Pazartesi, Temmuz 28, 2008

The Dark Knight (Kara Şövalye) (imax, reald, düzeltmeleri...)

"Dünyanın Merkezine Yolculuk - Joueney to the Center of the Earth (3D sinema deneyimleri yahut bir cumartesi özeti" başlıklı yazımda imax be reald hakkında ufak tefek bilgiler vermiştim ancak bilgilerin sinemaların da yeterli bilgi vermemesinden kaynaklanan eksik ve hatalı bilgiler olduğunu belirtmeliyim.



Öncelikle Imax şirketinin gelştirmiş olduğu teknoloji RealD den farklı. İki farklı şirketin Türkiye'deki yansımaları ise Imax'in AFM, RealD'nin ki ise Mars Sinemaları. Imax ve RealD'nin orjinal sitelerinde de görebileceğimiz gibi, IMax salonlar AFM IMAX İstinye Park ve AFM Ankara Imaxda bulunmakta. RealD salonlar ise sadece İstanbul'da Cinebous Nautilus ve Cinebonus Kanyon sinemalarında bulunmakta.

RealD şirketi Imax'e göre daha uzun filmler yapmakta çünkü maliyet daha az. Imax'in özelliği ise normal film karelerinin normal film karesinden daha büyük, sesin ise daha fazla kanallı olması. Şu anda yukarıda adı geçen iki RealD sinemasında gösteirmde olan Dünyanın merkezine yolculuk filmi 3D yayınlanmakta. Ancak imax denemesi olarak lanse edilen İstinye Parkta ki Kara Şovalye filmi bir imax yapımı ancak 3d değil.



Tabi firmaların eksik bilgileri yüzünden insanlar bunu idrak edememesi İstiye Parka gidip 3d film izlemek istiyenler için bir hayal kırıklığından öteye gitmiyor. Ancak şunu söylemeliyim ki İstinye Park AFM imaxin da altından kalkabilmiş değil çünkü imaxin görüntü kalitesi Kara Şovalye filminde fiç yoktu ve dev gibi bir imax perdesi için salonun küçük olması altyazıların takibinde tam anlamıyla zorluktan başka bir şey değildi. Yani Kara Şovalyeyi izlemek zekten öte bir eziyetti bizim için. Keşke normal bir sinemada izleseydik. Ama İstinye Park'ta bir 3d deneyimin daha olacak, ama hakiki 3d.



Neyse filme gelelim. Açıkça söylemek gerekirse bir önceki Batman filmi gibi bu film de bana çok iç açıcı gelmedi. Tamam iyi oyuncular bulmuş olabilirsin ama aksiyondaki kesiklik ve o bildiğimiz Batman çizgi romanlarının havasını bize vermiyor. Ne bileyim açıkçası Tim Burton'un 1989 yapımı Batman'i daha zevkli anlar yaşatıyor bize. Yönetmenlik koltuğunda bir önceki Batman Begins filmden de hatırladığımız Christopher Nolan var. Oyuncu kadrısu ise kayda değer...

Christian Bale, Heath Ledger, Aaron Eckhart,Michael Caine,Maggie Gyllenhaal,Gary Oldman,Morgan Freeman. Şu bir gerçek ki bu sayılan isimler arasında filmi kurtaran tek isim, film çekimlerinden sonra odasında ölü olarak bulunan Heath Edger (http://tr.wikipedia.org/wiki/Heath_Ledger). Ledger'der tam anlamıyla bir oyunculuk şöleni izliyorsunuz. Batman'in klasik konusu ve diğer oyuncular hakkında pek yorum yapmayacağımstandar oyun sergilemişler ancak, Ledger için aynı şeyi söyleyemem. Film sırf onun için izlenerek arşive konulabilir. Zaten resmi olarak açıklanmasa da Oscar adayları arasında ismi geçmekte...

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , ,

Cumartesi, Temmuz 26, 2008

Wanted

Sinemanın son zamanlarda en çok gözüme çarpan yönetmenlerinden biri olan Timur Bakmembatov'dan Hollywood (?) tarzı mükkemmel bir aksiyon film. Eh yapım Hollywood olunca tanıdık yüzler çıkıyor karşımıza; James McAvoy, Morgan Freeman, Angelina Jolie gibi. Film başlar başlamaz kendine çekiyor sizi ve soluksuz filmin akışına kaptırıyorsunuz kendinizi. Tıpkı Nochnoy dozor (Night Watch) ve Dnevnoy dozor'da (Day Watch) olduğu gibi.

Rusya'da kendini ispatlayan Bakmembatov tası tarağı toplayıp Amerikaya gider ve ortaya Wanted çıkar. Matrix'e taş çıkartacak, bu da fazla diyeceğiniz sahneler sizi belkiyor.

