SOAP, Amerika’nın “Çevrimiçi Korsanlığı Önleme Yasası”. Peki bu yasa bizi neden ilgilendiriyor? Bu soruya verilecek yanıt internet bilgi erişimlerinin büyük bir çoğunluğunu hatta tamamını Amerika üzerinden yapmamız. Yasa telif haklarını koruması bahanesi ile öne sürülürken, aslında gidişat ona bu şekilde olmayacak. Yasa onaylandığı taktirde her şey SOAP’a uygun olarak böbürlenebilecek. Belki biz telif hakkı alınmış iki kelimeyi bile yan yana getirdiğimizde siteleri engellenmiş olarak göreceğiz.

 

Biraz abarttım sanki ama neden olmasın? Bu konuda bizim gibi küçücük sitelerin yanı sıra Google, Wikipedia, Facebook, Youtube gibi büyük siteler ve hemen hemen her türlü eğlence sitesi de kolaylıkla karartılabilecek. Zaten biliyorsunuz ki yasalar esnektir, önemli olan onu kullanan kişinin nasıl kullanacağıdır. Eh Bakunin ne demiş: Hukuk iktidarın fahişesidir.

 

Konuyu pek fazla dağıtmadan peki Amerika’da ki yasa bizi neden gerer diye soruyorum. Amerika bu yasa ile yurt dışındaki sitelere yaptırımı da hoş karşılıyor. Eh internet adamların çöplüğü yapacak bir şey yok. Zaten filtre döneminden sonra Amerika yaptı oldu diye bir SOAP’da bize girer olur biter.

 

Velhasılıkelam konuyu fazla uzatmayarak Amerika’da bu gün düzenlenen bir eylem olduğunu belirtmek isterim. Wikipedia eğlemin başını çekmekte. Amerika sitesini kararttı. Daha geniş bilgi için http://sopastrike.com/ adresine bakabilirsiniz. Tabi birde bu olayın Türkiye yapılanması var onun için de adres http://www.internettutulmasi.com/.

 

Her kitabını bıkıp usanmadan takip ettiğim yazar Stephen King’in son kitabı Zifiri Karanlık, Yıldızsız Gece. Son romanı demedim çünkü bu kitap bir öykü kitabı. Öykü yazmak, roman yazmaktan zordur. Mekan ve kişiler kısıtlıdır çünkü. Bir romana yan karakterler ekleyerek istediğiniz gibi uzatır ve oynayabilirsiniz ancak öyküde öyle değildir. Romana göre daha vurucu olmalıdır da. Bu sebepten dolayı etrafta çok fazla öykü kitabı bulamazsınız.

 

Ancak Stephen King, dönem dönem bu unutulmaya yada uğraşılmamaya yüz tutmuş öyküleri hatırlatmak amacı ile bir kitap çıkarıyor ortaya. Zaten kısıtlı olan korku – kurgu yazarlarının bu gibi kitaplar çıkarması ayrı bir zevk benim için. Tabi bu işi Stephen King yapınca daha büyük bir zevk.

 

King, bu kitapta dört öyküye yer vermiş. Hikayelerden üçü oldukça uzun ancak birisi kısa bri hikaye. Tabi diğerlerine göre değerlendiriyorum. King, kitabın son sözünde de dediği gibi sıradan insanların karanlık yönlerini anlatmış bize. Yolda görüp dikkat etmeyeceğimiz kişilerin karanlık hikayesi. Bu yazıda nelerden esinlendiğini de anlatmayı ihmal etmemiş. Sanıyorum benim için en iyi kaynak buydu.

 

İlk öykü 1922. İsminden de anlaşılacağı gibi Hikaye 1922′de geçiyor. Kitabın en uzun ve bir hayatı en iyi özetleyen hikayesi. Wilfred James’in itirafını okuyoruz. Küçük çiftliğinden ayrılmamak için karısını, küçük oğlu ile birlikte öldüren ve onun mirasını ele geçirmeye çalışan bir adamın itirafı. Wilfred James karısını öldürüyor ve onu bir kuyuya gömüyor. Ancak karısının ruhu onun peşini bırakmıyor.  Ancak öyle kokutucu bir biçimde değil. Wilfred James’in oğlu sevdiği kızın peşinden gidiyor, bir hırsız oluyor ve acı bir son ile karşılaşıyor. Bunların tamamı ise James’e karısı tarafından anlatılıyor. James beş parasız yaşlanırken bütün bu olanların vicdan azabıyla yaşamak zorunda kalıyor.

