Posts Tagged ‘Ayşegül SEVER’

15) AB VE ABD’NİN ORTADOĞU’DA

POLİTİKA ÖNCELİKLERİ VE TÜRKİYE

Ayşegül SEVER

Soğuk savaşın sona ermesiyle birlikte ABD ve Avrupalı müttefikleri arasında Ortadoğu’da olası Sovyet kazanımlarına karşı birlikte davranma zorunluluğu ya da politika özdeşleştirme çabası ortadan kalktı. Transatlantik işbirliğinin odağı bölgedeki Sovyet aktiviteleri iken, bunun yerini 1990’larda terörizm, İslami radikalizm, kitle imha silahlarının yaygınlaşmasına karşı mücadele etmek gibi öncelikler aldı.

Batı Akdeniz havzasındaki Arap ülkeleri AB’nin güney Avrupalı üyeleri için birincil ilgi odağı olmuştur. Fransa Magrip kökenli an geniş nüfusa sahip ülkedir.

1) Türkiye, AB ve ABD’nin Filistin-İsrail Barış Sürecine Yönelik Politikaları

İsrail’e destek olmak güçlü İsrail lobisi düşünüldüğünde, her ABD yönetimi için Avrupa siyasetinden farklı olarak önemli bir iç politika meselesidir. Avrupa’nın bölge petrolüne olan bağımlılıklarının ABD’den çok daha fazla olması, bölgeye olan önemli ticari ilişkileri ve coğrafi yakınlığından kaynaklanan bölgede olası sosyal-ekonomik istikrarsızlığa duyduğu hassasiyet, Avrupalıların Filistin-İsrail problemine yaklaşımlarını farklılaştırmaktadır.

Haziran 1980 tarihli, AT’nin Venedik deklarasyonu Avrupalıların Filistin-İsrail problemindeki duruşlarını en net biçimde ortaya koyan ilk belge oldu. Bu deklarasyonla birlikte topluluk üyeleri FKÖ’yü Filistin Hareketi’nin temsilcisi olarak muhatap alır, Filistin’in self-determinasyon hakkını tanırken…

FKÖ’yü meşru bir oyuncu olarak tanımadaki Avrupa-Amerika farklılaşması, Arafat’ın 1988’de terörü dışlayıp, İsrail devletinin varlığını tanıyan beyanından sonra ABD’nin Arafat’la diyalog kurmasıyla giderilmeye başlandır.

Filistin yönetimi anti-terör kampına katılmak için Başkan Bush ilk kez 2 Ekim 2001’de Filistin devletinin kurulmasını desteklemeye hazır olduğunu belirtti.

Türkiye 1949’da İsrail’i tanıyan ilk Müslüman ülke olmakla birlikte bu ülke ile 90’larda görülen türden yakın bir ilişkiyi Soğuk Savaş döneminde kuramamıştır.

Ankara ‘barış umutları kalkarsa, ilişkilerimiz sıkıntılar çekebilir’

2) ABD, AB ve Türkiye’nin Irak Problemine Yönelik Öncelikleri ve Faklılaşmaları

Türkiye, AB ülkeleri gibi Irak’ı tamamıyla izole etmenin rasyonel olmadığını sadece dışlama ya da cezalandırma ile sonuç almanın mümkün olmadığını ‘havuç ve sopa’nın birlikte kullanılmasını, özellikle ekonomik ilişkilerin restore edilmesini istiyor.

16) NATO BAĞLAMINDA ABD – TÜRKİYE İLİŞKİLERİNDE

BAĞIMLILIK VE DEĞİŞİM

Mustafa TÜRKEŞ

NATO; Batı’nın özellikle de ABD’nin askeri, siyasal ve ideolojik alanlarda Atlantik-Avrupa sahasında kurmaya çalıştığı uluslararası düzenin oluşum ve korunmasına yönelik üretilen stratejilerin üye devletler tarafından benimsenmesini sağlayacak… hükümetlerarası bir kuruluştur.

