Posts Tagged ‘Beril DEDEOĞLU’

15) AB VE ABD’NİN ORTADOĞU’DA

POLİTİKA ÖNCELİKLERİ VE TÜRKİYE

Ayşegül SEVER

Soğuk savaşın sona ermesiyle birlikte ABD ve Avrupalı müttefikleri arasında Ortadoğu’da olası Sovyet kazanımlarına karşı birlikte davranma zorunluluğu ya da politika özdeşleştirme çabası ortadan kalktı. Transatlantik işbirliğinin odağı bölgedeki Sovyet aktiviteleri iken, bunun yerini 1990’larda terörizm, İslami radikalizm, kitle imha silahlarının yaygınlaşmasına karşı mücadele etmek gibi öncelikler aldı.

Batı Akdeniz havzasındaki Arap ülkeleri AB’nin güney Avrupalı üyeleri için birincil ilgi odağı olmuştur. Fransa Magrip kökenli an geniş nüfusa sahip ülkedir.

1) Türkiye, AB ve ABD’nin Filistin-İsrail Barış Sürecine Yönelik Politikaları

İsrail’e destek olmak güçlü İsrail lobisi düşünüldüğünde, her ABD yönetimi için Avrupa siyasetinden farklı olarak önemli bir iç politika meselesidir. Avrupa’nın bölge petrolüne olan bağımlılıklarının ABD’den çok daha fazla olması, bölgeye olan önemli ticari ilişkileri ve coğrafi yakınlığından kaynaklanan bölgede olası sosyal-ekonomik istikrarsızlığa duyduğu hassasiyet, Avrupalıların Filistin-İsrail problemine yaklaşımlarını farklılaştırmaktadır.

Haziran 1980 tarihli, AT’nin Venedik deklarasyonu Avrupalıların Filistin-İsrail problemindeki duruşlarını en net biçimde ortaya koyan ilk belge oldu. Bu deklarasyonla birlikte topluluk üyeleri FKÖ’yü Filistin Hareketi’nin temsilcisi olarak muhatap alır, Filistin’in self-determinasyon hakkını tanırken…

FKÖ’yü meşru bir oyuncu olarak tanımadaki Avrupa-Amerika farklılaşması, Arafat’ın 1988’de terörü dışlayıp, İsrail devletinin varlığını tanıyan beyanından sonra ABD’nin Arafat’la diyalog kurmasıyla giderilmeye başlandır.

Filistin yönetimi anti-terör kampına katılmak için Başkan Bush ilk kez 2 Ekim 2001’de Filistin devletinin kurulmasını desteklemeye hazır olduğunu belirtti.

Türkiye 1949’da İsrail’i tanıyan ilk Müslüman ülke olmakla birlikte bu ülke ile 90’larda görülen türden yakın bir ilişkiyi Soğuk Savaş döneminde kuramamıştır.

Ankara ‘barış umutları kalkarsa, ilişkilerimiz sıkıntılar çekebilir’

2) ABD, AB ve Türkiye’nin Irak Problemine Yönelik Öncelikleri ve Faklılaşmaları

Türkiye, AB ülkeleri gibi Irak’ı tamamıyla izole etmenin rasyonel olmadığını sadece dışlama ya da cezalandırma ile sonuç almanın mümkün olmadığını ‘havuç ve sopa’nın birlikte kullanılmasını, özellikle ekonomik ilişkilerin restore edilmesini istiyor.

16) NATO BAĞLAMINDA ABD – TÜRKİYE İLİŞKİLERİNDE

BAĞIMLILIK VE DEĞİŞİM

Mustafa TÜRKEŞ

NATO; Batı’nın özellikle de ABD’nin askeri, siyasal ve ideolojik alanlarda Atlantik-Avrupa sahasında kurmaya çalıştığı uluslararası düzenin oluşum ve korunmasına yönelik üretilen stratejilerin üye devletler tarafından benimsenmesini sağlayacak… hükümetlerarası bir kuruluştur.

Sona eren iki kutuplu uluslararası sistem, iki önemli sorunun da gün yüzüne çıkmasına yol açtı. İlki; karşıt blok içinde yer alan devletlerle ilişki nasıl kurulacağı, Batı’ya nasıl entegre edileceği. İkinci; Atlantik’in iki yakası arasında giderek ön plana çıkan görüş ayrılığı, (AGSK) (AGSP)…

1) Tarihsel Arka Plan: Sovyetler Birliği’nin Çevrelenmesi ve

Batı Blokunun Muhafazası Stratejisinde NATO, ABD ve Türkiye

Tehdit tanımlanması ve algılanması Doğu ve Batı bloklarının her ikisi tarafından da yapılarak, hatta daha ileri gidilerek, ‘tehdit’ tanımlamasından hareketle, ‘dünyanın güvenli olmadığı’ varsayımı öne çıkmıştır. ‘NATO, Sovyetler Birliği’nin Avrupa’nın dışında, ABD’nin Avrupa’nın içinde tutulması ve Almanya’nın Batı ittifakı içinde kontrol edilmesini hedeflemiştir’ teması tam da ABD’nin Savaş sonrası inşa ettiği uluslararası düzene ve izlediği stratejiye uygun düşmektedir.

CHP ve DP eliti (…) Türkiye’yi Batı bloku içine yerleştirmiştir. Konuyu hızla ‘Sovyet tehdidi’ tanımlamasına dönüştürerek, ‘Sovyet tehdidi’ne karşı egemenlik ve toprak bütünlüğüne güvence sağlamak üzere ABD ile ikili ilişkileri geliştirme stratejisi benimsenmiştir.

Türkiye’nin çok yönlü dış politika üretebilme manevra alanı çok daralmıştı.

Kuruluşunda, topyekün savunma ilkesinden hareket eden NATO, 1967 yılında ilan edilen Harmel Raporu’yla esnek savunma planı benimsemiştir. ‘ABD, istihbarat bilgileri ve askeri teknolojiyi Avrupalı müttefikleriyle paylaşmıyor’ eleştirisine ABD’nin yanıtı tersinden aynı içerikteydi. Avrupalı müttefiklerin NATO giderlerine katkısının çok cüzi olduğu… Fransa, 1966yılında NATO’nun birleşik komuta sisteminden ayrıldı. Fransa’nın izlediği politika iki-kutuplu dünya sistemine yönelik bir eleştiri eğildi. Çok yönlü dış politika izleme imkanını elinden kaçırmamak için üretilen politikanın bir parçasıydı.

ABD’nin Avrupa güvenliğinden ayrıştırılmasını öngören, ‘decoupling’ adıyla anılan tartışmaya ivme kazandırmakla birlikte … Fransa ve Almanya’nın izlediği politikalar, Batı güvenlik mimarisi ve NATO içinde karar alma süreçlerinde kendi ulusal özerkliklerini gerçekleştirme adına yapılmaktadır.

Varşova Paktı Sovyetler Birliği’nin Doğu bloku içindeki hegemonyasını perçinlemek için kullanılacaktı. Sovyetler Birliği, 1956’da Macaristan’da, 1968’de Çekoslovakya’da ‘Sovyet tank faktörünü’ hayata geçirmede tereddüt etmedi.

Sovyetler Birliği’nin “decoupling” tartışmasına ivme kazandırmaya çalışmasına karşılık, ABD’de détente ile Sovyetler Birliği’ni çevreleme politikasına önem verdi. Détente döneminde bir başka gelişme; Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı (AGİK) süreci başladı.

1970’li yılların Reagan yönetiminin girişimiyle silahlanma yarışı yeniden hızlandı. ‘Yıldız Savaşları’

NATO iki blokun başat güçleri olan ABD ile Sovyetler Birliği’nin blok içi hegemonyalarının sürdürebilmelerine, buna karşılık Avrupa devletlerinin savunma yerine iktisadi kalkınma ve sosyal politikalara kaynak ayırma stratejilerinin hayata geçirilmesine imkan sağlamıştır.

2) Soğuk Savaşın Sona Ermesi ve Etkisi

Birinci Soğuk Savaş dönemi, détente ve ikinci Soğuk Savaş dönemlerinde devamlılık özelliği taşıyan Sovyetler Birliği’nin çevrelenmesi stratejisi, yerini Rusya Federasyonu’nun kontrol edilmesi ve aynı zamanda onunla kontrollü işbirliği oluşturulması sürecine bırakılmıştır.

Bosna-Hersek savaşı sonunda oluşturulan IFOR ve SFOR’a Rusya’nın özenle entegre edilmesi, Kosova’ya yapılan NATO müdahalesi sonrasında Priştina havaalanının Rusya Federasyonuna tahsis edilmesi, 1244 sayılı Güvenlik Konseyi kararına zemin oluşturan 10 Haziran 1999 tarihli anlaşmanın Yugoslavya’ya imzalatılması sürecinde AB kadar Rusya’nın da devreye sokulması Rusya Federasyonu ile işbirliği sürecinin boyutlarını göstermesi açısından önemli bir örnektir.

1990’lı yılların başında Türkiye’nin jeo-stratejik öneminin erozyona uğradığı söylemini öne çıkartan Batılı stratejisiler, Soğuk Savaş döneminde büyük sorumluluk ve risk alan Türkiye’nin, artık Batı’nın güvenliğine katkıda bulunan ülke konumundan güvenlik tüketen ülke pozisyonuna geçtiği temasını ön plana çıkardırlar.

