Salı, Şubat 26, 2008

Strings - İpler

“Öyle bir zaman düşünün ki kötünün, düşmanın tanımı her zamankinden daha belirli. Öyle bir zaman düşünün ki görünmez bir düşmana, hayali bir kötülüğe karşı savaşmaya yollanıyorsunuz. Öyle bir savaşa giriyorsunuz ki sonunda arayıp da bulduğunuz tek kötünün ve düşmanın kendi içinizde olduğunu fark ediyorsunuz.”
[Anders Ronnow Klarlund]

Şu an hangi filmin ön tanıtımında izlediğimi hatırlamıyorum fragmanı ama film yapılalı üzerinden 4 sene geçmiş bile. Askerde olduğum dönemde İF'te yayınlanmış. Strings dünyada yapılmış ilk uzun metrajlı kukla filmi. Çekim esnasında ne stop-motion kullanılmış ne de 3D animasyonlar. Toplam 4 yıl süren çalışma 115 kukla ve dünyanın dört bir yanından gelmiş, 22 kukla ustası, 150 İskandinav personel ve toplam 10 km kukla ipiyle meydana gelmiş. Hikayede geçen iki ırkın savaşı yayınlandığı dönemde kimilerine İsrail-Filistin savaşı, kimilerine Amerika'nın işgal politikası, kimilerine ise binlerce yıllık inanışları çağrıştırırmış.

Yönetmen Anders Ronnow Klarlund bu ilk deneyimi “Kuzey kutbuna yapılan o ilk keşif gezileri ile okuduklarımı çağrıştıran şeyler yaşadım” diye cevaplamış. Yaklaşık 4-5 metre yukardan kukla oynatıcıları kameralara gözükmemek için yönetmek zorunda kalmışlar kuklaları ve 6 ay içerisinde kuklaların yaşadığı her işkenceye rağmen (ateş, su, rüzgar, kum) filmi bitirebilmişler.

Daha frangmandan filmin sizi çektiğini hissediyorsunuz. Her nekadar biz mllet olarak kukla sanatıyla pek iç içe olmasakta enazından bu kuklaları görmek bizde merak yaratıyor. Konu anlatımını ve çekimleri ve kullanılan efektleri gördüğünüzde de filmi izlemeniz için bir bir merak duygusu gezinmeye başlıyor içinizde ve izlemeye başlıyorsunuz...

Hayatın cennetten dünyaya sarkan iplerden aktığı büyülü bir evrende, iki ırkın arasında mazisi asırlara dayanan bir savaş sürmektedir. İki halk birbirine köklü bir nefretle düğümlenmiştir. Hebalonya kralı Kharo’nun Zerith’liler tarafından öldürülmesinin ardından, Hebalonya Prensi Hal amcasının da kışkırtması ile Zerith’leri yok etmek üzere yemin eder. Ancak Hal’in bilmediği bir şey vardır. Gökyüzünde tüm kuklaların ipleri birbirine değmektedir. Kehanete göre hem kendine hem de halkına yabancı birisi, cennetten binlerce ipin kopmasına neden olan ve gökyüzünü ateşe boğan bu amansız savaşa son verecektir. Nefret ile düğümlenmiş iki halk sevgi ile bağlanmalıdır.

Kuklalar iplerin farkındalar ve inanışlarına göre bütün ipler cennette birbirine dolanıyor ve her birinin kaderi birbirine bağlı ve birinin elinde...

Tabi film sadece böyle gitmiyor. Efsanevi unsurlarla yoğrulmuş, bir yandan monarşi ve savaşın eleştirisini yaparken kendinizi bir sanının içerisinde buluyorsunuz. Genç kral tahta geçmek yerine babasının katilinin peşinden giderken aslında intikam olgusunun hayatımızda yaratacağı tahribatların en yakınımız olan kişilerin bazen en uzaktakilerden daha acımasız ve düşmanca olabileceğini görüyorsunuz.

