2010
03.05

kırıldı
toparladık
kırıldı
toparladık
kırıldı
ve süpürdüler…

2010
03.04

30) TÜRKİYE’NİN DİĞER TÜRK CUMHURİYETLERİYLE İLİŞKİLERİ

Gül TURAN

İlter TURAN

II) Tarihçe

Osmanlı İmparatorluğu’nun yönetici kadrosu kendisini “Türk” olarak görmüyor, bu deyimi Anadolu’da yaşayan halkı tarif etmek için kullanıyordu.

Cumhuriyetin ilk yıllarından başlayarak, Pan-Türkçü hareketler genellikle baskı altında tutulmuştur. Her ne kadar İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman kışkırtmasıyla bir süre geçirmişseler de, hiçbir zaman dış politikayı etkileyecek kadar güçlü olmamışlardır.

Sovyetler Birliği’nin Türk kökenli halklarıyla açıkça ilgilenen bir siyasal hareketin varlığı, Türkiye’de Doğu Türkleri hakkında akademik veya diğer kaynaklı bir uzmanlık birikiminin var olduğu anlamına gelmiyordu.

Orta Asya bağlantısını canlı tutan diğer kaynak da çeşitli göçmen dernekleriydi.

III) Türkiye İle Türk Cumhuriyetlerinin İlişkilerindeki Aşamalar

İlk aşama iyimserlik ve parlak gelecek beklentileri, ikinci aşamayı ilişkilerin belirli sınırlar içinde kalmasını zorlayan faktörlerin mevcudiyetinin bilincine varılmasıdır. Üçüncü aşama ise ilişkilerin rutinleşmesi.

1) İyimserlik Dönemi

1991 sonbaharından itibaren Orta Asya ülkelerinin bağımsızlıklarını kazanmalarıyla birlikte, Türkiye’nin önderliğini üstleneceği bir Türk dünyasının kurulabileceği düşünülmüştür.

Turgut Özal “Türk yüzyılı” Süleyman Demirel “Adriyatik Denizi’nden Çin’e uzanan” bir Türk dünyasının doğuşuna…

a) Diplomatik İşbirliği

Türkiye’nin diplomaside rehberlik yapma ve destek verme önerisini memnuniyetle karşıladılar.

Türkiye, kısa süre içinde, bu devletlerle daha yakın ve çok yönlü ilişkilerin gelişebilmesi ve eşgüdümün sağlanabilmesi için kurumsal kapasitelerin geliştirilmesine ihtiyaç olduğunu anlamış ve bu görev bir süre önce Dışişleri Bakanlığı’na bağlı olarak kurulan Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı’na (TİKA) verilmiştir.

b) İletişim ve Taşımacılık

Türkiye başlangıç teşkil edeceği düşüncesiyle beş Türk cumhuriyetine birer dijital telekomünikasyon santrali hediye etmiştir.

Türk Havayolları 1992’nin ortasında itibaren Bakü, Taşkent ve Almatı’ya direkt uçuşlar başlatmıştır. Aşkabat ve Bişkek’e…

Havayolu ile karşılaştırıldığı zama, karayolu taşımacılığı o kadar geliştirilememiştir. “Doğu’ya açılma” başlayınca, Türkiye Acaristan’la bağlayan Sırp sınır kapısı açılmış. Karadeniz kıyısındaki Novorossisk’e gemiyle gelen mallar buradan trenle Almatı, Bişkek ve diğer merkezlere taşınabiliyordu. Orta Asya’ya diğer bir ulaşma imkanı ise İran üzerindendi.

d) Kültürel Bağların Kuvvetlendirilmesi

İlk önce Azerbaycan saha sonra da Türkmenistan ve Özbekistan olmak üzere Latin alfabesi benimsemiştir.

Türkiye 1992 yılında uydular aracılığıyla Türk cumhuriyetlerine televizyon yayınına başlamıştır.