3) 1990’lı Yıllarda NATO’nun Değişimi ve

Önceliklerin Yeniden Saptanması Sürecinde Türkiye – ABD İlişkileri

Turgut Özal döneminin önemli açmazlarından birisi, bir taraftan AB’ne 1987 yılında tam üyelik başvurusu yapılmış, diğer taraftan Avrupa merkezli kurumlara içi boş, gelecek vaat etmeyen kurumlar gözüyle bakılmaya devam edilmiştir. Çok yönlü dış politika oluşturma girişimi yerine Türk siyasi eliti Soğuk Savaş sonrası döneme ilişkin projeksiyonlarında ABD’nin tek süper güç olduğu ve dolayısıyla onunla bağlantılı olarak Türkiye’nin de alt süper güç olması gerektiğini dile getirecek kadar sathi analizlerle sınırlı kalmıştır. 1995 yılında yürürlüğe girerek Türkiye BAB’a Ortak üye olmuştur

1995 Refah – Yol hükümeti… Tek başına Batı veya İslam ülkeleri ile geliştirilecek ağı birbirine alternatif teşkil etmezken, tartışma adeta bu noktada kısır döngüye dönmüştür.

Dışişleri Bakanı Çiller’in gündeme getirdiği NATO genişlemesinin veto edilmesi söylemi çok inandırıcı olmayacaktı. Hükümet, NATO genişlemesini güvenlik politikaları açısından ele alarak Türkiye’nin BAB’a tam üyeliği ve ileride olası AOGSP ile ilişkilendirmek yerine, AB’ne tam üyelik talebiyle ilişkilendirme yönünü seçmişti.

NATO’nun Soğuk Savaş sonrası dönemde hedefler şunlardı: i) Avrupa’nın bölünmüşlüğünün ortadan kaldırılması; ii) Rusya Federasyonunun bu sürecin dışında tutulmaması; iii) Soğuk Savaş’ın sona ermesinin yarattığı nimetlerden henüz yararlanamayan kimi ‘Avrupa bölgelerine’ istikrar getirecek imkanların sunulması.

1997’de Madrid zirvesinde NATO’ya katılacak üç adayın isimleri ilan edilerek, NATO’nun genişleme süreci fiilen başlatılmıştır.

1999 Washington Zirvesi’nde alınan karar açıkça AGSK’nin NATO içinde oluşturulması-nı öngördü.

4) NATO Eşiğinde Müdahale ve Rusya’ya Ulaşmak

Her kriz ABD, NATO ve Rusya Federasyonu arasında yeni işbirliği alanları yaratmıştır.

ABD, Britanya’yı da yanına alarak, Rusya’ya yönelik politikasında Soğuk Savaş döneminden farklı olarak çevreleme politikası yerine Rusya Federasyonu’nu Batı sisteminin içine çekerek kimi alanlarda işbirliği oluşturma ve bu çerçevede Rusya Federasyonu’nu kontrol etme stratejisini seçtiğini ileri dürmek erken bir saptama olmaz.

5) ABD ve AOGSP Kıskacında Türkiye

AB Helsinki Zirvesi’nde, AB üyesi ülkelerin 2003 yılı itibariyle 15 tugaydan müteşekkil 50-60 bin kişilik bir acil reaksiyon kuvvetini 60 gün içersinde bir askeri operasyon çerçevesinde bunalım bölgesine intikal ettirecek şekilde hazır tutmaları…

Türkiye’nin taleplerini nispeten kapsayan ‘Ankara Mutabakatı’ adıyla anılan uzlaşıyı… AB Leaken Zirvesi’nde Yunanistan ikna edilemeyerek konu ileriye ertelenmişti.

Sonuç

AOGSP konusunda sırasıyla Türkiye, ABD ve AB üç kavramın altını çizmektedirler: Türkiye’nin söyleminde müktesep hak ve işbirliği (cooperation) teması, ABD’de uzlaşma (compromise), AB’de ise Türkiye’nin ödün (concession) vermesi ön plana çıkmaktadır.

17) DEĞİŞEN ULUSLARARASI SİSTEMDE

TÜRKİYE- ABD İLİŞKİLERİNİN

TÜRKİYE – AVRUPA BİRLİĞİ İLİŞKİLERİNE ETKİLERİ

Beril DEDEOĞLU

1980’lerden itibaren giderek belirginleşen “Batı’nın ayrışması” karşısında Türkiye, “iki batı” ile karşı karşıya kalmıştır. ABD, AB…

1) Değişen Uluslararası Sistem

Uluslararası sistemlerin hiyerarşik ve çok merkezli bir özellik gösterdiğinde birleşmektedirler. Uluslararası sistem bütününde bir küreselleşme yaşanırken, aynı zamanda bölgeselleşme ve dolayısıyla bir ayrışma da ortaya çıkmaktadır.

Gelişmemiş dünyanın uluslararası sisteme ilişkin söylemi “batı karşıtı” teorik olmakta –ki bunun en belirgin olanı İslam köktendinciliğidir-. Hala birincil aktör olarak değerlendirilen ulus-devlet, sisteminde giderek karşılıklı bağımlılık ilişkilerinin artması ve uluslararası sisteme ilişkin sorunların içselleşmesi nedenleriyle bir yol ayrımında bulunmaktadır.

Uluslararası sistemde şiddetle rekabet eden aktörlerin bu alandaki faaliyetleri öncelikle ekonomik niteliktedir.

Günümüz uluslararası sistemindeki güçlü aktörler; ABD, Almanya, kısmen Japonya liderliklerindeki NAFTA, AB ve APEC dile getirilmektedir.

2)Avrupa Birliği ve ABD’nin Dış Politika Davranışları

a) ABD’nin Soğuk Savaş Sonrası Genel Dış Politika Pozisyonları

Soğuk Savaş’ın hemen ardından, kendisine en yakın rakibinden %40 daha büyük ekonomiye oluşan ABD, savunma harcamalarını da kendisine en yakın altı ülkenin savunma harcamalarına denk hale getirmiştir.

1990 yılında “bölgesel savuma stratejisi” olarak adlandırılan yeni Amerikan yaklaşımı, 2 Ağustos 1990 tarihinde Irak’ın Küveyt2i işgali ile başlayan Kriz döneminde George Bush tarafından ilan edilmiş 1993’de Clinton tarafından benimsenmiş be Clinton sonrasında başkanlığı devralan George Bush’un oğlu George W. Bush da, iktidara gelir gelmez yeniden Bağdat’ı bombalanmasına izin vererek bu politikayı sürdürdüğünü göstermiştir. Echelon Amerikan Ulusal Füze Savunma Sistemi… “benzer güçlerin rekabeti”nin keskinleşmesi halindeki ABD caydırıcı gücünü ifade etmektedir. ABD, çıkar alanlarında kendisine rakip olan aktörlerin kendisine karşı değil, kendisi ile birlikte davranmalarını sağlayacak keskin önlemler geliştirmektedir. ABD, bu bölgelerdeki politikalarında, Avrupa’nın önemli devletleri kadar, Rusya ve Çin’i de dikkate alarak politikalar üretmektedir.

(1) Rusya Faktörü

1992 ve 1993 yıllarında ABD ile nükleer silahlar konusunda anlaşmaya varan Rusya, “yeniden hesaba katılması gereken ülke” durumuna gelmiştir. Rusya, kendi eski coğrafyası üzerinde yeniden egemen güç olma yollarını ararken batısındaki devletler ile mücadele etmekte ve bu mücadelesinde Asya’yı açılım olarak tespit ederek doğusundaki etki yaratma stratejisi izleyen bir devlet görünümündedir. ABD ile ilişkilerine öncelik tanırken, öte yandan Asya ülkeleri üzerindeki etkisini kullanmaktan kaçınmamaktadır.

1999 yılında, yeni askeri doktrin çerçevesinde Rusya askeri harcamalarını % 50 arttırmış ve tehdit altında kaldığında nükleer silah kullanabileceğini açıklamıştır.

ABD’nin stratejik önceliklerinin de Ortadoğu ile Asya’ya kaydığını söylemek yanlış olmamaktadır.

(2) AB Faktörü

Avrupa, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi artık ABD’nin birincil stratejik alanı olmaktan çıkmıştır. Avrupa’da bütünleşme süreci geliştikçe de ABD ile rekabet giderek keskinleştirmeye başlamıştır.

Karadeniz kıyılarından Çin sınırına kadar, içerisinde Orta Doğu, Kafkasya, ve Orta Asya’nın istikrarsız devletlerinin konu olduğu bir kriz bölgesi bulunmaktadır. Hem ABD’nin hem de AB’nin bu bölgedeki politikaları, her bir bölge devletlerine farklı araçların farklı dengeler ile kullanıldığı “patchwork” politikası olarak değerlendirilebilmektedir. İlişkilerin geliştirilmesinde Almanya Gürcistan’a, Fransa Ermenistan’a, İngiltere de Azerbeycan’a öncelik verilmesini savunmakta.

b) AB’nin “Birlik Antlaşması” Sonrası Genel Ortak Dış ve

Güvenlik Politikası Pozisyonları

Avrupa’nın yöneldiği siyasal birlik, Avrupa Ekonomik ve Para Birliği, Ortak Adli ve İçişleri Politikası ile Ortak Dış ve Güvenlik Politikası olmak üzere üç önemli ayağa oturmuş bir bütünleşmedir.

1 Mayıs 1999’da yürürlüğe giren Amsterdam Antlaşması, Ortak Dış ve Güvenlik Politikası’nın (ODGP) bir AB ortaklık normu olmasını sağlamıştır.

(1) ABD Faktörü

Kasım 1991 Roma toplantısında Avrupalıların “Yeni Stratejik Konsept”i kabul etmeleri ile ABD’nin tüm dünyada faaliyet göstermesine yardımcı olmuştur.

ABD, NATO yolu ile Avrupa’yı Amerikan güdümünde tutmayı amaçlamakta ve Avrupa’daki bu türden varlığı ile tarım, ticaret ve mali rekabetlerden doğacak anlaşmazlıkların kendisi tarafından denetlenmesini olanaklı kılmaya çalışmaktadır.

