Etiketler: I m Sorry I Love You, Misa
Cuma, Ekim 31, 2008
rüyalara dönüş yapacağım sanırım ....
Perşembe, Ekim 30, 2008
Cumhuriyet Bayramı Şenliği
Etiketler: Cumhuriyet Bayramı
Çarşamba, Ekim 29, 2008
Cumhuriyet Bayramı Kutulu Olsun
Etiketler: Cumhuriyet Bayramı
Salı, Ekim 28, 2008
Tayvan'da 56 yaşındaki bir kadın, gençliğinde yaşadığı aşk acısı nedeniyle 30 yıldır evinden dışarı çıkmadan yaşıyor.
United Daily gazetesinin haberine göre, Tainan kentinde yaşayan A-fan isimli kadın 1978'de yaşadığı bir karşılıksız aşk macerası yüzünden kendisini eve kapattı ve bir daha dışarı çıkmadı.
Aşkının acısını hala yaşayan kadın, 2 ay önce 86 yaşındaki annesinin bir trafik kazasında yaralanmasına ve hastaneye kaldırılmasına rağmen kendisini ziyarete gitmedi. A-fan'ın annesinin ihtiyaçlarını komşuları gideriyor.
Komşuları A-fan'ın çok az konuştuğunu, bazen eve yardıma gelenleri de içeri almadığını söylüyor. Haberde, aynı mahallede yaşayan yaşlı insanların A-fan'ı hatırladığı, ancak gençlerin kadını hiçbir zaman görmedikleri belirtiliyor.
Etiketler: güncel
Pazartesi, Ekim 27, 2008
programcıık
http://www.gezginler.net/modules/mydownloads/singlefile.php?download=ultrasurf&lid=6729
henüz linux için bir yol bulamadım bilen varsa lütfen yazıversin...
ho ho ho...
Pazartesi Sendromu Kuşağı
Tam tasarımla uğraşıp düzeltecektim ki bu olay kabak gibi patladı. şimdi wordpresse geçip özel bi blog alanı mı oluştursam diyorum... once bir kaç uyarlamadan sonra. yok ama canım biz yasaklı da güzeliz.
Bugün sizlere seçtiğim şarkı son birkaç gündür izlediğim I'm Sorry, I love You (Mianhada, Saranghanda) dizisinden. Fİlmleri kadar etkili bulmasam da dizi birden bağladı beni kendine. ahh izlemeli izletilmeli kanımca...
Dizi ile ayrıntılı Türkçe kaynağa buradan, İngilizcesine şuradan, orjinal sitesine de oradan ulaşabilirsiniz ----> http://www.kbs.co.kr/drama/misa/
Şarkımız ise aşağıda...
Snow flower - Park Hyo Shin
Etiketler: I m Sorry I Love You, Mianhada Saranghanda, Misa, Pazartesi Sendromu
Pazar, Ekim 26, 2008
bakalım daha ne kadar sürecek...
Cumartesi, Ekim 25, 2008
bu ne gerizekalılıktır...
şimdi ellerine geçen nedir? bi yerlerimi tatmin oldu. hatta sebep nedir? bari yazılı bir açıklamayla bunu anlatmaya çalışsınlar. sanki site kaparatak ulaşılabilirliği engelleyebiliyorlar. üstüne üstlük daha da illegal yollara yönelmeyi sağlıyorlar. neyse susuyorum bu şekil devam edeceğiz sanırım. benim bu konuda avantajım, kendi alanımı kullanmam sanırım, ama sanırım bunu da yakında kapatabilirler. bu zekayla beklerim yani...
Etiketler: blog kapatma, sansür
Cuma, Ekim 24, 2008
sonuç olarak çok bitkinim. uyuyklar vaziyetteyim. bu hafta ezdi geçti beni... yeşil çaylar, falan da işe yaramadı. n'apsak acaba...
