Author Archive

 

Sevgi-li yani sevgisi olan insan aslında neye ve kime olduğu önemli değil. Bir şarkıyı, bir hayvanı, bir objeyi bir nesneyi sevebiliriniz ancak bu sevgi insana döndüğü zaman ne yollar arşınlamak ne de dağlar fethetmek kafi gelir insana… Hele bu günlerde insan sevmek kesenin cebini açmak demek.

Artık sevgiyi satın almıyor muyuz? Aksini iddia edebilecekler çıkar elbet ancak asıl olan sevgi aşk değil diğer etkenlerdir. Aşk ölür, sevgi ölür ilgisi alakası kesilir. Bu sebeptendir ya sevginin bitmemesi için adamın paralisı, kadının güzeli olması gerekir. Sevgi bittiğinde elde idare edecek sadece bunlar vardır. Ve unutmamak gerekir sevgi sadece anlıktır. Yani asıl olan para ve güzelliktir…

 

 

 

The Help deyince herkes şu an vizyonda olan filmden bahsedeceğimi düşünerek yanlış bloga yazdığımı düşünecektir ancak ben kitabından bahsetmek istiyorum. Kitabın yazarı Kathryn Stockett‘in ilk kitabı The Help. Kitabın konusu için klasik diyebiliriz ancak konu yaklaşımı açısından kesinlikle başarılı bir kitap.

 

Öncelikle bahsetmeliyim ki kitap kadınların daha fazla okuyacağı düşünülerek oldukça yumuşak yazılmış. Kitap belki bayanlar için, duygu yüklü olabilir ancak bir erkek olarak beni çok fazla etkilediğini söyleyemeyeceğim. Yazar kitapta fazla ajitasyon yapmamış. Olayları olduğu gibi anlatarak en azından bunu bize hissettirerek oldukça düz bir anlatımla kitabı okunabilir hale getirmiş.

 

Hikaye gelişimi açısından bizi ne çok fazla gereksiz kişisel düşünceye ne de yoruma itiyor. Her bir karakter başından geçenleri kendi yorumlarını katmadan anlatıyor. Belki de bu karakterlerin sevilme nedeni de bu.

 

Hikaye 1962′de geçiyor. Irkçılığın zirvede olduğu Amerika’nın Mississippi eyaletinde yazar olma hayallerindeki Skeeter adında bir kadın, bir yayın evi editörünün söylediklerinden esinlenerek yani bir konu bulur kendisine. Bu konuyu bulmasında arkadaşının hizmetçisi Aibleen’in de etkisi vardır.

 

Skeeter siyahlarla beyazların, adlarının yan yaya bile geçmediği bir dönemde, hizmetçilerin yanında çalıştıkları beyazlar hakkında düşüncelerini yazmaya niyetlenir. Bunun içinde ilk olarak Aibleen’den yardım ister. Ancak Aibleen başlarda korkar ve bu işe yaklaşmaz. İlerleyen günlerde yaşanan olaylar, Aibleen’in, Skeeter’in teklifini kabul etmesine sebep olur.

 

Aibleen başından geçenleri yazarak Skeeter’e verir ve Skeeter bunları temize çeker ve editöre gönderir. Editör yazıyı beğenir ancak bunu sadece kitap olarak basabilecektir ve bunun içinde daha fazla yazıya ve kişiye ihtiyaç vardır. Skeeter, Aibleen’in de yardımıyla, Minny ile de röportaj yapar. Skeeter beyaz olduğu için aslında kimse ona güvenmemektedir ve ona en çok muhalefet eden de Minny’dir.

 

Derken kişi sayısı sağlanır ve kitap tanımlanır. Bu arada Skeeter çevirdiği işler ve görüşlerindeki farklılıklar nedeni ile, arkadaşları kendisine cephe alır. Kitap yayınlandığında ise her ne kadar şehirler ve yerler değiştirilmiş olsa da kasabadakiler kendilerinden bahsedildiğini anlar ve ortalık karışır.

