Perşembe, Kasım 29, 2007

zaman geçiyor. bazen kendi bile hızı karşısında hayrete düşüyor. yüzümün kırışması lazım, gözlerimin kararması, ancak bedenim yeni doğmuş bir çocuk kadar sağlıklı, duyularım her ince kareye duyarlı. milyonlarca yıl önceki hayatı düşünüyorum. oluşumları, kuramları. herşey yeni gibi aldatmaya çalıştıkça herşeyi...

Etiketler: ,

Pazar, Kasım 25, 2007

"bu günlerde insanların aklına takılan bir çok soru var? zaten düşnen insan diye tabir ettiğimiz kesim bu soruların binlerce yıldır cevabını aramıştır. geçmişe baktığımızda aristo, foucauld, voltaire ve üzerine yazabileceğim yüzlerce isim aslında insan olmanın özünü araştırmış bir nebzede olsun insanlığın kökenini ait olduğu tabanı anlamaya çalışmıştır. tabi ki son geçmişte insanları bir araya toplamak için ilan edilmiş olan dinler felsefi düşüncenin boyutunu bir düşman olarak görmüş, olasada var olan dinlen aslında felsefenin tanımlamasından farklı değildi. günümüze gelene kadar varolan tanrı tanımlamaları her zaman için elle tutulmaz gözle görülmez olmuş olup, o dönemki insanların hayal çerçevesinde gelişmekteydi. bliyoruz ki sürekli gelişmekte olan insanoğlu evrimini hiç bir zaman tamamlamamış şu anda bile sürekli bu evrim çerçevesi üzerinde gelişmekte. evrim tamamlanmış değildir. bu zaman kadar kendini gizleyip kendini ruhani bir boyutta muhafaza edip ortalarda gözükmeyen bir tanrının insanın tanrılaşma içersindeki eyiliminde, kendini görünür kılması çokta yadırganacak bir iş değil.
bu durumda evrim sonucu mükemmelleşen insanın karşısına çıkan tanrının görünümü bir yaratıktan farklı mı olmalıdır? sorusu aklınıza yer edebilir. peki mükemmellik hangi değer yargılarıyla nitelendirilmeli?"

Etiketler: ,

Salı, Eylül 25, 2007

2300 (notlar 4)

KATLİAM 1:

Gözlerine bakıyor... Gözlerinin altındaki kırışıklıklar gün geçtikçe kendini daha da belli etmeye başlıyor. Oysa tıbbın şu yüz gerdiren formüllerinin bu küçük çiziklere bile müsaade etmemesi lazım.Ulusal mahkemeye başvurmalı ve hakkını araması lazım. Peki ya sorun sadece kendinde mi vardı? Yo hayır! Evet! Diğerlerinde bir sorun yoktu. Ama kişiye göre tedavi uyguladıklarını söyleyen onlar değil miydi ama?.. evet şikayet etmeli ve hakkını aramalıydı.

Aynadan uzaklaşıyor. Yarın yüzüncü yaşını kıtlayacak. Aslında şu kırışıklarda olmasaydı. Ama kısa bir zaman ayırıp bu gün güzellik uzmanına gidip bir kontrolden geçebilir ve bu kırışıkların neden kaynaklandığını sorabilirdi. Evet gitmeliydi. Saat daha yediydi. Neden sabahları hep erken kalkıyordu ki? Yoksa bu yaşlılığın mı belirtisiydi? Kim bilebilir? Aslında çoğu insan gibi bu konuda o da kendini bilinçlendirme gitmemişti bu toplumun eskilerden kalma bir alışkanlığıydı aslında.

Bu gün her şey hazırdı. Yani şöyle böyle. Daha hafta başından doğum günü organizasyonunu Doğum günü şirketine vermiş, parti yerinin de evi olmasını istemişti. Şirket çalışanları bu gün saat 17.00 de gelip evi hazırlayacaktı. Küçük bir davetli listesini de Doğum günü’ne iletmişti ama bakalım şirketin araştırmaları sonucunda hangi arkadaşlar onu bu büyük gününde yalnız bırakmayacaklardı.