Wes hayatında oldkça başarısız olan ve sürekli kendini sorgulayan bir karakterdir. Ani baş ağrıları ve ve gel gitleri vardır. Bunun sebebini panik atak olarak değerlendirdiği için sürekli antidepresan kullanmaktadır. Bir gün markette izlendiğini hisseder bu arada ve bu kişiden onu kurtaran Fox olur. Bu Wes'in hayatını değiştirecektir. Daha sonra Solan'ın önderliğindeki kardeşlikte bir katil olacaktır.

Filmin can alıcı görüntülerinden bazılarını fragmanlarda görmüşsünzdür. Daha fazlası ise filmde. Artık klasik Bakmembatov sahnesi diyebileceğim araba sahnesi yine akılda kalacak türden. Şöyle bir baktığımızda filmde yine Mark Miller adı geçiyor ama pekte çizgi romanın aslına sağdık kalınmamış.

Ama şu gerçek ki önceki Bakmembatov filmlerini izlememişseniz, bu film sizi onları izlemeye sevkedebilir. Benim tavsiyem ise ilk önce onları izlemenizdir. Tabi değinmek gereken bir gerçek daha var, Bakmembatov filmlerini sinemada yada iyi bir görüntü ve ses sisteinde izlemiyorsanız alacağınız zevk yüzde yirmi olabilir.

(Hızlı bir filme böyle hızlı karışık ordan oraya atlayan bir yazı olur zaten :))

Etiketler: , , , , , , , , , ,

Cumartesi, Temmuz 12, 2008

All Quiet on the Western Front (Batı Cephesinde Yeni Birşey Yok)

Elbette ki bu gün film günü değil ama (zaten günler konular karıştı iyice, düzen bana göre bir şey değil) bahsetmek istediğim bir film var. 1930 yapımı yönetmenliğini Lewis Milestone'un yaptığı ve baş rollerinde Louis Wolheim, Lew Ayres, John Wray'in rol aldığı etkileyici bir film. Film Erich Maria Remarque'in "Im Western Nichts Neues" adlı kitabından uyarlanmış.
Daha Oscar'a leke sürülmemiş dönemlerde iki Oscar sahibi ( en iyi film, en iyi yönetmen) bu filmin en büyük özelliklerinden birisi ilk savaş karşıtı film olmasıdır.
Filmde gerek görsellik olsun gerek monolog ve diyaloglar olsun insana savaşın gerçekte ne olduğunu anlatmakta bire bir. Diğer savaş karşıtı filmler gibi içten içe savaş propagandası yapmayan sadece cepphedeki gerçeği ortaya taşıyan bu filmde ana fikri karekteri ağzından şöyle tanımlaybiliriz; "kahramanlık, cesaret yoktur, savaşta sadece ölüm vardir."
Filmin bir çok görüntüsü İkinci Dünya Savaşı belgelesllerinde kullanılmış ve ilginç anektodlarla dolu bir filmdir. Film hakkında küçük notları şöyle sıralayabiliriz.
- o dönemde almanya'da iktidarda olmamalarına rağmen naziler, filmin
gösterimini engellemek için sinema salonlarını farelerle doldurmuşlar.
- yönetmen lewis (mile)stone, askeri malzemelerinin gerçeğe uygun olup
olmadığını öğrenmek için los angeles'da yaşayan eski alman askerlerine
çağrıda bulunmuş. sete o kadar çok asker gelmiş ki, stone birçoğuna
filmde rol vermiş.
- sınıftaki karatahtada göze çarpan, filmin kısa bir özeti niteliğindeki
"bana şu uzaklara giden akılsız kahramanı anlat" sözü homeros'un
"odyssey"'inden alınmış
- ünlü final sahnesinde ise ayres'in kelebeğe uzanan eli aslında yönetmenin eliymiş. (ekşi sözlük)

Savaşın bütün yüzünü bu filmle görüyoruz. İzlemeyenler için yada savaşın kahramanlıktan başka birşey olmadığını düşünenler için düşüncelerini tekrar gözden geçirebilecekleri bir film. Bir çok replikten çıkartlacak o kadar çok şey var ki filmde ben de bir alıntıyla bitirmek istiyorum...
Paul Baumer izin alıp eve dönmüştür ve eski okulunun önünden geçerken öğretmenin eski ateşli konuşmalarına tanık olur ve sınıfa girer. Öğretmeni ondan çocuklara kahramanlıklarını anlatmasını ister ve replikten bir alıntı;

