Archive for the ‘Ses’ Category
biraz geriye sarıyorum söylediklerimi,
söylemediklerim oldukları zaman,
dünyanın yuvarlak olduğunu,
en üstün ırk olduğumu düşündüğüm zaman
kuvvetli, külfetli,
merhamet eden
bir an kabuğumdan fırlayıp
haklarım alındığı zaman
diğer bir değişle
özgür olduğum zaman
kaç parçam öldü?
kalan ne kadar sürecek?
açılış
———–
Umutsuzluk, mutsuzluk, hüzün ve aşk… değerlerin yaşattığı değersizlik… kayıp, hudut
—————————————————————————————————————————-
Beni boş ver sen.
Cümleleri yarıda kes yada sonlarına uzun bir çizgi çeki hayat çizgimizin durduğunu anımsatan, boğulan insanlar gibi, boynumuzda aynı çizgi olsun. Son soluk boş, sonu”bit” olan bir çizgi olsun…
başla <———————————————————>bit
Beni boş ver sen
Satırların ne önemi var ki var olan hayatlar arasında. Ukalaca yazılmış bir yazı biçimi değil bu, dön dolaş aynı şey…
Umutsuzluk
Mutsuzluk
Hayal
ve
Aşk
Çizgiyi çek…
Bu düşüncelerle öğlen olmuştu bile. Şimdi yapmam gereken akşam için farklı düşünceler bulmak. Aslında bu düşünceler işim ile ilgili olsa güzel olacaktı ama biliyorum ki olmayacak. Bazen enden burada olduğumu unutuyorum. Yani benim gibi bir insanın farklı işler yapması gerekli. Evet biliyorum bu cümleyi herkes kendisi için kuruyor ama benimki öyle laf olsun diye değil herkesin de söylediği bir şey.
Bu gün işten yürüyerek dönmeye karar verdim. Kendimde o takati bulmuştum. Elbette eve döndüğümde halimin nasıl olacağını tahmin edebiliyordum ama yürümek kesinlikle bana iyi gelecekti. Aslında tüm gün eve biran önce varıp uyumak fikri aklımda vardı ama son bir kararla içimde sebepsizce peydahlanan bu enerjiyi boşuna harcamama gerektiğini düşündüm. Yolda yürürken yaptığım şey aslında dışarıdan çok sapıkça gözükse de, bilinçsizce kadınlara bakmak. Evet gayet bilinçsizce. Sanki bu erkek olmanın verdiği bir bakış zorunluluğundan öte bir şey değil benim için. Zaten çoğo kez bakmak istediklerime bakamamam da bu işin cabası. İşte böyle durumlarda kendime sinir oluyorum. Belki bir göz teması her şeyi değiştirecek, belkide bütün bunların hepsi hayal ama bendeki bu kafayla bir bok omlayacağı kesin… Evet canım kardeşim sen hep sıkışık zamnalarda aranıp fikir alınan bir insandan hatta çoğu kişiye göre bir dosttan başka bir şey olmayacaksın…
Düşüncelerim buna yakındı. yani düşündükten sonra birden bire beni terk eden düşünceler bunlar. Yazmaya çalıştığımdaysa büyük bir farklılıkla karşıma çıkan ama özetle işte bunlar diyebilirim. İşte şimdi ilgimi çeken ise önümde salınan bir kalca. Sadece buna kayıtlanmıyorum tabi bir bütün olarak değerlendirmem lazım. İnce bir bel, belin bir kısmına düşmüş siyah uzun saçlar… Arkadan son derece tatmin edici. Bu tatmin büyük bir iştahsızlığa yol açarak onu önden görme isteğime de sebebiyet veriyor. Adımlarımı biraz daha hızlandırıyorum. Ama ondan önce yapmam gereken bu şekilde bir görüntü almak… Küçük bir fotoğrafta yeterli… Sonra hızlı adımlar, Ürkek bir geri bakış… ve sonuç… Evet olması gerekenler bunlar…
Eve vardığımda ter içinde kalmıştım. İrileşmeye başlayan vücudum, biraz da alkolün etkisiyle en ufak bir harekette hatta hareketsizlikte bile sudan çıkmış balık kıvamına getirebiliyordu beni. Hemde aynı tuz oranıyla tek fark benim deniz kokmuyor olmam. Küçükken annemin beni kokmayayım diye tuzlamış olması vücudumdaki tuz oranını arttırmış olabilir miydi? Belki bir ihtimal ancak tuzlamanın kokuyu gidermediğini artık adım gibi biliyorum…
