden bire ağzımdan “seninle anlaşamıyoruz ki başkası olmadığına göre kendi kendime konuşmam normal”. bu cümleyi kurmalı mıydım bilmiyorum. yüzüme ekşi bir surat ifadesiyle baktı. “ben onu kastetmek istememiştim, hem bu bir genelleme değil sadece bazen dedim…” diye yanıt verdi.
bazı şeyleri abartıyor muydum? evet olabilir. peki neden… önemsenmeme korkusu mu? bu korku bana bunları yaptırabilir midi? daha derin düşünmeliydim…daha derin…

yılan

ağaç kabuğunun içinde yürürken, önüme çıkan iki adet iri kıyım yılanın karşıma çıkmasıyla gerçek hayata dönmem bir oldu. gördüğüm yılanları tarif etsem “sen hala gerçek hayata dönememişsin” diyenler bile çıkabilir ancak gördüklerimin hayal olmadığını düştüğümde hissettiğim acı ile daha iyi anladım.
beni herkes tanır mı bilmem ortlama bir türk erkeği düşünün, sanırım kendimi standartlaın içine sokabilirim. orantısız bir vücut, tabiride yerinde olur sanırım bu vücuda eklenmiş göt ve göbek. yılanların her biri, bir bacağım genişliğinde idi. boylarını tahmin edemiyordum. ancak iti tane olduklarını biliyorum. bu koca iri kıyım yılanları önceden farkedememiş olmam dalgınlığımdan mı kaynaklanıyordu bilmem ama yılanlar ağaç kabuğu ile öyle bir bütün olmuşlardı ki dalgın olmayan bir insanın bile onları görmesi içkansızdı.
yılanlardan biri beni farketmişti. birbirimizi aynı anda farketmiş olacağız ki göz göze geldik. birden kendimi ağaç kabuğunun içinden aşağıdaki alsfalt yola doğru fırattım. kendimi topralayana kadar yılan ayağa kalkmış gözlerini bana doğru dikmişti. ona doğru dönüğümde ağzını açarak çatal dilini bana gösterdi. o sırada ağaç kavuğunda ilerleyen biri kız biri erkek iki tane çocuğun yılanlara doğru yaklaştığını gördüm. az önce bana dil çıkaran yılan yine eski saklanır konumuna geri dönmüştü. çocuklara seslendim “inin oradan yılan var” diye. erkek olanı bana döndü. “birşey olmaz…. “inin” dedim “ısırabilir.” o esnada yılan yukarı doğru kalktı.bir bana birde diğerlerine baktı. sonra çocuklara dönerek ağzını onları yutacakmış gibi açtı. dişlerinin arasından zehrini püskürttü. normal bir püskürtmeden çok sağnak bir yağışa benziyordu bu. çocuklar sırılsıklam olmuşlardı ancak, tepkisiz bir şekilde duruyorlardı. alel acele onları temizledim…