Şu görev zırvalıklarını senden burada dinlemiştim, daha fazla demir adam, daha fazla genç kahraman yaratmak. Hala ülken uğruna ölmenin güzel ve iyi bir şey olduğu fikrindesin, dedil mi?
Bizim de böyle düşümdüğümüzü biliyordun. İlk bombardıman bize daha fazlasını öğretti.
Ülken için ölmek pis ve acı doluydu.
Ülken için ölme vakti geldiğinde, hiçbir surette ölmemek daha iyidir.
Orada ülkeleri için ölen milyonlarca kişi var. Peki bu neye yarıyor?
Onlara orada ne çok ihtiyaç duyulduğunu|anlatmamı istediniz.
Size der ki;"Gidin ve ölün" Kusura bakmayın ama, "Gidin ve ölün" demek, yapmaktan daha kolay.
Ve bunu söylemek de, yaşananları|izlemekten daha kolay. Hayır! Hayır! çocuklar, çocuklar!
Üzgünüm Baumer, ama şunu söylemeliyim ki...
Konuşmanın bir yararı yok.
Ne demek istediğimi anlamıyorsunuz.
Bu sınıftan ayrılıp askere gideli çok zaman oldu.
Bu kadar uzun sürede dünya bir şeyler öğrenir sandım.
Ama şimdi bebekleri yolluyorlar ve bir haftada tükenecekler.
İzne gelmemeliydim.
Cephede ya yaşıyorsundur ya da ölüyorsunuzdur, hepsi bu!
Bu kadar uzun süre kimseyi kandıramazsın.
Orada harcandığımızı ve yaşasak da ölsek de mahvolduğumuzu biliyoruz.

http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=all+quiet+on+the+western+front
http://www.imdb.com/title/tt0020629/

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

Pazartesi, Temmuz 07, 2008

Caramel (Karamel - Sukkar banat)

Filmleri de haftalık yapmaya karar verdim. Aslında bir filmi yazmak zor bir iş. Özet mi geçmelisin, yoksa anlatılanı mı çözümlemeye çalışmalısın. Yani şu ki Bir Lost Highway'in konusunu nasıl yazabilirsiniz ki? Tamam yazarsınızda ne oldu ne bittiye gelir. Neyse arada böyle filmlerde olursa üşenmem uzun uzun yazarım:)
caramel

Bu haftaki filmimiz 2007 Lübnan ve Fransız ortak yapımı Sukkar Banat. Hepimiz, Avrupalılar bilhassa Fransızların doğu ve ortadoğu yaşamına nasıl meraklı olduklarını biliriz. İçlerinde bastıramadıkları farklı toplumları araştırma güdüsü çoğu zaman hüsranla da bitse, farklı kültürler insanların gelişimine yardımcı oluyor.
Gelelim filmimize. Nadine Labaki'nin yönetmenliğini yaptığı film bir bayan kuaföründe çalışan kadınların gündelik yaşantısını ele alıyor. Tipik Fransız filmlerinde gördüğümüz kareler mevcut. Film izlenebilirliği konusunda pek yorum yapamayacağım lakin durağan bir film. Bir film izliyormuşçasından çok bu birkaç bayanın hayatını dikizliiyormuşsunuz tadı veriyor size.
Bir Lübnan filmine göre daha sınırsız görüyoruz film. Evli bir adamla ilişkisi olan bir karakter, aynı şekilde evlilik öncesi ilişkisi olup, evleneceği adam için kızlık zarını diktiren bir karakter ve son olarakta eşcinsel bir karakter film boyunca sakin bir şekilde bize eşlik ediyor. Ama filmin ana konusu her zaman olduğu gibi aşk.
Bir genelleme yaparsak Caramel tüm düyadaki kadınların yapılarının aynı olduğunu gösteriyor bize. Davranışları, tepkileri, beklentileri kadın olmanın verdiği hissiyat doğrultusunda olsagerek hep aynı. Karakterlerin hepsini sokakta yürüken, camdan dışarı baktığınızda görebilirsiniz. Sıcak bir film, ancak çok şey beklememekte lazım. Aynı tempoda düz giden bir film.

Etiketler: , , , ,

Salı, Haziran 24, 2008

Nim's Island


Nim's Island

Hep büyük filmleri izleyecek değiliz ya, arada sıra çocuk filmlerini de izleyip çocukluğa dönmekte yarar var. Fantastik macera yapısına ait Nim's Island'ın başrollerinde Jodie Foster, Gerard Butler ve Abigail Breslin rol almakta. Fİlmin yönetmenliğini ise Jennifer Flackett ve Mark Levin paylaşmış.
Nim, efsanelere inanan, günlük hayatı kitaplardan öğrenen hayal gücü geniş, babası ile birlikte okyanusta bilinmeyen bir adada yaşayan küçük bir kızdır. Babası National Geographic yazarı aynı zamanda bir bilim adamıdır. Bir gün araştırma için okyanusa açılır ve aniden patlak veren fırtınada kaybolur. Nim adada yalnız kalmıştır ve sütüne üstlük ada insanar tarafından keşfedilmiştir. Onları kovmak ve babasını bulmak için hayranı olduğu yazar ve maceraperest olan Alex Rover'dan yardım ister. Oysa Alex Rover hite düşündüğü gibi bir kişi değildir ama adaya gelmiştir.
Eğlenceli İzleyebileceğiniz bir film.
www.nimsisland.com/
http://www.imdb.com/title/tt0410377/

Etiketler: , , , , , , , ,

Pazartesi, Haziran 23, 2008

The Oxford Murders


The Oxford Murders

Yönetmenliğini Álex de la Iglesia'ın (futbolcu adı gibi) yaptığı filmin başrollerinde John Hurt ve Elijah Wood var. Martin Oxforda öğrenimi ve hayranı olduğu Arthur Seldom'dan ders almaya gelmiştir. Martin'in dünya mantık şampiyonu olması sebebiyle herşey mantıksal ve sayısal bir düzene göre planlanmış olduğunu savunmaktadır. Ancak evrafında işlenen bir kaç cinayet ve yaşadığı karmaşık ilişkiler düşüncelerinden onu vazgeçirecektir ve bulması gereken bir katil vardır. Yavaş temposuyla bilimsel faktörlere değinmiş bir film meraklısına duyrulur...