Perşembe, Ekim 23, 2008
Devlet, Sistem ve Kimlik (Derleyen: Atilla ERALP)
| Adı | Devlet, Sistem ve Kimlik |
| Alt Lejant | Uluslararası İlişkilerde Temel Yaklaşımlar |
| EAN | 9789754705560 |
| ISBN | 9754705569 |
| Yayın No | İletişim 374 |
| Sayfa - Fiyat | 311 Sayfa / 19.500.000 TL - 19,50 YTL |
| Baskı | 9.Baskı Kasım 2007, İstanbul |
| Derleyen | Atila Eral |
Etiketler: A.Nuri YURDUSEV, Atilla ERALP, Devlet, Devlet Sistem ve Kimlik, İletişim Yayınları, Kitap Özetleri, “ULUSLARARASI İLİŞKİLER” ÖNCESİ
Çarşamba, Ekim 22, 2008
sıkıldım yine...
Etiketler: can sıkıntısı, saçma
Salı, Ekim 21, 2008
bu bloğun doğum günü...
Etiketler: Doğum Günü
Pazartesi, Ekim 20, 2008
Pazartesi Sendromu Kuşağı
Neyse işte şuracıkta bugünkü sendromumuzun şarkısı...
Laleh - Live Tomorrow
Etiketler: Pazartesi Sendromu
Cumartesi, Ekim 18, 2008
dünyayla bağlantılı yaşamak...
Bugünse hava güzeldi. Ne üşütüyor, ne de terletiyordu. Her zmanki gibi insanlar yine bir yerlere yetişmeye çalışıyordu tabi hafta içine oranla biraz daha durgun bir şekilde. Çoğunun kulağında kulaklık hızlı adımlarla yürümekte. Şu kulaklık olayını anlamıyorum. Tamam insanlar yolcukuk esnasında dinleyebilir, otobüste, minibüste ama yolda yürürken bunu yapmak hele sabahın köründe yapmak bana biraz ters geliyor. Sürekli lanetle gözümüzü açtığımız güne kulağımızı tıkayarak devam ediyoruz. Bir nevi şehre sırtımızı dönüp onu yok sayarak ve şehirden/hayattan bize iyi davranmasını istiyoruz.
Şehri dinliyorum, her sabah, ayak seslerini, motor seslerini, bir kedinin mırıldanmasına karışan rüzgarı. Adımlarım, salınan tozlara karışıyor. Küçük hortumu andıran yaprakların dönüşüne selam veriyorum. Solumda bir köpek bana bakarak balını eğiyor. Selamına aynı titzlikle yanıt veriyorum. Kediler de öyle. Hatta son zamanlarda sevmemeye başladığım güvercinler de...
Kulaklarımı doğa ya kapamıyorum. Evet çoğu insan bu şehirden, karmaşasından nefret ediyor bazen illallah dediğimiz oluyor amabu onu göz ardı etememizden kaynaklanmıyor mu?
Şu kulağımıza tıkadığımız şeylerle hayatı tıkıyoruz aslında. Herkesin derdinden uzak, herkesten uzak, büyük bir donukluk içinde başlıyoruz güne. Diyaloglarımızı kısıp. Günaydın bile diyemiyorsunuz kimseye.
Duyar mı ac..
Etiketler: güncel
Cuma, Ekim 17, 2008
Kırmızı Ayakkabılarım
Ağırlardı ve kırılmayacak kadar sert. Dişlerimle parçalamaya çalışsam da bu konuda muaffak olamadım. Sanırım bu ayakkabıyı, gece odamın duvarında yanan kalın telli, üzerinde "Edison" yazdığını hatırladığım gece lambası ile uzaylılar yapmış olmalıydı. Okuma yazma biliyor muydum, elbette "hayır". başkasına okutturmuştum. Peki bunu başkasına okutturacak kadar akıllımıydım. Sanırım. Babannem bunu ispatlamıştı. Birgün kucağındayaken yanan gece lambasını gösterip (uzaylıların yaptığı) "aaa...aaa" yapmışım. Eh konuşamıyorum tabi o zamanlar. Sanki konuştum da çok konuşan bir adam mı oldum? Neyse, gece lambasına bakmış ve evdekilere "Vaaa bu çocuk çok yaşamaz, baksana bu çocuk çok akıllı fazla yaşamaz yanan ışığı gösteriyor" demiş. Elektrik anahtarının yanına yaklaşınca da ben yanan lambayı söndürmüşüm yani devreyi açmışım.