 

İkinci hikaye ise Koca Şoför. Tess Örgü Kulübü kitapları serisi ile, orta yaş ve üstü kadınlara hitab eden başarılı bir polisiye roman yazarıdır. Bir gün imza günü için yakın bir kasabaya gider. Dönüşü kısa sürüsün diye kitap kulübü başkanından aldığı yol tarifi ile kestirmeden yola koyulur. Ancak yol üstünde bir tuzakla, tekeri patlar. Ona yardım için bir kamyonette iri yarı bir adam durur. Ancak adam ona tecavüz eder ve öldü diye dereye bırakır. Ancak Tess ölmez. Kendini toplar ve intikam için geri döner. Önce öldürülen diğer kadınları düşünür, sonra öldüreceği adamın ailesini… Vicdan azabı, beyin fırtınaları Tess’in kendinin bile inanamadığı karanlık yönü… Bütün bunlar hikayeyi dolduran noktalar.

 

Üçüncü hikaye Dave Streeter’in hikayesini anlatıyor. Adı “Adil Uzatma” . Dave ortalama hayat süren bir bankacı. Kanser hastası ve kısa süre ömrü olduğunu öğreniyor. Kemoterapi görmesine rağmen hiç bir işe yaramıyor. Günün birinde karşısına bir adam çıkıyor. Hikaye bildiğimiz şeytanla anlaşma hikayelerine doğru giderken, King burada biraz değişiklik yapıyor. Karşısına çıkan adam Dave’e uzun bir ömür veriyor. İşlerini, yoluna sokması için bir fırsat. Dave bunla inanmıyor elbet ama yapacak bir şeyi de yok. On gün deneme süresi veriliyor. Dave bu on gün içerisinde iyileşme gösteriyor. Ancak karşılığında ise elbette bir şey vermeli. Adamın istediği işe hiç sevmediği birinin ismi. Dave öyle biri yok diyor. Ancak daha sonra kendisi sayesinde yükselip şu anda çok zengin olan çocukluk arkadaşını seçiyor. Çünkü, okulu onun sayesinde bitirmiş, onun aşık olduğu kızı çalmış, onun sayesinde zengin olmuş… Dave’in hayatı uzayı güzelleşirken arkadaşının ailesinden felaketler eksik olmuyor. Adil Uzatma kitabın en kısa ancak en etkili hikayelerinden biri.

 

Son hikaye ise İyi Bir Evlilik. Darcy Anderson’ın yıllar sonra kocası hakkında öğrendiği bir gerçeği anlatıyor. Şehir dışında olan kocasını evde beklerken kumandanın pili bitiyor ve pil almak için garaja gidiyor. Burada ise kocasının sakladığı iğrenç bir dergi buluyor, derken yakın zamanda öldürülen bir kadının kimliğini… Sonra araştırmaya başlıyor tabi. Araştırmalar sonucunda görüyor ki kocası yıllardır aranan bir seri katil. Ne yapacağını bilemiyor. Kocası eve döndüğünde durumu anlayınca işler iyice çığırından çıkıyor. Darcy’nin bir şeyler yapması gerekiyor bu konu hakkında.

 

İkinci ve üçüncü hikayenin finalleri benzerdi. Sanki King kişilerin başkalarını cezalandırmaları normalmiş gibi bir son çıktı karşımıza. Aslında burada yönlendirmeden çok, olacaklar karşımızdaydı.

 

Özetle gerçek olaylara da atıfta bulunarak karakterleri gerçek yapan öyküler yumağı, Zifiri Karanlık, Yıldızsız Gece. Meraklıları için kesinlikle tavsiye ederim.