Etiketler: , , , , ,

Cloverfield - Canavar

Cloverfield- Canavar
İlk filmimiz Cloverfield - Canavar. Cuma akşamlarının korku filmleri günü olduğu taa TRT'den kalmıştır ya beynimize bu gidişatın bir ürünü bu... Öncelikle filmin genel tanıtımıyla başlayalım...

New York’taki bir barda kulakları sağır eden bir gürültü duyulur, bardaki kargaşa sırasında davetliler merdivenden aşağıya kaçmaya çalışırken New York caddelerini alev alev yanan yıkıntı ve enkazlar kaplar. Ardından Manhattan tarafında şiddetli bir patlama olur, Özgürlük Heykelinin kafası tıpkı dev bir top güllesi gibi caddeye çarpar. New York’a düzenlenen bir canavar saldırısına tanıklık eden insanların öyküsü.
Fİlmimiz şöyle bir uyarıyla başlıyor. Bu film falanca parkta bulunmuş bir kameranın içindki sd karttan çıkmıştır" tam çeviri değil tabiki aklımda kalanlar. New York şehri bir saldırıya uğramıştır kimden neden geldiği belli olmayan bir yaratık tarafından. Filmi kayda alanlar aslında arkadaşlarının Japonyaya taşınması vesilesi ile son bir kutlama yapmaya çalışan kişilerdir. Parti sırasında bir gürültü patlak verir ve heryer yıkılmaya başlar sonrası ise bir kaçışın hikayesidir. Filmi ilginç kılan şey belli bir montaşın olmamaış olmasıdır (elbette var) yani olan biten bize elimize alğılımız bir handcamla çekiliş gibi. Bu hususta hareketli görüntülere tahammülünüz yoksa başınız dönüp mideniz bulanabilir. Yönetmeneni ilkkey duydum daha inceleri dizilerde görev almış. Dekoru kurduğunuzda yönetmene gerek var mı diye sorabilirsiniz ama yorum yapmıyorum izleyin görün işte imdb linkli yönetmen ve oyuncu listesi...

Etiketler: , , , , ,

Perşembe, Haziran 19, 2008

Savage Grace - Vahşi Zarafet

Savage Grace
Natalie Robins'in aynı adlı romanından uyarlanan film Tom Kalin imzasını taşımakta. Başrollerinde ise Julianne Moore, Stephen Dillane ve Eddie Redmayne bulunmakta. Film uzun zanadır izlenecekler listemde ertelemelere kalıyordu ve geçen gün izlenme şerefine kavuştu. julianne Moore hayranı olan ben nasıl oldu da filmi bu kadar erteleyebildim bilemiyorum. Peki film bende ne gibi etkiler bıraktı pek emin değilim ama izlenenler arasında yerini aldı.
Öncelikle filmin standart tanıtımına yer verelim...

Kızıl saçlı, alımlı ve karizmatikbu kadın, kocasının şaşaalı ve asil hayatına hiçbir zaman tam olarak uyum sağlayamamıştır. Aralarındaki bu dengesizliğe bir de çocuk sahibi olmaları eklenince ilişkileri iyiden iyiye sarsılır. Oğulları Tony (Eddie Redmaine), babasının gözüne girmeyi hiçbir zaman başaramamıştır. Babasıyla arasındaki aşılmaz mesafe, Tony’yi gittikçe annesine yaklaştırır. Bu yakınlaşma aynı zamanda bir trajedinin de doğuşu olacaktır. Bu aile trajedisinin yanı sıra Baekeland’ların “parıldayan” yaşamları ardındaki toplumsal farklara da şahit oluyoruz. “Vahşi Zarafet”, bir ailenin yükselişi ve dibe vuruşunu arka planına New York, Paris, Cadaques, Mallorca ve Londra gibi efsane güzellikteki mekanları alarak anlatmaktadır.
Bu evli iki kişinin neden anlaşamadıkları konusunda filmi izlerken pek bir kanıya varamıyoruz lakin problemin kadından kaynaklandığı gayet açık. Kendini kocasının çevresine yakın tutmak için sürekli yemekler partiler verme gibi bir durum söz konusu ve bununla başlayan inişler çıkışlar. Çocuğun büyümesiyle babası kendisini birazdaha dışa çeker. Bu sırada çocuk büyümüş ve 18 yaşlarına gelmiştir. Cinsel tercihi konusunda bir tercih yapmamıştır. Erkek bir sevgilisi vardır aynı zamanda bir kız sevgili daha bulmuştur ama onunla ilişkisi kısa sürmüş üstüne üstlüm babası kız arkadaşı ile kaçmış ve birlikte yaşamaya başlamışlardır. Girdiği bunlaım sonucu erkek arkadaşını da kovmuştur. Sonuç olarak annesi ile başbaşa kalır. Bir çok şehir değiştirirler. Ancak değiştirilern her şehirde ikisi de yalnızdır ve ve annesi onu tam bir erkek yapmak için uğraşmaktadır... Birbirlerini keşfetmelerine bir dostları yardımcı olur.
İlginç konusuyla izlenebilecek bir film. Ancak izlerken filmde birşeylerin eksik olduğunu görebiliyorsunuz. Yönetmenin anlatımı biraz havada kalmış...

