Death Note / Ölüm Defteri

Şimdi takip edenler dönüp dolaşıp yine Death Note’a geri geldiğimi düşüne bilirler. Hayır aslında iş pek öyle değil (aslında öylede olabilir). http://www.kisiseldepresyonanlari.com/2008/11/25/death-note/ ve http://film.kisiseldepresyonanlari.com/2008/11/25/death-note/ adreslerinde zaten yeterinde bilgi vermiştim. Şimdi Death Note’dan tekrar bahsetme sebebim ise manganın Türkiye’de yayınlanması. Haberi Türkiye’nin tek ve tam teşekküllü ninjası Tuğba‘dan almıştım. Tabi kitap fuarını da fırsat bilip animelerde gözüme ilişince almadan edemedim. Aldım aldım da hemen okumadan da bırakmadım. Sonunu bilmeye rağmen çok heyecanlı…

Yazar:

Çizer:

Tsugumi Ooba

Takeshi Obata

Yayıncı: Akılçelen Kitaplar
Çeviren: Can Erkin
Dil: Japonca
Orjinal Dili: Türkçe

Ruh Koleksiyoncusu (The Keepsake) / Tess Gerritsen

Tess Gerritsen’in okuduğum ilk kitabı Ruh Koleksiyoncusu. Polisiye romanları pek sevmediğimden dolayı bu tarz kitaplara pek eğilmiyordum. Ancak konusu bakımından bu kitap beni çekti. Akıcı çevirisi de kitabı okurken beni hiç sıkmadı.

Kitap oldukça bilinmezlik yüklü. Belkide benim sevdiğim kısmı bu oldu. Tabi işin içerisine birazda arkeoloji girince benim için tadından yenmez bir kitap oldu. Ruh Koleksiyoncusu.  Kitabın cinayetleri çözen iki dedektifi Isles ve Rizzoli’nin Tess Gerritsen’in diğer kitaplarında yer aldığını okudum. Bu kitap diğer kitaplarla pek kaynaşmamış. İki dedektifin özel hayatlarına da pek değinilmemiş. Bu da oldukça güzel olmuş.

Bir arkeoloji müzesinin bodrumunda kayıtlarda da gözükmeyen bir kadın mumyası bulunur. Mumyanın sargısına ilk yapılan testlerden sonra iki bin yıllık oluğu tespit edilir. Ancak bunu teyid etmek için bilgisayarlı tomografi taraması yapıldığında iki bin yıllık mumyanın bacağında bir kurşun bulunur. Anlaşılır ki bu mumya iki bin yıllık değildir.

Olaylar hayretler içerisinde gelişirken,müzede çalışan bir kişinin arabasında bir ceset daha çıkar ortaya. Artık bu işi bir seri katilin yaptığından kimsenin şüphesi kalmamıştır. Katil kimdir, araştırmaya başlanır.

Yazar bazı noktalarda bilinçli olarak ters köşe yapmaya çalışmış. Bunlar hikayede biraz sırıtmış Ancak onun haricinde oldukça başarılı gelişiyor hikaye.

Arka Kapak

Boston’da bir müzenin bodrumunda iki bin yaşında olduğu sanılan bir mumyanın keşfi kamuoyunda büyük ilgi uyandırır. Ancak bilgisayarlı tomografi taraması, mumyanın bacağında iki bin yıl öncesine ait olamayacak bir cisim ortaya çıkarır: Bir kurşun.

Dedektif Jane Rizzoli ile adli tıp uzmanı Maura Isles’ın yolları bir kez daha kesişiyor. Arkeoloji Katili’ni yakalayamazlarsa vahşi cinayetler son bulmayacak.

