Pazartesi, Mart 03, 2008

kar (2 taslak)

Akşam saatlerinde rüzgar hızını dahada arttırmıştı. Ahşap odanın duvarlarından sinsice süzülen rüzgar şöminenin aleviyle dans ediyor duvarlara yansıyan ışık parçaları oda içerisindeki eşyaların gölgelerinde kırılmalara sebebiyet veriyordu.

Bulunduğun kısım ağaçtan örülmüş, kısımdı. Bina arkaya uzandıkça betonlaşıyordu. Bulunduğum zemin katın üzerine üç kat daha çıkılmış bu küçük orman evinin merkezini oluşturuyordu. Bir üst katta dev bir pencere ormanın derinliklerine doğru akıyordu. Hava güzel olduğunda buradan denizi görmeniz içten bile değildi. Aslında bu pekte önemli bir ayrıntı değil ama, sürekli tanıtım broşürlerinde geçtiği için bende söylemek istedim. Orman evleri yedi adet bungalov evden ve bir tanede şu an benim bulunduğum merkez binadan oluşuyordu. En yakın köy 5 kilometre uzaktaydı. Düzgün bir yola sahip olmadığı için toprak yok en ufak bir yağmurda bile ulaşımı felç edebiliyordu. Buna rağmen normal yaşamdan uzak olmayı seven insanlar her ne kadar şikayet etseler de, sezon içerisinde bir odayı bile boş bırakmıyorlardı. Burada yaz sezonu mayısta başlar ekim de de biter. Oysa bu sene son müşterinin terk etmesi kasımın ortalarını bulmuştu. Çalışanlar bile ondan önce terk etmişti burayı. Belkide gelecek fırtınaya yakalanmamak için alel acele kaçarcasına gitmişlerdi.

(devamını yazdırmadılar sağ olsunlar...)

Etiketler: , ,

Pazar, Mart 02, 2008

kar* (1 taslak)


Onunla ilgili tüm okuduğum kitaplar bahara denk geldi. Güneşin yeryüzüne yeni düşmeye başladığı, kuşların toplu bir halde şehre geldiği ve ağaçlatın yeni filizlerinin yaprakların yaydığı o mutlak neşe kaynağı koku... Şehrin dirilişinin anımsatan, hayatın manasını insan bünyesinde betimleten, kışın şiddetle hiddetli havasından sıyırtan bahar günlerine. Bir sonraki kışa hepsi unutulur, tekrar okunana kadar hatırlanmazdı.

Kışlar hayatımda bu kitaplarla orantılı olarak o kadar kurgusal geçerdi ki, okuduğum bu kitapların etkisinde kaldığım telkinini kendime verirdim hep. Bazen nefesimin bile ağzımdan çıkar çıkmaz donacağını düşündüğüm havalarda, bazen ise bembeyaz orman alanında ağaçlardan düşen kar tanelerinin oluşturduğu seste; kışın soğuk sert rüzgarının ağaçların donmuş dallarını birbirine vurduğunda, uzaktan gelen seslerin hep okuduğum o romanların bilinç altımdaki yansıması olduğuna inanırdım hep. Şimdi ise bu konu hakkındaki düşüncelerimi içeren beynimin küçücük olduğunu düşündüğüm bölgesi bomboş durumda. Biliyorum ki o hücrelerim ölseler de bütün bildiklerimi unutmuş olacaktım ancak şimdi kimsenin bilmediği şeyleri bilmem ya bildiğimi zannetmem, beynimde yer eden büyük boşluklara tekabül ediyor.

Aralığın son günleriydi, gökyüzünden kar taneleri ufak ufak düşmeye başlamıştı. Haber bültenlerinin verdiği hava raporlarına göre, üç günlük kar yağışının ardından hava tekrar kendini toplayacak ve karlar erimeye yüz tutmuşken kar yağışı tekrar başlayıp bir hafta kadar sürecekti. Bu demek oluyordu ki burada benim yaşadığım yerde yaşıyorsanız en az iki haftalık mahrumiyet içerisinde olacaksınız demekti.

Bu arada ben kendimi tanıtayım. Adım Lebib. Bu isim size garip gelebilir ama annemin dedesinin adıymış. Uzun bir uğraştan sonra annem dedemi kandırarak bu ismin yanına Aybars'ı da ekletmiş. “Babanın bu konuda hiç sözü yok muydu?” diye geçirebilirsiniz içinizden. Bir rivayete göre ki bu ailemin söylediği ben doğmadan iki hafta önce ihtilalde babam güvenlik görevlileri tarafından alıp götürülmüş ve bir daha dönmemiş; diğer bir rivayete göre ise babam annemi bir başka kadın için terk etmişti. Bilirsiniz işte devrimcinin ait olmama ülküsü...

*kar ismi karışmasın diye verilmiştir... ama diğer karlarla karışır mı bilmem :)

Etiketler: , ,