Etiketler: , , , , , , , ,

Çarşamba, Haziran 18, 2008

10,000 BC

Efendim Amerikan seinemasına bir giriş yapmıştık ama bağımsız filmleri pekte amerikancıl bulmadığımız için üzerine düşmemiştik. şimdi ise sırada tam bir amerikan filmi var...

10,000 BC

The Day After Tomorrow, The Thirteenth Floor, Godzilla,"The Visitor", Independence Day gibi bir çok filmin yönetmenliğini ve yardımcı yönetmenliğini yapmış bir isim olan Roland Emmerich bu kez 10,000 BC ile karşımıza çıkıyor. Filmi masaya yatırırsak Braveheart ve devşirmelerinde göreceğimiz bir konuya sahip film. Uzak bir dağ kabilesinde, genç avcı D’Leh farklı bir kabileden olan anak onun kabilesinde büyüyen mavi gözlü bir kıza aşık olmuştur. Kabile yaşlısının kehanetine göre bu kız (Evolet) bir şekilde kabilenin idamesinde yardımcı olacaktır. Bir gün gizemli bir savaşçı grup, köyünü yağmalayıp, Evolet’i kaçırınca, D’Leh sevdiği kadını kurtarmak için savaşçıların peşinden dünyanın öbür ucuna kadar gitmek zorunda kalır. Yol üzerinde bu grup tarafından yağmalanıp insanları kaçırılan bir kaç kabile daha bulur ve oradan da savaşçıları alarak kölelerin özgürlüğü için savaşır. Gittikleri yer ise yeni inşa aşamasında pramitleri olan (muhtemelen mısır) bir yerdir ve bağımsızlık savaşı böylece başlar.
Filmi ilginç kılan şey ise konudaşlarından farklı olarak hem insanlarla hemde o dünemde yer alan hayvanlarla savaşmalarıdır. Vaktin nasıl geçtiğini anlayamayacağınız sıkıntılık zamanların filmi...
http://www.imdb.com/title/tt0443649/
http://www.sinemalar.com/film/879/MO-10000/
www.10000bcmovie.com/

Etiketler: , , , ,

Salı, Haziran 17, 2008

Lars and the Real Girl

yorucu bir gündü arabanın içinde bir ordan bir buraya gitmekten pestilim çıktı. neyse bu günkü filmimiz aşağıda;

Lars and the Real Girl

2007 yılı bağımsız bir film olan Lars and The real Girlün yönetmenliğini Craig Gillespie yapmış. Oyuncular ise, Ryan Gosling, Emily Mortimer, Paul Schneider.
Filmi aslında bir komedi filmi diye izlemiştim, yani oturup izleme amacım keyifli gülümseyen bir yüz görmekti suratımda. keyifli bir film değilmiydi elbette ki keyifliydi ama gülümsettiğini söyleyemem. Filmi kısaca özetlersek, Lars, kendisine ait evin garajıbda yaşayan asosyal biridir. Yengesinin ve abisinin bütün çabalarına rağmen insan içine çıkmaktan çekinir, iş yerinde kimseyle doğru dürüst muhattap olmaz ve insanların kendisine dokunmasına izin vermez. İnsanlar ona dokunduğunda büyük bir acı hisseder. Bir gün Lars abisinin evinin kapısını çalar ve bir bayan misafiri olduğunu, bu bayanın tutucu olduğunu onlarda kalıp kalamayacağını sorar. Kardeşi ve yengesi memnuniyetle kabul eder. Ancak eve gelen bir insan değil, silikon bir bebektir ve Lars onu herkese sevgilisi olarak tanıştırır... Kasaba Lars'a yardımcı olmak için bu silikon bebeğe gerçek sosyal bir insan muhamelesi yapar. Bebeğin bu sosyal hayatı Lars'ı etkilemeye başlamıştır ve bir süre sonra aralarında (!) kavgalar başlar.
İzlenilmesi gereken küçük bir kasaba filmi...
http://www.larsandtherealgirl-themovie.com/
http://www.imdb.com/title/tt0805564/

Etiketler: , , , , ,

Pazartesi, Haziran 16, 2008

Arizona Dream

Her güne bir film kuşağında sürekli niyetlenip bir şekilde yarım kalan filmlerim arasından (ki onlarca var) seçtiğim Arizona Dream var. Bu film de nasıl tanıtılır, özetlenirse?