 

Her ne kadar ortalık karışır desem de kitapta bir aksiyon olması için bekledim durdum. Yer yer merakı arttıran ancak dozu fazla yükseltmeyerek, hem beyazları hemde siyahları kızdırmayacak kadar ılımlı bir kitap.

 

Kitap Arkası

Renkler farklı olsa da duygular hep aynıdır. Farklı renkteki ellerib birleştiği bu romanda yer alan kadınları unutamayacaksınız.
Kaybolmuş ve adaletsiz bir dünya… Mississippi, Jackson; 1962. Siyah kadınlara, beyaz çocukların bakımında güvenilen ancak gümüşleri parlatma konusunda güvenilmeyen bir dönem.
Skeeter, Aibleen ve Minny… Kimse arkadaş olacaklarına inanmazdı. Her biri başka bir gerçeğin peşindeydi. Ve bir araya geldiklerinde anlatılacak sıra dışı bir hikâyeleri oldu.
On yedinci beyaz çocuğunu büyüten ve kendi oğlunun trajik ölümünün neden olduğu yaraları iyileştirmeye çalışan Aibleen, aşçılıktaki başarısı da en az dilinin sivriliği kadar dillerden düşmeyen Minny ve üniversiteden dönüp onu büyüten biricik hizmetçisinin neden evlerinden ayrıldığını anlamaya çalışan Bayan Skeeter. Duyguların Rengi, acıların, acıları alaya almanın, değişimin ve umudun sonsuz zamanda yankılanacak evrensel hikâyesidir.

“Her okurun seçmesi gereken bir kitap…Yılın kurgu şampiyonu. Duyguların Rengi’nin bir konusu var. Gerçek ve önemli bir konusu…”-Huffington Post
“Mutlaka okunmalı.Tek kelimeyle muhteşem.” -Observer
“Yazarın bu kitabı muhteşem. Baş döndüren kurgusu, dokunaklı yan hikâyeleri, oldukça eğlenceli anekdotlarıyla sizi büyüleyecek.Bittiğinde üzüleceksiniz.” -Psychologies

“İz bırakan, şok eden, cesur ve olağanüstü bir hikâye.” -Easy Living
“Stockett, sözcüklerin efendisi. Her açıdan muhteşem bir kitap.” -Jackson Free Press “Dokunaklı, eğlenceli ve aynı zamanda yüz kızartan bir roman. Şiddetle tavsiye ediyorum.” -Daily Mail

Çeviren: Ayça Sağlam
Yayın Yılı: 2012
576 sayfa
Kitap Kağıdı
13,5×21 cm
Karton Kapak
ISBN:6055360436
Dili: TÜRKÇE

 

 Haberini duymak şok etkisi yarattı ancak biz şoklara alışkınız? Bedelli olan şöhretten kaçma sebebim bu mu? Abartıyorum canım. Tekrar hatırlayalım…

 

 

Ülkemizde, çevirmeni Funda Uncu’ya açılan dava ile oldukça gündeme gelen Ölüm Pornosu’nun 10. baskısını bende okudum. Reklamın iyisi kötüsü olmaz demişler, ahlak bekçiliğine soyunan bir takım kişiler bu şekilde kitabın reklamını da yapmış oldular. Normal şartlarda kitabı sadece Chuck Palahniuk’u tanıyanlar alacaksa şimdi daha büyük bir kesime erişti o da başka bir konu. Şimdi böyle bir müstehcen neşriyatın reklamını yaptıkları için kendilerine dava açmak gerekir mi bir başka soru?

 

Tabi bu nasıl ve neye istinaden verilmiş bir karadır bilmiyorum. Bu olay üstüne acaba kitapla içinde, televizyonda olduğu gibi akıllı işaretler çıkabilir mi düşünceler içindeyim. Davanın son seyri hakkında bir bilgim yok ancak bu işten bir şey çıkmayacağını düşünüyorum.