Sona eren iki kutuplu uluslararası sistem, iki önemli sorunun da gün yüzüne çıkmasına yol açtı. İlki; karşıt blok içinde yer alan devletlerle ilişki nasıl kurulacağı, Batı’ya nasıl entegre edileceği. İkinci; Atlantik’in iki yakası arasında giderek ön plana çıkan görüş ayrılığı, (AGSK) (AGSP)…

1) Tarihsel Arka Plan: Sovyetler Birliği’nin Çevrelenmesi ve

Batı Blokunun Muhafazası Stratejisinde NATO, ABD ve Türkiye

Tehdit tanımlanması ve algılanması Doğu ve Batı bloklarının her ikisi tarafından da yapılarak, hatta daha ileri gidilerek, ‘tehdit’ tanımlamasından hareketle, ‘dünyanın güvenli olmadığı’ varsayımı öne çıkmıştır. ‘NATO, Sovyetler Birliği’nin Avrupa’nın dışında, ABD’nin Avrupa’nın içinde tutulması ve Almanya’nın Batı ittifakı içinde kontrol edilmesini hedeflemiştir’ teması tam da ABD’nin Savaş sonrası inşa ettiği uluslararası düzene ve izlediği stratejiye uygun düşmektedir.

CHP ve DP eliti (…) Türkiye’yi Batı bloku içine yerleştirmiştir. Konuyu hızla ‘Sovyet tehdidi’ tanımlamasına dönüştürerek, ‘Sovyet tehdidi’ne karşı egemenlik ve toprak bütünlüğüne güvence sağlamak üzere ABD ile ikili ilişkileri geliştirme stratejisi benimsenmiştir.

Türkiye’nin çok yönlü dış politika üretebilme manevra alanı çok daralmıştı.

Kuruluşunda, topyekün savunma ilkesinden hareket eden NATO, 1967 yılında ilan edilen Harmel Raporu’yla esnek savunma planı benimsemiştir. ‘ABD, istihbarat bilgileri ve askeri teknolojiyi Avrupalı müttefikleriyle paylaşmıyor’ eleştirisine ABD’nin yanıtı tersinden aynı içerikteydi. Avrupalı müttefiklerin NATO giderlerine katkısının çok cüzi olduğu… Fransa, 1966yılında NATO’nun birleşik komuta sisteminden ayrıldı. Fransa’nın izlediği politika iki-kutuplu dünya sistemine yönelik bir eleştiri eğildi. Çok yönlü dış politika izleme imkanını elinden kaçırmamak için üretilen politikanın bir parçasıydı.

ABD’nin Avrupa güvenliğinden ayrıştırılmasını öngören, ‘decoupling’ adıyla anılan tartışmaya ivme kazandırmakla birlikte … Fransa ve Almanya’nın izlediği politikalar, Batı güvenlik mimarisi ve NATO içinde karar alma süreçlerinde kendi ulusal özerkliklerini gerçekleştirme adına yapılmaktadır.

Varşova Paktı Sovyetler Birliği’nin Doğu bloku içindeki hegemonyasını perçinlemek için kullanılacaktı. Sovyetler Birliği, 1956’da Macaristan’da, 1968’de Çekoslovakya’da ‘Sovyet tank faktörünü’ hayata geçirmede tereddüt etmedi.

Sovyetler Birliği’nin “decoupling” tartışmasına ivme kazandırmaya çalışmasına karşılık, ABD’de détente ile Sovyetler Birliği’ni çevreleme politikasına önem verdi. Détente döneminde bir başka gelişme; Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı (AGİK) süreci başladı.

1970’li yılların Reagan yönetiminin girişimiyle silahlanma yarışı yeniden hızlandı. ‘Yıldız Savaşları’

NATO iki blokun başat güçleri olan ABD ile Sovyetler Birliği’nin blok içi hegemonyalarının sürdürebilmelerine, buna karşılık Avrupa devletlerinin savunma yerine iktisadi kalkınma ve sosyal politikalara kaynak ayırma stratejilerinin hayata geçirilmesine imkan sağlamıştır.

2) Soğuk Savaşın Sona Ermesi ve Etkisi

Birinci Soğuk Savaş dönemi, détente ve ikinci Soğuk Savaş dönemlerinde devamlılık özelliği taşıyan Sovyetler Birliği’nin çevrelenmesi stratejisi, yerini Rusya Federasyonu’nun kontrol edilmesi ve aynı zamanda onunla kontrollü işbirliği oluşturulması sürecine bırakılmıştır.