Arizona Dream

Yönetmeninden tutunda, oyuncularına, müzikleri yapana kadar her birinin mükemmel olduğunu düşünün. İşte bu filmlerden birisi Arizona Dream. Emir Kusturica yazmış (başkaları da var) yönetmiş, başrollerde ise şu şatafatlı kadro var. Johnny Depp, Jerry Lewis, Faye Dunaway, Lili Taylor vs. vs. Filmin müziklerini ise her zaman olduğu gibi Goran Bregovic yapmış.
Konuyu kısaca özetlersek (öncelikle bakayım başla siteler ne demiş aklıma yatan bulursam çalarım:) ) ;
Ünlü Yugoslav yönetmen Emir Kustirca'nin ülkesinde savaş en kanlı dönemindeyken Amerika'da çektiği, bu yüzden büyük tepki toplayan "Arizona Rüyası" filmi, oldukça uçuk ve kimi zaman da kontrolsüz bir yapım. Hayalleri olan ve balıklarla diyalog kurmaktan hoşlanan genç Axel (Johnny Depp) , bir akrabasının (Jerry Lewis) kendisine önerdiği iş için Arizona'ya gidiyor ve burada iki kadınla tanışıyor. Elanie (Faye Dunaway) ne yapacağı belli olmayan, yarı-deli ve güzel bir kadın. Kızı Grace (Lili Taylor) ise daha mantıklı gibi gözükse de sürekli intiharı düşünüyor ve gerçek anlamda mutsuz. Zaman geçtikçe Elanie'den uzaklaşan ve Grace'le yakınlaşan Axel'in en büyük hayali ise 'uçmak'... Aya doğru yol alan ambulanslar, uçan sandalyeler ve çölde yaşayan balıklar gibi çarpıcı ve fantastik imgelerle süslü "Arizona Rüyası", yönetmenin en apolitik ve çılgın filmlerinden. sinema.com

düşlerin insan hayatındaki önemini ve değerini en başarılı şekilde işleyen, hayat denen çıkmazda ne yapmakta olduğunuzu ve ne yapmak istediğinizi bir kez daha hatırlatan, istediğinizi yapıyor olsanız da her şeyin saniyeler içerisinde yitebileceğini kafaya dank ettiren, izlerken lili taylor'a aşık olmamanın çok zor olduğu, dünyanın en güzel intihar girişimi ve intihar sahnesini en uygun müzikle sunan nefis film . . . bir defa izledikten sonra özleyip tekrar izleme isteği doğuran ender filmlerden . . . tüm filmlerin üstüne koyuyorum, aynen lithium her zaman dünyanın en güzel şarkısı olacağı gibi, bu da dünyanın en güzel filmi olacak, bence . . .
ha, bu arada:
aşkın bundan daha tehlikeli olduğu da görüldü; {iki}sinden sadece biri tarafınca görülmüş/görülmekte olsa da . . . hayat ve gerçek deneyimler tüm filmlerden daha etkili ve acıdır . . . önemli olan bakmak istemektir . . .(bona fide, 20.09.2001 23:07 ~ 26.09.2001 00:13)
#671533
eksisozluk

Etiketler: , , , , , , ,

Pazar, Haziran 15, 2008

Baekmanjangja-ui cheot-sarang (A Millionaires First Love)

Oturup izlemekten başka bir çare yok. Hele hafta sonları yapacakta birşey olmadığından filmler film üzerine eklenip duruyor. Günün özetini yaparsam 1 de kalk, kahvaltı esnasında bir film izle, daha sonra evi temizle bir film izle. çamaşırları yıka bir film izle, onları as ve topla izle. gece uyuyana kadar yine izle... kaç tane oldu?

Baekmanjangja-ui cheot-sarang (A Millionaires First Love)

