Cumartesi, Mayıs 31, 2008

"buyurun" dedi en yüce bilgelerden daha yücesi ve insan oğlunun atası onun önünde diz çöktü.
"neden" dedi ve durdu...
büyük bilge göz kapaklarını kaldırdı. sadece insanların gördüğü beyaz sakalını sol eliyle sıvazladı. "siz insanlar, gözlerinizle gördüğünüz şeylerden bile şüphelenriken benim yanıtıma inannacağınızı nasıl düşünürsünüz?"
insan oğlunun atası yanıtladı "ama yüce bilge sessizlik içimizi kemiren bir güve olmaya devam ederken inanmayacakta olsak bir sözle teselli aramak hakkımız".
yüce bilge ağzını açtı ve kapadı. "siz" dedi, "öğrenebilecekelrinizin son noktasına geldiniz. sorularınızın cevapları elbetteki çeşilti olacak ve bu çeşitliik sizin çoğalmanızda yardımcı olacak ve ne yazık ki azalmanızda da ve tezatlıklar hayatınıza yön verecek."

Cuma, Mayıs 30, 2008

işte gidiyorum

ah...
gözlerim kazınır ya ardından
mideme bir ağrı çöker
dilsizliğim tutar kurak topraklarında
tozunun ardından
dumanının ardından.
şimdi öldük
şimdi yeniden doğduk
ürkek, korkak, bir parçamız eksik
bir parçamız çürümeye mahkum...

Kazım Koyuncu - İşte Gidiyorum (saygıyla...)

Etiketler: , ,

Perşembe, Mayıs 29, 2008

eskisi gibi akşam olmuuyor, günler daha uzun, günler daha sıcak ve rahatlığın doğallığında akışkan sıvıların kaynaşma vakitleri geçen zaman...
bir kucakta oturmuş... herşeyi unutmuş...

Çarşamba, Mayıs 28, 2008

az önce iki güvercinin hayatını kurtardım. ikisi de havalandırma borusunun içerisine düşmüştü. sabahın altısında onların çıkmaya çalışmaları sebebiyle gürültülerinden dolayı uyandım. asabi, sinirli fevkelade suratsız bir halde burumu anlamak için pencereden dışarıya baktım. ağzımdan çıkan kelimeler "geber köpek" şeklindeydi. tabi o zmaan iki güvercin olduğunu bilmiyordum. çırpınma seslerini büyük bir zevkle yatağıma yatarak dinledim. sonra duş alıp dışarıya çıktım, akşam geliğimde ölmemişlerse onları kurtaracaktım. malesef ölmemişler. pazarlık yaparak onları kurtardım. tek şartım buraya bir daha gelmemeleriydi. ama bu kuş beyinli yaratıklar şimdi yine kavga ediyorlar kanatlarını birbirlerine çarparak...
sinirrr bir duruummmm

Salı, Mayıs 27, 2008

bu güvercinlerinnn....

hastayım, dökülüyorum üstüne üstlük başşımda güvercin belası var... hava boşluğunu mekan eylemişler kavga edip duruyorlar. dikkat ettim de bunu hep ben evdeylen yapıyorlar. bu yaştan sonra güvercin katili olabilirim. hatta tvlere bile çıkabilirim. ev birinci kat olduğu için hava boşluğu benim ev hizasında sonlanıyoru hal böyleyken bütün güvercinler orada... hadi olsunlar lafım yok bi "guk"lamaları bi de kavgaları olmasın yeter ama nerde? yan taraftaki binanın boşluğuna niye girmiyo bunlar? hem orası daha alçak dükkan yok altında... yok bana gıcıklık olsun diye...
ne yapacağım ben bu güvercinleri daha geçen gün hava boşluğunu temizledim, şimdi resmen bok götürüyor. cümle alem bitlenicez vallahi... sinir oldum yani...
şeytan diyor al silahı vur hepsini, yada tut kafalarını kopar... bi kaç kedi mi salsam oraya...

off offf

Pazartesi, Mayıs 26, 2008

hastayım.
yolculuk bitti küçük aile ziyareti için aldığım tatilde, ardında hastalık, mide gazı, bitkinlik, boğaz şişkinliği bırakarak...
ne olacak halimiz...
blogda boktanlaşmaya başladı...

