Salı, Ağustos 26, 2008

sanırım bir kaç gündür kendimde bir güven hissediyorum. durup durup kendime "evet yapabilirsin" diyorum. lakin bu tembellik denen hastalıktan nasıl kurtulacağımı bir türlü bilmiyorum. başladığım işi yarım bırakacağım korkusu, başlamama engel oluyor. ama şu üç gündür fena halde gaza geldim desem yalan olmaz.
ikiye bölündüm yine. kendime karşı savaşıyorum. işten sıkıldım. bazen istifayı basıp istediğim şeyleri yapma arzum iyice nefessiz bırakıyor beni. sırtımda çantam sorgusuz sualsiz, rüzgarın esişine kendimi bırakıp uzunca bir tur atsam diyorum ve yavaş yavaş tüm biriktirdiklerimi, şu an alyuvarlarımda gezinen yazma hislerini, iyice solup patlamadan kağıda döksem. Turum esnasında terkedilmiş bir mezarlıkta hayaletlerle dalaşıp, dünyanın dibine açılan bir mağrada kaybolsam... sevsem, sevilsem, dövsem, dövülsem. kara kalemimden çıkan çizgiler eyfel kulesinin altında resmetse dünyayı...
sanırım bir kaç gündür kendimde bir güven hissediyorum. az sonra bankayı aralamıyım. tanımadığım insanlarla konuşmaktan çekiniyorum ve şimdi bu beni kemiriyor. sanki iç organlarım derime büyük bir basınç yapmış. klimanın derecesini 15 e indiriyorum. hala sıcak, hala bunlatıcı.
bilgisayar bir yabancı gibi duruyor bana. sanki pamaklarımdan akacak cümlelere aç yutacakmış gibi üzerime yürüyor. çoğukez uykum arasında parmaklarımı kemirdiğini hissedebiliyorum ama cesaret edip gözleirmi açamıyorum. yapabilirm biliyorum bu kez. enazından bu kez. şu şeytanın bacağını kırmak. ama hangisinin? korkuyorum...
sanırım birkaç gündür kendimde bir güven hissediyorum...

Etiketler: , , ,

Salı, Ağustos 12, 2008

iyiyim, iyisin, iyiler....

Biraz hareketli geçen haftasonundan mıdır (fiilen diil beynen), yoksa hafta başı sendromu üstü iş stresinden midir bilinmez ama az önce sevgili başım yine ağrımaya başladı. Hemen sevgili dostum, biricik aşkım Majezik attım ağzıma, şimdi boğazımda bıraktığı o tarifsiz tat eşliğinde yutkunup duruyorum. Umuyorum ki bu kez bu baş ağrısı beni geçen seferki gibi süründürmeyecek.
Evet olumlu düşünmeliyim ki herşey olumlu olsun ama düşünemiyorum. Mesela her haftasonu sayısal bana çıkacak diyorum ama oynamıyorum, biliyorum ki bana çıkmayacak, zaten oynadığımda da bir bile tutmuyor. Evde yatarak çalışayım diyorum olmuyor, yine her allahın sabahı kalkıp işe gidiyorum. Sabah uyanıyorum, aynanın karşısına geçip çok yakışıklıyım süperim diyorum, lanet olası bir tutam saç telim bütün saçların arasından telsiz anteni gibi fırlıyor. o yüzden pek aynaya bakmıyorum. zaten aynaya baktığımda şişen göbeğimi görüyorum. ama eminim ki bu gaz ve yakında çıkacak. mesela bu gün pahalı takımlarımı giyeyim diyorum giyiyorum olmaz bir iş çıkıyor takımların içine sıçıyorum, bundan sonra adam gibi de giyinmiyorum. tek kişiyi ve yaz günü bu sıcakta yemek yapayım diyorum zaten domuz gibi terleyen ben daha çok terliyorum yapmayayım diyorum, yapmıyorum, fazla mememem gerekn peynirden yiyorum.
aman atın ölümü arpadan olsun. nefret ediyorum...

