Posts Tagged ‘Döküntüler’

gök delindiğinde ortaya çıkacak tek şey mutluluk olmayacak. ve tere karıştığında korkular, akıllarında kalan sadece tek bir şey olacak…
kaçmak… nereye, nasıl gittiğinin farkına varmadan… oysa tek bir kelime ardından çalkalanan….

belkide her şeyin eskisi gibi olması daha iyiydi. yani bir yaraya çomak sokmak, o acıyı deşmekten başka hiçbir işe yaramıyor. sonra acı üstüne acı. biz insanların doğası alsında kabullenmek. başta her şeyi kabullenmiş olsaydık, bekli sonumuz şu anda gittiği yöne ilerlemeyecekti. ama olmaz kurcalamakta bizim doğamızda. iki kişi çenesini tutuyorsa bir üçüncüsü kesin açıyor çenesini. aslında hepsini meydanlarda sallandırmak gerek ya hadi neyse… şiddete özdeşleşmiş olarak tanınmak istemem ama, durumu çözecek olay bu…

bu hem benim hem de blogun sıhati açısından gerekli… yoksa artık miskinlik ve bitkinlik üzerime yapışacak duruma kadar geldi. ne okuyabiliyorum ne yazabiliyorum… yazdıklarımı kendim bile okuyamıyorum ki başkaları nasıl okusun? bir yanım ulan çok mu önemli sanki desede lan önemli gibi sanki diyerek diğer yanım tesatlaşıyor… şimdi bir iki… bu klimalarda kötü… geceleri beynim akvaryumdaymış gibi hissediyorum. sadece gece olsa sevineceğim. tabi talnız değil. küçük japon balıkları ile birlikte ağızlarını balon şeklindde açaral bla bla diyorlar. bir beyin ağzını açıp bla bla diyebilir mi? diyebiliyor ki ben bla bla sesleriyle birlike derin sancılar hissediyorum… bla, bla…

beynin her bölümü bi başka iş ile meşkul iken hepsinin birlikte bla bla demesi mümkün müdür? yoksa bütün görevi beyincik mi üslendi. aman allah’ım bir beyincikle mi yaşıyorum ben? bu durum bile beni kurtarır cikli de olsa beynim var diyebilirim insanlara…

biraz daha düşünmeliyim. şu beyincii beyin yapmalıyım artık…

Kapı çalıyor. Üzerimdeki ince örtüyü apar topar atıp kapıya yöneliyorum, kapıdaki çok beklemişçesine bir kez daha basıyor zile. Dığ kapıyı açmak için butona basıyorum, bu arada boxerla olduğum gözüme ilişiyor. Odanın içinde üzerime geçirecek bir şeyler bakınıyorum. Gözüme ilişen birşey yok. Kapı birkez daha çalıyor. Öylece açıyorum. Küt saçlı hafif tombulca bir kız karşımda duran. Yüzünü, kim olduğunu hatırlamaya çalışıyorum, ancak herhangi çağrışım yapmıyor bana. Sanki çok uzak, çok soğuk bir esinti alıyorum ondan, ancak sesi bu esintiyi yalanlayacak kadar içten.
“Ooo hazırlanmamışsın bile, hadi çabuk ol, içeri davet etmeyecek misin beni? Sen hazırlanana kadar kapıda mı bekleyeceğim?”
“Ta tabi geç buyur.” Kimsin sen, ne arıyorsun burada, tanıyor muyum seni?
İçeri giriyor kapıyı kapatarak ardından odaya giriyorum. Sırtındaki çantayı çıkartıyor.
“Of ev çok havasız kalmış, bir iki pencere aç, bu ne, nasıl nefes alıyorsn burada?”. Pencereye yöneliyorum, şaşkın bir durumda olduğumu anlamış olsagerek tügüme gülümsemeyle bakıyor.
“Ayılamadın herhalde daha, git bir duş al istersen. Dur, dur bir öpeyim seni gel şöyle.”
Yanıma geliyor yanağıma uzanıp soluk kırmızı dudaklarıyla sağ ve sol yanağıma birer öpücük konduruyor. Burnumun içine dolan kokusu, beynime ulaştığında mor boxerımın altında bir hareketlilik hissediyorum, aynı zmaanda yüzümün kızardığınıda. Uzaklaşıyor kendini benden çekiyor. Ben de bir adım geriye atıyorum kendimi, kokusu henüz burnumdan uzaklaşmış değiş.
“Boxerin çok şirinmiş” diyor, anlayamadığım bir sırıtışın ardından.
“Ne o Leman karakteri mi resimde ki?” Başımı öne eğiyorum, üzerimde ne olduğu konusunda pek bir bilgim yok. Gözüme ilk çarpan mor renkli bir çıkıntı. Aklım oraya takılmış durumda. Ayıp oldumu acaba? Hem de kim olduğunu hatırlamadığım biri…