Cuma, Mayıs 23, 2008

cumartesi yolculuk var. hazır tembelliğe alışmışken tekrar o bezgin iş günlerine nasıl alışacağımı bilemiyorum. havalar da sıcak...bu tatilin en başlarda yazınsal literatürüme katkıda bulunacağını düşünüyordum ama gördüğüm o ki bir getirisi olmadı. güya 7 günde bir hikaye taslak şeklinde olsada biterdi. hah ne bitmesi? bloğa bile birşey yazmadım... galiba akşam yemeklerinden olsa gerek...

Çarşamba, Mayıs 21, 2008

tembellik kapladı vücüdumu, e zaten tatilinde amacı bu değil mi? istanbuldan uzaklaştıktan sonra buranın havası ciğerlerğimi bayram ettirdi. hiç bir kötü alışkanlık yok, ne güzel. tek eksik denizin kıyısınd dolanıp içine atlayamamak... su hala soğuk e napalım artık birdahaki sefere...
görünen o ki blog da tatilde... :)

Pazar, Mayıs 18, 2008

memleketteyim. dün sabah indim otobüsten yine değişen çok birşey yok. tüm günü uyuyarak evde geçirdim sessizlik sakinlik huzur. birde annem ve bebennemin ne zaman evleneceksin baslıları olmasa daha da güzel. biliyorum iki gün sonra sıkılacağım ama yorucu bir şehir değil. gece üç gibi uyudum 7de hiç olmadığım kadar zinde bir şekilde ayaktayım... temiz hava çarpması olsa gerek. etrafta kuş sesleri arka bahçeden hafif rüzgarda salınan ağaçların yaprak hışırtıları...
ne kadar sürecek bakalım...

Etiketler: ,

Cuma, Mayıs 16, 2008

ani bir kararla izin aldım, daraltmaya başlayan şirketteb uzaklaşmak en iyisi diye düşündüm. on gün önce kardeşim gelmişti iş görüşmesi için o dönerken ben de memlekete gideyim dedim. bakalım ne gibi değişiklikler var...
aklıma takılan bi iki konu da var bloloğa yazacak.
düşündüm de artık doğru düzgün birşeyler yazma zamanı geldi gibi. belki sehir değişikliği yazım kanallarıma asşdşk özellik göstererek onları bir güzel açar, sanırım başta dökülecek şeyler pis şeyler....

Çarşamba, Mayıs 14, 2008

maaşı aldık sonunda.
bi yerleri satıp ödemişler maaşı...
acaba birdahaki aya nereyi satacaklar...
gerçi satılacak yer çok ama satacak adamı nerden bulacağız?
2500000 usd'ye yer alıp maaş ödeyemezken...
insanın fazla parası da olması kötü...
e zenginin parası züğürdün (çalışanının) çenesini yorarmış...

bi maaşsızlık sevgili bloğumu ne hale getirdi...
kapitalist blog, paradan başka birşey düşünmüyor...

Salı, Mayıs 13, 2008

bir ben vardı
bir bloğum vardı,
bir hayatım,
hepsini geçirdiğim zamanım

hay allah gitti bitti

Pazartesi, Mayıs 12, 2008

pazartesi, yine ilk iş günü, kemiklerim dökülüyor, para yok pul yok, son ödeme tarihleri...
oooo
lan patron senin...