Kırmızı ayakkabılar ortapedikti ve ayaklarımda sorun olmasın diye sürekli ayaklarımdaydı. Ona rağmen düz tabanım desem sanırım güzel bir açıklama getirmiş olabilirim konuya. Allahtan bacaklarım aç kapa parantez değil ki bir ara öyle omaya niyetlenmişler. Dediklerine göre yamuk bacaklılıktan beni kundak kurtarmış. Sağ olsun var olsun.
Hani kırmızı ayakkabıların vantajı da yok değildi yani, mesela rahatlıkla her şeyi ezip parçalayabiliyordum. Kızdığım kişiye kafa attığımda acısız kurtulamıyordu mesela. Ev çok tekmemi yiyenler arasında da, televizyon altlığı vardır.
Şöyle Üç gözlü iki yanda otuzar santimlik, iki camlı kapak ve ortada kalan elli santimlik alan da tahta kapaklı dolap. Ortabölümde, yani o tahta kapakların olduğu yerde, toplam üç kapak vardı. Alt kısımda olan olan kapaklar kanatlı iki yöne açılıyor, üstteki kalan tek kapak ise aşağıya doğru. İşte benim asıl düşmanım bu kapaktı. Bu kapalı dolaplarda, evdeki çocukların kitapları bulunur bende bunlara bakmak için sürekli orayı açardım. Eh tabi üstteki kapakta olduğu gibi kafama iniverirdi. Bu hayatımın vazgeçilmez tekerrürlerinden biriydi. Bu yüzden aptal olmuş olabilir miyim?
Alt kapaklarda da Sandra'nın resminin ve Playboy'un ambleminin olduğunu hatırlıyorum.
Nerden hatırlıyorum...
Etiketler: ayakkabı, döküntüler, geçmiş, Kırmızı, Kırmızı ayakkabılarım, sayıklamalar
Perşembe, Ekim 16, 2008
Siyaset Sosyolojisi - Maurice Duverger 4
SİSTEM MODELLERİ
Formel dediğimiz modeller, deneyimden daha uzaktırlar ve daha yoğun olarak kurasal bir uslamaya bağlı kalırlar, kuramsal dediğimiz modeller ise her şeyden önce deneyime dayanırlar ve bunlarda fenomenleştirme hem daha az gelişmiştir hem de daha az kuralsaldır.
Formülleştirme Dereceleri
Kuramlaştırma, olgusal düzeyde incelenen sistemlerden hareket ederek, soyut bir şema kurmaktır; formelleştime, aksiyomlara
Kuramlaştırma olgusal bir düzeyde incelenen sistemlerden hareket ederek soyut bir şema kurmaktır; formalleştirme, aksiyomlara dayanarak kuralsal bir sistem kurmaktır. Benzetmeci yaklaşımsa, bir sistemi başka bir alandan alınan bir görüntüyle anlatmaktan, göstermekten ibarettir; bir açıklama getirmekten çok, örneklerle aydınlatmaya yardım eder bir sistemi.
Her zaman bilinçli şekilde olmasa da, organcı yaklaşım çağdaş sosyolojide çok önemli yer tutar.
“Tüm bilimlerini kaçınılmaz olarak uydukları ve hiyerarşideki yerlerine göre, birbirlerinin peşi sıra geçtikleri, dört aşamalı gelişme yasaları vardır. Dört aşama sırasıyla, betilsel, tümevarımsal, tümdengelimsel ve betilsel aşamalardır.