 

Arka Kapak

“Her insanın içinde başka birinin, bir yabancının olduğuna inanıyorum…” diye yazıyor Wilfred James, dört zifiri karanlık hikâyenin ilki olan “1922″yi oluşturan itirafnamesinin ilk sayfalarında. James’e göre bu yabancı, karısı Arlette babasından kalan araziyi satmayı teklif ettiğinde ortaya çıkıyor ve korkunç bir cinayet ve delilik sürecini tetikliyor. “Koca Şoför”de, polisiye roman yazarı Tess, bir imza gününün ardından evine dönerken yolda bir yabancıyla karşılaşıyor. Tecavüze uğrayıp ölüme terk edilen Tess intikam planları yaparken bir başka yabancıyla karşılaşıyor: İçindekiyle. “Adil Uzatma”, hikâyelerin en kısası, muhtemelen aynı zamanda en iğrenci ve kesinlikle en komiği. Şeytanla anlaşma yapmak, Dave Streeter’ı ölümcül hastalığından kurtarmakla kalmıyor, hayatı boyunca ruhunda biriken ıstırabı fazlasıyla dindiriyor. Darcy Anderson, yirmi yıldan fazla bir süredir evli olduğu kocası seyahatteyken, pil aramak için garaja gidiyor. Ayağı tezgâhın altındaki kutuya takılınca kocasının içindeki yabancıyı keşfediyor. Tüyleri diken diken eden korkunç bir keşif ve sona eren “İyi Bir Evlilik.”

Zifiri Karanlık, Yıldızsız Gece, Stephen King’in uzun hikâye formunun ustası olduğu gerçeğini, birçok başarılı filme esin kaynağı olmuş eserlerinde olduğu gibi, yeniden ortaya seriyor.

Yazar:Stephen King
Çevirmen:Canan Kim

Sayfa Sayısı: 480
Dili: Türkçe
Yayınevi: Altın Kitaplar

 

 

Zor okunana bir o kadar da güzel bir kitap Piç. Romanı okurken karakterlerin yerine kendinizi koyuyorsunuz. Onların düşüncelerini paylaşıyorsunuz. Bazen abartılı bulup öfkelendiğinizde oluyor ama düşünceler hemen hemen karakterlerle paralel ilerliyor. Ancak kitabı okurken de kitapta yer alan, müzikleri dinleme hissi kaplıyor insanı. Çoğu kez bu müziklere dalıp, müzik müziği açarken de kitaptan kopabiliyorsunuz.

 

Günlük yaşamı çok iyi analiz eden, eleştiren, içinde yer edinemeyenleri konu alan, kısmen özenilen karakterleri olan bir kitap. Her dakikası dolu her dakikası eleştiren, başarılı bir kitap. Kitap ailelerine sırtlarını dönmüş,  kendi hallerinde Cenk, Afgan, Barbaros, Hakan aslı arkadaşların hikayesini anlatıyor. Kendimi tekrar etmekten kitap arkası ile devam edeyim.

 

Piçlerin çocukları olmaz.

Piçler, aşık oldukları kadınların kendilerini kurtaracaklarını düşünür. Oysa hiçbir kadın dünyaya bir piçi kurtarmak için gelmemiştir.

Piçlere sır verilebilir. Ölümleriyle son bulan sırdaşlıkları vardır.

Piçlerin cinsel hayatı düzensizdir.

Piçlerin bedenleri ve akılları, diğer insanlarınkilerin aksine nasırlaşmaz. Onların nasırlaşan tek yerleri ruhlarıdır.

Piçler sadece kendi aşklarına saygı duyarlar. En yakın dostlarının kadınlarına dil ve el uzatabilirler. Bu durumda piç tabii ki suçlu, ancak piçlik meşrudur. Piçler düzensiz hayatlarında düzenli olarak içki içerler. Belli sayıdaki kadehten sonra sarhoş olup sızarlar. Sızdıkları yerin adı huzurdur.

Piçlerin babalarıyla olan ilişkileri mezar taşı kadar soğuk, yeni dökülmüş kan kadar sıcaktır.

Piçler insan öldüremedikleri, ağır suçlar işleyemedikleri, korkak ve hain oldukları için yaşadıkları yerleri zorunlu kalmadıkça terk edemezler.