Yine bir uzakdoğu filmi. Sanırım yine uzakdoğu filmleri krizim tuttu. 2006 Güney Kore yapımı bu duygusal fim konu olarak Türk filmlerini aratmasa da gerçekten güzel çekilmiş ve oynanmış bir filşm olma özelliğine sahip. Film sıkmadan akıp giderken eğleniyorsunuz, ancak delikanlıyı bvozar ama o kadar sıkmalara rağmen iki damla yaş gözlerinizden süzülmüyor değil yani... Kısaca konusuna gelirsek;
Kang Jae-kyung annesi ve babası küçükken ölmüş zengin bir yetimdir. 18 yaşında ona kalan mirası alabilmesi için fakir bir köyde liseden mezun olması ve bası tercihler yapması gerekmektedir ki bu onun için pek te kolay olmaz. Tabiri caizse Kang Jae-kyung şımarıklığın bokunu çıkarmış bir durumdadır. Mirası alabilmek için zor da olsa buna katlanır. Daha önce otelinde gördüğü ve tartıştığı Choi Eun-hwan ile bu köyde yine karşılaşır ve aralarında bir aşk başlar. Artık Kang Jae-kyung başka birine dönüşmüştür. Mezuniyet için bir tiyatro oyunu hazırlarlar. Kang Jae-kyung her nekadar buna karşı çıksa da mezun olmak için oynamak zorundadır. Kang Jae-kyung yavaşça Choi Eun-hwan aşık olmaya başlar ancak Choi Eun-hwan'ın ölümcül bir hastalığı vardır ve kurtulması imkansızdır.
Böyle duygusal şeyleri yazarken zorluk çekiyorum ancak yönetmenin (Tae-gyun Kim) güzel anlatımı ve karaleri insanı etkilemeden geçmiyor.
Filmden bir kaç laf alıntısı...
-Sebebini bilmesem de seni çok seviyor ve özlüyorum.
-Yağmur yağıyor.Ama bu yağmur kalbimin sana duyduğu ateşi söndüremiyor.
-Bir evi bir saat gözlersen röntgenci damgası yersin.Bunu senin için tam iki kez yaptım.Haydi, rüyalarımda beni takip etmeyi bırak.Seninle birlikte olmak, gecelerin gündüze dönmesi gibi.Şimdi artık gözlerim kapalıyken de görebileceğime inanıyorum.
http://www.imdb.com/title/tt0757157/

Etiketler: , , , , , ,

Cumartesi, Haziran 14, 2008

Sight - Görüş

efendim malum sıcaklar şehir üzerine çököp iki gram beynimizin düşünme katsayısını düşürmeye başlayıp şu blog denen yere de yazacak birşeyler bulamıyorken, en iyi işin film izlemek, kitap okumak olduğu kanısındayım. e hal böyleyken izlenenleri ve okunanları paylaşmamak olmaz yoksa aksi takdirde önümüzdeki aylara blogda uzun boşluklar bir araya gelerek sonraki aylar üçün soru işaretlerine sebep olabilir. bir hayli defresif buloğun şu andan itibaren deprefisliğinin yanı sıra (sürekli depresif olan bir insan diğer kişiler tarafından sürekli normalmiş gibi gözükebiliyor) filmlerede ağırlık vermesine karar verdim. on senelik bir kısa filmci oalrak (nerde filmlerin diye sorabilirsiniz) uzun filmleri es geçmek olmazdı. ve şimdi gözlerimin ıslaklığıyla bitirdiğim bir filmi size takdim etmekten gurur duyuyorum. yalnız filmler hakkında sadece tanıtım ve özet geçeceğim yoruma girersem sanırım çıkamam.. salıcakla...

Sight - Görüş
Film 2008 yapımı olmakla beraber yönetmenliğini
Adam Ahlbrandt'ın yaptığı başrollerinde ise Clayton Haske ve Allison Persaud oynadığı bir film karşımızda. Yönetmen Ahlbrand alışılmışın dışında bir gerilim filmiyle karşımıza gelmeye çalışmış e bunda başarılı olmuşta. Gerek çekim tekniği giğer korku/gerilim türlerinden farklı. Ancak senaryo sürekli bir süprizin müjdesini vererek bizi bilinen geilim kokusundan uzaklaştımakta. Hal böyle olunca belki korku severleri tatmin etmeyecek ama değişik birşeyler izletecek bir film çıkmış ortaya...
Filmin kısaca konusuna değinirsek;
Jeffrey çocukluğundan beri ölüleri gören bir gençtir. Birgün Dana ile tanışır. Dana da aynı özelliklere sahiptir. Bir gün Paul'den kaçan Dana, Jeffrey 'e sığınır ancak tam uykusunun en tatlı yerinde evi basan Paul, Jeffrey'i hastanelik eder ve Jeffrey hastaneden çıktığında polis tarafından bir türlü bulunamayan Jefrey'i aramaya başlar...
Değişik karelerden hoşlananların izleyebileceği bir film. Lakin filmden çok şey beklemeyin...
http://www.imdb.com/title/tt1220903/

Etiketler: , , , ,

Salı, Şubat 26, 2008

Strings - İpler

“Öyle bir zaman düşünün ki kötünün, düşmanın tanımı her zamankinden daha belirli. Öyle bir zaman düşünün ki görünmez bir düşmana, hayali bir kötülüğe karşı savaşmaya yollanıyorsunuz. Öyle bir savaşa giriyorsunuz ki sonunda arayıp da bulduğunuz tek kötünün ve düşmanın kendi içinizde olduğunu fark ediyorsunuz.”
[Anders Ronnow Klarlund]