(2) AB’nin İçsel Dinamikleri

Birleşik Avrupa Devletlerini oluşturmaya yönelmiş AB’nin bu süreç içersinde gerçekleştirmeyi beklediği dört temel amaç bulunmaktadır: Birincisi, tek para ve tek merkez bankasını; ikincisi, ortak dış ve güvenlik politikası; üçüncüsü, federal ve 25-28 üyeli bir bölgesel örgüte uygun demokratik ve hızlı işleyen bir karar alma mekanizması; dördüncüsü ise, Euro bölgesi grubu denebilecek çekirdek ülkeler içerisine girmeyen/giremeyen üyelerin, çekirdeğe uyumunu sağlamaya yönelik “esneklik” kuralını işleyebilmek.

(3) ABD/AB İlişkilerindeki Muhtemel Gelişmeler

ABD, AB üzerinde iki tür etki doğurabilecektir:

Birincisi, ABD tehdidi, AB bütünleşmesine ivme kazandırabilmektedir.

İkincisi, bütünleşme yolundaki çabaların tek tek AB üyelerine getireceği maliyetin eşit olmaması ve hatta bu maliyetin hiçte göze alınamaması ihtimali ile ilgilidir.

Kıbrıs’ın AB’ye tam üyelik tartışmaları sürerken ABD’nin Türkiye ve İsrail ile birlikte Akdeniz’de tatbikatlar yapması Kıbrıs sorununda ağırlığını koymaya başlaması boşuna değildir.

AB – Akdeniz Ortaklığı politikası, “AB’nin sanki ABD dünyada yokmuş gibi gerçekleştirdiği bir projedir.

Rusya’nın bu bölgedeki etki alanının Ortadoğu’ya uzanan ayağında karşısına öncelikle ABD çıkmakta ve bu da kendisini İran’a yapılan baskı ve Hazar Denizi statüsünün belirlenmesi konularında göstermektedir. 1999 Köln Zirvesi’nde benimsenen AB tıpkı ABD, gibi Rusya’daki Pazar ekonomisini desteklemek amacındadır.

3) Türkiye – AB İlişkilerinde Türkiye – ABD İlişkilerinin Rolü

Türkiye uluslararası sistemin önemli güçlerin çıkar alanlarının hem kuzey – güney demde doğu batı kesişme noktasında yer alan bir devlettir.

Türkiye, ticari ilişkilerinde AB ve Rusya’yı stratejik ilişkilerinde öncelikle ABD’yi, doğal kaynaklara ilişkin politikalarında da Rusya ve ABD’yi göze almadan davranamamaktadır.

b) ABD – Türkiye ve AB – Türkiye İlişkilerinin Karşılıklı Etkileri

Türkiye’nin izlediği dış politika, statükocu dış politika olarak ifade edilmektedir; bu bağlamda Türkiye bölge ülkelerinin revizyonalizmden caydırılmasını esas kabul etmekte ve bu amaçla ittifaklar oluşturma yoluna gitmektedir. Politika, II. Dünya Savaşı sonrasından Soğuk Savaş sonuna kadar başarılı bir biçimde uygulanmıştır. Türkiye’nin karar alıcıları ABD’yi, terörizmle mücadelede ve Türkiye’nin Ortadoğu’daki güvenliği açısından vazgeçilmez müttefiki olarak görmektedirler.

1945-1960 arası dönemde Türkiye’nin bugünkü Avrupa Birliği ülkeleri ile ABD ilişkilerinde bir simetri ve paralellik bulunmaktadır.

1980’lerden itibaren ise, Türkiye – ABD ilişkileri ile Türkiye – Avrupa ilişkilerindeki yol ayrımı netleşmeye başlamıştır.

Belirgin olarak 1980’den itibaren bozulan, ancak bir dönem normalleşme gösteren AB- Türkiye ilişkileri 1990 sonrasında giderek sorunlu bir hal almıştır.

ABD, 1998 yılında Türkiye’nin ekonomik ve siyasal istikrarını korunması bakımından AB’ye tam üye olması gerektiğini savunmuş, ancak bununla birlikte Türkiye ile olan stratejik ortaklığın Avrupa’da, Kafkaslar’da, Asya’da ve Ortadoğu’da sürmesinin altını çizmiştir.

Sonuç Yerine

Türkiye’nin Orta Asya, Ortadoğu ya da Balkanlar’a yönelik politikaları, “bağımlı politikalar” olarak adlandırılabilir.

18) TÜRKİYE AVRUPA TOPLULUĞU/AVRUPA BİRLİĞİ İLİŞKİLERİ

Deniz VARDAR

Giriş

AB’yi kurma girişimleri, 1951 yılında Paris’te imzalanan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT) Anlaşması ile…

1957 yılında Roma Anlaşmaları diye anılan Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu (Euratom) anlaşmalarının imzalanması.

AB’nin birleşmeye yönelik iç gelişmelerindeki en önemli dönemeçlerden biri Tek Senedin imzalanmasıdır.

Avrupa Birliğini Kuran Antlaşma (Maastricht)

I. Türkiye – Avrupa Topluluğu/Avrupa Birliği Ortaklığı

1. Ortaklık Başvurusu

AB’nin kuruluşunu izleyen yıllarda, Yunanisan2ın ortaklık başvurusunun (15 Temmuz 1959) hemen ardından Türkiye başvurusunu sunar (31 Temmuz 1959).

Ankara’da imzalanan Ortaklık Antlaşması (Ankara Antlaşması da denir) 1 Aralık 1964’de yürürlüğe girmiştir.

2. Ortaklık Antlaşması

beş yıllık bir “hazırlık dönemi” on iki yıl olarak düşünülen, “geçiş dönemi”, beş yıllık bir “son denem” öngörülür.

3. Ortaklık ilişkileri

Antlaşmanın geçiş aşaması uygulamaya konur ama istendiği gibi yürütülemez. Nedenlerinden biri, 70’li yıllarda yaşanan “petrol şoku”dur. Türkiye’de siyasal sallantılar… 70’li yıllar Türkiye’sindeki art arda gelen koalisyon hükümetleri, siyasal kutuplaşmalar ve siyasal – sosyal yaşamdaki gerginlikler de ilişkileri olumsuz yönde etkiler.

II. Türkiye’nin AT/AB’ye Tam Üyelik Başvurusu ve Türkiye – AB İlişkileri

1. Tam Üyelik Başvurusu

1987’de AB’ne resmi tam üyelik başvurusu…

2. AT/AB Komisyonu Raporu

18 Aralık 1989’da açıklandı. Rapor Türkiye’nin AB’ne üye olabilecek bir ülke olduğunu belirtir, ancak bunun gerçekleşebilmesi için bir tarih verilmeyeceği duyurulur.

3. Gümrük Birliği (GB) ve Yeni Yönelişler

1 Ocak 1996’da yürürlüğe girdi.

Türkiye AB’ne üye olmaksızın GB’ni tamamlamış ilk ülke sıfatını da almış oldu.