Formelleştirmenin Sınırları
Formel sosyolojik modellerle yönetilen son bir eleştiri de, nesnel bir görüntü ardında, bunların aslında bir ideoloji gizledikleri eleştirisidir.
Formelleştirme bir kamuflaj ideolojisidir; sosyologların afyonudur.
Formel model örnekleri
Kısmi modeller
Amerikan P.P.B.S. (Planing, Programing, Budgeting System) ya da olanlama, programlama, bütçeleme sistemidir. Bu model 1961’de Savunma Bakanlığı tarafından geliştirilmiştir.
Downs’un hükümet bir vergi siyaseti seçer, kamu harcamalarının en son biriminin kaybettireceği oydan fazlasını kazandırsın.
Global Siyasal Sistem Modelleri
Easton’a göre batı demokrasilerinde talep indirgemesini sağlayan başlıca yapılar siyasi partilerdir.
Geri-tepkime sistemi olarak tasarlanan siyasal sistemin etkinliği, Deutsch’a göre, dört öğeye bağlıdır. Birincisi sistemin aldığı bilgi yüküdür. İkinci öğe, cevabın gecikmesidir. Kararlar arasında geçen zamandır. Üçüncü öğe; düzeltici işlemlerle sağlanılan kazançtır. Dördüncü öğeye ise fark adı verilmektedir.
Talcott Parsons’un Genel Modeli
Parsons, iktidarı otoriteden ayırır. Otorite, iktidarın biriktiği yerdir, paranın biriktiği yer olan kasa ya da banka hesapları gibi.
Kurumsal Modeleler
Klasik Marksist Model
Marksist model ilk, Heraklit’in “her şey değişir” özdeyişini benimsemiştir. Aristo mantığı durgundur, Hegel mantığı ise devinmeyi içermektedir.
Marksistlere göre toplumsal sistemin tabanını “üretim güçleri” oluşturur.
Klasik Marksist Modele Getirilen Düzeltmeler
Komünist Manifestosu, günümüze dek gelen insanlık tarihinin, sınıf çatışmaları tarihi olduğunu ileri sürer. Marx’ın tüm endişesi, siyasal yaşantının belirtilerini, ekonomik temellerine bağlamaktır.
Engels bu gelişmeyi esefle karşılamakta.
Sivil toplumun gelişmesinde özel bir rol oynar, aydınlar. Gramsci’ye göre aydınlar, sivil toplumun örgütleyici öğesidir. Egemen sınıfa bağlı olan bu aydınlara Gramsci “örgütsel” (ya da organik) aydınlar adını verir.
Marksist olmayan genel modeller
XX. y.yılda Marksizmin etkisiyle, toplumların gelişmesinde, ekonomik koşulların oynadığı rolün bilincine varıldı. Marx’ın maddi gerçeklerden türeterek, Hegelci pramiti ayakları üzerinde doğrulması gibi batılılar da, toplumların evriminin insan aklının ilerlemesiyle değil, tekniğin ilerlemesiyle belirlendiğini kabul ederek, kendi pramidlerini ayakları üzerinde doğrultacaklardı.
Genel bir Kuramsal Model Taslağı
Siyasal Aygıtların ve İdeolojilerin Özerkliği
Akenaton: M.Ö. 14. y.yılda, Mısır’da, büyük bir din devrimine girişen firavun. Girişimi, tarihte görülen ilk, tek tanrıcı dini benimseme niteliğinde görülür.
SİYASAL SİSTEMLER
Gelişme Dışı Kanlan Toplumların Sistemleri
“Gelişme dışı kalan” diye adlandırdığımız toplumların ortak yanı, ekonomik büyümenin, bu toplumların başlıca amacı olmamasıdır.