Etiketler: , ,

Çarşamba, Haziran 18, 2008

nefret ediyorum...

sıkılmaya başldım. son zamanlarda herşeyden. güneşin doğmasından, batmasından, sabah erken kalkmaktan, gece geç yatmaktan. yemekten, içmekten, sıçmaktan, konumaktan, gülmekten, ağlamaktan. gözlerim sürekli yanıyor açtığımda da kapattığığımda da. yazı sevmiyorum. Milli takımın tur atlaması sikimde bile değil. Şu şartlarda bir maçta yarım hayatımı idame ettirecek para alıyor herifler. kıskanmaktanda nefret ediyorum. denizden de mesela, her çarpışı çişimi getiriyor. beşiktaşın orta yeri olmasa çıkarıp ona karşı işemek istiyorum ama etrafta insanlar var. insanlardan da nefret ediyorum. sevgililerden, sevgisizlerden, televizyonda ahkam kesip, siyaseti it dalaşına çevirenlerden. salaklardan, aptallardan, rüzgardan, dün gece beni ishal eden vantilatörden...
hemde hepsinden...

Etiketler: ,

Pazartesi, Haziran 09, 2008

gidebilirm. hemen şimdi. sesimin kesikliği ardına sığınarak hiçbir şey söylemeden. yalın ayak. izlerimi, gidenlerin en ustası, bir rüzgarla süpürerek. sessizce habersizce. içimde bıraktığım derin bir acıyla, sadece bedenimi alarak.
gidebilirim. itaatkar bedenlerin huzurunda diz çokmeden. kanıma bulanan virüslerin hazzına vararak. uzaklaşarak, kaçarak... belki de parçalanmış vücutları yanıma alarak...

Etiketler: ,

Pazar, Haziran 08, 2008

sadece yazabilmek için insanları hayatından çıkarmak!
ne acı...
ne gerçek...

Etiketler: ,

Cuma, Mayıs 02, 2008

yine olmadı. aşağıdaki yazının kısa ve konuya direk girmesi lazımdı. oysa ki dağınık birbirini tamamlayan cümlelerden uzak. düşündüklerimi yazıya dökmekte zorlanıyorum. bu ne zaman bitecek ya da bu artık düşünemediğim anlamına mı geliyor? uzaklardan bir ses ne zaman düşündün ki diye soruyla karşılık veriyor bana. aslında doğru söylüyor. varlığımı ispat edecek hiç birşey yok hayatta. başkalarının düşünceleri, başkalarının düşleri, başkalarının sesleri insanlığımdan fışkıran. artık sıkılmaya başladım. önüme sunulan deve, kapasitesizliğimin kırıntılarında ne kadar gezecek, yelkenlerimi başka limana açsamda içimdeki ben ben olduğıu sürece özgürlüğün vücuduma çarpan rüzgarını ne kadar hissedeceğim?
soru işaretleri. artık düz cümlelerim bile birer soru işaretlerine döndü. eski yazım gizemi insanların hoşgörüsü nereye kadar? kimseyle görüşmüyorum, hayatım bir oda ve sanal dünyanın penceresinden ibaret. izlediğim tüm amerikan filmleri, amerkin milliyetçiliği olarak geri dönüyor bana. masamın üstünde dğınıklığım ardında birikmiş her ay düzenli olarak alınan, okunmayı bekleyen kitaplarım..
bitecek mi?
ne zaman?