Bosna-Hersek savaşı sonunda oluşturulan IFOR ve SFOR’a Rusya’nın özenle entegre edilmesi, Kosova’ya yapılan NATO müdahalesi sonrasında Priştina havaalanının Rusya Federasyonuna tahsis edilmesi, 1244 sayılı Güvenlik Konseyi kararına zemin oluşturan 10 Haziran 1999 tarihli anlaşmanın Yugoslavya’ya imzalatılması sürecinde AB kadar Rusya’nın da devreye sokulması Rusya Federasyonu ile işbirliği sürecinin boyutlarını göstermesi açısından önemli bir örnektir.

1990’lı yılların başında Türkiye’nin jeo-stratejik öneminin erozyona uğradığı söylemini öne çıkartan Batılı stratejisiler, Soğuk Savaş döneminde büyük sorumluluk ve risk alan Türkiye’nin, artık Batı’nın güvenliğine katkıda bulunan ülke konumundan güvenlik tüketen ülke pozisyonuna geçtiği temasını ön plana çıkardırlar.

3) 1990’lı Yıllarda NATO’nun Değişimi ve

Önceliklerin Yeniden Saptanması Sürecinde Türkiye – ABD İlişkileri

Turgut Özal döneminin önemli açmazlarından birisi, bir taraftan AB’ne 1987 yılında tam üyelik başvurusu yapılmış, diğer taraftan Avrupa merkezli kurumlara içi boş, gelecek vaat etmeyen kurumlar gözüyle bakılmaya devam edilmiştir. Çok yönlü dış politika oluşturma girişimi yerine Türk siyasi eliti Soğuk Savaş sonrası döneme ilişkin projeksiyonlarında ABD’nin tek süper güç olduğu ve dolayısıyla onunla bağlantılı olarak Türkiye’nin de alt süper güç olması gerektiğini dile getirecek kadar sathi analizlerle sınırlı kalmıştır. 1995 yılında yürürlüğe girerek Türkiye BAB’a Ortak üye olmuştur

1995 Refah – Yol hükümeti… Tek başına Batı veya İslam ülkeleri ile geliştirilecek ağı birbirine alternatif teşkil etmezken, tartışma adeta bu noktada kısır döngüye dönmüştür.

Dışişleri Bakanı Çiller’in gündeme getirdiği NATO genişlemesinin veto edilmesi söylemi çok inandırıcı olmayacaktı. Hükümet, NATO genişlemesini güvenlik politikaları açısından ele alarak Türkiye’nin BAB’a tam üyeliği ve ileride olası AOGSP ile ilişkilendirmek yerine, AB’ne tam üyelik talebiyle ilişkilendirme yönünü seçmişti.

NATO’nun Soğuk Savaş sonrası dönemde hedefler şunlardı: i) Avrupa’nın bölünmüşlüğünün ortadan kaldırılması; ii) Rusya Federasyonunun bu sürecin dışında tutulmaması; iii) Soğuk Savaş’ın sona ermesinin yarattığı nimetlerden henüz yararlanamayan kimi ‘Avrupa bölgelerine’ istikrar getirecek imkanların sunulması.

1997’de Madrid zirvesinde NATO’ya katılacak üç adayın isimleri ilan edilerek, NATO’nun genişleme süreci fiilen başlatılmıştır.

1999 Washington Zirvesi’nde alınan karar açıkça AGSK’nin NATO içinde oluşturulması-nı öngördü.

4) NATO Eşiğinde Müdahale ve Rusya’ya Ulaşmak

Her kriz ABD, NATO ve Rusya Federasyonu arasında yeni işbirliği alanları yaratmıştır.

ABD, Britanya’yı da yanına alarak, Rusya’ya yönelik politikasında Soğuk Savaş döneminden farklı olarak çevreleme politikası yerine Rusya Federasyonu’nu Batı sisteminin içine çekerek kimi alanlarda işbirliği oluşturma ve bu çerçevede Rusya Federasyonu’nu kontrol etme stratejisini seçtiğini ileri dürmek erken bir saptama olmaz.

5) ABD ve AOGSP Kıskacında Türkiye

AB Helsinki Zirvesi’nde, AB üyesi ülkelerin 2003 yılı itibariyle 15 tugaydan müteşekkil 50-60 bin kişilik bir acil reaksiyon kuvvetini 60 gün içersinde bir askeri operasyon çerçevesinde bunalım bölgesine intikal ettirecek şekilde hazır tutmaları…

Türkiye’nin taleplerini nispeten kapsayan ‘Ankara Mutabakatı’ adıyla anılan uzlaşıyı… AB Leaken Zirvesi’nde Yunanistan ikna edilemeyerek konu ileriye ertelenmişti.