Filmin Adı: Strings - İpler
Yönetmen: Anders Ronnow Klarlund
Senaryo: Naja Marie Aidt, Anders Ronnow Klarlund
Görüntü Yönetimi: Kim Hattesen, Jan Weincke
Kurgu: Leif Axel Kjeldsen
Sanat Yönetimi: David Drachmann
Kostüm Tasarımı: Ingrid Soe
Yapımcı: Niels Bald
Ülke: Danimarka
Yapım Yılı: 2004
Süresi: 91 Dakika
Dil: İngilizce

NTVMSNBC.COM'dan alınmış ve derlenmiş

Etiketler: , , , ,

Pazar, Şubat 17, 2008

Denizin kokusu uzaklaşmaya başlamıştı. Toprağın kokusu yüzünüze çarptığında dünyanın sadece karalardan oluştuğu fikrine kapılabilirdiniz. Kokunun sizde bıraktığı ilk izlenim kavrulmuş kum kokusundan başka bir şey olayacaktır. Aynı çöldekileri anımsatan oysaki gökyüzü hiçte öyle insanlarının tatmadığı bir koku bırakmıştı ortaya. Kurak toprağa yapışmış taze ot kokusu kişinin benliğine zor anlar yaşatan bulmacalardan farksızdı elbette ki bu kokuyu almak için kendinizi her şeyden soyutlamış, benliğinizle baş başa kalmanız gerekliydi çoğu mutluluğu sonradan keşfetmeniz gibi.

Az önceki kelebek olduğuna yemin edebilirdim. Gökyüzündeki, bulutların çizdiği. Derin rüzgarda narin bedeni savrulurken, sonundan bihaber olarak endişe içerisindeydi. Renkleri korkunun etkisiyle solmuş, etrafa bıraktığı koku uçuşan tozun etkisiyle kaybolmuş küçük gözlerindeki bakışlarda endişe vardı.

Etiketler: ,

Cumartesi, Şubat 16, 2008

aslında ütülemiştim gözkyüzünden inmeden hemen önce beyaz kıyafetlerini. insanlara aldanmamak lazım. bazen gözleirnin ucuyla bakıyorlar beyazlığa sadece kirletmek için. ne kadar iyi anlaşmışız sessizliğin kıymetini. hani çökerya birden, uzaktaki kilise hikayeleri anlatılır, o üç harfli adı soylendiğinde hemen yanı başında peydahlandığını düşündüğün ağzından yek bir kelime çıkmasa bile sürekli beyninde yankılandırdığın isim...
kokrkuyor musun?
yeni ütülemiştim güzelliğimi. saf, sade, düz, pürüzsüs. bembeyaz insnaların aranlıkları içinde. aklımda bazı hayaller var. eğer anlatırsam gözlerim yuvalarından fırlayacak. eğer susarsam dilim damakarıma yapışacak. bir cümle gibi kemiksiz. sizleri çağırmalıydım
aslında ütüledim hayatı ve ey sen ismini bile anmaktan korktuğum insna oğlu... ve sus. gece çalarken dere suyunabir geyiğin kanını akıt ve faziletine er bir canı almanın... sende insansın biliyorum... sessiz, kimsesiz, kifayetsiz...

Etiketler: ,

Cuma, Şubat 15, 2008

Kanatlarını açmış bir bulut gözüktü gökyüzünde. Bir buluttan çok hafif rüzgarsa salınan bir kelebeğe benziyordu. Gözlerini sandığın içine diken yaşlı adam doğruldu. Sağına doğru baktı ve Birkaç kelime söyledi. O esnada sert bir rüzgar vücuduna çarparak geçti. Gökyüzündeki kelebek hızla görüş alanından uzaklaştı ve ardından onun beyazına zıt, simsiyah bir bulut gökyüzünü kapladı. Uzaklardan bir çığlık sesi duyuldu. Güneşin bir kısmı kendini karanlık bulutun ardına saklamıştı bile.