Sistemlerin Öğeleri
Çoğu zaman topluma kabul törenlerinde söylenilen, sözü geleneklerle iletip, toplumsal sistemin dayanaklarını birleştiren ve açıklayan simgesel öykülere, mit denmektedir.
Merkezi devletli toplumların sistemleri, devletleri parçalı toplumların geçiş halindeki sistemleri…
Freud’a göre siyasal otorite, akrabalığa dayanmayan bir otorite olup, babanın katledilmesiyle ortaya çıkmaktaydı.
Tarihsel Toplumların Sistemleri
Kentler ve İmparatorluklar
İmparatorluk, fetih üzerine kurulan ve hükümeti bir orduya dayanan bir devlettir. İmparatorluklar, askeri diktatörlüklerin bir türünü meydana getirir.imparatorluk, başka ulusları fetheden ulusun egemenliği altından kurulan çok uluslu bir devlette uygulanan kişisel bir diktatörlüktür.
Feodalite ve Karalılar
Derebeylik ve krallık sistemlerinin ortak yan, siyasal iktidarın burada soydan devir üzerine kurulmuş olmasıdır.
Ancak, imparatorluk kavramı askeri fetihe bağlı olduğu ölçüde, iktidarın temelini soydan devir değil, fetih oluşturur.
Fieflerin soyundan devredilir hale gelmesi derebeylik sisteminin çekirdiğini oluşturur.
Tanrısal kral, kutsal kral anlayışı eski çağın doğu krallılarında geçerli olan anlayıştır ve oraya da büyük olasılıkla Mısırdan gelmiştir.
Gelişmekte Olan Toplum Sistemleri
Az gelişmiş Toplumların Sistem Tipleri
Az gelişmiş toplum sistemlerinin hemen hepsi otoriterdir.
XIX. y.yıl Avrupa toplumları, kinliği kanıtlamış olan, siyasal liberalizmle, ekonomik sömürü karması yol izlemişlerdi.
İkinci bir kalkınma modeli komünizmdir.
Üçüncü bir modele de Brezilya modeli adını verebiliriz. Bu, XIX y.yıl Avrupa kalkınma modelini andırmaktadır.
Gelişmiş Toplumların Sistemleri
Gelişmiş ülkelerin en belli başlı özeliği kırsal ve kentse kesim; yani birincisi geleneksel, ikincisi modern olan iki nüfus kategorisi arasındaki farkın giderek azalmasıdır.
Batı Sistemi
1780’le 1880 arasında, sanayi devrimi. Bu üretim araçlarına sahip olan ve bunları daha fazla kazanç elde etmek için uğraşını genişletmek ve yenilemekte kullanılan kişi, yani kapitalist girişimciydi.
Böyle bir üretim biçimi doğal olarak, iki aykırı sınıf yaratıyordu. Marksistlerin “burjuvazi” dedikleri sınıftı; ötekisi ise Marksistlerin “proletarya” ya da “işçi sınıfı” diyecekleri, yaşamak için emek güçlerinden başka şeyleri olmayan ve bunu birincilere kiralamak zorunda bulunanlardan oluşan sınıftı.eski krallık rejimlerinin yıkılmasına yol açan temel sınıf çatışması, Marksistlerin öngördüğü ezenlerle, ezilenleri karşı karşıya getiren sınıf, yani bir tarafa ücretlilere dayanan burjuvalarla, öbür tarafta köylülere dayanan soylular arasındaki sınıf çatışmasıdır.
A.B.D.’de çoğulculuk sınırlıdır; çünkü birkaç marjinal grup bir yana bırakılırsa, halkın tümü, gerek siyasal, gerek ekonomik yönüyle liberal ideolojiyi benimser ve hem kapitalizmi hem de demokrasiyi, yani batılı Janus’un bu iki yüzünü desteklemeye hazırdır.