YENİ TEHDİTLER” KARŞISINDA AVRUPA
Philippe MARCHESIN
Çev. Beril Dedeoğlu
GİRİŞ
Devlet sınırlarını aşan ve uluslaraşkın (transnasyonal) ilişkilerin yoğunlaşmasına bağlı olarak gelişen “yeni tehditler” ortaya çıkmıştır.
Güvenliğin Yeni Tanımı
Askeri, siyasal, ekonomik, çevresel ve toplumsal güvenlik alanlarıdır.
Kişileri kaplayacak olan korkular güvensizliğe, kabalığa, öteki anlayışına, göçe, akınlara, kültürel değerlerin ve yaşam biçimlerinin kaybına bağlı olacaktır.
“Gelişmiş ülkelerde, AİDS, uyuşturucu, terörizm, tutuculuk, işsizlik, suç artışı, ahlak çöküntüsü, fakirlik ve dışlanma olgularının artışı ile eşitsiz bir dünya toplumu ortaya çıkan mali ve ekonomik düzensizlik, varoş sorunları, göçmen ve mülteci sorunları gibi konuların bütünsel olarak bir potansiyel dış askeri tehditten çok daha tahrip edici olduğu yolunda yaygın bir görüş bulunmaktadır.”
Başlıca “Yeni Tehditler”
Yeni Tehditler
Terörizm
“terörizmin tanımının yapılması olanaksız”
terörizmin 6 ön koşulu bulunmaktadır. 1- şiddet, 2- siyasi eylem, 3- korku yaratması 4- tehdit olması, 5- psikolojik etki ve tepki yaratması 6- kurbanlar ile hedefleri birbirinden farklılaştırmasıdır.
Terörizm Batı menşeli, olsa bile Güney’den yayılmıştır.
Terörizmin geleceği İslam ve organize suçlar.
Organize Suç
İnterpol’a göre organize suç, “ulusal sınırlara ilişkin endişeler taşımadan yaşamdan kazanç elde etme amacı taşıyan kişilerin oluşturdukları ortaklığın ya da grubun sürekli yasal olmayan faaliyetler sürdürmeleridir. IMF kaynaklarına göre yasa dışı rakam dünya GSMH’nın %2’sine karşılık gelmektedir.
Uyuşturucu Trafiği
Afganistan, İran ve Pakistan (Altın Kavşak) Brimanya, Laos ve Tayland (Altın üçgen)
Göç Dalgaları
İlk üç örnek, istikrarsızlık yaratan fiili durumları ifade eden bir kategori içinde yer alırlar. Bunlar, günün koşullarına bağlı olarak gelişen, şiddet ve rasyonel kararlar gerektiren faaliyetlerdir. Oysa, dördüncü örnek olan göç, denetimsiz ve kendiliğinden gelişen toplumsal ve ekonomik bir olgudur.
“Avrupa’yı esas korkutan, kitleler halinde gelip Avrupa’ya yerleşmek isteyen göçmenlerdir.
Yeni Tehditler”in Avrupa Birliği Tarafından Ele Alınış Biçimi
Maastricht’ten Amsterdam’a Avrupa’nın Güvenliği
1 Temmuz 1999 hemen her alanda faaliyet göstermesi Europol’ü bir tür Avrupa düzeyinde örgütlenmiş FBI durumuna getirmektedir.
Sovyetler gibi bir düşmanın yitirilmesi, bilimsel alanda yeni arayışlara ve aynı zamanda bu kişilerin sosyal konumlarını yeniden güçlendirecek ve meşruiyetlerini yeniden sağlayacak yeni tehditlerin keşfine yol açmıştır.
Tampere Zirvesi’nden İtibaren Avrupa Güvenlik ve Adalet Düzenlemelerinde Alınan Yol
“Avrupa’daki mali cennet, ki bu adaletin yüzkarasıdır…” “yeterli siyasal irade bulunmaması”na
11. Krono-politik; özellikle iletişim ve ulaşım alanlarındaki teknolojik gelişme bağlamında ele alınan küreselleşme olgusunun etkisi ile klasik jeopolitik kavramının yerini alan bir kavramdır.
TERÖRİZM ÜZERİNDE KARŞILAŞTIRMALAR:
BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİ
Beril DEDEOĞLU
GİRİŞ
İsrail’in 1948’de, Hindistan’ın 1980’lerde anti-terör yasaları çıkarmış olmaları gibi, ulusal ve uluslararası düzeylerde başlatılmış olan bir dizi terörle mücadele girişimi ile…
Bir devletin kabul ettiği terör örgütünün bir diğeri tarafından tanınmaması, devletler arasında anlaşmazlıklara yol açmakta, birinin düşman kabul ettiğini diğeri etmeyerek bunu bir dış politika aracı olarak kullanabilmektedir.
Teröre İlişkin Kavramlar ve Uluslararası Düzenlemeler
Küreselleşme/yerelleşme, yani yerel olanın birincisine karşı çıkışı biçiminde kendisini göstermektedir. Yerel olsa bile küresel davranmaktadır ve bu haliyle de karşısındakilerin uzlaşmasını zorunlu hale getirmektedir.
Uluslararası Sözleşmeler – Bölgesel Düzenlemeler
İlk belge, 1937 tarihli Cenevre Sözleşmesi –Terörizmle Mücadele ve Terörizmin Önlenmesine Dair Sözleşme-dir. Sözleşme terörü “Doğrudan bir devleti hedef alan ve dehşet ortamı yaratmayı amaçlayarak özel kişiler grup ya da halkın bütününe yönelik olarak, tasarlanmış veya hesaplanmış her türlü cezai eylem olarak tanımlanmıştır. Sözleşme hiç uygulamaya konamamıştır.
Birleşmiş Milletler çerçevesinde ise terör eylemi “savaş suçlularının barış zamanına karşılık geleni”. BM Genel Kurulu’nun 1999 yılındaki kararına göre terör, “özel kişilere, grup ya da halkın bütününe siyasi, felsefi, ideolojik, etnik, dini ya da başka sebeplerle her türlü yasa dışı baskı yaparak dehşet ortamı yaratmayı tahrik eden tüm cezai eylemler.
1977 Terörizmin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi’nde
terör “kişiyi” hedef alan bir eylemdir; “ciddi” bir saldırı; siyasidir.
NATO, terör-terörist-terör örgütü tanımını yapmaksızın bunlarla mücadeleyi, üstelik askeri mücadeleyi, dünyanın birçok yerinde mümkün kılmaktadır.
BM Güvenlik Konseyi Kararları
“benim kurtuluş savaşçım-senin teröristin”
Dünyadan Örnekler: ABD ve Avrupa Birliği
ABD
ABD’de 1996 yılına kadar terör ve terörist tanımlarının ulusal bir anlam taşıdığı, ancak yeni yasayla uluslararası terör örgütlerini de tanımlanıp cezalandırılmasını olanaklı kılan yasaların çıkarılmaya başladığı görülmektedir.
Terörist kişi ve kuruluşlar ulusal ve uluslararası olarak iki ayrı biçimde kategorize edilmektedir. Terörist devletler ise, ayrı bir kategori olarak değerlendirilmekteaşladığı görülmektedir. ını uluslal bir mocadeleyi, üstelik askeri mücadeleyi, dünyanın birçok yerinde m ve Başkan tarafından açıklanmaktadır.
Uluslararası terörist kişi ve kuruluşların tespiti ve ilanından sorumlu kuruluş, Dışişleri Bakanlığı’dır.
Ulusal terörist kişi ve kuruluşlarından sorumlu olan bakanlık da, Dışişleri Bakanlığı’dır.
Terörün devleti tehdit edecek bir eylem değil de, devletin çıkarlarını tehdit eden bir eylem olarak değerlendirildiğine…
Devlet “iç” ve “dış” düşmanlarını dünyaya resmi biçimde ilan etmiştir. ABD’nin uluslararası alandaki anti-terör faaliyetlerinin meşru zeminini sağlamakta.
ABD’nin birincil düşmanı “islami terör”dür.
Avrupa Birliği
AB ülkelerinden sadece 7 tanesinin (Fransa, Almanya, İngiltere, İtalya, Portekiz, İspanya ve Yunanistan) ulusal mevzuatında terörden bahsetmektedir.
AB üyesi devletleri, terör-terörist-terör örgütü tanımlarında bir araya getirmeye çalışan mevzuatın başlangıcını, esas olarak Maastricht Antlaşması oluşturmakta. Schengen Anlaşması da, anlaşmada terörizmle mücadele öngörülmektedir.
Europol terörle mücadele bu kuruluşa.
- AB için terör, münferit bir olay değil kitlesel olaydır.
- “Devlet”in korunmasından söz edilmekte, insan faktörü öncelikli
- AB, uluslararası teröristlerden çok, birlik içi teröristler ile mücadeleyi esas almış görünmektedir.
- AB, öncelikle üyesi olan devletlerin “iç tehdit” saydığı kuruluşları düşman ilan etmekte ve diğerlerini kendi coğrafyasında terör suçu işlemleri halinde listeye sahil etmektedir.
- ABD, AB’nin düşmanını kendi düşmanı olarak kabul etmiş durumdadır, ancak AB ABD’nin baş düşmanları konusunda bir ortak tavır içerisini girmiş değildir.
- AB, terör örgütü değil, terörist gurup terimini tercih etmektedir.
Türkiye
1991 tarihli Terörle Mücadele Kanunu.
Türkiye’de terörist amaçları ve kullandığı araçlara göre değil yöneldiği hedefe göre belirlenmektedir.
Türkiye’de bir tanımlama ve listeleme ya da kategorize etme sorunu bulunmaktadır.
Tam tersine, AB ve ABD’nin resmi düşmanı olan PKK ve DHKP/C, Türkiye’nin düşmanı olarak resmileştirilememektedir.
- Terör tanımı, hedefe göre tanımlanmış, amaç ve araçlar kanununda açıkça belirtilmiştir.
- Terörle Mücadele Yasası, Türkiye Cumhuriyeti’nin kolay yıkılabilir ve bölünebilir bir devlet olduğu izlenimini vermektedir.
SONUÇ
Türkiye, teröre ilişkin konularda siyaseten ABD türü bir uygulama içinde olsa da, buna meşruiyet kazandıracak alt-yapı oluşturmadığı için, çelişkiler yaşamaktadır.
Bir eylemin, bir kişinin ya da bir örgütün bir devlet tarafından düşman ilan edilmesi, bunları dost benimseyen devletler ile de mücadeleyi gerektirmektedir.
AB, kendi coğrafyaları dışındaki alanlarda “çıkarları” adına düşmanları ile mücadele etme konusunda tan bir uzlaşı içinde değillerse… Türkiye’nin teröre ilişkin yasal belirsizlikleri de, bu iki aktör arasındaki sıkışmışlığın önemli bir göstergesi gibidir.
TÜRKİYE’DE SİYASAL PARTİLER VE AVRUPA BİRLİĞİ
Esra ÇAYHAN
GİRİŞ
Aralık 1999 Helsinki Zirvesinde, Türkiye’nin tam üyelik adaylığının kabul edilmesi, Kasım 2000’de AB Komisyonu’nun açıkladığı Ortaklığa Katılım Belgesi (KOB) ve Mart 2001’de Türk Hükümeti’nin açıkladığı Ulusal Program (UP)…
1959 yılında ortak üyelik için, o zamanki adıyla, Avrupa Ekonomik Topluluğuna (AET) başvuran Türkiye…
Bir gümrük birliği oluşturmak üzere, 12 Eylül 1963 tarihinde Ankara Antlaşması imzalanmıştır.
1987 yılındaki tam üyelik başvurusu.
1996 yılından itibaren Gümrük Birliği’nin yürürlüğe girmesi.
1999’daki Helsinki zirvesinde, Türkiye’nin tam üyelik adaylığını tanıması ile sonuçlanmıştır.
Türkiye İşçi Partisi (TİP), söz konusu dönemde, önde Meclis dışında, 1965 seçimleri sonrasında ise TBMM içinde, AET’ye karşı çıkan tek parti olmuştur.
Türkiye’deki AT karşıtı söylemi “aşırı sağ”ın dinci kanadının sistematikleştirdiği söylenebilir.
“Erbakan’ın, tıplı TİP’in söyleminde olduğu gibi, Avrupa Topluluğunu, yüzyıllarca sömürgecilik yapmış Avrupa ülkelerinin çağımızın şartlarına uygun olarak geliştirdikleri yeni bir sömürgecilik sistemi” olarak tanımlaması önemli bir noktadır.
CHP ağırlıklı koalisyon hükümetinin 1978 yılında,Türkiye’nin AT karşısındaki yükümlülüklerini beş yıl dondurma kararından sonra, MSP ve MHP destekli AP azınlık hükümeti, Toplulukla ilişkileri canlandırma yoluna gitmiştir.
Türkiye’nin AB adaylığının Birlik tarafından tescili, FP’nin de 30 yıllık AT/AB karşıtı söyleminde değişiklik yaparak, Türkiye’nin ileride Birliğe tam üye olmasını destekleyen bir tavır içine girmesidir.