Sonuç

AOGSP konusunda sırasıyla Türkiye, ABD ve AB üç kavramın altını çizmektedirler: Türkiye’nin söyleminde müktesep hak ve işbirliği (cooperation) teması, ABD’de uzlaşma (compromise), AB’de ise Türkiye’nin ödün (concession) vermesi ön plana çıkmaktadır.

17) DEĞİŞEN ULUSLARARASI SİSTEMDE

TÜRKİYE- ABD İLİŞKİLERİNİN

TÜRKİYE – AVRUPA BİRLİĞİ İLİŞKİLERİNE ETKİLERİ

Beril DEDEOĞLU

1980’lerden itibaren giderek belirginleşen “Batı’nın ayrışması” karşısında Türkiye, “iki batı” ile karşı karşıya kalmıştır. ABD, AB…

1) Değişen Uluslararası Sistem

Uluslararası sistemlerin hiyerarşik ve çok merkezli bir özellik gösterdiğinde birleşmektedirler. Uluslararası sistem bütününde bir küreselleşme yaşanırken, aynı zamanda bölgeselleşme ve dolayısıyla bir ayrışma da ortaya çıkmaktadır.

Gelişmemiş dünyanın uluslararası sisteme ilişkin söylemi “batı karşıtı” teorik olmakta –ki bunun en belirgin olanı İslam köktendinciliğidir-. Hala birincil aktör olarak değerlendirilen ulus-devlet, sisteminde giderek karşılıklı bağımlılık ilişkilerinin artması ve uluslararası sisteme ilişkin sorunların içselleşmesi nedenleriyle bir yol ayrımında bulunmaktadır.

Uluslararası sistemde şiddetle rekabet eden aktörlerin bu alandaki faaliyetleri öncelikle ekonomik niteliktedir.

Günümüz uluslararası sistemindeki güçlü aktörler; ABD, Almanya, kısmen Japonya liderliklerindeki NAFTA, AB ve APEC dile getirilmektedir.

2)Avrupa Birliği ve ABD’nin Dış Politika Davranışları

a) ABD’nin Soğuk Savaş Sonrası Genel Dış Politika Pozisyonları

Soğuk Savaş’ın hemen ardından, kendisine en yakın rakibinden %40 daha büyük ekonomiye oluşan ABD, savunma harcamalarını da kendisine en yakın altı ülkenin savunma harcamalarına denk hale getirmiştir.

1990 yılında “bölgesel savuma stratejisi” olarak adlandırılan yeni Amerikan yaklaşımı, 2 Ağustos 1990 tarihinde Irak’ın Küveyt2i işgali ile başlayan Kriz döneminde George Bush tarafından ilan edilmiş 1993’de Clinton tarafından benimsenmiş be Clinton sonrasında başkanlığı devralan George Bush’un oğlu George W. Bush da, iktidara gelir gelmez yeniden Bağdat’ı bombalanmasına izin vererek bu politikayı sürdürdüğünü göstermiştir. Echelon Amerikan Ulusal Füze Savunma Sistemi… “benzer güçlerin rekabeti”nin keskinleşmesi halindeki ABD caydırıcı gücünü ifade etmektedir. ABD, çıkar alanlarında kendisine rakip olan aktörlerin kendisine karşı değil, kendisi ile birlikte davranmalarını sağlayacak keskin önlemler geliştirmektedir. ABD, bu bölgelerdeki politikalarında, Avrupa’nın önemli devletleri kadar, Rusya ve Çin’i de dikkate alarak politikalar üretmektedir.

(1) Rusya Faktörü

1992 ve 1993 yıllarında ABD ile nükleer silahlar konusunda anlaşmaya varan Rusya, “yeniden hesaba katılması gereken ülke” durumuna gelmiştir. Rusya, kendi eski coğrafyası üzerinde yeniden egemen güç olma yollarını ararken batısındaki devletler ile mücadele etmekte ve bu mücadelesinde Asya’yı açılım olarak tespit ederek doğusundaki etki yaratma stratejisi izleyen bir devlet görünümündedir. ABD ile ilişkilerine öncelik tanırken, öte yandan Asya ülkeleri üzerindeki etkisini kullanmaktan kaçınmamaktadır.

1999 yılında, yeni askeri doktrin çerçevesinde Rusya askeri harcamalarını % 50 arttırmış ve tehdit altında kaldığında nükleer silah kullanabileceğini açıklamıştır.