Kafasında bütün sorunları yada sorundan çok yapılması gereken her şeyi yapmıştı. Banyodan çıktı. Ellerini şu bir zamanlar yüzyılın an gereksiz aleti seçilen kurutma makinesinin birkaç kuşak ilerisinden torunu olan DRY-H18 le kuruttu. Aslına bakılırsa o zamanlar bu alet ne kadar gereksizse şimdi o kadar da gerekliydi. Mutfağa girdi. Buzdolabından doktorun onun için hazırlamış olduğu diyet kapsüllerinden üzerinde kahvaltı anlamına gelen mor renkli olanını çıkarttı. Yaklaşık on beş santim çapındaki kabın içersine yarım çay bardağı su döktü ve masaya yanına kakaolu süt alarak oturdu. Kahvaltıdan sonra oturma odasına geçti ve kanepeye sadece bir saat uyumak içi uzandı.
Dokunmalı. Ve öyle yapıyor da. gözlerinin içine baktığınızda görebildiğiniz tek şey yitirilir giden yılların ardından kocaman bir mutluluk insanlar neden hep mutlu bu dünyada? Akşama yemeğini yiyor. Sonra Alman ZDF kanalındaki fimi izlemek için dil seçeneklerini ayarlıyor. Bu çok mu gerekli? Belki Ama bazı kanallar yerel dille yayın yapmaya devam ediyor. ne yazık değil mi? Görüntüyü duvara yansıtıyor. bu gün diğer gönlerin aksine 3 boyutlu değil de 2. boytlu izlemek istedi bu filmi. Zaten çok eski bir film. Sonradan dijital olarak 3 boyutlandırılmış ama siz ne derseniz ne yaparsanız yapın eskisinin yerini tutmuyor. Saat 22.15. filmin başlamasına yaklaşık 12 dk var. ve her zaman olduğu gibi bu çağın eleştirmenleri de filmi eleştirmeye koyulmuşlar. Bir an önce başlasa diyor şu film. 10. izleyişi olacak mı bu? Belki, belki de daha fazla. Aslında işimdi internetten girip filmi izlemeye koyulabilir ama buda yüzyılların getirdiği televizyon zevkini baltalamaktan başka bir işe yaramaz.

Sonunda film başlıyor ve beyaz yazılarla yapımcının, yönetmenin, oyuncuların ve filmin adı akıyor ekranda (yoksa duvarda mı denmeliydi.) Artık böyle filmler yapılıyor muydu? Elbette ama eskiyi, eskinin aşklarını en iyi anlatan yine eskilerdi.

2000 lilerin süper starlarından Nichole Kidman'ın beyaz soluk yüzü görünüyor. Şimdi bile bakıldığında insanın kanını donduracak bir güzelliğe sahip. Aslında onun döneminden gelen bir insan bu dönemde yaşayan insanları görse sanki güzelliğin son safhasına gelindi sanır ama yine de eskinin güzellikleri biraz değişik. Yoksa şu görüntünü, kaydın eskiliği mi onları bu kadar güzelleştiren?

Yerel saat 11.55'i gösteriyor. Gözlerinde bir ağırlaşma var yaklaşık beş dakika sonra yüzüncü yaşına girecek tabi tarihsel olarak. Göz kapakları geriliyor. yo hayır. değil birden bire koyuveriyor kendini yüz, bir asrın birikimi doluyor suratına. Midesinde bir ağrı hissediyor. elini karnında gezdiriyor. birden vücudunda açışa çıkan sıvı sayısı sanki bir varile eş değer. Terliyor, midesi bulanıyor, dudakları kuruyor. sanki diş etleri yavaş yavaş geriye çekiyor kendini. Ayağa kalmaya çalışıyor. Bizlerinin bağı onun hiç karşılaşmadığı bir şekilde çözülüyor. yere düşüyor. koltuğa tutunarak kakmaya çalışıyor. Titrek dizlerle kendini zorla da olsa ayağa kaldırıyor. yeni doğmuş bir canlı gibi. ayakları titriyor. kalbi hızla çarpıyor. birden bire içinde bulunduğu durumu anlamaya çalışıyor. ‘Telefon’ diyor. Kendi sesinin titremesinden korkuyor. Bu ses ona mı ait? ya değil olamaz. ses algılayıcı sesi algılamıyor. derin bir nefes alıyor. tüm gücünü topluyor içinde aldığı derin kafası dışarıya verirken yine ‘telefon’ diye sesleniyor. ekranda sanal telefon beliriyor. ayağa zorlada olsa kalkıyor. Sandalyelere koltuklara tutunarak ilerlemeye çalışıyor. Şu an düşündüğü tek şey içinde bulunduğu durum. Yo hayır onu da tam olarak düşünemiyor. doğru o ne düşünüyordu. başını kaldırıyor kendini görüyor birden aynada. Bu o mu. Olamaz! Yüzüne bakıyor. gözlerinin altı şişmiş. derisi kendini salmaya başlamış. Sanki şu eski masallarda ki cadılar gibi. Kedisini görür görmez kabine bir sancı saplandığını hissediyor. Derin nefes almaya çalışıyor ama ağzı kilitlenmiş durumda. gözleri uzaklarda bir manzara seyreder gibi. bulanık görüyor. yo bulanıklık değil. sanki bir akvaryumun camından bakıyor dünyaya. yüzü geriliyor. hayatında hissetmediği acılar bunlar. Kırmızı bir sıvının suratından aktığını fark ediyor. Elini üzerine getiriyor. Bir ipek kayganlığı doluyor eline patikalar arasında. Bu, bu kan! suratındaki delikler. Bir cüzamlının derisi gibi çürümeye ve yırtılmaya başlıyor. Ellerini görüyor, parmakları bir iskeleti andırıyor. onlarda çatlamaya başlamış. Bu olacak şey mi? Ağzını açıyor. ‘Do’ kelimesi tam ağzından çıkarken, ağzından yere bir şeyin düştüğünü fark ediyor. Yere bakıyor. Şimdi çenesini o kara sıkıyor ki, dişleri ağrımaya başladı. Nefes alamadığını hissediyor. Hayır bu hissetmekten de öte nefes alamıyor. Kalbinde bir sancı var. bir ok saplanıyor kalbine. hala nefes alamıyor. here düşüyor birden bedeni. elleriyle tutunmaya çalışıyor. Hayır. Soluklarını kendi duymaya başlıyor yavaş yavaş. soluklarının azalışını ve yavaş yavaş yok oluşunu...