Cuma, Mayıs 09, 2008

fedakarılığını da işverenini de binanı da...

hiç açıklama yapmaksızım maaşlarımız 5 gündür gasp altında. efendim sokaktaki gasp haricinde birde patronların gaspı vardır ki insanı çılgına döndüren. insaniyet napımada olsa eğer ödenmeme durumu olacaksa bir maaşın maille tüm personellere haber verilir çöndenmesi düşünülen tarih belirtilir. ama nerde. sen türkiyenin en büyük holdingleirnden birisin, yiye yiye bitiremediler bitmemeye devam ediyor ama... neyse... maaştan iki gün önce söyleseler ki gecikmeye uğrayacak bizde önlemimizi alalım, 5 gün çeti üzerinden ha bugün ha yaırn bekliyoruz. bir çok arkadaşımızın kredi kartları faize bindi, benimde biniyor... biz ise bir umutla ger gün maaş bekliyoruz. sonrada çalışandan özveri istiyorsun. sen kaç kere işveren olarak özveride bulundun? 18 aydır zam yapmamışsın ses çıkarmamışız bu yönetime bu enflasyona rağmen üstüne üstlük açıklamasız maaşı yatırmıyorsun. iki gün önce bilmem kaç milyon dolara alınan evi saymıyorum tabii ona para var ve çocuklarının 10 000 ila 20 000 ytl civarı parası anında yatıyor. çok paraya ihtiyaçları var ya... iki çocuğun maaşını geciktirsen holdinp personelinin yarısından fazlasının parası çıkıyor? bu mu insanlık? sonra özveri bekliyor işveren siktiğimin yerinde. yansın bitsin kodumun holdingi...
(küfür etmeden edemedim)

Çarşamba, Mayıs 07, 2008

çok umarsız olduk

ilginç bir şey. dün akşam üstü iş dönüşü iş arkadaşımızı gasp etmişler. e her şeye rağmen bu olayı normal karşılıyorum ancak olay dolu bir mini büste olunca biraz garipleşiyor. efendim olay şöyle cereyan etmiş:
bizim eleman minibüse binmiş. ayakta gidiyormuş, etrafında da üç kişi, paraları uzatan yolcuların paralarını şoföre aktarıyormuş bu arada. o esnada bu üç kişiden birisi elini cebine sokuyor ve cebindeki paraları alıyor. olayı farkediyor bizim eleman daha sonra bunlarla laf kargaşasına tutuşuyor, adamaın söylediği şu" şarana sahip çıksaydın". o ara bir tartaklama oluyor bizimki yolculara yardım edin diyor. o ara üçlüden biri acil butonuna basıp kapıyı açıp atlıyor diğerini kollarından sıkışarak tutan bizim eleman yolculardan ve soforden yardım istiyor ama kimse birşey yapmıyor, o arada diğeri falçata çekerek bizimkinin elinden diğerini kurtarıp kaçıyorlar. olay bittikten sonra herkes konuşmaya başlıyor giz gördün, şurda şu vardı, şöyle şöyle diye ama kimse kimseye ayrdım etmiyor..
ne günlere kaldık...

Pazartesi, Mayıs 05, 2008

yorucu bir gün
ve ilk gün
uyumalı
çarşaf çekerek dünyaya
bembeyaz...