Hareketlerime dikketlice bakıyor, gözlerinin sürekli üzerimde olduğunu hissedebiliyorum, benim ise aklım önümde duran yükselti. Yatağın kenarından telefonumu alıyorum. Son aranan numaraya bakıp kim olduğunu hatırlamak amacım. Tanıyıp tanımadığımı bilmiyorum. Yüzü anlık değişimlerle farklı geliyor bana. Bir saniye içinde tanıdık, diğer saniye içersinde ise bir yabancı oluyor. Telefona son arayan numaraya bakıyorum. “Pınar” yazıyor. Pınar, ama kim? Nasıl biriydi?

Duş esnasında, su damlacıkları vücudumdan aşağıya süzülürken, sürekli Pınar’ın nasıl biri olduğunu düşünüyorum. evet, tanıdık biri ama nereden?

Gözlerimi kapadığım anda beynimdeki tüm sinir hücrelerinin tek bir amaç için savaş verdiklerini biliyorum. Rüya görmek. Çoğu zaman kabuslardan farkı olmayan rüyaların içinde kayboluyorum. Aslında tek amacım kendimi huzurlu hissedebileceğim bir rüya görmek. Belki cennette olmasa da ona benzer bir yerde fikren bir saat geçirmek ve başımı herhangi bir yere yasladığımdaki o yorucu karmaşa…

Gözlerim kapanıyor. Nerede olduğumu bilmiyorum. Ansızın geçen karelerin algılanmasıyla meşkul beynim. Vücudumu hissetmiyorum. Ellerimi, kollarımı, ağırlaşmaya başlamış ayaklarım yavaş yavaş kendini bırakıyor. Etrafımda dönen şekiller…

Derin bir uğuldamayla, boşluğa düşmüş ruhumun korku ve ilkilmesiyle uyanıyorum, ardından aynı uğultuya karışan bir müzik, uğultunun kaynağının çep telefonum olduğunu çağrıştırıyor bana. “La La” (Cortney Tidwell)yarı nakaratına kadar çalıyor. Ben açmak istemediçe, o da susmaya pek niyeli gözükmüyor. Müzik neyse de şu titreşimin korkunç gürültüsü…

“Efendim.”
“Merhaba, n’aber? Uyandırdım mı?”
Uzaktan gelen kadının sesi, algılarım dahilindeki bir ses tonuna benzemiyordu. “İyiym sen? Evet uyuyordum.”
“Bu saatte uyunur mu canım? Bak bir saat sonra sendeyim, bir film gösterimine gideceğiz.”
“Ya ben evden hiç çıkmasam kendimi iyi hissetmiyorum pek.”
“Sürekli evdesin canım, evde dura dura iyi hissetmiyorsun kendini bak biraz dışarı çık iki insan gör nasıl açılacaksın. Hem bu film çok eski bir film. İlginç yıllardır kayığmış yeni çıkmış ortalığa bu ilk gösterim.”
“Ya ama…”
“Anlamam ben görüşürüz bir saat sonra.” Lafı ağzıma tıkıyor ve telefonu kapatıyor. Bir süre yatakta duvarımda asılı sönük yıldızlara bakıyorum ve…