Etiketler: , ,

Pazartesi, Eylül 24, 2007

2300 (notlar 3)

Yıl 2110

Gecenin sonu yaklaşmak üzere. Gözlerinin üzerinde gözlerini görüyor. Ellerini akşamın erken saatlerinden beri ellerinde tutmakta. Önce yazlık sinemada eskiden kalma bir film izlediler. Artık gerçeklik o kadar vardı ki duygular hep bir kenara atılmakla yetiniyor. Ama bu gün değil ve de bu yaşta. İnsanlar ağlamanın ne olduğunu unuttular mı? Hayır! İnsan varlığını hiçbir zaman unutamaz.

Gözlerini gözlerinde görüyor. Bir an hareket eden bir çalı parçasına bakarak gözlerini kaçırıyor kızın üzerinden ve ellerini uzun süredir süren tutsaklıktan kurtarıyor. Bedeni kaskatı kesiliyor birden. Anlaşılan yine şu hayallerden bir ama bu geceyi harap etmemeli. Ellerini kızın kırmızı eteğine yaklaşıncaya kadar ayaklarında gezdiriyor. Nefes alış verişleri otomatikman hırlanıyor birden bire, kalbi çarpma sınırın yaklaşıyor. Bu amatörlüğün verdiği şaşkınlık dürtüsü değil. Kırmızı dudakların ona yaklaştığını görüyor. Ve açık yeşil gözlerin göz kapaklarıyla birlikte kapandığını. Kendini arıyor yansımada göremiyor. İçinde bir burukluk doluyor. ‘Ya yoksam! Ya bunlar hayalse? Ya dağ başında aynayı nerde bulacağım kendi mi görmem lazım... haydi aç gözlerini, aç gözlerini...’ İsteklere sadece dudakların birleşmesi yanıt veriyor. Tükürüklerin birleşip uzaması, gerçeğin yansımasını veriyor sadece...

‘Bunu nasıl söylemeliyim. Elimi bırakmasını istiyorum. Uzaktan bir ışık geliyor. Baksana! Görmüyor mu? Ne kadar rahat olabilir? Yoksa yine şu hayaller mi? Sanırım, gidiyor mu? Lütfen tanrım şimdi olmasın... evet... evet...’ kız elinin sebes kaldığını hissediyor. Uzak ufka bakarken sorunlarından bir an için kurtulmanın hayalini güdüyor. Yaşıyor muyum? Yoksa yine o hayalleri demiyim? Sıcak bir demir parçası bacağında geziniyor sanki. Canı yanıyor. Çığlık atmalı mı? Biraz daha dayanması lazım. Biraz daha, biraz daha. Gözlerini bacaklarına indiriyor. Bir demir parçasının değil de bir elin bacaklarında gezdiğini görünce içi rahatlıyor. Isı birden bire yerini soğukluğa bırakıyor. Gözlerini kapatıyor. Gözlerini kapattığında nerde olursa olsun kendini hep güvende hisseder. Yeşil otların seçilmesi zor sesleri geliyor kulaklarına. Sonra saçlarının uçları vücudundan uzaklaşmaya başlıyor. Her şey o kadar yavaş gelişiyor ki. Sanki bu aralıkta Venüs gidip gelebilirdi. Yavaşça saçları başının altında toplanmaya başlıyor. Şu yapay kuş tüyü yastıklar gibi. Kürek kemiklerinin altından ona yavaşça yön veren el tekrar yavaşça altından çekiliyor. O an çimlerin ıslaklığını hissediyor tüm vücudunda. Dudakları diğer dudaklara endeksli. Sanki bitkisel hayatta onu yaşama bağlayan bir hortum bu. İçinden serum, yiyecek, hayati ne varsa akıtan. Hortum yavaşça uzaklaşmaya çalışıyor dudaklarından. ‘Hayır bunu yapma yaşamak istiyorum’ diye bağırmak istiyor. Dudaklarını yavaşça uzatıyor. Uzatabildiği yere kadar. Sonunda hayat kordonu kopuyor. Nefes alamıyor bir an gözlerini açıyor. Suratı kızarıyor. Gök yüzündeki yapay yıldızlar dahil hepsi birer birer üzerine gelmeye başlıyor. Boynunda bir sıcaklık hissediyor. Gözlerini kapatıyor. Yaşam kordonu şimdi boynundan hayat vermekte ona. Hayatsal fonksiyonları yerinde dönüyor. Yaşam ona boynu, göğüsleri, göbeği üzerinde gezerek bütün vücudundan enjekte ediliyor...