Türksoy, 1994’te kurulan bu örgütün amacı Türk cumhuriyetlerinin aralarında kültürel ilişkiler geliştirmelerine yardımcı olmaktır.

e) İktisadi İlişkiler

Sovyetler Birliği’nin dağılması sonucu ortaya çıkan diğer ülkelere benzer bir biçimde, Türk cumhuriyetleri de iki temel sorunla karşı karşıya kalmışlardır: toplumların acil iktisadi ihtiyaçlarına taleplerine cevap vermek ve piyasa ekonomisine geçişi gerçekleştirmek.

f) Türk Modeli

Oldukça dinamik piyasa ekonomisi, laik devlet yönetimi, İslami geleneklere saygı ve demokratik bir sisteme sahip olmak.

g) Bağların Altyapısının Oluşması

DE;K’nin şemsiyesi altında karşılıklı olarak iş konseyleri, TİKA ve Eximbank gibi devlet kurumlarının finansal kaynakları ve kurumsal olanaklarının genişletilmesi desteklenmiştir. Türkiye bu devletlerin (KEİ) (ECO) gibi bölgesel örgütlere girmelerine yardımcı olmuştur. Kültürel ve eğitim programları…

2) Sınırların Bilincine Varılması

1992 Ekiminde toplanan Ankara zirvesi, kesin taahhütlerden kaçınılması, büyük ölçüde Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbey’in isteklerine cevap vermek içindi.

a) Rus Mevcudiyeti

Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla, Rusya’nın yeni cumhuriyetlerin yaşamı, üzerindeki etkisi azalmışsa da, tümüyle kalkmaktan çok uzak kalmıştır. Özel ilişkilerin devamı için uğraşılmıştır. Bu amaçlardan biri, Türk cumhuriyetlerinde bulunan Rus kökenli nüfustur (Kazakistan’da % 37.8, Kırgızistan’da % 21.5, Azerbaycan’da % 6, Türkmenistan’da % 905 ve Özbekistan’da % 8.3). özellikle Kazakistan ve Kırgızistan’da Rus nüfusunun çokluğu karşısında…

b) Rusya’ya İktisadi Bağımlılık

Rusya ile bir iktisadi entegrasyon ve bağımlılığın varlığı, Türkiye’nin iktisadi ilişkilerden beklediği potansiyelin tam olarak gerçekleşmesini engellemiştir.

Türk cumhuriyetleri, Rusya ile olan özel ilişkilerini tehlikeye düşürebilecek yeni politikalar başlatmakta isteksizlerdir.

c) Türk Cumhuriyetlerinin Aralarındaki Çıkar Antlaşmaları

Türkiye kısa süre içinde her biri kendi siyasal liderlerine sahip be her birinin ayrı milli menfaatleri olan beş ülkeyle karşı karşıya olduğunun farkına vardı.

Aralarında derece farkları olmasına rağmen bütün Türk cumhuriyetlerinde otoriter rejimler egemendir. Hepsinin ortak temsili milliyetçiliktir. Kastedilen mahalli (yerel) milliyetçiliktir. Bugünün şartları içersinde, bir liderin daha kapsamlı bir birlik anlayışını teklif etmesi diğerlerince bölgede hakimiyet kurma çabası olarak algılanabilecektir.

d) Türkiye ve Türk Cumhuriyetleri Arasında Çıkar Farkları

Türkiye her zaman, Kafkasya ve Orta Asya için geliştirdiği ve uygulamaya koyduğu politikaların Rusya ile olan ilişkilerinde önemli kayıplara yol açmamasına dikkat etmek zorundadır. Türkiye’nin Rusya ile olan ticareti Orta Asya Cumhuriyetleriyle olan ticaretinin yaklaşık 10 katıdır.

Ruslar, Ermeniler’in Azeri topraklarını istila etmesini, Rus birliklerinin Azerbaycan’a gönderilmesine karşı çıkmış olan Azerilere karşı bir silah olarak kullanmışlardır. İlk aşamada kuzey hattı açılmış, “erken petrol” Novorossisk’e akmağa başlamıştır.

Rus varlığı ve etkisi, Rusya’ya iktisadi olarak bağımlı olmaları, Türk cumhuriyetlerini temkinli hareket etmeye zorlamaktadır.

Yeni bağımsızlaşan bu cumhuriyetlere ağır baskılar içeren bir birliktelikten daha çıkmış olup, hala birliktelikten kalma sıkı bağları gevşetme uğraşısı içindedirler. Büyük olasılıkla yeni bir ağabeye sahip olmak yerine dış ilişkilerini daha fazla çeşitlendirmeyi amaçlamaktadırlar.

e) İlişkileri Sınırlayan Koşulların karşılıklı Olarak Farkına Varılması

Türkiye’nin 1992’de döviz rezervlerinin % 80’ine tekabül edecek kadar yüksek finansal yardım teklif ettiğini, ve bu sözünden dönmek zorunda kaldığını belirtmiştir.