“Ruh Koleksiyoncusu ani virajlarla ustaca kurgulanmış muhteşem
bir gerilim romanı.”
The Globe and Mail

“Günümüz gerilim edebiyatının en yaratıcı yazarından çarpıcı
bir dehşet hikâyesi.”
The Providence Journal

“Sağlam kurgusu ve tam ayarındaki bilimsel ayrıntılarıyla
Ruh Koleksiyoncusu Gerritsen’in en iyi eserlerinden biri.”
Chicago Sun-Times

Yazar:Tess Gerritsen
Çevirmen:Boğaç Erkan
Sayfa Sayısı: 300
Dili: Türkçe
Yayınevi: Doğan Kitap

http://www.dogankitap.com.tr/kitap/Ruh+Koleksiyoncusu-1497

Behzat Ç. Her Temas İz Bırakır / Behzat Ç. Son Hafriyat – Emrah Serbes

Diziyi izledikten sonra kitabı okumak şekillenmiş karakterleri yeniden şekillendirmeye benziyor. Ancak şunu da söylemek lazım ki dizideki karakterler sanki kitaba göre daha da oturmuş.

Karakterlerin çokluğundan mıdır bilinmez karakterlerin fiziksel özellikleri hakkında kitap kesin şöyledir demiyor. Olayların arasına serpilmiş tanımlar karakterlerin okuyucu aklındaki betimlemesini biraz zor kılmış.

İlk kitap olan Behzat Ç. Her Temas İz Bırakır, için diz bir hikaye diyebiliriz. Kitapta düz bir anlatım kullanışmış. Süslemeli yada ağdalı cümlelere rastlamıyoruz. Hikaye olarakta diziyi izleyenler bilirler, dizinin ilk bölümü ele alınmış. Bu süreç Berna’nın ölümünde son buluyor.

Bu arada karakterlerin bir çok özelliğinin dizideki karakterlerden daha farklı olduğunu görüyorsunuz. Ancak bana dizi karakterleri daha sempatik gibi geldi.

İkinci kitap ise Berna’nın ölümünden sonra Behzat Ç.’nin alkolik olup tedavi alması ve konuşmadığı bölümü anlatıyor. Bu kitaptaki bazı noktalara zaten dizide değinilmiş. Karakterlerin başlarından geçenler bu iki kitapta anlatılmış.

İkinci kitap anlatım yönünden de ilk kitaba oranla daha zengin. Burada Emrah Serbes’in daha çok piştiğini hissedebiliyoruz. Zaten karakter ile ilgili ayrıntılar bu kitapta daha fazla verilmiş. Behzat Ç. Son Hafriyat, gelecek günlerde Behzat Ç. Seni Kalbime Gömdüm adıyla beyaz perdede olacak . Sinema filminde son çıkan tanıtımlarla birlikte dizinin devamı niteliği görüyorum. Yani direkt kitaptan bir alıntı olmayacak, dizide gördüğümüz karakterlerin kitaptaki cinayeti çözerken bulacağız.

Kitapların arka kapakları ile bitireyim yazıyı…

Kızılay, Sakarya Caddesi, SSK İşhanı, Dil-Tarih, Atakule, öğrenci evleri… ve Emniyet… Cinayet Masası. Behzat Ç., “yeni müktesebata” uyum sağlayamamış, lambur lumbur, “dişli” bir başkomiser. Müzik dinlemez, polis telsizi dinler. Kitap okumaz, gazeteye spor sayfasından başlar. Herhangi bir siyasi görüşü yok. “İçimizden birinin” üçüncü sayfa haberlerine yansımış hali gibi, adı bile tam değil. 1. Amatör’de duran toplara iyi vuran bir stoperken, topçuluğu bırakıp başkalarını tekmelemeye başlamış. Mesela beş lira için kalbinden adam bıçaklayanları, on üç yaşında kızlara tecavüz eden, namus için en yakın akrabalarını vuranları… Kendi adalet anlayışı bakımından sorun yok; “it uğursuz” kimdir, belli gibi görünüyor… Ama acaba öyle mi? Behzat Ç.’yi ve onun adalet duygusunu da rahatsız eden işler olabiliyor bazen hayatta… At izinin it izine karıştığı bir cinayet… Kim, niye öldürsün bu kızı? Hem niye bu şekilde? Siyaset karışmış desek?.. Garip… Öğrenci âlemine, başka âlemlere, ama asıl polis âlemine dikiz atan, entrikası bereketli bir polisiye…