III

Avrupa Birliği Dış Politikaları

GİRİŞ

SSCB’nin dağılması öncesi ve sonrasında Avrupa Topluluğu ve Avrupa ülkelerinin Rusya’ya bakış açısı

Batı Avrupa açısından kendi güvenlik sistemini oluşturmaya yönelik girişimler, güvenlik sorunsalının birinci ayağını oluşturmuştur. İkinci ayağını ise, Doğu Blok’unun yıkılışı ile ortaya çıkan yeni komşu devletler ile ilişkiler oluşturmuştur.

Avrupa Topluluğu’nun 1990 yılından itibaren Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde uygulamaya koyduğu PHARE programının bir benzerini 1991 yılından itibaren eski SSCB cumhuriyetine paralel olarak da geliştirildiğini ve TACIS adı altında Baltık devletlerinin dışında kalan on iki yeni bağımsız devlete aktarılmak üzere yeni bir mali kaynak akışı programının oluşturulduğunu görüyoruz.

Avrupa Birliği ve Rusya Arasındaki İlişkilerin Boyutları ve Ön Plana Çıkan Amaçlar

“Ortaklık ve İşbirliği Anlaşması” İle AB’nin

“Rusya’ya İlişkin Ortak Stratejisi Belgesi”nin Önemi

ticari ilişkiler (“en çok gözetilen ulus” gümrük kısıtlamalarının orta vadede kaldırılması.

Siyasal diyalogun kurumsallaştırılması

İkili zirvelerin düzenlenmesi

“AB’nin Rusya’ya ilişkin Ortak Stratejisi” belgesi, en başta AB üyesi devletlerin kendi yaklaşımları ile ortak politikalar arasında belirli bir uyumun sağlanmasını amaçlamaktadır.

Bölgeselcilik mantığını, yerinden kalkınma ilkesini destekleyen bir Avrupa’nın Rusya’daki federatif eğilimleri de yönlendirmek istemesi, tamamen demokratik kitle örgütlerinin ön plana çıktığı, merkezi devletin işlevlerinin sınırlandırıldığı, dolayısıyla yolsuzluk, bürokratik engellerden kurtarılmış bir sistemi oluşturma ve yönlendirme arzusuyla da eş anlamlıdır.

Üye Devletlerin Katkısıyla Ortaya Çıkan Farklı Bir Açılım: Kuzey Boyut Girişimi

AB’nin resmi adıyla “Kuzey Boyutu Girişimi” olarak benimsediği açılım, özellikle AB’nin Batlık Denizi’ne sahip olan üye devletleri, özellikle de İskandinav ülkeleriyle Almanya’yı ilgilendirmektedir.

Fikir öncülüğünü İskandinav devletleri yapsa da maddi anlamda itici gücün Almanya olacağı kısa sürede anlaşılmıştır.

Berlin, Doğu Avrupa’yı ve Batlık bölgesini her zaman kendi politikalarının bütünsel bir parçası olarak nitelemiştir.

Anavatan toprakları dışında yer alıp da Litvanya ve Polonya arasına sıkışmış ve Rusya Federasyonu’nun bölgesi (oblast) olan Kaliningrad’ın statüsü konusu, Moskova için jeopolitik bir avantaj olarak değerlendirilmekteydi. Rusya’nın söz konusu iki ülkenin politikalarına da müdahale edebilmesi için bir araç olarak görülüyordu.

İktisadi ilişkiler, altyapı destekleme çalışmaları, sosyal politikalar, çevre politikaları, sınır güvenliği ve yasadışı yollarla gelişen mülteci akımları ve kaçaklar ile organize suçlar konusu yer almaktadır.

AB’nin Rusya İle İlişkilerini Geliştirme Politikaları Bağlamındaki Araçlar

AB’nin Rusya’daki Komünizm Sonrası Geçiş Sürecine Yönelik Mali Yardımlar

Ekonomik ve teknik yardım açısından, AB, Rusya’ya en önemli katkıyı yapan uluslararası aktör konumundadır.

Avrupa Komisyonu ile Avrupa parlamentosu’nun çevre işlerinden sorumlu komisyonları, söz konusu ülkelerde üretime ara verilmiş nükleer santrallerin tekrara işletilmesi ya da modern teknolojinin koşullarına uyarlandıktan sonra çalıştırılması için hükümetler nezdinde ciddi girişimlerde bulunmaktadır.

1991-1999 yılları arasında TACIZ Eylem Programları kapsamında Rusya Federasyonu’na taahhüt edilen yardımın genel toplam ile karşılaştırılması

1991-1999 yılları arasındaki eylem programlarına yönelik mali desteğin Rusya aleyhine ve diğer BDT ülkelerinin lehine bir değişim eğiliminde olduğunu söylemeliyiz.

AB – Rusya Arasındaki Ticari İlişkilerin Çeşitli Boyutları

AB üyesi ülkelerin ithal ettikleri toplam doğal gazın % 42’si ve petrolün % 17’si Rusya’dan gelmektedir.

AB’nin Rusya’yla İlişkilerinin Siyasal Boyutları ve Kurumsal Çözümleme

İkili İlişkiler Bağlamında Algılanan Siyasal Sorunlar

Kaliningrad Sorunu

Kalinningrad, halen Rusya’nın Batlık Denizi Filosu’nun karargahı durumundadır. Ve dolayısıyla Avrupa’nın en yoğun askeri nüfusa sahip bölgelerinden biridir.

AB’nin Batlık Bölgesinde Genişlemesi ve Rusya’nın Yaklaşımları

AB’nin Polonya ve Baltık Devletlerini kapsayacak biçimde doğuya doğru genişlemesi, Rusya açısından belirli sıkıntılar doğurmaktadır. Rus iç pazarına ve sınır ticareti potansiyeline darbe vuracaktır.

Rusya’nın AB’nin genişlemesine karşılık vermek bağlamında izolasyonist politikalar izlememesi aksine diyalogdan yana bir tavır takınması özellikle ikili ilişkiler bağlamında olumlu çözüm arayışlarına gitmesidir.

Avrupa Birliği – Rusya Arasındaki İlişkilerin Gelişiminde Ön Plana Çıkan Öteki Engeller Ve Sorunlar

Rus ekonomisinin yapısal sorunlarının işgücü üzerindeki olumsuz etkileri, Avrupa pazarlarının cazibesi özellikle sınır bölgelerde arttırılmaktadır.

AB’NİN GÜNEY KAFKASYA POLİTİKALARI

Ali Faik DEMİR

Rusya’ya göre Transkafkasya, bölge halklarının Güney Kafkasya Azerbeycan, Ermenistan ve Gürcistan’dan oluşan bir bölgedir.
Bölge ile ilişkilerde ekonomik boyut sadece petrol ile doğan gazın çıkartılması ve pazarlanmasıyla sınırlı değildir.

Azerbeycan-Ermenistan arasında yaşanan “Yukarı Karabağ” sorunu. Gürcistan’da başta Abhazya ve Güney Osetya’dakiler olmak üzere yaşanan iç sorunlar.

AB İle Güney Kafkasya Devletleri Arasında Siyasal İlişkilerin Gelişimi

Transkafkasya ile en yakından ilgilenen ülkeler, İngiltere, Almanya be Fransa’dır. Almanya, daha çok Gürcistan ile yakın ilişkiler içindedir. Fransa ise, Ermenistan ile ilişkilerini geliştirmeye çalışmaktadır. Azerbeycan… İngiltere…

AB – Güney Kafkasya İlişkilerinin Çerçevesi: Ortaklık ve İşbirliği Anlaşması (OİA)

“Ortaklık ve İşbirliği Anlaşması” 22 Nisan 1996’da. AB’nin söz konusu devletlerin bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüğüne destek vereceğidir. Demokratik ilkeler, insan hakları ve Pazar ekonomisine uyulması.

Taraflar, bu anlaşma ile “malların müdahalesinde” karşılıklı olarak, bir süre için “en çok gözetilen ulus” ilkesini uygulamayı kabul etmişlerdir.

AB ile Güney Kafkasya devletleri arasındaki kurumsal ilişkiler, bakanlar düzeyindeki “İşbirliği Konseyi”dir. “İşbirliği Komitesi”, “Ticaret ve Yatırım İşbirliği Alt-Komitesi”, “Parlamento İşbirliği Komisyonu”

Bölgedeki Çatışma Alanları ve AB’nin Bakışı

AB Troikası, Şubat 2001’de Güney Kafkasya’ya yaptığı ziyarette bölgesel çatışmaları da ele almış ve Gürcü-Abhaz-Oset sorunu için çözümün şu an için zor olduğunu açıklamıştır. Gürcüler’in yeteri kadar kuvvetli olmamasının ve Abhazkar’ın uzlaşmaz tutumlarının yattığını bildirmiştir.

Türkiye Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in 15 Ocak 2000’de önerdiği Kafkasya İstikrar Paktı düşüncesi de bunlardan biridir.

AB İle Güney Kafkasya Devletleri Arasındaki Ekonomik İlişkilerin Gelişimi

AB ile Güney Kafkasya’nın ekonomik ilişkilerinin üç önemli ayağı; ticari ilişkiler, yabancı yatırımlar ile teknik destek ve yardımlar.

AB’nin Yardım Programları

TRACECA

TRACECA 1993’de başlatılan proje, Orta Asya, Hazar Denizi, Karadeniz ve Avrupa üzerinden gerçekleşecek “doğu-batı koridorunun” oluşturulması amaçlanmıştır.