Pazar, Mayıs 04, 2008

pazar. pekte güzel olmayan bir gün. dün gece sevdiğim bir arkadaşımın istanbul'u terkediş partisine gittim. etrafta tanımadığım onlarca insan. herkes kendi grubuyla... iş arkadaşları bir masada, okul arkadaşları başka bir masada ve biz film ekibinden olanlar bir başka masada... dört kişiyiz. arkadaşı tanıyan iki kişi, diğer getirdiklerimiz ise muhtemelen sıkılmamak için getirdiklerimizden. yoo sadece süs olsun diye değil sevdiğimiz kişiler. dördüncü kişiyi yeni tanıdık. uzun dönem kanadada kalmış türkçesi de biraz bozuk. sonuçta bizim için problem değil.
ilk gidenlerdeniz. sadece bir kişi var. oturuyoruz sonra bir çift geliyor tanışıyoruz, bu tanıştığımız ilk ve son kişi. daha sonra kalabalıklaşan ortamda iş arkadaşları gruplaşıyor. hatta bir bayanin bir diğerine "aa seni hiç böyle görmemiştim" dediğini duyuyorum. yeni arkadaşımız yandan "beyaz gömlekliler" takımı diyor onlar için kanada'da böyle diyorlarmış. evet, onay veriyorum. oturacak yer olmasına rağmen ayakta muhabbet ediyorlar. ofis maceraları, ilişkiler dedikodular, farklı görünmeye çalışmalar... insan fazla para kazanmaya başlayınca yapmacık mı oluyor ne? herkesin arasında bir samimiyetsizlik. grup içersindeki bayanların sıksık benim bile girebileceğim büyüklükteki çantalarının içersinden parfümlerini çıkartıp sıktıklarını gördüm, amaç nedir? koca grupta doğalmış gibi gözükmeye çalışanların arasında tek doğal bizdik galiba. okul ekibi daha iyiydi sanki, ama çoğu olgun gözükmeye çalışıyordu. daha sonra 3 kişiye düşecek olan grubumuzdaki muhabbet onların oluşturduğu 10 kişilik gruptan daha hararetli, akıcı, dur durak bilmiyordu. ki onlar sıksık tam üzeirmde olan televizyona bakıp susuyorlardı. öncelikle türk standartlarına göre uzun boylu bir hatun arkasını dönerek bize oturuyor, sonra bizi yandan görecek şekilde sandalyeyi çeviriyor. hatta hatunun olmayan göbeğine bakıp (omamasına rağmen üç kattı) kendi tek kat ama şişkin göbeğimizle övünüyorduk. biizm muhhabbetimiz neydi? ne yoktu. şu kanaladı arkadaşın kanada ve türkiye seks maceraları, türkiyedeki eğitim ve kültür seviyelerinin kıyaslanması, ardından gelen felsefi dinsek tartışımlar, kısacası, din, siyaset, felsefe, sanat, seks. en çok seks muhabbetleirnde insanların dinlemeye çalıştıklarına şahit oldum. bu arada 4 erkek konuşlanmış değiliz masada bilginize yani ortada dönen abaza muhabbeti değil... velhasılsıkıldık, zaten serviste iyi değildi. şahsım adına değerlendirme yapmam gerekirse bir kaç kız kestim, Depeche Mode Enjoy The Silence'da biraz kafa salladım (insanlar yine baktı) kendimle çelişkilere düştüm. arkadaşım "kız arkadaşım olmaması (sevgilim de olabilir) en çok taksime çıkınca koyuyor demesine onun(?) adına hak verdim.
12 de annem aramış son zamanlarda turkselle nedense hiç ulaşılamıyor yine *kim aramış*dan mesaj geldi. bende ne oldu acaba diye merakla aradım. döndüğümde yan grubumuzu oluşturan iş arkadaşı grubu ayrılmıs yerine iki kız oturmuş muhabbet ediyorulardı. esmer olanının sıksık baktığını hissettim yo hissetmedim aslında bende bakarken gözlerimiz kesişiyordu, korkudan olsa gerek gözleirmi ben kaçırıyordum. nasada yine ana konu seks, bende arada Sade'ın varisi olarak açıklamalar yapıyorum... şu kanadalı 1,5 aydır sevişmemiş ne kötü birşey. neyse yan masadaki kızlar da erkeklerden konuşuyor. bakıyor ben bakıyorum o bakıyor ben bakıyorum. sonra kalkıp gidiyoruz. yürüken diğer masalarda duyduğum muhabbetler kafamda yankılanıyor. yol üzerinde iki kız bie erkek durmuş içleirnden siyah giyimli olan bir kız "barda bi çocuk vardı çok hoşlandım çok şeker ben gidiyorum" diyordu. biraz önde iki çift erkekler önden bayanlarda bir metra arkadan yürüyorlardı. bayanların biraz sarhoş oldukalrı belli birbirlerine sarılmış eğlenerek gidiyorlar. ilk gördüğünüzde ikisi yalnız sanabilirsiniz çünkü adamlar baya bir alakasız. sanırım bu adamlar bu kızları kaldıramıyorlar, yada bardan kaldırdılar ikinci şık çürüyor birden kaldırsalar daha alakalı olurlardı. yok bizim erkekler çok delikanlı.. bende mi yapıyorum öyle acaba... yapayım be...
eve vardım... insanları nedense hatırlayamıyorum, hafızam çok kötü. gereksiz bir şeyi gözteirn keisnlikle unutmam ama insanları hatırlayamıyorum... belkide sürekli kaçarak baktığım için. eve gittiğimde facebooktan kimler vardı diye bakmaya çalışıyorum ama kimseyi hatırlamıyorum. saat üç ve uyku vakti. 12,30'da birden uyanıyorum. şimdi çamaşır asıp içinci parti çamaşırı yıkamam lazım. yaşasın pazar, evi kim temizleyecek?
bunları neen yazdım hiç bir fikrim yok...
lanet olsun...
bu arada bir film önerisi: the air i breathe