Yazar:Emrah Serbes

Sayfa Sayısı: 299
Baskı Yılı: 2006
Dili: Türkçe
Yayınevi: İletişim Yayıncılık

Arka Kapak

Behzat Ç., Cinayet Büro Amirliği’nde başkomiser, hayata karşı işlenen suçlar uzmanı…

Başına gelenlerden sonra lanet etmiş, çekip gitmişti aslında. (Dizinin ilk kitabı Her Temas İz Bırakır’ı okuyanlar bilir.) Hayır, hâlâ işinin başında! Ama ağzını bıçak açmıyor. Tek bir laf çıkmıyor ağzından. El işaretleriyle, çehresiyle, suskunluklarla anlatıyor anlatacağını – ve tabii dellenmeleriyle…

Bu bir AnKara polisiyesidir…

Behzat Ç. ve ekibi, kötü bir Renault Toros’la Sakarya Caddesi’nden Ayaş’a kadar altını üstüne getiriyor Ankara’nın.

Sadece cinayetçiler değil, belediyenin envai çeşit birimi de altını üstüne getiriyor Ankara’nın. Her yer hafriyat. Kavşak inşaatıydı, kabloydu, boruydu, tamirattı…

Sadece onlar da değil ama… Kendine ‘Red Kit’ diyen bir adam da çukurlar kazıp duruyor. Öldürdüklerini tabuta koyup gömüyor o çukurlara – gömüp polise haber veriyor. Çok acayip, çok da zeki bir adam bu, feleğin çemberinden geçmiş, içinde intikam acısı… Belli, polisle bir meselesi var.

Behzat Ç. ve ekibi, Ahlak Bürosu’na bile nasip olup da hâlâ kendilerine verilmeyen bir Megane’ın hayalini kurarak, kötü Renault’yla Ankara’da fink atıp Red Kit’i arıyor.

Bir AnKara polisiyesi…

Yazar:Emrah Serbes

Sayfa Sayısı: 291
Baskı Yılı: 2008
Dili: Türkçe
Yayınevi: İletişim Yayıncılık

Klon / Kevin Guilfoile

Bu Kevin Guilfoile’un okuduğum ilk kitabı. Olay kurgusu ve tespitleri oldukça başarılı olmasına rağmen bölümlerin geçişinde bazı sorunlar hissettim. Kitap sanki bir yerde kendi yerinde yarattığı heyecanı sürükleyemiyor gibi geldi bana. Kitabın sonrasına doğru kitapta hareket biraz artarken final oldukça şaşırtıcı olmasına rağmen oldukça sönük kalıyor.

Kitapta sanki erken sonla karşılaşıyoruz. Hikayenin bizi yönlendirdiği şekilde son yapıldıktan sonra kalan sayfalar aslında, asıl finalin daha yaşanmamış olduğunu katilin daha çözülmemiş olduğunu öğreniyoruz. Tabi bu şekilde daha kitabın sonu gelmeden kimin aslıda suçlu olduğunu öğreniyoruz. Evet aslında kitap bu şekilde kurgulanmış. Aslında finalde anlatılmak istenen, belkide gözden kaçan delillerin insanın başına açtığı bela. Yada buna öfkeyle kalkan zararla oturur mu demeliyiz…

Hikaye klonlama uzmanı Doktor Davis Moore’un başından geçenleri (mi, başına gelenleri mi) anlatıyor.  Davis Moore’un on yedi yaşındaki kızı tecavüze uğrayıp öldürülür. Çok yakın zamanda da Dr. Moore klonlama karşıtları tarafından silahlı bir saldırıda yaralanmıştır. Her şey üst üste gelmiştir. Üstünden aylar geçmesine rağmen kızın katili de bulunmamıştır. Bir süre sonra kızının eşyaları polis tarafından Dr. Moore’a gönderilir. Polis bir hata yapmış ve eşyaların içinde katile ait olduklarını düşündükleri, sperm ve saç tellerini bırakmışlardır.