Etiketler: ,

Pazartesi, Mart 24, 2008

ne gündü ama. gözlerim açılmaktan bi haber, ağzımdan akan salyalar pantolonumda beş santimetre çapında bir ıslaklık oluşturmuş bile. kendimi ayıplayarak tuvalete giriyorum. bütün utancımı içime gömerek el kurutma makinesinde kurutmaya başlıyorum. aslında oturduğum yerde insanlara su döktüğümü söyleyebilirdim ancak şimdi tuvaletten çıkarken ne söylersem söyleyeyim insanlar üzerime işediğimi düşünmeden edemeyecek.
...
geceleri kabuslar görüyorum. yıllardır izlediğim korku filmlerinin ürünleri yavaş yavaş çıkıyor demek ki ortaya. çoğunu hatırlamıyorum. çoğu karanlıkta sadece seslerden ibaret. bazen bir ürpertiyle uyandığımı bazen ise ter içinde yataktan kalktığımı...
...
uzun zamandan sonra ilk defa dün suratımı kestim... derin ve uzun soluklu bir kesikti. Peçete anlamsız kırmızılıklarla doldu. Elimi kesiğin üzerinden her çektiğimde kan çenemden aşağıya süzülüyordu. Sildiğim kan suratıma yayılarak kurumaya başlamış. Üç gün önce kavanoza koyduğum sümüklü böcek geldi aklıma. Çantayı yanımda boşu boşuna taşıyorum. Üç gündür havasızlıktan kokmaya başlamış sümüklü böceği unuttuğuma göre artık çantaya hiç gerek yok. Nasıl olsa artık kaleme kağıda da gerek yok. Bu kez kavanozu açmadım. Çünkü hayvanların kapalı kaldıklarında nasıl koku yayabileceklerini önceden tecrübe etmiştim. Kavanozla birlikte çöpe attım. Eğer bir yarasam olsaydı belki de bu böcek onun için iyi bir ziyafet olabilecekti....

...

hala kanıyor. Durmayacak... beni öldürecek... belki...

Etiketler: ,

Pazar, Mart 23, 2008

sümüklü böceklerin itaatkar yüzleri...

Cuma, Mart 21, 2008

ayaklarım ağrıyor. akşam yemekleri sonrası gözlerim dirayetsiz kalıyor açıklığa. sıkılası bir tembellik üzerimde. zorunlu olmadığım işlerin elinden tutmuyorum. elinden tuttuğum işleri layıkıyla yaptığım da söylenemez. kendimi rüzgara bırakmış durumdayım. boş hayaller, boş umutlar, boş bir benlikle olunması gerektiği gibi hareket ediyorum. eğitimçökertemedi beni. boynuma sardıklarım dışında...

Etiketler: ,

Çarşamba, Mart 12, 2008

bir kaç gecedir ağrıyla uyanıyorum. bütün çenem katılaşmış ve vücuduma ait olmayan kaplama dişim sancılanırken. sebebini anladım. bütün dişlerim çenenin kasılmasına ayak uydururken, kaplama olan esneyecek bir yer bulamadığından alt damağıma derin bir sancı yayıyor. çoğu kez söküp atmayı planlıyorum, içine dolacak havanın bırakacağı sancıyı düşünerek vazgeçiyorum sonra... sol elim dirseğimin alt kısmında bir sancı var ulnayı* saran...
uyurken çenemi sıkıyorum iki bahardır tekrar eden kronikleşmeye doğru giden ex sonrası kasılmaları hatırlatan bir sıkma bu. fark ettim, çenem ağırlaşmış parmağımı oynatırken, gözlerimi kırparken her adımımda, başım öne düşerken sürekli kasılmış bir şekilde... hafifletemiyorum... beynim yer çekimine yenik düşmüş durumda. gözlerim yuvalarında büyüyen koca köklü sarımsak tanelerinden farksız. huzursuz bir koku burnumdaki...
bahar beni öldürüyor, adım atamıyorum, yürüyemiyorum, basamakları çıkamıyorum... ayaklarım şişmiş, yere her bastığımda basınç, dizimden yukarıya doğru fışkırmasa ayaklarımın patlamasına şahit olabilirim. ne mutlu ki biraz yukarıda gaz kütlesine dönüşüyır... nefesim arlaşmış,soluk alışverişlerim nadir... son altı aydır daha hızlı yaşlanıyorum...