Etiketler: ,

Cumartesi, Mayıs 03, 2008

fayda etmiyor. yine sıkışmış bir biçmde içimdeki kelimeler. çabalamaya gerek yok. nasılsa fayda etmeyecek figanlar. kelimeler üzerime düşüp büyük bir sarsılma oluşturacak bedenimde. sessizce aynanın karşısında yok oluşunu izleyeceğim. saç kurutma makinasının ısısı saçlarımın dibinden kokular yayarken beynimin eriyişiyle yaplaşayacağım.bir ayyaştan farksız ve gözler bir an olsun acımaya bakacak bedenime... gerçekten hissettiğim anda...

Etiketler:

Cuma, Mayıs 02, 2008

yine olmadı. aşağıdaki yazının kısa ve konuya direk girmesi lazımdı. oysa ki dağınık birbirini tamamlayan cümlelerden uzak. düşündüklerimi yazıya dökmekte zorlanıyorum. bu ne zaman bitecek ya da bu artık düşünemediğim anlamına mı geliyor? uzaklardan bir ses ne zaman düşündün ki diye soruyla karşılık veriyor bana. aslında doğru söylüyor. varlığımı ispat edecek hiç birşey yok hayatta. başkalarının düşünceleri, başkalarının düşleri, başkalarının sesleri insanlığımdan fışkıran. artık sıkılmaya başladım. önüme sunulan deve, kapasitesizliğimin kırıntılarında ne kadar gezecek, yelkenlerimi başka limana açsamda içimdeki ben ben olduğıu sürece özgürlüğün vücuduma çarpan rüzgarını ne kadar hissedeceğim?
soru işaretleri. artık düz cümlelerim bile birer soru işaretlerine döndü. eski yazım gizemi insanların hoşgörüsü nereye kadar? kimseyle görüşmüyorum, hayatım bir oda ve sanal dünyanın penceresinden ibaret. izlediğim tüm amerikan filmleri, amerkin milliyetçiliği olarak geri dönüyor bana. masamın üstünde dğınıklığım ardında birikmiş her ay düzenli olarak alınan, okunmayı bekleyen kitaplarım..
bitecek mi?
ne zaman?

Etiketler: ,

Perşembe, Mayıs 01, 2008

televizyon ekranına bağımlı olduğumuz andan itibaren küçük kutunun zihinsel aktivitelerimizin şekillenmesine ister istemez tanık oluyor ve bunun sadece televizyon ekranlarıyla kısıtlı olmadığını görüyoruz. Dünya üzerindeki her teknoloji devriminde insanoğlunun bir sonrakine geçişinin sancısız olduğu muhakkak. Matbaanın bunanmasının insan yaşamı üzerindeki etkileri en çok 17. yüzyılda hissedilmektedir. McLuhan'a göre matbanın bir sonucu olan duyular arasındaki kopuşun etkileri en iyi olarak Shakespeare'in King Lair oyununda görülür.