Etiketler: , , ,

Pazar, Eylül 23, 2007

2300 (notlar 2)

DOĞUŞ 1:

Kapıyı açıyorum. Sabahın ilk ışıkları doluyor odaya. Gecenin yapay ışıklarından çok farklı. ‘o’nu merak ediyorum. Belirsizce aklıma kazınmış bir merak bu. Elimde... neye ulaşmak istiyorum. Bu son kapı mı yada son öldürmem gereken yaratıklar onlar mı? Bilmiyorum ama şuursuzca etrafa ateş ediyorum. Biliyorum onları ben öldürmezsem onlar beni öldürecek. Oysa artık savaşlar yok. Yoksa bunlarla mı oyalamaya çalışıyoruz kendimizi. Şu üç başlı yaratık. İsmini öğrenmek istemiyorum. Düşmanımı tanımak. Acıyı vücudumda hissediyorum hayır bugün seninle başa çıkamayacağım.
‘Çıkış istiyorum.’
‘OYUN SEÇENEKLERİ’
‘OYUNU KAYDET’
‘ÇIKIŞ’
Sonunda benliğime düşen yorgunluğu atabildim. İnsan rahatlıyor birden. Posta kutum yanıyor. Onu okumaya başlıyorum.

ULUSAL DÜNYA HASTANESİ
27 Haziran 2099

Ulusal Birlik Kurulundan çıkan 27062121-ebcexx-27 kodlu karar uyarınca ortalama yaşam sürenizin yirmi yıl daha uzatılmasına karar verilmiştir. Talebi gerçekleştirmek istemeniz dahilinde ULUSAL DÜNYA HASTANELERİNDE karar kodunuzu görevlilere bildirerek gerekli işlemleri başlatabilirsiniz.
ULUSAL DÜNYA HASTANESİ
BAŞ HEKİMİ
Gökçe Palmer


Hayır ömrümü uzatmak istemiyorum. Peki ya neden daha fazla yaşamıyorum neden yirmi yıl bana tanınan süre. Hayır, hayır çaresizce ortalarda dolanacağıma zamanım geldiğinde ölmek daha iyi. ‘O’nun gibi olmak istemiyorum.

‘YAŞANACAK ÇOK ŞEYİM VAR’ DİYORSANIZ,
ÖMRÜNÜZÜ UZATMAYA NE DERSİNİZ?
(Ulusal Dünya Hastanesi Tanıtım Broşürü)

Biliyoruz, hiç biriniz hayatınızın şu güzel günlerinde, eşlerinizi, dostlarınızı, sevdiklerinizi yalnız bırakmak istemiyorsunuz. Ama dünyanın varoluşundan beri ileri gelen bir sorun var ki bu da ölüm. Modern tıp biliminin hızla gelişmesine rağmen bu acı olaya hala bir çözüm bulabilmiş olmaması ne kadar acı...

Ama şimdi Ulusal Dünya Hastanesi olarak bu acınızı sizinle paylaşıyoruz. Önünüze ekstra bir hayatın konulmasını ister misiniz?

Kim istemez ki? O zaman 98562314788 nolu numaramızdan randevu alın.

Not: Ulusal Dünya Hastanesi, yapılan tahliller sonucunda vücudunuzun dayanabilirlik katsayısını hesaplayıp Ulusal Birlik Kurulu kararıyla birlikte ömrünüzün ekstra süresini hesaplayacaktır. Bu sürenin dışına çıkma talebinde bulunmak 45612345689-qwezx-8789 kodlu yasa itibariyle suç sayılacaktır.

Etiketler: , , ,