Saat dokuzu geçiyordu. Tembelliğim yine hat safhaya çıkmış tuzlu ve ıslak bedenimin üzerine bir tişört geçirmiş yatağıma uzanmıştım. İnternet radyosunda adını bile bilmediğim müzikler çalarken gözlerim kendini karanlığa esir ediyordu. Başımdaki en gaddar zindan bekçisi ise göz kapaklarımdı. Gittikçe gözlerimi acıtacak kadar baskı yapıyorlardı…
Kulağımın dibinde çınlayan çığlık sesi ile irkilerek uyandım. Yatakta debelenmem sırasında bir an için kendimi su yatağında boğuluyormuş gibi hissettim. Ellerimle bilinçsiz kurtulma hareketlerini yaparken bilincim tam anlamıyla yerine gelmiş, hareketlerimi normal haline çevirebilmiştim. Vücudum sırılsıklam olmuştu ve bunu vantilatörün üzerime gönderdiği hava ile daha iyi anlayabiliyordum. Vücudumdaki tişört katılaşmaya başlamış, soğumaya başlayan bedenim, karnımın ağrımasına sebebiyet vermişti. Koşar adımlarla tuvalete girdim. Pek bir şey çıkacağından emin değildim ama bir iki zorlamam sonucu bir şeyle çıkmıştı. Saat üç olmalı diye düşündüm. Çünkü boşluktan içeriye yansıyan hiç bir ışık yoktu ve üçten sonra hiç bir ışık açık olmazdı. Gözlerimi kapadım, derin bir esneme ağzımın yaklaşık yirmi santim açılmasına sebep oldu. Gözlerimden akan yaş aşağıya doğru süzülmeye başlamıştı. Ellerimi yumruk yaparak gözlerimi ovuşturmaya başladım. Gözyaşlarım yanaklarımdan süzülürken, gözlerim karanlık dalgalanmalar görüyordu sanki. O çığlık sesini bir kez daha duydum. O kadar yakındı ki gözlerimi açsam onu görebilecektim sanki. Bir refleksti belki ama hemen yumruklarımı gözlerimden çekip gözlerimi açtım. Karanlık birden aydınlanmaya başlarken, alaca karanlığın içinde bir şeylerin kıpırdandığını fark ettim. Sanki o sesin sahibi çok yakınımdaydı. Beynim birden uyarılmış, üzerimdeki mamurluk birden gitmiş gözlerim faltaşı gibi açılmıştı. Beynim, bedenim, düşüncelerim bir şeyle karşılaşacağı düşüncesiyle umutlanmış birden silkerek kendine gelmişti. Ancak net görmeye başladığım o anda tuvaletin kapısından başka hiç bir şey görememiştim. Bu benim için bir hayal kırıklığıydı. Vücudum birden titredi. Artık tuvaletten çıkmam gerektiğini anlamıştım.
Uzun zamandır kendimi mayalanmış bir hamura benzetiyordum. Bu benzetme bana ilk başlarda komik gelse de uyku ile uyanıklık arasında kendimi koca bir tepsi kabarmış hamur yumrusu olarak hayal etmeden edemiyordum. Kendimi uykuya kaptırmaya başladığım anda daha önce görmediğim bir çocuk parmağını şişmiş ve katılaşmaya başlamış vücuduma batırır küçük tırnakları ufak bir acı ile bedenimden içeriye girerdi. Çoğu kez düşerek yaşadığım irkilmeler o küçük velet sayesinde dürtülemelerle oluyordu.
Tüm bunların sebebini biliyordum aslında. Çoğu kez gece yarısı sonlandırdığım iş hayatım ve ardından uykumu erteleyen belirsiz düşünceler. Çoğunu hatırlayamadığım, hatırladıklarımın ise gereksiz parçalardan ibaret olması… Bazen aklıma geldikçe gülüyorum. Karıncaların yemeklerini taşıması, uçan bir karga, batan bir balıkçı teknesi, konuşan devlet adamları, çoğu kez sonu tartışmalara uzanan televizyon açık oturumları, haberler… Uzun zamandır televizyon izlemediğimden olsa gerek sanıyorum zihnimde bir nokta bu açığı bu şekilde kapatıyor.
Tabi bu hayallerin tamamı sıkıcı karelerden ibaret değil. Son olarak hararetli bir tartışmanın sonuna doğru tüm konukların soyunup ilişkiye girmesi yada benim haberleri sunan spiker ile birlikte olmam belki de bu curcunaya katlanmamın tek sebebi. Demek ki bazen erkekliğim araya girip tüm bilinç altımı allak bullak edebiliyormuş.