3) Rutinleşme: İktisadi İlişkilerin Hakimiyeti

a) Kurumsal Yapıların Gelişimi

DEİK iki tarafın ticaret ve yatırım ortaklarını bir araya getirerek, iktisadi ilişkilerin gelişmesini sağlamaya gayret etmektedir.

Türk-Sovyet İş Konseyi 1986 gibi erken bir tarihte oluşturulmuştur.

b) İyi Niyet, Zor İlişkiler

Bu rizikolara aşina olan Türk iş dünyası, Türk hükümetinin desteği ve garantisi altında çalışmayı hedeflemiştir. Yatırım projelerinin ve ticaretin finansmanı için Türk Eximbank’tan krediler alınmıştır. Hükümetlerimiz tahsis işleminde oldukça cömert davranmakla beraber, gerekli fonları bankaya zamanında aktaramamakta, böylece tahsis işlemlerini fiilen yavaşlatmaktadırlar.

c) Ticari İlişkiler

Türk cumhuriyetlerinin Türkiye’nin dış ticareti içinde önemli bir paya sahip olmadığını göstermektedir. İran ve Türkiye bölgedeki en faal ülkelerdir. Bu ülkelerin Türkiye’den yaptıkları ithalatın azımsanamayacak miktarda olduğu söylenebilir. 1995’de Türk cumhuriyetlerinin toplam ithalatlarının % 5.9’u BDT dışındaki ithalatlarının % 14.5’i Türkiye kanyaklıdır. Sonuç olarak, Türkiye ile ticari ilişkilerinin genişlemesi için Türk Cumhuriyetleri’nin  ekonomin,n büyümesini beklemek yerinde olacaktır.

d) Yatırım ve Finans

Rusya’dan sonra Orta Asya Cumhuriyetleri’ndeki en büyük yatırımcı ülke Türkiye’dir. İlk büyük yatırımlar otel, gıda ve tekstil alanında gerçekleşmiştir.

e) Çok Taraflı İlişkiler

Türk iş adamaları Batılı meslektaşlarıyla kıyaslandığında, Türkiye’nin bu ülkelerde “köprü” rolün oynanmasına elverişli bazı özelliklere sahip oldukları görülmektedir. Türk iş adamları devletin iktisadi işlerde müdahaleci bir aktör olduğu ortamlarda iş görmeye alışıktırlar. Mahrumiyetlere diğer yabancılara göre daha kolay uyum sağlayabilmektedirler. Türkler yerel hayata ve kültüre daha kolay uyabilmekte ve yerel dilerlide daha kolay öğrenebilmektedirler.

31) SOVYET SONRASI ORTA ASYA’DA

TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKA AÇILIMLARI :

ÖZBEKİSTAN VE TÜRKMENİSTAN İLE İLİŞKİLER

Erhan BÜYÜKAKINCI

Giriş

1991 yılı sonunda Aşkabat Zirvesi ve Almatı Deklarasyonu ile birlikte, eski SSCB’den ortaya çıkan tüm Orta Asya cumhuriyetlerinin Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) üyesi olmaları.

Rusya’nın eski SSCB alanındaki çıkarları çok boyutludur ve eski merkezi planlama sisteminin de yarattığı karşılıklı bağımlılık mekanizması, Rusya’nın ve Diğer eski SSCB’den ortaya çıkan devlet yapılarının çıkarlarının birbirlerinden kolayca ayrıştırılmasına da engel olmaktadır.

I) Sovyet Sonrası Orta Asya Coğrafyasının Temel Özellikleri : Güvenlik Sorunsalı ve Liderler

A) Özbekistan ve Türkmenistan’ın Orta Asya’nın Güvenlik Çerçevesine Bakış Açıları

Ülkelerin liderlerinin uluslararası konjonktürünün içsel dinamikler ışığında farklı algılama biçimleri de bölge içi bütünleşme hareketlerine ve bölgeselleşme eğilimlerine engel olmaktadır. 90’lı yıllarla birlikte bağımsızlık deneyimini daha çok ekonomik araçlarla algılamak ve geliştirmek isteyen Türkmen politikacılar, ülkenin doğal kaynaklarını uluslararası piyasalara sunma öncelikli politikalar üretme eğilimine girişmişler ve bölgenin bütününü ilgilendiren güvenlik sorunsalı çerçevesinden uzaklaşma tercihlerini “aktif tarafsızlık” politikası adı altında uluslararası çevrelere duyurma çabasına girişmişleridir.