INOGATE

Bölgedeki petrol ve gaz taşımacılığının rehabilitasyonu, rasyonelleştirilmesi ve modernizasyonu.

BİSTRO

Yerel çerçevedeki küçük projelere hızlı bir biçimde teknik yardım yapmak.

ECHO

İnsani yardım

Transkafkasya Ülkeleri İle İkili Ekonomik İlişkiler

Ermenistan İle İlişkiler

AB’nin Ermenistan’a 1991-1999 arasında yaptığı yardımın toplamı 240,59 milyon Eurodur.

AB ile Ermenistan arasındaki ticari ilişkilerin büyük bir oranı elmas işçiliğine dayanmaktadır.

Azerbaycan İle İlişkiler

Azerbaycan ile AB’nin ticari ilişkileri özellikle pamuk, petrol ve gaz alanında yoğunlaşmıştır. Azerbaycan, 1992 ile 2001 yılları arasında AB’den toplam olarak 333.704 milyon Euro tutarında yardım almıştır.

Gürcistan İle İlişkiler

1992 ile 200 yılları arasında AB’nin insani yardım, gıda yardımı, gıda güvenliği programı, finansal ve teknik yardım gibi çeşitli yardım programlarından toplam 332.6 milyon Euro almıştır.

AB için Gürcistan’ın en önemli özelliği transit ülke olmasıdır.

SONUÇ

Tek tek farklı ilişkiler olmakla birlikte AB, üç bölge devletinde yönelik olarak eşit mesafeli bir yaklaşım izlemeye çalışmaktadır.

“Güney Kafkasya, AB için Avrupa ile Asya arasında ticaretin temel kavşağını teşkil eden Hazar’daki enerji kaynakları nedeniyle hayati bir önem taşımaktadır.”

AVRUPA BİRLİĞİ’NİN AKDENİZ POLİTİKASI VE BARSELONA SÜRECİ

Savaş BİÇER

Soğuk Savaş Dönemi AET – Akdeniz Ülkeleri İlişkileri

AET’nin Global Akdeniz Politikası

Akdeniz ülkeleri tarihsel ilişkileri ve etkisi altında oldukları kültürler: Frankonof alanına dahil Magrip Ülkeleri (Cezayir, Tunus, Fas, Moritanya ve Libya) ve Anglofon alanına dahil olan Maşrik Ülkeleri (Mısır, Ürdün, İsrail, Filistin Otoritesi, Lübnan ve Suriye) gibi.

Global Akdeniz Politikasının Etkileri

1980’lerin başında Topluluk, Global Akdeniz Politikası’nın başarısızlığa uğradığını açıklamıştır.

AB’nin Yenilenmiş Politikası (YAP)

Yapın İçeriği

Avrupa Akdeniz Ortaklığı

Barcelona Süreci ve Belirsizlikler

AB’nin Dönüşümü ve Akdeniz Politikası

1991 Madrid Konferansı’yla temelleri atılan Filistin-İsrail Barış sürecine AB’nin dahil olması da.

Barselona Deklarasyonu

1995 yılında AB ülkeleriyle üye olmayan on iki Akdeniz ülkesi… Barselona süreci başlamıştır.

Siyasi Ortaklık ve Güvenlik Konularında Ortaklık:

Ortak Bir Barış ve İstikrar Alanının Kurulması

Diğer ortakların her birinin toprak bütünlüğüne ve birliğine saygı göstereceklerini; aralarındaki ihtilafları barışçıl yollarla çözeceklerini, uluslararası belgelere katılarak terörizmle mücadele edeceklerini; örtülü suçlar ve uyuşturucu sorununa karşı birlikte savaşacaklarını; nükleer, kimyasal ve biyolojik silahların yayılmasını ve konvansiyonel silahların aşırı birikimini önlemeye yönelik pratik adımları dikkate alacaklarını ve uzun dönemde Akdeniz’de bir barış ve istikrar alanının oluşturulmasına…

İstikrarlı ortamın tüm ülkelerin menfaatine olması beklenir, ancak karşılaştırmalı kazanç hesabı yapıldığında kısa ve orta vadede AB ülkelerinin diğerleri aleyhine karlı çıkacakları ortadadır.

Ekonomik ve Mali Ortaklık bir Refah Alanının Kurulması

Ekonomik ve oysal gelişmeye…

“Serbest Ticaret Bölgesi” için hedef tarih 2010’dur.

Ortaklıkta Bazı Belirsizlikler

Avrupa bir Avro-Akdeniz ortak bölgesi oluşturarak nüfuzunu arttırmaya çalışmakta ve dış dünyaya karşı kolektif bir kişilik ve kimlik oluşturma eğilimi göstermekte, öte yandan ise Müslüman Arap dünyası radikal ve tehditkar “başkası” olarak algılanmakta be Akdeniz kültürel sınır olarak belirlenmektedir.

Akdeniz’e Yönelik Yaklaşımlar

Birlik lokomotif ülkelerin yaklaşımları Fransa, anti-Amerikancı Arap politikasının devamını sağlama amaçlanmaktadır. Fransa’nın geçmişten gelen halen devam eden bu bölgedeki etkisi nedeniyle lider rolünü üstleneceği be güney Avrupa ülkelerini de içine alan bir “Latin alanı” sayesinde Almanya’nın doğudaki ilişkilerini dengeleyeceği ileri sürülebilmektedir.

AB’nin küçük üyeleri.