*Ön kolun iç tarafındaki uzun kemik.

Etiketler:

Perşembe, Şubat 21, 2008

Ashes And Snow (Küller ve Kar)


Bu anda bana gelirsen,
dakikaların saat olur,
saatlerin gün,
ve günlerin bir ömür olur.

Fillerin Prensesine...

Tam bir yıl önce kayboldum.
O gün bir mektup aldım.
Beni fillerle yaşamımın başladığı yere
geri çağırıyordu.
Lütfen aramızda bir yıldır süren
sessizlik için beni bağışla.
Bu mektup sessizliği kırdı.
Sana yazacağım 365 mektubun ilki.
herbir sessizlik günü için bir tane.


Asla bu mektuplardaki kendimden
fazlası olmayacağım.
Bunlar benim kuş yolu haritalarım.
ve bunlar doğru olacağını
bildiklerimin hepsi.

Herşeyi hatırlayacaksın.
Herşey öncesi gibi olacak.

www.ashesandsnow.org/

Etiketler: , , , , ,

Cuma, Ocak 25, 2008

depresyonun dışa yansıması...

pazartesinden bu yana içimde oldukça biriken sıkkınlık gazlarının basıncı altındaydımç hal böyle olunca sessiz, sakin, sevimli (?) melek gibi ben(!) bütün çirkefliğimi dışarıya savurmaya başladım. umuyorum ki haftalık bir olaydır ve burada bu gün biter...
hiç-bir-şey yapmak istemiyorum...herkese kızıyorum e haliyle sonra da üzülüyorum... aslında bu kadar kızgın olmama mı yakmalıyım insanlara bağırıp çağırmama mı? eh bitsin şu kusmacı sıkkınlık kızgınlık... yazık yahu!

Etiketler: ,

Pazartesi, Ocak 14, 2008

süper kahraman olmak istiyorum...

gözlerim kanlandı. kelimeler alyuvarlarımda. hücrelerim esnemeyle dolu. bir bitkinlik tortusu kazınmayı bekliyor bedenimden. ah benliğim! sayısız düşünceler ardında perperişan. şifasız bir hastalığın kifayetsiz bir ömrün tükenişi. ne kadar uzaksınız ellerimdeki karıncalar, dizlerime bulaşmaya çalışan ortaklarınız. kaç kez susacak bilinmezliğe doğru...
ev tanrı dedi ki, kimsenin duymadığı bir şekilde... salyangozun kiritlendiği, zarın titremediği anda...
hurafeler esti kelimelerde ve inançsızlıkla dövüldü toprak...
herşey yalan...
bitkinlik, hastalık, varoluştan olak düşünceler...
artık son kelimeyi yazmalıyım... ellerim yapışmış... gözlerimde siyah bir gözlük ve bir sıkkınlık midemi kelepçe gibi sarmakta... yiyemiyorum, içemiyorum... zaman dövmeye devam ettikçe bedenimi, donsuz kalmış çocuklar gibi üşüyorum...
tutun şimdi
her kimseniz
her neyseniz
yanınıza geliyorum...
...