Orta Asya’daki din anlayışı ya da İslam’ın yorumlanması çerçevesinde tasavvufi (Sufi) geleneğinin egemen bu anlayışının merkezi her zaman için daha yerleşik bir kültür altyapısına sahip Özbekler olmuştur. 70’lerden itibaren bu alt-bölgedeki dinsel nitelikteki hareketlerin (Vahhabilik çerçevesinde) etkinlik kazanmaları ve yoğunlaşmaları… 1997 yılındaki Afganistan’ın Sovyetler tarafından işgalinin ana gerekçelerinden birisi de buydu ve 1988 yılında Moskova’nın geri çekilmesiyle başlayan, ancak SSCB’nin yıkılması ve Necibullah yönetiminin devrilmesiyle birlikte gelen Taliban rejimi altındaki dinsel öğelerin egemenliği aslında yetmişli yıllarda yaşananların bir yenilenmesiydi. Din faktörü, Orta Asya güvenliği çerçevesinde iç tehdit kaynağından daha çok dış kaynaklı bir etki/yönlendirme aracı olarak yorumlanmaktadır.

Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan’ın Rusya yanlısı savunma ve güvenlik politikaları Ekim 2000’de Kolektif Güvenlik Paktı’na üye olmalarıyla daha netleşmiş durumdadır.

B) Orta Asya Politikasında Lider Değişkenleri ve Girişimci Stratejiler

J.N. Rouseau’nun “dış politikanın bilimsel incelemesi”, sistem, toplum, hükümet, bürokratik ve lider değişkenleri olarak kısaca anacağımız bu bağımsız değişkenlerin, belirli konjonktür ve saman aşamasında, farklı şiddet ve yoğunluklarda etkili olabilecekleri varsayımından hareketle, dış politika stratejilerindeki farklılıklarını sunabilmek amacıyla bir tipoloji geliştirme çalışmasında bulunmuştur.

Orta Asya’daki eski Sovyet cumhuriyetlerinin nerdeyse tamamında lider değişkenlerinin ülke dış politikasına yaptığı etkinin çok şiddetli olmasıdır.

Tek lider yaklaşımı ile müzakere etmek devletin, özellikle de Batılı ülkelerin dış politikası için daha kolay ve daha esnek bir yöntem olarak algılanmaktadır.

Tümken dış politika ilkelerine “sürekli tarafsızlık”, Türkmenistan’ın Rusya ve BDT karşısındaki bağımsızlığını güçlendirmek, Orta Asya bölgesi içersinde istikrarın genelleşebilmesi, ülkenin zengin doğal kaynaklarını pazarlamak, Türkmenistan’ın jeopolitik konumunu ön plana çıkartmak.

II) Doksanlı Yıllarda Gelişmekte Olan İkili İlişkiler

A) Türkiye’nin Orta Asya’ya Yönelik Dış Politikasının Ana Hatlar

1) Türk Modeli

Orta Asyalı liderlerin hem Rusya’ya karşı denge politikası izlemek için, hem de eski Sovyet alanındaki parçalanmalara engel olmak için hem Ankara’ya, hem de Bakü’ye karşı çok aşırı temkinli politikalar izlediklerini söylemek olasıdır.

2) Türkiye’nin Orta Asya’ya Yönelik İzlediği Dış Politika Stratejileri

Türkiye’nin Orta Asya cumhuriyetlerine yönelik ilişkilerini geliştirmek için birbirini destekleyen üç farklı strateji; ilk olarak, ikili ilişkiler bağlamında mali, ticari ve kültürel nitelikteki belirli politikalar izlemiştir. İkinci strateji ise, Türkiye’nin bu ülkelere yönelik politikalarını ve projelerini yönlendirecek ve birbirleriyle uyumlaştıracak kurumların oluşturulmasıydı. Üçüncü olarak da, devletin dışında özel girişimcilerin de dış politika aktöreleri olarak tanınması söz konusuydu.

İkinci stratejiye örnek, TİKA, Türk Eximbank, TÜRKSOY’u sayabiliriz.