Dr. Moore katilin DNA’larından bir klon çocuk üretir ve çocuğu izlemeye başlar. Çocuk 15 yaşına geldiğinde ise klon olduğunu öğrenir ve dünyaya gelme amacının katili yakalamak için olduğunu düşünmeye başlar ve kendi asıl kopyasını saklar. Bu arada şehirde kadınların öldürüldüğü seri cinayetler de işlenmektedir. Arada bir bağlantı olduğunu düşünmektedirler.

Atılan adımların sonuçlarının ve tesadüflerin insanları nereye getirebileceğine dair güzel bir hikaye Klon. Tabi ki kitap çok fazla dini öğelere yada toplumsal düşüncelere dalmadan tarafsız bir şekilde kendi örgüsü içinde akıp gidiyor. Kitap aynı şekilde sanal dünyanın kişileri klonlayıp klonlamadığını gerçek ve sanal hayatın ayrımını da yapmaya çalışmış…

Kapak Arkası

Klonlama uzmanı Doktor Davis Moore’un on yedi yaşındaki kızı tecavüze uğrayıp acımasızca öldürülür. Olay hakkında soruşturma açılır; ancak bir sonuca varılamaz. Aylar sonra Moore kızının eşyalarını polisten geri alır ve bunların arasında kazayla unutulmuş, içinde katilin DNA’sı bulunan küçük bir şişeye rastlar. İşte o an Moore’un beynine korkunç bir düşünce saplanır: Belki kızını değil ama onu öldüren adamı klonlama olanağına sahiptir. Peki kızının katilinin gözlerinin içine bakmaya ne kadar dayanabilecektir?

Justin Finn, üç yaşına bastığında diğer çocuklardan farksızdır. Canlı, neşeli ve sevimli: Ondan zerre şüphe etmeyen anne ve babasının gözündeyse masum bir bebek. Ne var ki yüzü, bir gün mükemmel bir genetik kopya olarak soğukkanlı bir katilinkine tıpatıp benzeyecektir.

KLON küçük bir çocuğun bir gizemi çözmesi için dünyaya getirilişinden yola çıkarak, kötülüğün kaynağını sorgulayan, klişelerden uzak, dahice yazılmış özgün bir roman. Kaldırdığınız her taşın altında bir zeka parıltısı göreceksiniz.

Zekice kurgulanmış bir şaheser… Doğru ve yanlış, kader ve seçimlerimiz arasındaki farkı söyleyebilecek cesarete sahip eşine az rastlanır bir roman.

-Salon-

Yılın en iyi kitaplarından biri.

-CrimeSpree Magazine-

Hedefi on ikiden vuran bir kitap Guilfoile, şaşırtmacalı anlatımı ve benzersiz kurgusuyla okuyucuyu ters köşeye yatırıyor.

-New York Times-

Koridor Yayıncılık

Temmuz 2011

518 sayfa

Amerikan Tanrıları (American Gods) – Neil Gaiman

Neil Gaiman’a Hugo ödülünü kazandıran roman Amerikan Tanrıları başarılı kurgusu ile insanların var olduğu sürece tarih boyu taptıkları tanrılar ile, günümüz dünyasının tapılan materyallerini (tanrılarını) karşımıza getiriyor. Bu eski ve yeni nesil tanrılar iktidarı ellerine almak için büyük bir savaşın eşiğine gelirler. Tabi bu anlatım tam anlamıyla kitabın anlattıklarını ifade etmeye yetmez.

Kitap, Gölge adlı karakterin hapisten çıktıktan sonra başına gelen olayları anlatır. Gölge karısının ölümü üzerine erken tahliye edilir. Hapisten çıktığında ise Çarşamba isimli bir adam onu yanında işe alır. Yapması gereken şey onun getir götür işlerini yapmaktır. Gölge işi kabul eder. Ancak Çarşamba’nın yanında farklı kişilerle tanışı. Hatta farklı bir dünyanın varlığını görür. Birden bire tanrılar arası bir savaşta kendini bulu.