Matbaanın keşfiyle beraber insan oğlu kulak dünyasından ayrılıp göz dünyasına geçiş yapmıştır. İnsanların göz dünyasına geçiş nednelerinden birisi de kulak dünyasının sıcak etkileşime sahip olup göz dünyasının ise soğuk, bayağı, tarafsız gözüküyor olmasıdır. Göz dünyası matbaanın keşfiyle artan kitaplar sayesinde insanları bireyselciliğe itip kabuklarına çekilmelerine sebep olmuştur. Okuma yazma oranlarının düşüklüğü ise dönem itibariyle basılı kültürün gelişiminin ağır bir şekilde ilerlemesine sebebiyet vermiştir.

Elektronik kültürün devreye girmesiyle birlikte insanı görsel ve işitsel olarka bağımlılık konumuna getiren araçlar basılı kültürün vermiş olduğu tekil kimlikten sıyrılıp ortak kimliğe bürünme çabasına girişmitir. Bu kültürün canlılığı insanı bağılmı hale getirmiş gen nesil üzeirnde vaz geçilmez bir etkiye sebep olmuştur. Tüm dünya büyük bir kütüphaneye dönme yerine bilgisayar ve elektronik bir beyne dönüşmüştür. Bu beyinde oluşturduğumuz kişisel portföyler, dışa yönelim sonrası elektronik dünyada başladığımız sosyalleşme insan üzerinde büyük etkileşime sebep olmuştur. Kişiler bu ortamlar içerisinde benzerlerini aramakta geç kalmazlar Ya da benzer olduklarını sandıklarını. Bir süre sonra artık elektronik hayat dışarıdan yönlendirilip kontrol edilen bir araç olamktan çıkmış bizim bir parçamız haline gelmiştir. Artık “Büyük Birader”in (George Orwell – 1984) gözü bizde değildir biz “Büyük Birader” olmuşuzdur.

Görsel medyanın elektronik medyayla iç içe geçtiği dönemde bireylerin düşünsel faaliyetleirni okntrol altına alıp tek tip insan yetiştirme işi sadece eğitim kurumları aracılııyla olmayacağı anlaşılmış bu konuda herkese ulaşılabilecek bir yontem olarak medya sektörü seçilmiştir. Ülkeler ve bireyler kendi çıkarları bağlamında bu yöntemleri kullanmıştır. Gerçek şu ki ne kadar güçlüyseniz yaptırımınız da o kadar güçlüdür. Görsel medyayı elinde bulunduran da bir o kadar güçlü.

Etiketler: ,

bu kez birşeyler çıkacak, cümlelerin dizildiğini hissediyorum. hava değişimlerinin üzerimde bıraktığı burukluk sızlayan vücudumun yükselen katsayısı, çelişkiler silsilesinin başlangıcını oluşturuyor. hasta mıyım, değil miyim? iki gündür kendime sorduğum ve cevabını almakta zorlandığım sorular arasında. pisikolojik durumun hastalığımın kuvvetlenmesine en büyük etken. aldığım ilaçların etkisi derin uyku sendromlarının, bilinçaltı yetersizliğimin, hayal gücü düşüklüğümün yegane sebebi olabilir mi?
başım ağrıyor, gözleirm yuvalarından çıkmış masamın üzerinde bulunan kağıtlar arasında. ellerim bilinçsizce tuşlara basmakta. uzaklardan geldiğini sandığım bir ses beynimde yankılanmakta. burnum tıkali, nefes almaya çalıştıkça, öleceğimi gissediyorum.
şimdi...

Etiketler: