Archive for the ‘Güncel’ Category

 

Deprem olur Amerika yapar, güneş patlamaları olur nükleer testlerdendir. Sıçıyoruz, neden acaba?

 

öldüğümü hatırlar gibiyim, çakıl taşları üzerinde yuvarlanarak, vücudum çizikler içinde… üstümde bir tabela, bize onur diye salsalarda… bu da benim için olsun…

Sosyal paylaşım sitelerinde ve bazı kişilerin kişisel bloglarında okuduğum küfürümsü şeyler şu anda uğraştıklarım. Nedendir bilmem birden aklıma geldi yazmak istedim. şimdi mevzu bahis başlıktaki cümle olunca olayın içine biraz daha girmek gerektiğini düşündüm birden. Kullandığımız dili küfre açıp onu argo tabir edersek kelimelerdeki bu küçük harf değişliklikleri onun kelime anlamını değiştiriyor mu? Yoksa bu kelimeler daha mı sevimli oluyor?

Yani demek istesiğim “sıçmak” yerine “zıçmak” yazdığımızda bu sıçmadığımız anlamına mı geliyor. Yoksa bu sevimli bir sıçma mı? Yoksa bu sen “zıçmışsın” ne güzel ben bunu beğenecek miyim demeli. Yoksa “zıçmak” bildiğin “sıçmak” mı hani şöyle buram buran kokan bazı eserlerde spiral şeklinde yer alan.

Tabi bir de, “zikmek” var… “s”leri mi söyleyemiyoruz dilimizde bir pelteklik mi var? Yoksa cümle alem “sikemiyor” muyuz? Bu işte bir gariplik var. Çözemediğim bir enteresanlık. Hayır efendim çok kibarsak yapmayalım bunları. Değilsekte koyalım “amına”. Yanlız “.mına” değil… Bu şekilde Türkçe’yi korumuş mu oluyoruz? Yoksa amaç sansüre yakalanmamak mı? Hayır yani keyifle “sikemeyeceksem” sikmenin ne anlamı var?

Biraz arada kaldık. Ne desek olmuyor. Kendimizi ifade etmeye bu kadar hasretken malesef şirin görünmek için -yada göze batmamak için- kullandığımız bu argo dejenerasyonun kullanılması elbette bizi kurtarmıyor. Hani lafta “sikiyoruz”da yazarken mi yapamıyoruz bunu? Burada Türk erkeği olduğumuz daha mı ortaya çıkıyor. Hayır aslında kadınlarımızda da bu var. Biz bunu Türk milleti olarak yapamıyoruz. Yani “sikemiyoruz”. O zaman bu kelimeyi hoş görüyorum. Biz “sikemiyor”, “zikiyoruz”. Biz “sıçamıyor”, “zıçıyoruz” çünkü yıllardır yönetimin azımıza sıçtığını kabul edemiyoruz. Bu yüzden “zıçıyoruz”.

Bu satıra direkt saçmalamak için başlıyorum. Aklımda belirlediğim bir konu yok. Tabi konu olmayınca yazının nereye gideceği, ne zaman biteceği hiç belli olmuyor. Ne yalan söyleyeyim bende yazının gidişatı hakkında en ufak bir fikre sahip değilim. Hatta şunları yazarken bir yandan da ne yazsam, yazının şeklini nereye çevirsem diye düşünüyorum. Şimdi okuyucu diyecektir Türkiye gibi bir ülkede yazacak şey mi yok diye. Aslında doğru da söyler. Ancak öyle köşe yazısıymış gibi, zorunluluktan yazmayı pek haz etmiyorum ben.

Havalar son dönemlerde çok güzel ilerliyor. Tabi havanın birden bire dönüşü, yalama olmuş bedenimi daha bir cıvık hale getiriyor. Ne yapacağımı bilmiyorum. Sağ gözümdeki yüzde onluk görme kaybı, stres yüzündenmiş. Stres yaptığım şey ne ki? Tamam her şeyi sıkıntı haline getirip stres yapıyorum ama gözü bu konuma getirecek olay nedir bulamadım hala. Sanıyorum bir sıkıntı, streste bunu arama sebebinden gelecek. Saldım çayıra mevlam kayıra…

Özel şeyleri burada yazmak lazım mı? Bunlar ne kadar özel. Yada blog günlük kadar özel midir? Blog günlük müdür? Yok aslında çok kişisel yazdığımı düşünmüyorum. Başkalarına baktığımda hatta ben hiç kişisel değilim, ne giydiğim, ne içtiğim, ne yaptığım, kimle ne yaptığımı yazmıyorum bile. Ondan mıdır, artmayan takipçi listesi. Ya sitem midir yoksa bu? Hayır canım ne sitemi. Cinsiyet faktörü burada apaçık ortada. Of neyse…

Şimdi yazının devamı nasıl olmalı. Malum, seçimde yaklaşıyor. Şu seçimler zaten kuru gürültüden başka bir şey değil. Sanki ben dışarıda dolanan arabaları görmesem kime oy vereceğimi bilmiyorum. Cidden bilmiyorum ya seçmen kütüğü başka yer, oturduğum başka yer. Çalıştığım yerler başka başka. Kim nereden aday birbirine girmiş durumda. Allah sonumu hayrede. Bir araştırma yapayım en iyisi…