 

Kitaba dönmek gerekirse bence Chuck Palahniuk’un yazmış olduğu en yumuşak ve en zorlama kitap Snuff. Diğer kitaplara baktığımızda daha derli toplu bir yazımla karşılaşıyoruz ama kitap beni ne hikaye örgüsü ne de anlatım bakımından tatmin etti. Hatta okurken sıkıldığım ilk Palahniuk kitabı diyebilirim kendisi için. Hikaye balından itibaren tahmin edilebilir şekilde yürüyordu. Palahniuk’a özgü değişik bilgiler ve yaklaşımlar bu kitapta da vardı ancak oldukça az ve tatmin edecek seviyede değildi benim için. İsim sert olmasına rağmen hikaye ve anlatım o kadar sert değildi. Oldukça yumuşak hiçte müstehcen olmayan bir anlatıma sahipti kitap.

 

Bir porno yıldızı rekor kırmak için son kez kameraların karşısına geçer. Amacı 600 erkekle beraber olmaktır. Tabi ölme tehlikesi de vardır. Bu sebepten dolayı da kendisine hayat sigortası yaptırmıştır. Eğer ölürse tüm parası da yıllar önce evlatlık verdiği çocuğuna gidecektir. 600 kişinin arasında oğlu olduğunu düşünenler, hayranları, eski porno yıldızlar herkes vardır. Tabi biz karakterlerin bakış açıs ıyla onların ağzından olan biteni dinleriz.

Tekrar etmek gerekirse bu kitap beni pek tatmin etmedi. Chuck Palahniuk meraklıları için okunması gereken bir kitap.

 

Arka Kapak

Palahniuk’un hayal dünyasına hoş geldiniz! Yoksa kâbuslarına mı demeliydik? Palahniuk bu defa romanının odağına başka bir “marazi” karakteri, porno kraliçesi Cassie Wright’ı oturtmuş; ama bir nesne olarak. Çünkü her ne kadar konu, onun, efsanevi kariyerini kameralar önünde art arda 600 erkekle seks yaparak kıracağı bir dünya rekoruyla taçlandırmak istemesi olsa da, bu rekoru kırmasında ona yardımcı olacak tali oyuncuların, yani “damızlık erkekler”in anlatımıyla şekilleniyor roman. Sıranın kendisine gelmesini bekleyen Bay 72, Bay 137 ve Bay 600′ün gözünden aktarılıyor bu tarihi an. Ve bununla birlikte, onların trajikomik hayat hikâyeleri de, bir rekordan ziyade ölüm pornosuna dönüşecek çekimler sırasında bir bir dökülüyor ortaya. Anlayacağınız, derin bir araştırma ürünü olduğunu her satırında belli eden, çatlatırcasına güldürürken aynı zamanda yüreğinizi dağlayacak bu çılgın romanla, porno endüstrisinin çağdaş hayatın içindeki muazzam ve bir o kadar da gizli saklı varlığını edebiyata taşıyor Chuck Palahniuk. Zaten böyle bir şeyi de ondan başkası bu kadar utanmazca, korkusuzca ve başarıyla yapamazdı herhalde. Ancak dikkat! Tabularınız varsa ve onları yıkmaktan korkuyor-sanız bu romanı okumayın! İnsan cenininin mastürbasyona doğumdan bir ay önce ana rahminde başladığı gerçeğiyle yüzleşmek size ağır gelecekse bu romanı okumayın! Ya da elektrikli vibratörün hayatımıza elektrikli süpürge ve ütüden önce girmiş olmasını kabul edilemez buluyorsanız bu romanı okumayın! Kısacası, düşüncesinden bile ürktüğünüz insani hallerle yüzleşmek istemiyorsanız Palahniuk sizin yazarınız değil! Bizden söylemesi!