Gülen okullarının ardında Batılı ülkelerin desteğinin bulunduğu savı, ılımlı ve devletçi bir İslam anlayışının Orta Asya ülkelerinde yaygınlaştırılması ve dolayısıyla Rusya ile köktendinci eğilimlerin söz konusu bölgedeki hegemonya arayışlarına set oluşturması gerekçelerine dayandırılmaktadır.

Doksanlı yıllar boyunca Türk hükümeti, Dostluk ve İşbirliği anlaşmaları imzaladığı Orta Asya ve bazı Kafkas devletleriyle askeri alanda eğitim teknik ve bilimsel işbirliği anlaşmaları ile savunma sanayi işbirliği anlaşmaları imzalanmıştır.

Türkiye’deki askeri makamların 1997 yılından itibaren, istikrarsız koalisyon hükümetlerinin dışında farklı bir dış politika aktörü konumuna geldikleri dikkat çekmektedir.

B) Doksanlı Yıllarda İkili İlişkilerin Değerlendirilmesi

1) Türk – Özbek İlişkilerine Özel Bakış : Siyasal Gerginliklerden Uzlaşı Sürecine

Özbekistan ile ilişkilerin gerginleşme nedenlerinden birincisi, Kerimov’a muhalif olan liderlerine…

1994’ten itibaren tüm Özbek vatandaşlarının ülkelerine dönmeleri emrinin getirilmesi ve bunu takiben Özbekistan’da etkinliklerini sürdüren Türk özel okullarının kapatılması, ikili ilişkilerdeki gerginleşmenin ikinci aşamasını oluşturmaktadır. Kerimov’un Türkiye’ye yönelik ilişkileri soğutma politikasının gerisinde yatan ikinci nedeni ise, köktendincliğe yönelik savaşımın gerekçelerinde bulunmaktaydı.

Özbek yönetiminin, gerek Orta Asya içinde gerekse Avrupa’da (özellikle Çek Cumhuriyeti’nde) meşru ve gayrı meşru nitelikteki operasyonlarla muhalifler avına çıkması, uluslararası kamuoyunda çok tepki uyandırmıştır.

11 eylül sürecinde mağdur olduğunu iddia eden devletlerin uluslararası teröre karşı uluslararası kamuoyu nezdinde sürdürdüğü islami hareketlere karşı baskıcı politikalarını meşru kılacak zemini de yaratıyordu.

2) Türk – Türkmen İlişkilerinde Ekonomik Araçların Kaçınılmaz Ağırlığı

Aktif tarafsızlık politikasının ana gerekçesini oluşturan ekonomik kalkınma hedefi, Türkmenistan’ın büyük ölçüde dış piyasalardan borçlanarak enerji sektörünün gelişimi ile tarımsal sanayinin desteklenmesi olarak özetleyebileceğimiz bir strateji içersine oturtulmuştur.

1997 yılının sonlarına Türkiye ile Rusya arasında imzalanan Mavi Akımca dair anlaşmadan sonra Türkmenbaşı’nın Ankara hükümetine yönelik söyleminde tok değişikliğine gittiği ve eleştirilerini arttırdığı gözlenmekteydi.

2010
03.03

sandık ki susutuk

biraz daha umutla…
biraz daha beklentili
umut ederek birbirimizi
bir haftaya inat

2010
03.02

biraz soluk, biraz nefes

boş bir tavan arasında yalnızlığın
beklenen yada beklentilerden daha uzak
dökülürken yoklukla dudaklarından hayat
günü geçmiş kahramanlar ardındaki her biri

hoşnutsuz, sahte dudaklardaki gülümsemeler
kaptırdığın dünyanda kendini…

biraz soluk, biraz nefes
sarsıntının ardındaki çığlıklar
dökülürken belası üzerimize hayatın
uzanan el, ittiğim sandığın…

biraz soluk, biraz nefes
ardındaki hayat…

2010
03.01

Yine sona kalan bir sendrom… daha iyisi beklenemez…

2010
02.27

gözlerim rahatlayıp, aklım selamete kavuşana kadar…

2010
02.23

bu nasıl bir yorgunluksa…

beklediklerim, beklettiklerim, düşüncelerim ve hayallerim…

hepsi bi haber hepsi birbirinden karışı… yıkılanlar yıkıntılar..

benlenen bir gün… heyecanla…sonrasına…