Şu an hangi filmin ön tanıtımında izlediğimi hatırlamıyorum fragmanı ama film yapılalı üzerinden 4 sene geçmiş bile. Askerde olduğum dönemde İF'te yayınlanmış. Strings dünyada yapılmış ilk uzun metrajlı kukla filmi. Çekim esnasında ne stop-motion kullanılmış ne de 3D animasyonlar. Toplam 4 yıl süren çalışma 115 kukla ve dünyanın dört bir yanından gelmiş, 22 kukla ustası, 150 İskandinav personel ve toplam 10 km kukla ipiyle meydana gelmiş. Hikayede geçen iki ırkın savaşı yayınlandığı dönemde kimilerine İsrail-Filistin savaşı, kimilerine Amerika'nın işgal politikası, kimilerine ise binlerce yıllık inanışları çağrıştırırmış.

Yönetmen Anders Ronnow Klarlund bu ilk deneyimi “Kuzey kutbuna yapılan o ilk keşif gezileri ile okuduklarımı çağrıştıran şeyler yaşadım” diye cevaplamış. Yaklaşık 4-5 metre yukardan kukla oynatıcıları kameralara gözükmemek için yönetmek zorunda kalmışlar kuklaları ve 6 ay içerisinde kuklaların yaşadığı her işkenceye rağmen (ateş, su, rüzgar, kum) filmi bitirebilmişler.

Daha frangmandan filmin sizi çektiğini hissediyorsunuz. Her nekadar biz mllet olarak kukla sanatıyla pek iç içe olmasakta enazından bu kuklaları görmek bizde merak yaratıyor. Konu anlatımını ve çekimleri ve kullanılan efektleri gördüğünüzde de filmi izlemeniz için bir bir merak duygusu gezinmeye başlıyor içinizde ve izlemeye başlıyorsunuz...

Hayatın cennetten dünyaya sarkan iplerden aktığı büyülü bir evrende, iki ırkın arasında mazisi asırlara dayanan bir savaş sürmektedir. İki halk birbirine köklü bir nefretle düğümlenmiştir. Hebalonya kralı Kharo’nun Zerith’liler tarafından öldürülmesinin ardından, Hebalonya Prensi Hal amcasının da kışkırtması ile Zerith’leri yok etmek üzere yemin eder. Ancak Hal’in bilmediği bir şey vardır. Gökyüzünde tüm kuklaların ipleri birbirine değmektedir. Kehanete göre hem kendine hem de halkına yabancı birisi, cennetten binlerce ipin kopmasına neden olan ve gökyüzünü ateşe boğan bu amansız savaşa son verecektir. Nefret ile düğümlenmiş iki halk sevgi ile bağlanmalıdır.

Kuklalar iplerin farkındalar ve inanışlarına göre bütün ipler cennette birbirine dolanıyor ve her birinin kaderi birbirine bağlı ve birinin elinde...

Tabi film sadece böyle gitmiyor. Efsanevi unsurlarla yoğrulmuş, bir yandan monarşi ve savaşın eleştirisini yaparken kendinizi bir sanının içerisinde buluyorsunuz. Genç kral tahta geçmek yerine babasının katilinin peşinden giderken aslında intikam olgusunun hayatımızda yaratacağı tahribatların en yakınımız olan kişilerin bazen en uzaktakilerden daha acımasız ve düşmanca olabileceğini görüyorsunuz.

Filmin Adı: Strings - İpler
Yönetmen: Anders Ronnow Klarlund
Senaryo: Naja Marie Aidt, Anders Ronnow Klarlund
Görüntü Yönetimi: Kim Hattesen, Jan Weincke
Kurgu: Leif Axel Kjeldsen
Sanat Yönetimi: David Drachmann
Kostüm Tasarımı: Ingrid Soe
Yapımcı: Niels Bald
Ülke: Danimarka
Yapım Yılı: 2004
Süresi: 91 Dakika
Dil: İngilizce

NTVMSNBC.COM'dan alınmış ve derlenmiş

Etiketler: , , , ,

Perşembe, Şubat 21, 2008

Ashes And Snow (Küller ve Kar)


Bu anda bana gelirsen,
dakikaların saat olur,
saatlerin gün,
ve günlerin bir ömür olur.

Fillerin Prensesine...

Tam bir yıl önce kayboldum.
O gün bir mektup aldım.
Beni fillerle yaşamımın başladığı yere
geri çağırıyordu.
Lütfen aramızda bir yıldır süren
sessizlik için beni bağışla.
Bu mektup sessizliği kırdı.
Sana yazacağım 365 mektubun ilki.
herbir sessizlik günü için bir tane.


Asla bu mektuplardaki kendimden
fazlası olmayacağım.
Bunlar benim kuş yolu haritalarım.
ve bunlar doğru olacağını
bildiklerimin hepsi.

Herşeyi hatırlayacaksın.
Herşey öncesi gibi olacak.

www.ashesandsnow.org/

Etiketler: , , , , ,