ABD’nin stratejik önceliklerinin de Ortadoğu ile Asya’ya kaydığını söylemek yanlış olmamaktadır.

(2) AB Faktörü

Avrupa, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi artık ABD’nin birincil stratejik alanı olmaktan çıkmıştır. Avrupa’da bütünleşme süreci geliştikçe de ABD ile rekabet giderek keskinleştirmeye başlamıştır.

Karadeniz kıyılarından Çin sınırına kadar, içerisinde Orta Doğu, Kafkasya, ve Orta Asya’nın istikrarsız devletlerinin konu olduğu bir kriz bölgesi bulunmaktadır. Hem ABD’nin hem de AB’nin bu bölgedeki politikaları, her bir bölge devletlerine farklı araçların farklı dengeler ile kullanıldığı “patchwork” politikası olarak değerlendirilebilmektedir. İlişkilerin geliştirilmesinde Almanya Gürcistan’a, Fransa Ermenistan’a, İngiltere de Azerbeycan’a öncelik verilmesini savunmakta.

b) AB’nin “Birlik Antlaşması” Sonrası Genel Ortak Dış ve

Güvenlik Politikası Pozisyonları

Avrupa’nın yöneldiği siyasal birlik, Avrupa Ekonomik ve Para Birliği, Ortak Adli ve İçişleri Politikası ile Ortak Dış ve Güvenlik Politikası olmak üzere üç önemli ayağa oturmuş bir bütünleşmedir.

1 Mayıs 1999’da yürürlüğe giren Amsterdam Antlaşması, Ortak Dış ve Güvenlik Politikası’nın (ODGP) bir AB ortaklık normu olmasını sağlamıştır.

(1) ABD Faktörü

Kasım 1991 Roma toplantısında Avrupalıların “Yeni Stratejik Konsept”i kabul etmeleri ile ABD’nin tüm dünyada faaliyet göstermesine yardımcı olmuştur.

ABD, NATO yolu ile Avrupa’yı Amerikan güdümünde tutmayı amaçlamakta ve Avrupa’daki bu türden varlığı ile tarım, ticaret ve mali rekabetlerden doğacak anlaşmazlıkların kendisi tarafından denetlenmesini olanaklı kılmaya çalışmaktadır.

(2) AB’nin İçsel Dinamikleri

Birleşik Avrupa Devletlerini oluşturmaya yönelmiş AB’nin bu süreç içersinde gerçekleştirmeyi beklediği dört temel amaç bulunmaktadır: Birincisi, tek para ve tek merkez bankasını; ikincisi, ortak dış ve güvenlik politikası; üçüncüsü, federal ve 25-28 üyeli bir bölgesel örgüte uygun demokratik ve hızlı işleyen bir karar alma mekanizması; dördüncüsü ise, Euro bölgesi grubu denebilecek çekirdek ülkeler içerisine girmeyen/giremeyen üyelerin, çekirdeğe uyumunu sağlamaya yönelik “esneklik” kuralını işleyebilmek.

(3) ABD/AB İlişkilerindeki Muhtemel Gelişmeler

ABD, AB üzerinde iki tür etki doğurabilecektir:

Birincisi, ABD tehdidi, AB bütünleşmesine ivme kazandırabilmektedir.

İkincisi, bütünleşme yolundaki çabaların tek tek AB üyelerine getireceği maliyetin eşit olmaması ve hatta bu maliyetin hiçte göze alınamaması ihtimali ile ilgilidir.

Kıbrıs’ın AB’ye tam üyelik tartışmaları sürerken ABD’nin Türkiye ve İsrail ile birlikte Akdeniz’de tatbikatlar yapması Kıbrıs sorununda ağırlığını koymaya başlaması boşuna değildir.

AB – Akdeniz Ortaklığı politikası, “AB’nin sanki ABD dünyada yokmuş gibi gerçekleştirdiği bir projedir.

Rusya’nın bu bölgedeki etki alanının Ortadoğu’ya uzanan ayağında karşısına öncelikle ABD çıkmakta ve bu da kendisini İran’a yapılan baskı ve Hazar Denizi statüsünün belirlenmesi konularında göstermektedir. 1999 Köln Zirvesi’nde benimsenen AB tıpkı ABD, gibi Rusya’daki Pazar ekonomisini desteklemek amacındadır.