Bu rüyalarımın hepsi yarım. Tam anlamıyla kimse ile birlikte olamadım. Belkide gerçek hayattaki başarısızlığım rüyalarımda da karşıma çıkıyor. Rüya diyorum ama sanki bilinen rüyalardan daha farklı. İçinde yaşayan bir şeyler olduğunun farkındayım…
Bir haftadır uykum çığlıklarla bölünüyordu. Çığlıklar uzaktan gelmesine ve uyanıkken bile zor durmama rağmen uyku esnasında sanki yanı başımda çıkıyormuş gibi şiddetle hissediyor ve irkiliyordum. İlk günlerde bu çığlıkları önemsemedim. Mart kedilerinin manalı feryatları olarak nitelendirdim hep. Ancak daha sonra düşündüğümde mart ayında değildik, hatta yakınlarında bile ve gün geçtikçe bu sesler bir kedi sesinden çok bir insan sesi gibi gelmeye başlamıştı bana. Bir kadın…
Çığlıklara bir türlü anlam veremiyordum. Bu anlamsızlık duyduğum bu seslere karşı merakımı günden güne arttırıyordu. Gece yarıları iki ile dört arası bu çığlıkları duyabiliyordum. Neye benzedikleri hakkında bir fikre sahip olsam belkide iştahlı başladığım uykuma aynı iştahla devam edebilecektim. Ama bu merak beni bıraktığım uykunun kollarını bir sis bulutundan öteye geçirmiyordu. Elbette aklımda bir kaç fikir vardı. Aslında sadece iki fikir. Bu çığlıklar bir kadına aitti artık bunun kesin olduğuna kanaat getirmiştim. Kadın ya her gece sürekli kocası yada sevgilisinden dayak yiyordu yada bu sesler her gece yaşanan şiddetli bir sevişmenin ürünüydü. Hep ikinci şıkkı düşünüyordum ben. Bazen düşüncelerimize çok saplanıyoruz…
Bir süre sonra bu çığlıklar rüyalarımın içinde de yerini aldı. Aynı şekilde çığlıklara karşı hassasiyetim devam ediyor ve ilk çığlıktan sonra gözlerimi açıyordum ama, ondan öncesinde bu çığlık şöleni rüyamda da bana eşlik ediyordu. Hem de en güzel haliyle büyük bir sevişme şekliyle… Biliyorum insanlar anormal olduğumu düşünecek, bazen bende öyle olduğumu düşünüyorum ama bu kimin umurunda.
Sanki biraz hayatıma renk gelmişti. Merak içimi kemirdikçe hazzım daha da artıyor, beynimde tüm yüklenmelere rağmen açığa çıkaramadığım düşünceler, bir bir dışarı çıkıyordu. Bazen ben bile bunlardan ürküyordum ama aldığım haz her şeye değerdi…
Sabahları çoğu kez uyanamıyor işe geç gidiyor zaten geç dönmem ve malum sebeplerden dolayı uykumu bir türlü alamıyordum. Ayakta olduğum vakit başım dönüyor, gözlerim kararıyordu. Bu sebepten dolayı sandalye ile bir bütün olmuştuk ama orada oturmam da üzerime büyük bir ağırlığın çökmesine sebebiyet veriyordu. Günde üç defa sabah, öğle, akşam olmak üzere, yarımşar saat tuvalette uyuyor bedenimin dinlenmesini bu şekilde sağlıyordum. Evet uykuyu seven biriydim ve uykuyu seven birinin uyumaması ona yapılabilecek en büyük işkencedir. Bu işkenceyi ise ben kendime yapıyordum. Aslında uykumun geldiğinden de değil. Hatta gündüzden bile daha ayık oluyordum…
Bu gün biraz daha diri hissediyorum kendimi. Dün geceye dair hiç bir şey hatırlamıyorum. Deliksiz uyku dedikleri bu olsa gerek. Ancak bir şeyler gördüğümü hissediyor gibiyim. O çığlıklar da yoktu dün gece yani onları da duymadım. Ne uykumda vardılar ne de gerçek hayatta. Belkide komşularım dün geceyi sakin geçirme konusunda karar kıldılar . Yada bu gün farkı bir yer seçtiler. Bir tatile çıkmış olabilirler mesela. Yada… evet aslında işin bu kısmını pek düşünmek istemiyorum ama aşırı şiddete maruz kalmış kadın evi terk etmiş olabilirdi. Adam kadını da öldürmüş olabilirdi, hatta kadın bile adamı öldürmüş olabilirdi. Eğer öyle bir şey olsaydı cesedi nerede saklarlardı acaba… Şu hava boşluğuna atsalar ne kadar süre içerisinde bulunabilirdi? hava boşluğuna bakan onlarca evden acaba kaç tanesinin bu boşluk ilgisini çekiyordu çoğu zaman kimseye görünmeden aşağıya atılan çöpler dışında. Kİmse merak etmezdi eminim. Ancak oluşacak bir koku tüm evleri sarar ve insanların bakmasına sebebiyet verirdi. Peki ya hava boşluğuna giren kuşlar… Bir bedeni kaç saat günde tüketebilirlerdi?
Bu düşüncelerle öğlen olmuştu bile. Şimdi yapmam gereken akşam için farklı düşünceler bulmak. Aslında bu düşünceler işim ile ilgili olsa güzel olacaktı ama biliyorum ki olmayacak. Bazen enden burada olduğumu unutuyorum. Yani benim gibi bir insanın farklı işler yapması gerekli. Evet biliyorum bu cümleyi herkes kendisi için kuruyor ama benimki öyle laf olsun diye değil herkesin de söylediği bir şey.