Etiketler: ,

Çarşamba, Şubat 13, 2008

kesfedilmeyi bekleyen ulke by ~angellife

Biraz daha çoraplarım sökük bugün, gün kararmış, kızıllığı kelimelerin ucunda. Her defasında sessiz, her defasında iç burkan karelere yenik düşüyor bedenim. Cümlelerim ellerimden seken kalemin haykırışları. Aynalardan uzak, ışığa inat kaybettim benliğim üzerinde yoğunlaşıyorum. Yüzüm kararmış. Yılların pisliği bedenime zift gibi yapışmış. Günahlarımın kefaretini ödercesine yakıyor bedenimi. Yeni bir doğuşa hazır olmak mı bu? Artık insan olmak isiyorum. İşte sen, yanıbaşımdaki! Kelimelerim sahibi, varlığıma can katan! Şimdi söyle; “hangi güç bir oduna çevirebilir kalbimi, ya da küllerini odun yapar.” Kelimeler sessizce geliyor. Duyamdığım kadar uzak namelerde. Sadece insan olmak istiyorum, ayaklarımın üzeirnde doğrulmak, ardıma lodosun derin esintisini alıp, gökyüzünün kızıllaştığını hissetmek. Sizler orada mısınız? Bütün kelimelerin içinde? “bir derenin ağzında iki küçük kuğu yaşar, elleri kolları bağlı kelimeleri...”

Etiketler: ,

Salı, Şubat 12, 2008

Gökyüzü

Sarsıntılı bir yolculuktan sonra nihayet araç durdu ve işlemler tersine tekrar etmeye başladı. Etraftan duyulan çocuk sesleri belirsiz bir müzikle karışıyor, üzerine binen değişik seslerle pekte çekilesi olmayan bir gürültüye sebebiyet veriyordu. Sandık yerinden kaldırıldı. Yaklaşık yirmi adım kadar sallandıktan sonra yere bırakıldı. Bütün kuklalar bağlarını tavana dikmiş sandığın kapağının açılmasını bekliyordu. Bu sebeple hepsi yere düzensizce yatmış insanoğlunun şüphelenmemesi için karışık bir pozisyon almışlardı. Beklediler. Bu o kadar uzun bir bekleyişti ki sonunda birkaçı dayanamayıp sandığın tahta parçalarının arasından sızan ışıktan dışarıya bakmak için sıraya geçti.

Sandıktaki hava artık tümüyle değişmişti. Bunun farkına başka kim vardı bilinmez ama havanın tazeliği içlerinde bir dirginik yaratmıştı.

gökyüzünde bir kuğu

elleri kolları bağlı

aslında hep yan yana

biri ölmüş olsa da...”

Sandığın kapağı birden açıldı. Gökyüzünü görmek için ayaklanmış kuklalar kendilerini kapağın ilk hareketiyle birlikte yere doğru bıraktılar, baygın bir insan gibi. Üzerlerine düştükleri kuklaların bir kaçından homurdanma sesi geldi. Ama bu kuklacı adama tahtaların birbirine çarpmasıymış gibi geldi. Üstüne üstlük o kadar çok gürültü vardı ki, az işiten kulakları ayrıntıyı duyacak kadar hassas değildi.

Kapak açıldığında içeri dolan güneş ışığı çoğunun gözünü yaktı ama gözlerini kırpamadılar. Olmaları gerektiği gibi cansız hallerine dönmüşlerdi yine. Yaşlı adamın elleri kasanın ucundan tuttu. Fört şapkasından dışarı saçılan beyaz uzun saçları küçük suratını çevreliyorudu. Yüzündeki derin çizgilerin ardından mavi gözleri, yaklaşık bir kilometre ötedeki denizin, yansımasını veriyordu. Gözleri kararsız bir bakış attı.

Gökyüzü masmaviydi. Beyaz bulutlar çözülmesi eğlenceli bir bulmaca gibi, şekilden şekile giriyordu. Eylül ayının son günleriydi. Sıcaklık eylülün başlarına rağmen hissedilir bir düşüş göstersede bu gün yazdan kalan günlerden biriydi. İnsanlar da bu günü kaçırmamayı görev bilmişlerdi...