Yazar:Chuck Palahniuk
Çevirmen:Funda Uncu
Sayfa Sayısı: 191
Dili: Türkçe
Yayınevi: Ayrıntı Yayınevi

sayfaya ulaşamıyor musunuz? lütfen "açıklamaları" okuyun. kda@kisiseldepresyonanlari.com
  • La piel que habito 20 Şubat 2012
        Pedro Almodóvar‘ın son dönem çektiği en etkili, en iyi filmlerden biri La piel que habito. Film Thierry Jonquet‘in Tarantula adlı romanından uyarlama. Tabi böyle başarılı bir filmi izledikten sonra insan romanını da merak etmiyor değil. Eminim ki daha çarpıcı anlatım ve hikaye karşımıza çıkacaktır ancak Almadovar’ın sinema dili de yabana atılacak gibi de […]
  • Chanranhan Yusan / 찬란한 유산 15 Şubat 2012
        İngilizce olarak Shining Inheritance, Brilliant Legacy ve Beautiful Legacy adlarını kullanan 2009 yılında SBS kanalında yayınlanmış K-Drama Chanranhan Yusan. Yine bildik bir konu karşımızda. Zaten faklı bir konu beklemek biraz saçmalık olur. Ancak Koreli’ler bunu nasıl yapıyorsa konuları bir şekilde harmanlayıp insanlara yedirmeyi başarıyorlar. Yine iyi […]
  • Paranormal Activity 3 14 Şubat 2012
        Serinin son filmini sonunda izledik. İlkinden sonra gaza gelinerek çekilen devam filmlerinin sonuncusu, hikayelerin tam başına yani karakterlerin çocukluk hallerine dönüyor. Muhtemelen korku filminde çocuk olma durumunun insanlar üzerindeki etkisinin fazla olacağını düşünerek son filmde karakterlerin çocukluklarına inilmiş.     Amerika’da öylemiydi bilem […]
bu blogta yazmış olduğum tüm girdiler aksini belirtmemişsem bana aittir. izinsiz kullanılmaması, kullanıldığı takdirse ise link verilmesi rica olunur. ee ben kullanırım sana ne deyip yukarıda yazdığım cümleye aykırı davranan olursa, ona kafa göz Allah ne verdiyse girerim... he bide baktıkları yerde mahkeme duvarı görürler...
! Anladım Ki Anlamak Yetmiyor*Tam Bir Blog..hayat ucuz.. 1 lira..A Publicitária AbRaXasastronotdefterbazen içinde bazen dışındaben deli miyimBlog KazanıCellar DoorCESETİZLERİ ♀coffeéefsaescinsel sayiklamalarEuphoria of the SoulGaykediGoddess Artemis' BlogGüNaH YüKLeNeN ADaMgüven uyandıran delihayatin kendisihop-çiki-yayaihuzursuz ruhlar barınağıiHüzün Kovan Kuşuİç Ses.İçimdeki Denizİçimdeki ucu bilenmemiş kelimelerimJacqueline mutlu kalmak istiyorKarbonizmaK�yamet MelekleriLa FeaMegami Sama's Blogmy sci-fi lullaby -NİNJA'NIN KUNG FU İLE İMTİHANInörotoksikOyunun başı sonu...peşim sıraplease come in..Psychological Pollution!.Rendered BeautySelçuk Hocaseri katilsi-menSisteki Goriller, Pigmelerle Dans ve AIDS Yetim...Sophiet.u.b.a'nın karaladıklarıThe Daily Kimchi - Korea Blogtimsah avcısıTotal FutboluzaksinemaViva La Vida, Viva La Muerte!vız gelir tırıs giderYALNIZLIK OKULUYasak Filmâyine-i devrânÇÖLÜN İKİLEMİŞEKER PORTAKALIвαяιιѕѕѕ'ѕ ∂яєαмѕ||● uçuyoruz ne güzel balon ●爱的草莓物语-My Fallen Berries