Şimdi bitireyim o zaman… aklımda daha fazla bir şey yok…

Şu BTK’nın internetten anlamayan adamlardan kurulduğunu şuradaki resmi görünce daha iyi anladım. Eh biliyoruz biz devlet işlerini. Memlekette, makama çaycısının, makam tuvaletçisinin bile bir süre sonra bilmem ne müdürü olduğuna şahitliğimiz var. Ah canım ben öyle insanları küçümsemem. Eh ne demiş atalarımız “azimli sıçan, taşı bile delermiş.” (aslında ben bu atasözünün yasaklanmaı taraftarıyım ve baş vurularımı başlatacağım. gençlerimize, ergenlerimize kötü örnek oluyor. oysa ki biz hiç sıçmıyoruz.)

Neyse konumuza dönelim. An önce ntvmsnbc.com‘da ekşi sözlüğün kapatılması ile ilgili yazıyı okudum. Tabi bir panik içerisinde kendi sitemin yedeklerini de almaya başladım. Hah okuyan şimdi kendini ekşi sözlükle bir mi tutuyorsun diyecektir. Yok canım ne alaka, zaten ben ekşi sözlük yazarıyım diye sınıf edinmeye çalışan kişileri de pek sevmem. Sorun burada sansür olayı. Tabi birde dün haberlerde dolanan BTK’nin ağustos ayında geçmeyi planladığı filtreleme olayı var. Efendim bunlar diyor ki “ey internet kullanıcısı siz aptalsınız neyi kullanacağınızı bilmezsiniz, biz size yön göstereceğiz.” Hani şimdi Türkiye’deki internet kullanıcısı aptal ise hocam siz de bu gruba gir miyor musunuz? En azından siz de Türk değil misiniz? Eh tamam Müslümansınız (!) anlıyorum da Arap Müslimanı mısınız?

Evet insanlar bir çok şeyi internetten öğreniyor doğru, ancak neyi öğreneceğini de kendisi belirliyor. Çoluk çocuk ta internete girmeyi versin yada girecekse ebeveyn yönetiminde girdin. Bu şekilde an azından aileler çocuklarına vakit ayırmış olurlar. Zaten çocukların internete ihtiyaç duyma sebeplerinden biri de okulda verilen ödevler. Hatta bunları kendileri bile yapamıyorlar, evde aileler ilgilenmek zorunda kalıyor. Bırakın siz önce eğitimi düzeltin. İlk okul çocuğunun bile şu eğitim sisteminde bilgisayara / internete bağlılığını görüyoruz. Okuldaki bilgisayarlar ne işe yarıyor peki; aman dokunmayın bozulmasına mı? Yap filtreni okulda çocuklar istedikleri gibi kullansınlar. Ah oda olmaz değil mi? Çünkü orada bazı görevlilerin özel ihtiyaçları var…

Bir şeyi gizleyerek, ondan kurtulamazsınız tam tersi abuk sabuk kaçak göçek bilgilerle donattığınız kişiler sonradan sizin başınıza bela olur. Ama doğru ya sizin başınıza neden bela olsunlar. Ceplerinize indirdiğiniz paralarla kral gibi yaşarken olan halka olur. Biz gelişmeyi ilerlemeyi düşünürken öyle yerimizde kalırız.

İnsanın içinde ne olduğunu bilemeyiz. Porno, küfür vs. içeren siteleri kapatmak insanlığı düzeltmez. Okuduğumuz ve görüğümüz onlarca tecavüz vs. haberinde bu sitelerden mi esinlenmiş insanlar. O zaman sayın üzmez bunun canlı bir örneği ancak biz onu aklayıp serbest bırakıyoruz. Adamın wikipedia’dan hayat hikayesini okumak yeterli. Ancak belirtmek lazım ki bu adamı internet baştan çıkartmamıştır kimseyi baştan çıkarmayacağı gibi.

Ata sözümüz der ki “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” şimdi yapılması gereken yılanları susturmak. Sonrasına yaşamak deniyorsa yaşayacağız. Ama dönüp dolaşıp aklıma aynı şey geliyor “kurunun yanında yaşta yanarmış” bu halka her şey müstahak. Biz eğitim seviyesini arttırırken kalitesini düşürdük ve şimdi ki gibi çıkar eğitimi verdik hepsine. Ortalık üniversiteli kaynıyor ancak iş yapacak yok, yada yapacak kesim belli. Buna rağmen yine de delikanlılığı ile övündüğümüz birileri var başımızda. Tamam ne bok yersen ye ancak bari insanların özgürlüklerine dokunma. Nasıl sana dokunduklarında canın yanıyorsa bu halkında yanıyor. Bırakın internet güzel bir şey, teknoloji güzel bir şey, bir yerde insanı vasıflaştırır, aptallaştırır. Tam sizin istediğiniz insan yapar. Ama bu süreci hızlandırmaya çalışmak ve tek bir yöne itmeye çalışmak yeri gelir kaosa sebebiyet verir. Biliyorum yeriniz sallanıyor korkuyor ve aceleci davranıyorsunuz. Ancak görüyoruz ki biz de akıllanmama da kararlıyız.