Etiketler: , ,

Çarşamba, Ekim 10, 2007

küllerim

tabaktakiler. izmaritlerin dansına eşlik ediyor... artık içemiyorum. günlerdir beklettiğim tablanın kokusu sinmiş odama. midem bulanmaya başladıkça birazdaha bakıyorum. cadıların külleri serpilmiş, ağır kokunun içerisende kara büyü tütsüsü. düşünüyorum yakınlarda bir yerde eskilerden yadigar jiletim... üstünde paslanmaz yazmış görüyorum... külleirmin rengi. izmaritin sarısı paslarla kaplı... şuursuzca içime çekiyorum. yıllardır içtiğim küller içimde çırpınıyor. acı bira tatıyla. tost makinamın ağzı açık bu kez beynimi pişirmek için kıgınca bekliyor... bıçak ince ince domates doğramakta... bir el mutfaktan mayoneze uzanıyor. bu ben miyim? kelimeler dökülürken aynaya bakıyorum... sessiz bir çığlık beni karşılıyor, sakallarım uzamış, dişleirm sararmış. insanlığa yani bir adım atmalıyım... yüzüm kanıyor... külleri çocukluğumun tabaklarında dans ediyor... izmaritler... derin bir nefesle çekiyor beni... tutunmak için bilgisayarıma sarılıyorum. onu da almaya çalışıyor... yıllar geçiyor. musluktan damlayan sularla boğuluyorum... gördüklerim... ellerim gözlerim büyüyor... odam kırmızı... bireden canlanıyor... çekiliyorum... tabaklarım 80'lerden kalma... bir uzay gemisi gibi ışıklı... içinde kül adamlar... çekiyorlar beni...
yakalayın..
küllerim...

Etiketler: ,

Pazar, Ekim 07, 2007

kayıklar... insanlar...
yavaş yavaş çekiliyorlar...
gelgitler üzerinde. son kez oynamaya çalışırken oyuncaklarla....

Etiketler: ,

Cumartesi, Ekim 06, 2007

6N
Odam çürüyor gözlerimin önünde. Şimdi ilk yaşlarımın yorgunluğu ve sonra hayatımdan akıp gidenlerin umutsuz görüntüsü. Gözler büyüyor. Kalp atışlarım eskisinden daha yavaş. Sessizce donuyor vücudum, üzerimde bir ıslaklık , donmaya çalışan bedenim derin titremeler içersinde. Uzaktan bir ses duyuyorum. Mutfağa uzandığımda yada yanıbaşımda yatağımın içinde. Başucumdaki sehpada. Akşamdan süslediğim patates salatam inyanını kusuyor üzerime. Kırmızıyım. Yüzün kanlanmış... Deirn bir iç çekişle "ketçaptır" diyorum rahatlamama yetmiyor. Şimdi de beyaz, huzursuzluk içersinde yüzerken dolanıyor göğsüme.
Gözleirm kararıyor. Karanlıktaki yansımama bakıyorum aynada, akı çıkmış. Sabah yediğim yumurtanın yansıması gözlerimde bilinçsizce odamın duvarlarında geziyorum... Kelimeler şimdi daha yakın, kelimeler şimdi daha sessiz...
susuyorum...

...

Etiketler: ,

Perşembe, Ağustos 16, 2007

neden, niçin sorunsallar topluluğu 1. bölüm...

ne zaman bitecek bu? yıllardır ayni yerde dönüyorum. yaşımı asan umutsuzluk dalgaları. ne kadar çırpınsam, ne kadar uzatsam elimi umuda, bastığım topraklar o kadar çekiliyor geri. Umut etmek diyorum kendime her zaman umut etmek. küçük mutlulukların hayallerini kuruyorum, elimde ne olduğunu bilmeden. daha kaç kez büyüyecek bedenim. büyüklüğüme mi sığınmalıyım yoksa delikanlılığıma mi? adımımı attıkça içimde eksilen bir şeyler var... neden böyleyim? iyi bir insan miyim? iyiysem bunun acısını mi çekiyorum, kötüysem de cezasını. sürekli bir bilinmezlik aklımda varolan. şeklini bile görmediğim adamlar üzerime yürüyor. neden yasamaya çalışıyorum? bir oyun evindeki oyuncak olduğum için mi?bu gün bitecek mi? yarin yine ayni soruyu soracağım kendime. yarin yine kimi sevdiğimden habersiz kapayacağım kapımı. sürekli yanlış anlasilmak zorunda miyim? bu yüzden midir insanların soluksuz kaçışı benden? ne kadar besleyecek sevdiklerim benden aldıkları aşklarla başka aşklarını? ne kadar tekerrür edecek hayat boşu boşuna...

Etiketler: , , ,