Tabi kitap bunlardan daha fazlasını vaat ediyor. Kesinlikle okunması gerekenler arasında. Saçma gibi görünen tanrılar kavramı aslında yaşadığımız dünyada nelere minnet ve bağımlılık duyduğumuzu açık bir şekilde gösteriyor bize.

Kitabın okuduğum baskısı İthaki yayın evinden çıkmış. Ancak belirtmem lazım ki kitapta dizgi hataları mevcut ve bu kitabın okunmasını zorlaştırıyor. Gaiman’ın aynı yayın evinden çıkan Yıldız Tozu ve Yokyer kitaplarının çevirileri su gibi okunurken, Amerikan Tanrıları’ndaki cümlelerin sonu bitmek gelmiyor gibi. Anlayabilmek için çoğu yerde tekrar okuma yapmak zorunda kalıyorsunuz. Yani kitapta akıcı bir çeviri yok ama buna da şükür demekten kendimi alı  koyamıyorum. (Sorun bende olabilir mi, o da ayrı bir konu tabi.) Orijinal dilinde okuyabilsek keşke…

Kitaptan bir kaç alıntı yapmak isterim cümleleri bitirirken… Bir de unutmadan söylemek lazım HBO 6 sezonluk bir dizi olarak ekranlara getirmeyi düşünüyor kitabı. Merakla bekliyorum…

” ‘Ben salak kutusuyum. Ben tv’yim. Ben her şeyi gören göz ve katot ışının dünyasıyım. Ben gaf tüpüyüm. Ben ailelerin tapınmak için önünde toplandıkları küçük sunağım.”

” ‘Sen televizyon musun, yoksa televizyondaki biri mi?’
‘Televizyon bir sunaktır. Ben insanların adına kurban verdikleri şeyim.’
‘Ne kurban ederler?’ diye sordu gölge.
‘Çoğunlukla zamanlarını. bazen birbirlerini…’ “
“gerçekten tehlikeli kimseler, ne yaparlarsa yapsınlar, sadece doğru şeyi yaptıklarına inanan kişilerdir. işte bu, onları tehlikeli yapar.”

Arka Kapak

HAZIRLANIN… FIRTINA YAKLAŞIYOR…

Yarattığı kahramanlar ve atmosferlerle hayal gücünüzü şenlendiren Neil Gaiman, Amerikan Tanrıları’nda size hem tanıdık hem de tamamen yabancı bir dünyanın kapılarını aralıyor…

Amerika’da tanrılar ve mitolojik yaratıklarla yapacağınız bu müthiş yolculuk başınızı döndürecek…

Geçmişte birtakım kirli işlere bulaşmış olan Gölge, cezasını tamamlamak üzeredir. Artık tek istediği, eşi Laura’yla birlikte sessiz sakin bir yaşam sürmek ve beladan mümkün mertebe uzak durmaktır. Ta ki, eşinin korkunç bir kazada hayatını kaybettiğini öğrenene kadar.

Cenazeye gitmek üzere bindiği uçakta bir adamla tanışır. İsminin Çarşamba olduğunu söyleyen bu düzgün giyimli, yaşlı adam, Gölge hakkında hiç kimsenin, hattâ kendisinin bile bilmediği şeyler anlatır ve… onu yaklaşan fırtınaya karşı uyarır. Bundan böyle artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır, çünkü günlük hayatın o sakin yüzeyinin altında, Amerika’nın ruhunu ele geçirmek için büyük bir savaş kopmak üzeredir.

“Amerikan Tanrıları bir tür mucize. Okunması gereken çok önemli bir kitap…” Jonathan Carroll

“Gizem, hiciv, seks, dehşet, şiirsel anlatı –Amerikan Tanrıları tüm bu unsurları bir araya getirerek okuyucuyu avucunun içine alıyor.” The Washington Post

(Günün fırsatı müşteri başına 3 adetle sınırlıdır.)

Yazar:Neil Gaiman
Çevirmen:Niran Elçi
Sayfa Sayısı: 618
Dili: Türkçe
Yayınevi: İthaki Yayınları