3) Türkiye – AB İlişkilerinde Türkiye – ABD İlişkilerinin Rolü

Türkiye uluslararası sistemin önemli güçlerin çıkar alanlarının hem kuzey – güney demde doğu batı kesişme noktasında yer alan bir devlettir.

Türkiye, ticari ilişkilerinde AB ve Rusya’yı stratejik ilişkilerinde öncelikle ABD’yi, doğal kaynaklara ilişkin politikalarında da Rusya ve ABD’yi göze almadan davranamamaktadır.

b) ABD – Türkiye ve AB – Türkiye İlişkilerinin Karşılıklı Etkileri

Türkiye’nin izlediği dış politika, statükocu dış politika olarak ifade edilmektedir; bu bağlamda Türkiye bölge ülkelerinin revizyonalizmden caydırılmasını esas kabul etmekte ve bu amaçla ittifaklar oluşturma yoluna gitmektedir. Politika, II. Dünya Savaşı sonrasından Soğuk Savaş sonuna kadar başarılı bir biçimde uygulanmıştır. Türkiye’nin karar alıcıları ABD’yi, terörizmle mücadelede ve Türkiye’nin Ortadoğu’daki güvenliği açısından vazgeçilmez müttefiki olarak görmektedirler.

1945-1960 arası dönemde Türkiye’nin bugünkü Avrupa Birliği ülkeleri ile ABD ilişkilerinde bir simetri ve paralellik bulunmaktadır.

1980’lerden itibaren ise, Türkiye – ABD ilişkileri ile Türkiye – Avrupa ilişkilerindeki yol ayrımı netleşmeye başlamıştır.

Belirgin olarak 1980’den itibaren bozulan, ancak bir dönem normalleşme gösteren AB- Türkiye ilişkileri 1990 sonrasında giderek sorunlu bir hal almıştır.

ABD, 1998 yılında Türkiye’nin ekonomik ve siyasal istikrarını korunması bakımından AB’ye tam üye olması gerektiğini savunmuş, ancak bununla birlikte Türkiye ile olan stratejik ortaklığın Avrupa’da, Kafkaslar’da, Asya’da ve Ortadoğu’da sürmesinin altını çizmiştir.

Sonuç Yerine

Türkiye’nin Orta Asya, Ortadoğu ya da Balkanlar’a yönelik politikaları, “bağımlı politikalar” olarak adlandırılabilir.

18) TÜRKİYE AVRUPA TOPLULUĞU/AVRUPA BİRLİĞİ İLİŞKİLERİ

Deniz VARDAR

Giriş

AB’yi kurma girişimleri, 1951 yılında Paris’te imzalanan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT) Anlaşması ile…

1957 yılında Roma Anlaşmaları diye anılan Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu (Euratom) anlaşmalarının imzalanması.

AB’nin birleşmeye yönelik iç gelişmelerindeki en önemli dönemeçlerden biri Tek Senedin imzalanmasıdır.

Avrupa Birliğini Kuran Antlaşma (Maastricht)

I. Türkiye – Avrupa Topluluğu/Avrupa Birliği Ortaklığı

1. Ortaklık Başvurusu

AB’nin kuruluşunu izleyen yıllarda, Yunanisan2ın ortaklık başvurusunun (15 Temmuz 1959) hemen ardından Türkiye başvurusunu sunar (31 Temmuz 1959).

Ankara’da imzalanan Ortaklık Antlaşması (Ankara Antlaşması da denir) 1 Aralık 1964’de yürürlüğe girmiştir.

2. Ortaklık Antlaşması

beş yıllık bir “hazırlık dönemi” on iki yıl olarak düşünülen, “geçiş dönemi”, beş yıllık bir “son denem” öngörülür.

3. Ortaklık ilişkileri

Antlaşmanın geçiş aşaması uygulamaya konur ama istendiği gibi yürütülemez. Nedenlerinden biri, 70’li yıllarda yaşanan “petrol şoku”dur. Türkiye’de siyasal sallantılar… 70’li yıllar Türkiye’sindeki art arda gelen koalisyon hükümetleri, siyasal kutuplaşmalar ve siyasal – sosyal yaşamdaki gerginlikler de ilişkileri olumsuz yönde etkiler.