Bizans’ı devam ettiren Ortodoks kilisesinin, orta Avrupa’da, bu dünyaya ait olanla öbür dünyaya ait olan birbirine karıştıran bir devlet dini alışkanlığı yarattığı görüşündedirler.
Etiketler: Kitap Özetleri, Maurice Duverger, SİYASET SOSYOLOJİSİ
Çarşamba, Ekim 15, 2008
Fazıl Hüsnü Dağlarca'yı Kaybettik

Ölü
Hangi mahallede imam yok,
Ben orada öleceğim.
Kimse görmesin ne kadar güzel,
Ayaklarım, saçlarım ve her şeyim.
Ölüler namına, azade ve temiz,
Meçhul denizlerde balık;
Müslüman değil miyim, haşa,
Fakat istemiyorum, kalabalık.
Beyaz kefenler giydirmesinler,
Sızlamasın karanlığım havada.
Omuzlardan omuzlara geçerken sallanmayayım,
Ki bütün azalarım hülyada.
Hiçbir dua yerine getiremez,
Benim kainatlardan uzaklığımı.
Yıkamasınlar vücudumu, yıkamasınlar,
Çılgınca seviyorum sıcaklığımı...
Etiketler: Fazıl Hüsnü Dağlarca, kayıp, Ölü, ölüm
Etiketler: güncel
anladıklarım...
Etiketler: döküntüler, düşünceler
Salı, Ekim 14, 2008
bu gün yağmur yağacak. sessizim. sessizlik içime açılan yaraların sadece geçitlerinden biri. nefes alır gibiyim ve uzaktan aldığım her nefesin kaydını alıyorlar. oradakiler, oradalar...
ancak, şimdi sessizliğim, ilhamın korunaklı duvarlarında. adı geçmese de sakince işleyen benliğimin şartız kıvrımlarında. daha ne kadar yaşayabilirim? video kasetler gibi ömrüm olur mu, yada hiç kayıpsız kopyalatabilir miyim kendimi? peki ya eline geçme ihtimalim? soru işaretleri... bir ihtimal yere yansıyan gölgemi yakalayabilirim. sözlerimi savurabilirim üzerine, yada hala sıkmayı beceremediğim yumruklarımı. içimde bir pencere... masanın üzerine uzanmış, ağız sulandıran çekiciliği. her kanadı açtığımda boğulacağımı bilmenin zevki. şimdi sırası mı? sonrası için hazır mıyım?
bilmiyorum. kırmızısı gözlerimi alıyor. bedenimi işgal ettikçe varlığı, midemde varlığını hissediyorum ve bağırsaklarımda. özgürlük bu olsa gerek. tatlı tatlı acı çekmek. hemde şimdi burada. şu anda.
kifayetsiz. önümde salınan, lirik bir görüntünün parçasından ibaret. neredeyim? ne kadar birleşebiliriz? çürümeye başlamış bu oda ne kadar dayanabilir bize, üzerimize parçalarını kusmadan önce? bir üstündekiler, bir üstündekiler.... "korkaklık" tek söylediğin kelime bu ve satır aralarında geçen tek cümle. notaların es dediği yerde.
"Ey iki adımlık yer küre, senin bütün arka bahçelerini gördüm ben."*
pes dediğim yerde, önüme uzanan eşsiz sadelikte. bilinçsizce yaşamak istediğim her anda. şimdi ise kapıma yatırdığım ayaklarımın altında gezen hayatımda. bilinçsizce ezilen...
*nilgün marmara, düşü ne biliyorum şiirinden...
Etiketler: döküntüler, düşünceler, saçma
Pazartesi, Ekim 13, 2008
Pazartesi Sendromu Kuşağı
Etiketler: Consuelo Luz, Los Bilbilicos, Pazartesi Sendromu, The Nightingales
Pazar, Ekim 12, 2008
Siyaset Sosyolojisi - Maurice Duverger 3
Oligarşinin tunç yasası