Sözüm ona ki eskiden bir adam vardı canı sıkılıp ekrana bakıp pipisi ile oynayan. Şimdi elindeki imkanlar alınıyor ki dışarı çıkıp başkalarına oynatmaya zorlasın. Kaos çıksın, olaylar olsun. Eskiden en azından konuşanlar vardı her telden, kendilerini iki uç kuruşa satmayanların anlayıp yol çizebilecekleri. Susturulsun, kapatılsın, kaos çıksın… Halkın bir kesimini ayaklandırdıkları yetmiyormuş gibi sessiz sakin kısmı da ayaklandırsın. Merak ediyorum Amerika bize özgürlüğü ne zaman getirecek. Alt yapı hazır mı?

Bir rivayete göre Demirel ne güzel söylemiş. “Kerhaneleri kapatalım da vatandaş bizi mi siksin” diye. Şimdi her şeyi kapatırsak vatandaş ne yapacak?

sayfaya ulaşamıyor musunuz? lütfen "açıklamaları" okuyun. kda@kisiseldepresyonanlari.com
  • Wake Wood 05 Şubat 2012
        2011 İrlanda, İngiltere ortak yapımı filmin yönetmenlik koltuğunda David Keating var. Filmin hikayesini ise Brendan McCarthy yazmış. İkisi birlikte bu hikayeyi senaryolaştırmışlar. Hazır hikayeye girmişler aslında filmin konusunun Stephen King‘in Hayvan Mezarlığı‘na benzediğinin söylemem gerek. Hikaye biraz daha kalıplandırılıp, sınırlandırılarak, ölüyü […]
  • Gisaeng Ryung / Ghastly 04 Şubat 2012
        Gisaeng Ryung 2011 Güney Kore yapımı bir korku filmi. Film 3D olarak çekilmiş ancak Türkiye’de Uzak Doğu filmlerini sinemada izleyebilmek gibi bir lüksümüz olmadığınından filmin 3D’siz kopyasını evde izlemek zorunda kalıyoruz. Gerçi bu film için sinemaya gider miydim o da tartışılır. Sanırım sırf güney Kore filmi diye izlemeye giderdim.   Film bir konu [ […]
  • The Chronicles Of Narnia: The Lion, The Witch And The Wardrobe 03 Şubat 2012
        C.S. Lewis‘in The Chronicles Of Narnia serisinin ikinci kitabının, beyaz perdeye uyarlaması The Lion, The Witch And The Wardrobe. Film 2005 yılında çekilmiş fantastik bir hikaye. Diğer fantastik filmlerin gişe başarısı filmin çekilmesine sebep olmuş. Filmi yedi sene geç yazmam benim tembelliğimden kaynaklı. Ancak geçtiğimiz günlerde üç filmi birden izled […]
bu blogta yazmış olduğum tüm girdiler aksini belirtmemişsem bana aittir. izinsiz kullanılmaması, kullanıldığı takdirse ise link verilmesi rica olunur. ee ben kullanırım sana ne deyip yukarıda yazdığım cümleye aykırı davranan olursa, ona kafa göz Allah ne verdiyse girerim... he bide baktıkları yerde mahkeme duvarı görürler...
! Anladım Ki Anlamak Yetmiyor*Tam Bir Blog..hayat ucuz.. 1 lira..A Publicitária AbRaXasastronotdefterbazen içinde bazen dışındaben deli miyimBlog KazanıCellar DoorCESETİZLERİ ♀coffeéefsaescinsel sayiklamalarEuphoria of the SoulGaykediGoddess Artemis' BlogGüNaH YüKLeNeN ADaMgüven uyandıran delihayatin kendisihop-çiki-yayaihuzursuz ruhlar barınağıiHüzün Kovan Kuşuİç Ses.İçimdeki Denizİçimdeki ucu bilenmemiş kelimelerimJacqueline mutlu kalmak istiyorKarbonizmaK�yamet MelekleriLa FeaMegami Sama's Blogmy sci-fi lullaby -NİNJA'NIN KUNG FU İLE İMTİHANInörotoksikOyunun başı sonu...peşim sıraplease come in..Psychological Pollution!.Rendered BeautySelçuk Hocaseri katilsi-menSisteki Goriller, Pigmelerle Dans ve AIDS Yetim...Sophiet.u.b.a'nın karaladıklarıThe Daily Kimchi - Korea Blogtimsah avcısıTotal FutboluzaksinemaViva La Vida, Viva La Muerte!vız gelir tırıs giderYALNIZLIK OKULUYasak Filmâyine-i devrânÇÖLÜN İKİLEMİŞEKER PORTAKALIвαяιιѕѕѕ'ѕ ∂яєαмѕ||● uçuyoruz ne güzel balon ●爱的草莓物语-My Fallen Berries