AB üyesi olmayan Akdeniz devletleri

AVRUPA BİRLİĞİ’NİN KURUMSAL YAPISI
VE KARAR ALMA MEKANİZMASI:
ÜYE DEVLETLERİN ROLÜ ÜZERİNE
DEĞERLENDİRMELER
                                                                                              Ercüment TEZCAN
GİRİŞ
Avrupa Birğili ismi ve yapılanması 7 Şubat 1992 tarihinde (…) Maastricht Antlaşması olarak isimlendirilen Avrupa Birliği Antlaşması.
Şubat 2001’de imzalanan ve kurumsal yapı ve karar alma mekanizmasında reformlar içeren Nice Antlaşması.
A – Kurumsal Yapıda Üye Devletlerin Rolü ve Bu Konudaki Değerlendirmeler
Dönem başkanlığını, kendi öncelikleri doğrultusunda teklifler sunmasını Komisyon’dan isteyebilir.
Avrupa Parlamentosu baştan beri, ulusal parlamentolarla karşılaştırılmayacak biçimde yetki fakiridir.
1979 yılında doğrudan seçimlerle seçilmeye, Parlamento gittikçe hızlanan bir biçimde yetkilerini genişletmektedir.
Karar verme çarkının esas olarak Konsey’de döndüğünü ve Parlamento’nun ortak karar prosedürüyle yalnızca Konsey’in yasama gücüne ortak olduğunu belirtmek gerekir.
Avrupa Toplulukları Adalet Divanı’dır. Topluluk hukukun yorumlanması ve uygulanması çerçevesinde oldukça önemli bir role sahiptir. Ortak Güvenlik ve Dış Politika alanında hiç yetkisinin bulunmadığı…
Kurumsal yapıda üye devletlerin oldukça etkin bir konumda oldukları, Avrupa Konseyi’ni kurumsal yapının temel taşı olarak görme… son söz Devlet veya Hükümet Başkanlarına aittir.
B – Karar Alma Mekanizmasının İşleyişi ve Bu Çerçevede Üye Devletlerin Rolü
Fransa’nın 1965 yılının ikinci yarısında Konsey toplantılarına katılmayarak başlattığı Boş Sandalye Krizi, üye devlette yaşamsal menfaatleri söz konusu oluğunda uygulamada bir kararı veto etme hakkını tanımaktadır. Lüksemburg Uzlaşısı karar alma mekanizmasında üye devletlere son sözü söyleme hakkını ve gerekirse diğer üye devletlerin kabul ettiği bir kararı bloke etme hakkını tanıyan bir uzlaşıdır.
C – Nice Antlaşması: Kurumsal Yapıdaki Değişiklikler
       ve Bu Değişikliklerin Değerlendirilmesi
Nice Antlaşması öncesi “bundan böyle oybirliğiyle karar verilen konuların tümünde nitelikli çoğunlukla karar verilsin mi yoksa oybirliği bir karar alma sistemi olarak devam ettirilsin mi?
II
Birlik Politikaları
AVRUPA BİRLİĞİ VE İNSAN HAKLARI
                                                                                  Füsun TÜRKMEN
A – Avrupa Birliği İnsan Hakları Politikasının Evrimi
1 – Hukuki Bağlamda ATAD İçtihadı
Üye Ülke Anayasalarının Etkileri
İlk 19 maddesini insan haklarına hasreden Alman Anayasası ise bu konuda en ayrıntılı hükümleri içermektedir. Son belge ATAD’ı yakından etkilemiş, Avrupa Temel Haklar Şartının kaleme alınmasında Alman yargısı öncü bir rol oynamıştır.
2 – Siyasi Bağlamda: Avrupa Parlamentosunun Rolü
Avrupa Parlamentosu, “Avrupa birliği çerçevesinde devletlerin çıkarlarıyla insanlığın ortak çıkarlarını ayırd edebilen tek uluslararası kurum” olmakla övünmektedir.
Avrupa Parlamentosu’nun İnsan Hakları İle İlgili
Çalışmalar Yapan Kurumsal Mekanizmaları
Avrupa Parlamentosu, (…) Sakharov ödülünü vermektedir.
Avrupa Birliği’nin Dış İlişkilerinde İnsan Hakları ve Avrupa Parlamentosu
Diğer ülkelerle yapılan anlaşmalara insan haklarına saygı koşulunu dahil etmektir.
Kalkınma, demokratikleşme ve insan hakları arasındaki bağlantıyı vurgulayan Lomé sözleşmesidir.
Zorunlu harcamalar konusundaki yetki Konsey’e ait iken, zorunlu olmayan harcamalar konusunda yetki 1975’ten beri Parlamento’ya aittir.
Avrupa Parlamentosu şimdiye dek oldukça kısıtlı olan yetki sınırları içinde, insan hakları alanında büyük bir çaba sarfetmiştir.
            Maasticht Antlaşması
Yasalaşma sürecinde… “Avrupa Birliği Antlaşması” önemli bir aşama teşkil etmektedir.
Yeni üyelerin katılımı ile ilgili ön şartlar Maastricht Antlaşması’nda dile getirilmemiştir.
            Kopenhag Kriterleri
AB’nin insan hakları konusunda “diğerleri” için de bir uygulama reçetesi ihtiyacını körüklemiştir. 1993 yılının haziran ayında.
            Dönüm Noktası: Amsterdam Antlaşması
1997 yılında imzalanan ve Amsterdam Antlaşması olarak bilinen “Bütünleşmiş Haliyle Avrupa Birliği Kurucu Antlaşmaları”, AB kapsamında insan haklarının korunması konusunda atılmış adımların en önemlisidir.
Kopengah Kriterleri’nde yer alan “azınlık saygı” kavramı Madde 6(1)’de açıkça yer almakta, bu da Avrupa’daki birtakım politik gerçekleri yansıtmaktadır. Fransa’nın azınlıklar konusundaki çekinceleri gibi.
 Amsterdam Antlaşması’nın Birinci Bileşeni:
Bütünleştirilmiş Haliyle Avrupa Topluluğu Kuran Antlaşma
İstihdam temel hak.
Gelinen Son Aşama:
Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı
Aralık 2000’de AB Konseyi tarafından Nice zirvesinde onaylanan…
Şartın Özellikleri ve İçerliği
Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı’nda yer alan sosyal ve ekonomik hakların içerdiği oldukça kapsamlıdır.
Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Sorunsalı
Aralık 2000’de Nice zirvesi sırasında AB Konseyi tarafından onaylanan fakat halen bağlayıcılığı bulunmayan Avrupa Birliği Temel Haklar şartı’nın karşısındaki en büyük sorun, bağlayıcı olduğu taktirde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile ilişkisi etrafında odaklanmaktadır.
AB’NİN AZINLIK HAKLARI ANLAYIŞI VE
AB’YE BÜTÜNLEŞME SÜRECİNDE ORTA VE
DOĞU AVRUPA İLKELERİ
                                                                                              Tolga BİLENER
GİRİŞ
Azınlık haklarının korunması özellikle Orta ve doğu Avrupa’yı ilgilendirecek…
AB, Avrupa kıtasındaki devletlerin çok kültürlü ve çoğulcu yapılara sahip devletler olması yönünde açık bir tavır sergilemiştir.
En çok üzerinde durulan azınlık grupları Ruslar, Macarlar ve Çingenelerdir.
Avrupa Birliği’nin Genişleme Sürecinde Azınlık haklarının Yeri
            AB’nin Azınlık Hakları Anlayışı
“Pozitif ayrımcılık” ilkesi azınlıklara yönelik.
Ulusal Azınlıkların Korunmasına İlişkin Çerçeve Sözleşme
Ulusal Azınlıkların Korunmasına İlişkin Çerçeve Sözleşme, 1989 ertesinde Orta ve Doğu Avrupa’da görülen değişimlerin doğrudan sonucudur. Amaç, etnik faktörün istikrar bozucu etkisini ortadan kaldırmak. 10 Kasım 1994, 1 Şubat 1998 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Azınlık kavramının tanımlanmadan kullanılması yeğlenmiştir.
Azınlık grubuna dahil olmanın tamamen bireysel bir tercih olduğu önemle vurgulanmıştır.
Azınlık haklarının “kolektif haklar” biçiminde değil de, azınlığa mensup kişilerin bireysel hakları olarak tanımlanmış olmasıdır. Bunun temel nedeni, siyasal planda ayrıcalıklı taleplere hukuki meşruiyet kazandırmama kaygısıdır. Ülke bütünlüğünün korunması vurgusu, ayrılma hakkı anlamında self-determinasyonun azınlık hakları içinde yer almadığının göstergesidir. Siyasal değil, kültürel haklar.
Avrupa Birliği’nin Orta ve Doğu Avrupa Ülkeleriyle Olan İlişkileri ve Azınlık Hakları
            Orta ve Doğu Avrupa Ülkeleri İle Genişleme Süreci Öncesi İlişkiler
AET-COMECON arasındaki ilişkiler, 1988 yılında karşılıklı tanımayla başlamıştır. Bu tanıma, Polonya ve Macaristan’la yapılan ticaret ve işbirliği antlaşmalarının yolunu açmıştır.
AB’nin Orta ve Doğu Avrupa ülkelerine yaklaşımı 1990’lı yıllar boyunca bu ülkelerde gelişen Pazar ekonomisine geçişi hızlandırmak ve sağlamlaştırmak ile aynı zamanda bölgesel barışı ve istikrarı koruma amacına yönelik olmuştur.
Avrupa Birliği’ne Aday Orta ve Doğu Avrupa Ülkelerindeki Temel Azınlık Sorunları
Vatandaşlık Sorunu
            Estonya’da toplam nüfusun % 28’i Rus kökenlidir.
Letonya’da nüfusun % 30,4’ü Rus kökenlidir.
            Bütünleşme Sorunu
Litvanya, genel olarak Kopenhag Kriterlerini gerçekleştirmiş ve bu açıdan azınlık haklarının korunması konusundaki sorunları çözmüştür.
            Macar Azınlık
Özellikle Romanya ve Slovakya’da önemli Macar azınlıklarda bulunmaktadır. Macaristan’ın Macar diasporasına bakışı gitgide daha müdahaleci bir görünüm almıştır. Macar azınlığın, Slovakya ve Polonya’da Macaristan sınırına bitişik olarak yaşaması, bu iki ülkedeki irrendentizm korkusunu arttırmıştır.
            Çingene Azınlık
AB’ye aday ülkeler arasında Çingene azınlığın en yoğun olduğu ülke Romanya’dır.
Macar ve Rus azınlıkların karşılaştıkları ayrımcılıkların genel olarak, devlet kademesinden kaynaklandığı, Çingene azınlığın ise daha çok toplum tarafından dışlandığı gerçeğidir.
AVRUPA BİRLİĞİ REKABET POLİTİKASININ HUKUKSAL BOYUTU
                                                                                              Ercüment TEZCAN
GİRİŞ
Kurulacak bir ortak pazarda serbest rekabet, her şeyden önce, tekelleşmeyi önleyerek ekonomik etkinliği arttıracak, dolayısıyla da yenilikler ve teknolojik gelişmeler için uygun bir ortam yaratacaktır.
Anlaşmalar, Birlikte Davranışlar ve Teşebbüs Birliklerinin Kararları
            AT Antlaşmalarındaki Hükümler
Serbest rekabet kurallarının Topluluk dışında uygulanması: 1990’lı yılların ortalarından itibaren rekabet kurallarının uygulanmasıyla ilgili olarak uluslararası alandaki işbirliğinin hissedilir bir biçimde hızlandığını söylemek yanlış olmaz.
Komisyonun Uygulamaları ve Topluluk Yargı Organlarının İçtihatları
Hakim durumun tanımı: hakim durum “bir teşebbüs tarafından elde tutulan ve bu teşebbüse rakiplerine ve müşterilere karşı hissedilir ölçüde bağımsız davranma olanağı sağlayarak söz konusu pazarda efektif bir rekabetin devam ettirilmesine engel olma gücü veren ekonomik güç durumudur.