sayfaya ulaşamıyor musunuz? lütfen "açıklamaları" okuyun. kda@kisiseldepresyonanlari.com
  • Wake Wood 05 Şubat 2012
        2011 İrlanda, İngiltere ortak yapımı filmin yönetmenlik koltuğunda David Keating var. Filmin hikayesini ise Brendan McCarthy yazmış. İkisi birlikte bu hikayeyi senaryolaştırmışlar. Hazır hikayeye girmişler aslında filmin konusunun Stephen King‘in Hayvan Mezarlığı‘na benzediğinin söylemem gerek. Hikaye biraz daha kalıplandırılıp, sınırlandırılarak, ölüyü […]
  • Gisaeng Ryung / Ghastly 04 Şubat 2012
        Gisaeng Ryung 2011 Güney Kore yapımı bir korku filmi. Film 3D olarak çekilmiş ancak Türkiye’de Uzak Doğu filmlerini sinemada izleyebilmek gibi bir lüksümüz olmadığınından filmin 3D’siz kopyasını evde izlemek zorunda kalıyoruz. Gerçi bu film için sinemaya gider miydim o da tartışılır. Sanırım sırf güney Kore filmi diye izlemeye giderdim.   Film bir konu [ […]
  • The Chronicles Of Narnia: The Lion, The Witch And The Wardrobe 03 Şubat 2012
        C.S. Lewis‘in The Chronicles Of Narnia serisinin ikinci kitabının, beyaz perdeye uyarlaması The Lion, The Witch And The Wardrobe. Film 2005 yılında çekilmiş fantastik bir hikaye. Diğer fantastik filmlerin gişe başarısı filmin çekilmesine sebep olmuş. Filmi yedi sene geç yazmam benim tembelliğimden kaynaklı. Ancak geçtiğimiz günlerde üç filmi birden izled […]
bu blogta yazmış olduğum tüm girdiler aksini belirtmemişsem bana aittir. izinsiz kullanılmaması, kullanıldığı takdirse ise link verilmesi rica olunur. ee ben kullanırım sana ne deyip yukarıda yazdığım cümleye aykırı davranan olursa, ona kafa göz Allah ne verdiyse girerim... he bide baktıkları yerde mahkeme duvarı görürler...
! Anladım Ki Anlamak Yetmiyor*Tam Bir Blog..hayat ucuz.. 1 lira..A Publicitária AbRaXasastronotdefterbazen içinde bazen dışındaben deli miyimBlog KazanıCellar DoorCESETİZLERİ ♀coffeéefsaescinsel sayiklamalarEuphoria of the SoulGaykediGoddess Artemis' BlogGüNaH YüKLeNeN ADaMgüven uyandıran delihayatin kendisihop-çiki-yayaihuzursuz ruhlar barınağıiHüzün Kovan Kuşuİç Ses.İçimdeki Denizİçimdeki ucu bilenmemiş kelimelerimJacqueline mutlu kalmak istiyorKarbonizmaK�yamet MelekleriLa FeaMegami Sama's Blogmy sci-fi lullaby -NİNJA'NIN KUNG FU İLE İMTİHANInörotoksikOyunun başı sonu...peşim sıraplease come in..Psychological Pollution!.Rendered BeautySelçuk Hocaseri katilsi-menSisteki Goriller, Pigmelerle Dans ve AIDS Yetim...Sophiet.u.b.a'nın karaladıklarıThe Daily Kimchi - Korea Blogtimsah avcısıTotal FutboluzaksinemaViva La Vida, Viva La Muerte!vız gelir tırıs giderYALNIZLIK OKULUYasak Filmâyine-i devrânÇÖLÜN İKİLEMİŞEKER PORTAKALIвαяιιѕѕѕ'ѕ ∂яєαмѕ||● uçuyoruz ne güzel balon ●爱的草莓物语-My Fallen Berries