Piçin davranış ve tercihlerini sadece bir başka piç kabul edilebilir olarak değerlendirir ve “Neden?” diye sormaz. “Neden” sorusu piçliği yok eder.
Yayınevi: Doğan Kitap (10/2003)
Isbn: 9789759914943
224 sayfa
Dil: Türkçe
Türü: Roman Öykü

http://www.hakangunday.net/hakan-gunday-kitaplari.aspx?id=3

sayfaya ulaşamıyor musunuz? lütfen "açıklamaları" okuyun. kda@kisiseldepresyonanlari.com
  • Wake Wood 05 Şubat 2012
        2011 İrlanda, İngiltere ortak yapımı filmin yönetmenlik koltuğunda David Keating var. Filmin hikayesini ise Brendan McCarthy yazmış. İkisi birlikte bu hikayeyi senaryolaştırmışlar. Hazır hikayeye girmişler aslında filmin konusunun Stephen King‘in Hayvan Mezarlığı‘na benzediğinin söylemem gerek. Hikaye biraz daha kalıplandırılıp, sınırlandırılarak, ölüyü […]
  • Gisaeng Ryung / Ghastly 04 Şubat 2012
        Gisaeng Ryung 2011 Güney Kore yapımı bir korku filmi. Film 3D olarak çekilmiş ancak Türkiye’de Uzak Doğu filmlerini sinemada izleyebilmek gibi bir lüksümüz olmadığınından filmin 3D’siz kopyasını evde izlemek zorunda kalıyoruz. Gerçi bu film için sinemaya gider miydim o da tartışılır. Sanırım sırf güney Kore filmi diye izlemeye giderdim.   Film bir konu [ […]
  • The Chronicles Of Narnia: The Lion, The Witch And The Wardrobe 03 Şubat 2012
        C.S. Lewis‘in The Chronicles Of Narnia serisinin ikinci kitabının, beyaz perdeye uyarlaması The Lion, The Witch And The Wardrobe. Film 2005 yılında çekilmiş fantastik bir hikaye. Diğer fantastik filmlerin gişe başarısı filmin çekilmesine sebep olmuş. Filmi yedi sene geç yazmam benim tembelliğimden kaynaklı. Ancak geçtiğimiz günlerde üç filmi birden izled […]
bu blogta yazmış olduğum tüm girdiler aksini belirtmemişsem bana aittir. izinsiz kullanılmaması, kullanıldığı takdirse ise link verilmesi rica olunur. ee ben kullanırım sana ne deyip yukarıda yazdığım cümleye aykırı davranan olursa, ona kafa göz Allah ne verdiyse girerim... he bide baktıkları yerde mahkeme duvarı görürler...
! Anladım Ki Anlamak Yetmiyor*Tam Bir Blog..hayat ucuz.. 1 lira..A Publicitária AbRaXasastronotdefterbazen içinde bazen dışındaben deli miyimBlog KazanıCellar DoorCESETİZLERİ ♀coffeéefsaescinsel sayiklamalarEuphoria of the SoulGaykediGoddess Artemis' BlogGüNaH YüKLeNeN ADaMgüven uyandıran delihayatin kendisihop-çiki-yayaihuzursuz ruhlar barınağıiHüzün Kovan Kuşuİç Ses.İçimdeki Denizİçimdeki ucu bilenmemiş kelimelerimJacqueline mutlu kalmak istiyorKarbonizmaK�yamet MelekleriLa FeaMegami Sama's Blogmy sci-fi lullaby -NİNJA'NIN KUNG FU İLE İMTİHANInörotoksikOyunun başı sonu...peşim sıraplease come in..Psychological Pollution!.Rendered BeautySelçuk Hocaseri katilsi-menSisteki Goriller, Pigmelerle Dans ve AIDS Yetim...Sophiet.u.b.a'nın karaladıklarıThe Daily Kimchi - Korea Blogtimsah avcısıTotal FutboluzaksinemaViva La Vida, Viva La Muerte!vız gelir tırıs giderYALNIZLIK OKULUYasak Filmâyine-i devrânÇÖLÜN İKİLEMİŞEKER PORTAKALIвαяιιѕѕѕ'ѕ ∂яєαмѕ||● uçuyoruz ne güzel balon ●爱的草莓物语-My Fallen Berries