AVRUPA BİRLİĞİ BÜTÜNLEŞME SÜRECİ II:
AVRUPA BİRLİĞİNİN YAKIN GEÇMİŞİ
 Beril DEDEOĞLU
 GİRİŞ
 Avrupa’daki çabalarını hızlandıran evrelerin savaşlar, çatışmalar ve ekonomik krizlerin sonrasına denk geldiği bilinmektedir.
A – Örgütlen Avrupası
1 – İki Savaş Arası Dönem 
İlk toplantısını Viyana’da gerçekleştiren Pan Avrupa Birliği hareketi.
Fransa ile Almanya’nın Ruhr ve Lorraine bölgelerindeki kömür ve çeliğin birleştirilmesini öngören “Ren Karteli” projesi.
1922’den itibaren İtalya’da faşizmin gelişmesi, 1929 krizi, 1932’de Briand’ın ölmesi, 1933’de Hitler’in şansölye olması ve 1936’da Ren bölgesine asker sokması, Fransa ve Almanya dayanışmasından çıkacak bir Avrupa Birliği projesinin ertelenmesine neden olmuştur.
2 – 2. Dünya Savaşı’nın Etkileri 
Winston Churchill, Avrupa ailesini olabildiğince geniş tutarak bir barış, güvenlik ve özgürlük alanına dönüştürülmesi ve bir Avrupa Devletler Birliği oluşturulması önerileri taşımaktadır. Fransız-Alman ittifakı ile İngiltere’nin güçlen dengeleyicisi durumunun sağlanmasından yana olduğunu ortaya koymuştur.
Churchill’in projesiyle hayata geçirilen ilk girişim, 1947’de İngiltere ile Fransa arasında imzalanan Dunkerque Antlaşması olmuş ve bu, 17 mart 1948’de Belçika, Fransa, Lüksemburg, Hollanda ve İngiltere arasında imzalanan Brüksel Antlaşması’nın yolunu açmıştır.
1949’da kurulan Avrupa Konseyi.
Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü. Marshall yardımlarının, 1948’de kurulan örgüt (1960’da IECD-Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’ne dönüşmüştür).
Curchill’in başlattığı girişimle kurulan Avrupa konseyi, Marshall’ın girişimiyle oluşturulan OEEC ve Truman’ın doktrini gereği kurulan NATO, Avrupa bütünleşmesinin ABD tarafından adeta hazırlamış olduğunu ileri sürmeyi olanaklı kılmaktadır. 
B – Topluluklar Avrupası
1 – Toplulukların Kuruluşu 
Robert Schuman, Jean Monnet, Konrad Adenauer.
Benelux ülkeleri, Fransa, F. Almanya ve İtalya arasında 18 Nisan 1951’de imzalanan Paris Antlaşması’yla Avrupa Kömür Çelik Topluluğu’nun kurulmasını sağlamıştır.
1950 yılında Avrupa Ödemeler Birliğini kurmuş. 1958’de, Roma Antlaşmasının yürürlük tarihinde, bu birlik Avrupa Para Anlaşması’na dönüşmüş ve Euro’ya kadar uzanan sürecin aşamalarından biri olmuştur.
Savunma BAB’ın, tarım AET’nin ve enerji de Euratom’un konusunu oluşturmuştur. 25 Mart 1957’de imzalanan Roma Antlaşmaları ile somutlaşmış, Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ile Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu (Euratom) kurulmuştur. 
2 – Atılan Adımlar 
Euratom, AET, ve AKÇT, 1 Temmuz 1967’de yürürlüğe giren Füzyon Antlaşması, AET’nin yerini üç kuruluşu ifade eden Avrupa Toplulukları (A.T.) almıştır.
Krizler Avrupa bütünleşmesini ileriye götüren sonuçlara sahiptir.
1979’da APS ile birlikte ECU’nün oluşması.
AT, 1973’de İngiltere, Danimarka ve İrlanda ile ilk genişlemesini yaşamıştır.
7-10 Haziran 1979’da Avrupa Parlamentosu’nun ilk genel ve doğrudan seçimlerle oluşturulması. Yunanistan, İspanya ve Portekiz. Yunanistan’ın 1980’de kabul olan üyeliği (1981-1986)
Schengen Deklarasyonu yayınlanmış, sermayenin serbest dolaşımı sağlanmış (1983). 17 Şubat 1968’da “Tek Senet”.
1987’de yürürlüğe giren Tek Senet, Roma Antlaşması’na ekler getirmiş ve bu çerçevede sosyal politikalar, para politikası, ekonomik ve sosyal uyum politikası, çevre politikası, dış politikada uyum ile tek pazarın 1992’de tamamlanıp Jacques Delors’un rapor olarak belirttiği Ekonomik ve Parasal Birlik’e geçişi öngörmüştür. 
C – Birlik Avrupası
1 – Topluluktan Birliğe Geçiş Süreci 
1989’da ilan edilen Jacques Delors’un EPB Raporu, Ortak Pazar’dan ekonomik ve Parasal Birliğe, oradan da siyasal birliğe geçişin başlangıcı olarak kabul edilir. 
2 – Birliğin Oluşum Süreci 
1 Ocak 1993’de Kopenhag’ta Birliğin Orta ve Doğu Avrupa devletleri ile genişleyebileceği, “Kophenag Kriterleri”
1993’de yürürlüğe giren Maastricht Antlaşması, üç alan. 1. Sütun, AET, AKÇT ve EURATOMO içerisine dahil olan tüm başlıkları kapsayan bu alan.
İkinci alan ise, Ortak Dış ve Güvenlik politikasıdır. Amsterdam Antlaşması ile “Oetak Güvenlik ve Savunma Politikası – OGSP” eklenmiştir. 1995’de operasyonel nitelik kazanan Eurocorp-Avrupa kolordusu oluşturulmuştur. Eurocorps’un 1999 Köln zirvesinde, AB içersine dahil edilmesi. Üçüncü sütun ise Adalet ve İçişlerinde İşbirliği’dir.
Avusturya, İsveç ve Finlandiya 1995’de birlik üyesi olmuşlardır.
1 Mayıs 1999’da yürürlüğe giren Amstedam Atlaşması, aslında Roma Antlaşması, Tek Senet ve Maasticht Antlaşması ile birbiri üzerine eklemlenen ilkelerin düzenlenmesini ifade etmektedir.
1992 tarihli Petrsburg Görevlerini AB kapsamına alan Antlaşma.
Aralık 1999’da, Hesinki Zirvesi, Birlik genişleme perspektifinin belirlenmesi bakımından da önemli bir dönüm noktasına işaret etmiş, 1997 Lüksemburg zirvesinde karara bağlanan aday ülkeler listesine (Kıbrıs, Malta, Macaristan, Polonya, Romanya, Slovakya, Çek Cumhuriyeti, Slovenya, Letonya, Estınya, Litvanya, Bulgaristan) Türkiye de dahil edilerek aday ülke sayısı 13’e çıkmıştır.
Euro’nun 12 Avrupa Birliği üyesinde(İngiltere, Danimarka, İsveç hariç) 1 Ocak 2002’de yürürlüğe girmesi, Avrupa Kurultayı ile. 2002’de eski Fransa devlet başkanı Valery Giscard d’Estaing başkanlığında harekete geçilmiştir. Kurultay’ın amacı, AB’nin 2004’de 25, ki 10 yeni üyenin katılım anlaşması 16 Nisan 2003’de gerçekleşmiştir, 2008’de de 27 üyeli (Romanya, Bulgaristan) ortak yapısının gözden geçirilmesini sağlamak olmuştur. “Anayasal Sözleşme.” 
SONUÇ: Avrupa Birleşik Devletleri’ne Doğru 
Tartışılan konu, Avrupa Birleşik Devletleri’nin, AB, “Devletler Avrupası” (konfederasyon)nı aşmış, “Vatandaşlar Avrupası” (quasi-federasyon) aşamasına 2000’li yıllarda ancak ulaşmış ve “Halklar Avrupası” (federasyo)na yönelmiştir.
Victor Hugo, Avrupa, “devlet çıkarları”nın yerine “ulusal çıkarı”, sonra da “halkların çıkarı” kavramını yerleştirdiğinde Avrupa Birleşik Devletleri’ni kurabilecek gibidir.
sayfaya ulaşamıyor musunuz? lütfen "açıklamaları" okuyun. kda@kisiseldepresyonanlari.com
  • Gantz: Perfect Answer 10 Şubat 2012
        Gantz: Perfect Answer adından da anlaşılacağı üzre Gantz’a kendi çapında bir cevap sunuyor. Yönetmen koltuğunda yine Shinsuke Sato var. Senaryo yine Yûsuke Watanabe‘e ait. Gantz: Perfect Answer ilk filme oranla daha fazla aksiyon içeriyor. Tabi animede de aklımıza takılan bir çok soru burada cevap buluyor. Bu sebeptendir ki ismine Perfect Answer demişler […]
  • The Chronicles of Narnia: The Voyage of the Dawn Treader 10 Şubat 2012
        Serinin üçüncü ve son filmi The Voyage of the Dawn Treader. Kitap sıralamasına bakıldığında ise beşinci kitap (Ancak bu sonradan yapılan kronolojik sıralama. Aslında ilk yayın sırasına bakarsak ilk üç kitabı beyaz perdeye uyarlanmış olarak görüyoruz. Bu kez kamera arkasında televizyon dizilerinde adına sıkça rastlanan Michael Apted var. Kendisini tanıdığ […]
  • Gantz 08 Şubat 2012
        Geçtiğimiz aylarda (ki on gün sonra tam bir sene olacakmış) Gantz‘tan bahsetmiştim. Sinema filmine uyarlanma ihtimali olan anime sonunda Shinsuke Sato tarafından sinemaya uyarlanmış. Tabi bu süre zarfında mangayı da okuyacağımı dile getiren ben bu eylemi de yerine getiremedim. Neyse biz konumuza dönelim. Gantz’ın sinema filmi olarak uyarlandığının haberi […]
bu blogta yazmış olduğum tüm girdiler aksini belirtmemişsem bana aittir. izinsiz kullanılmaması, kullanıldığı takdirse ise link verilmesi rica olunur. ee ben kullanırım sana ne deyip yukarıda yazdığım cümleye aykırı davranan olursa, ona kafa göz Allah ne verdiyse girerim... he bide baktıkları yerde mahkeme duvarı görürler...
! Anladım Ki Anlamak Yetmiyor*Tam Bir Blog..hayat ucuz.. 1 lira..A Publicitária AbRaXasastronotdefterbazen içinde bazen dışındaben deli miyimBlog KazanıCellar DoorCESETİZLERİ ♀coffeéefsaescinsel sayiklamalarEuphoria of the SoulGaykediGoddess Artemis' BlogGüNaH YüKLeNeN ADaMgüven uyandıran delihayatin kendisihop-çiki-yayaihuzursuz ruhlar barınağıiHüzün Kovan Kuşuİç Ses.İçimdeki Denizİçimdeki ucu bilenmemiş kelimelerimJacqueline mutlu kalmak istiyorKarbonizmaK�yamet MelekleriLa FeaMegami Sama's Blogmy sci-fi lullaby -NİNJA'NIN KUNG FU İLE İMTİHANInörotoksikOyunun başı sonu...peşim sıraplease come in..Psychological Pollution!.Rendered BeautySelçuk Hocaseri katilsi-menSisteki Goriller, Pigmelerle Dans ve AIDS Yetim...Sophiet.u.b.a'nın karaladıklarıThe Daily Kimchi - Korea Blogtimsah avcısıTotal FutboluzaksinemaViva La Vida, Viva La Muerte!vız gelir tırıs giderYALNIZLIK OKULUYasak Filmâyine-i devrânÇÖLÜN İKİLEMİŞEKER PORTAKALIвαяιιѕѕѕ'ѕ ∂яєαмѕ||● uçuyoruz ne güzel balon ●爱的草莓物语-My Fallen Berries