Etiketler: ,

Perşembe, Şubat 07, 2008

Kukla
kuklalar başlarını kaldırdı. tek kelimeyle, sığıntı hayatının geri kalanına üzülmemek için. iplere bağlı yaşam çarşafa bürünmüş bir vücuttan farksız olsa gerek. oysa sayıkladıkları bunlar değildi.
"bir derenin ağzında
iki küçük kuğu yaşar..."

ellerini birbirine vurdu. çıkan tok ses bazı gözlerin alaycı bir şekilde kendine çevrilmesine neden oldu. başı isteksizce yere düştü. insanların cesaret dediği şey onda yoktu. oysa aynı ağaçtan oyulmuş kardeşine baktı. pelerinini rüzgara karşı savuruyor, üzerine çevrilmiş hayran gözlerin sıcaklığıyla böbürleniyordu. aynı ağaçtan bir hafta içinde yontulmuşlardı. hatta ondan büyüktü de. çoğu kez düşüncelerinden çıkardığı sonuç, hammadenin aynı olmasından çok yaratıcının verdiği kudretti. aklında dolanıyordu sürekli ve yavaş yavaş diline de yansımaya başlamıştı.
"bir derenin ağzında
iki küçük kuğu yaşar
birbirinden farklı
kelimelere bağlı..."

birden gökyüzünün karardığını hissetti. göğe doğru baktığında bir elin içlerinde bulunduğu sandığın kapağını tutup çektiğini gördü ve sandık büyük bir gürültüyle kapandı. sandıktakilerin çoğu gibi o da gözlerini kapattı ama biliyordu ki bu eylemi kardeşi yapmamıştı. birkez daha şu koca kapak kapanırken her ne pahasına olusa olsun gözlerini açık tutacaktı. sandığın yerden yükseldiğini hissetti. hafifçe sallanarak ilerlemeye başladılar. eğer onları taşıyan adamın sağ ayağı hafifçe çekmesydi belki hiç sallanmayacaklardı bile...
sandık yere kondu, hafifçe itildi ve yine büyük bir gürültüyle arabanın bagaj kapısı kapandı. iki adımlık ayak sesi duyuldu ve araba sağa sola sallanmaya başladı iki adet vurma efektinin ardından. ayak sesleri tekrarladı kendini, arabanın kapısı kapandı ve motor çalışmaya başladı hafif bir müzik eşliğinde...

Etiketler: ,

Salı, Eylül 11, 2007

Huzursuz Kuklalar Kompozisyonu -III-

aşk? beyinsel salınımların hormonsal karışımından ibaret; azalır, çoğalır, dolar, taşar, tükenir biter... oysa ki hayat öyle mi? sade ve saf acı... hisssedebilmen için, acı çekebilmen için...

Etiketler: , , , , , ,

Huzursuz Kuklalar Kompozisyonu -II-

Odamın duvarları gibiyim. Boyam kalkmış, dökülen sıvaları yüzüme yerleşen çatlaklar gibi. Gece, uzadıkça içime sinen huzursuzluk. Kelimelerim, sessizliğimin arında bir sır. Hayatı nasıl yaşamalıyım bilmiyorum. Bir arabanın direksiyonunda gözüme çalan ışıkta mı yoksa şuursuzca sorguladığım günlerim de mi? Aklıma çarpan soğuk soru kütlelerinin, dondurucu düşüncesizli içersindeyim. Çözüldüğünde çırılçıplak kalacak biliyorum. Anadan üryan sadece belirlediği yada daha sonra yabancılaşacağım kıstaslara uygun. Bir kez daha yaşayabileceğim ihtimalinin korkusu içimde, onca korkusuzlukla savaşırken…

Etiketler: , , ,

Pazartesi, Eylül 10, 2007

Huzursuz Kuklalar Kompozisyonu -I-

SESSİZLİK

Etiketler: , , , , , ,