II. Türkiye’nin AT/AB’ye Tam Üyelik Başvurusu ve Türkiye – AB İlişkileri

1. Tam Üyelik Başvurusu

1987’de AB’ne resmi tam üyelik başvurusu…

2. AT/AB Komisyonu Raporu

18 Aralık 1989’da açıklandı. Rapor Türkiye’nin AB’ne üye olabilecek bir ülke olduğunu belirtir, ancak bunun gerçekleşebilmesi için bir tarih verilmeyeceği duyurulur.

3. Gümrük Birliği (GB) ve Yeni Yönelişler

1 Ocak 1996’da yürürlüğe girdi.

Türkiye AB’ne üye olmaksızın GB’ni tamamlamış ilk ülke sıfatını da almış oldu.

sayfaya ulaşamıyor musunuz? lütfen "açıklamaları" okuyun. kda@kisiseldepresyonanlari.com
  • Gantz: Perfect Answer 10 Şubat 2012
        Gantz: Perfect Answer adından da anlaşılacağı üzre Gantz’a kendi çapında bir cevap sunuyor. Yönetmen koltuğunda yine Shinsuke Sato var. Senaryo yine Yûsuke Watanabe‘e ait. Gantz: Perfect Answer ilk filme oranla daha fazla aksiyon içeriyor. Tabi animede de aklımıza takılan bir çok soru burada cevap buluyor. Bu sebeptendir ki ismine Perfect Answer demişler […]
  • The Chronicles of Narnia: The Voyage of the Dawn Treader 10 Şubat 2012
        Serinin üçüncü ve son filmi The Voyage of the Dawn Treader. Kitap sıralamasına bakıldığında ise beşinci kitap (Ancak bu sonradan yapılan kronolojik sıralama. Aslında ilk yayın sırasına bakarsak ilk üç kitabı beyaz perdeye uyarlanmış olarak görüyoruz. Bu kez kamera arkasında televizyon dizilerinde adına sıkça rastlanan Michael Apted var. Kendisini tanıdığ […]
  • Gantz 08 Şubat 2012
        Geçtiğimiz aylarda (ki on gün sonra tam bir sene olacakmış) Gantz‘tan bahsetmiştim. Sinema filmine uyarlanma ihtimali olan anime sonunda Shinsuke Sato tarafından sinemaya uyarlanmış. Tabi bu süre zarfında mangayı da okuyacağımı dile getiren ben bu eylemi de yerine getiremedim. Neyse biz konumuza dönelim. Gantz’ın sinema filmi olarak uyarlandığının haberi […]
bu blogta yazmış olduğum tüm girdiler aksini belirtmemişsem bana aittir. izinsiz kullanılmaması, kullanıldığı takdirse ise link verilmesi rica olunur. ee ben kullanırım sana ne deyip yukarıda yazdığım cümleye aykırı davranan olursa, ona kafa göz Allah ne verdiyse girerim... he bide baktıkları yerde mahkeme duvarı görürler...
! Anladım Ki Anlamak Yetmiyor*Tam Bir Blog..hayat ucuz.. 1 lira..A Publicitária AbRaXasastronotdefterbazen içinde bazen dışındaben deli miyimBlog KazanıCellar DoorCESETİZLERİ ♀coffeéefsaescinsel sayiklamalarEuphoria of the SoulGaykediGoddess Artemis' BlogGüNaH YüKLeNeN ADaMgüven uyandıran delihayatin kendisihop-çiki-yayaihuzursuz ruhlar barınağıiHüzün Kovan Kuşuİç Ses.İçimdeki Denizİçimdeki ucu bilenmemiş kelimelerimJacqueline mutlu kalmak istiyorKarbonizmaK�yamet MelekleriLa FeaMegami Sama's Blogmy sci-fi lullaby -NİNJA'NIN KUNG FU İLE İMTİHANInörotoksikOyunun başı sonu...peşim sıraplease come in..Psychological Pollution!.Rendered BeautySelçuk Hocaseri katilsi-menSisteki Goriller, Pigmelerle Dans ve AIDS Yetim...Sophiet.u.b.a'nın karaladıklarıThe Daily Kimchi - Korea Blogtimsah avcısıTotal FutboluzaksinemaViva La Vida, Viva La Muerte!vız gelir tırıs giderYALNIZLIK OKULUYasak Filmâyine-i devrânÇÖLÜN İKİLEMİŞEKER PORTAKALIвαяιιѕѕѕ'ѕ ∂яєαмѕ||● uçuyoruz ne güzel balon ●爱的草莓物语-My Fallen Berries