Perşembe, Ocak 31, 2008

Dance Of The Dead

"Ellerinizi birleştirip sanki umursadığınızı gösterin onlara. Sanki, küçük ve çaresiz bir şeyi eziyormuşsunuz gibi. Bu gecenin ana yemeği tabaklara kondu ve neredeyse yenmeye hazır, pisicikler. Acıktık mı? Yükselmekte olan aktif bir şirket olduğumuz için yönetimin sizden ricası; silah getirmemeniz, ayin düzenlememeniz ve gösteri sırasında kendinizi kesmemeniz yönünde. Madem istiyorsunuz, yasal deyatları bir kenara atıp sadede gelelim, olur mu? 2008 yılında Savaş Sonrası Kanunu'ndaki bir maddede bilimsel bir sunum olduğu kanıtlandığı sürece LUP performansına izin verildi. Bundan dolayıdır ki başlangıcı ben yapıyorum. Bir daha yapayım, ister misiniz? Evet, istersiniz! Evet, istersiniz!"

"Bu acayip yaratığın fiziksel anormalliği ilk olarak savaş sırasında kimyasal saldırıların olduğu sırada keşfedildi. Ölmüş birliklerden birçoğu ayakta durmuş mucizevi bir şekilde kasılma nöbetleri geçirirken bulundu. Bu nöbetler, sonradan çok seveceğimiz ve adına "LUPPİ'lerin Dansı" diyeceğimiz kasılmalardı. Kimisi hâlâ savaşmaya devam ediyor ve bu, dostlarım, siktiğimin vatanseverliğidir! Kimyasal tepkime sonradan anlaşıldı ve şimdilerde tehlikeli bilimsel deneylerde dikkatlice kullanılmaktadır. Otoriter yasal denetim altında. Eh, hemen hemen denetim altında. Bayanlar ve baylar size, Ölünün Dansı'nı takdim ediyorum."

bu cümleler robert englund'ın dudaklarından dökülüyor "dance of the dead*"de. 2008, 3. dünya savaşı sonrasında nükleer bir bombanın ardında bıraktığı az sayıda şehirin karanlık eğlence merkezlerinden birinde. Adı "The M.C.". artık kötü insanlar vardır dünya üzerinde yada kötü olmaya sevk edilmişlik. olası bir savaştan sonra gruplaşmalarinsanı ayakta tutan ya da yok oluşlar...

bu cümleler neden hoşuma gitti bilinmez ama bir soru işaretide uyanmıyor değil aklımda, gelecek bu mu ya da benim hayallerim. agrafi öncesi cümlelerimin akışına bakıyorum ne kadar da italik yazılmış yazıları destekleyici. dünyayı globalleştirirken öne sürdüğümüz sevgi, barış, birlik, beraberlik vs. olgular görünen köyün küçük bir yalanı gibi. oysa kişiler, birey sandığımız insani mahlukatların yetiştirilme erkinde bireysel menfaat ve şiddet ön saflarda. cümleleri uzatmayacağım Marshall McLuhan'dan iki alıntı ile susacağım...

Okul sisteminde, sağlam birey için yer yoktur. Okul bütünsel küçükleri işlenmek üzere atılan türdeşleştrici beslenme hunisidir. Buralarda basılı kültüre uygun olarak tek tip insan yetiştirilmektedir ve bu kurumlarda özgün düşünceye yer yoktur.

İnsanlar okumayı öğrenmenin insan oğlunun ilerlemesine kanıt teşkil ettiğini düşünmeye alıştırıldı. Okuma-yazma bilmeyenlerin oranın düşmesini hala büyük bir zafer olarak kutluyorlar; okur yazarlık oranı düşük olan ülkeleri lanetliyorlar, okumanın özgürlüğe giden yol olduğunu düşünüyorlar. Bütün bunlar tartışmaya açıktır, çünkü önemli olan okumayı başarmak değil, kişinin okuduğunu anlaması, anladığını aktarması ve okuduğunu yargılayabilmesidir. Bunun dışında okumanın bir anlamı yoktur.
*Masters Of Horror'da ilk sezonunun üçüncü bölümünde yer alan Tobe Hooper'ın çektiği film.

Etiketler: , , , , , , , ,

Çarşamba, Ocak 30, 2008

krımızı pelerinli kent...

aslı erdoğan'ın bir çok yazısını dergi, gazete ve internet köşelerinde okumuştum ama kitabını okumak yeni nasib oldu. kitaba doğrusunu söylemek gerekirse 28 ocak 07, 23:45'te uykum gelsin diye başladım. ancak gelmesinden çok kaçtı uykum ve bıraktığında kitabı nerdeyse yarılamıştım.
aslı erdoğan rio'nun dehşet verici sokaklarının günlüğünü anlatırken, sokaktaki çürümüş cesetlere, uyşturucunun ve her türlü şiddetin kol gezdiği saokaklara o kadar alışıyorsunuz ki rio artık sizin aklınızın bir köşesinden çıkmıyor ve sürekli özlemlediğiniz bir düş gibi yapışıyor yakanıza.
bir yandan özlemini duyarken kenntin bir yandanda insanın değersiz kılındığı kente nefretle bakıyorsunuz. ama içinizden bir ses, bir dürtü sizi ona doğru çekiyor... eğer kitabın ortalarındaysanız daha bir hızlı hareket ediyor gözleirniz, sayhaları daha hararetli çeviriyorsunuz.
kısacası şiirsel bir gezinsel ayin çıkıyor karşınıza, erdoğan'ın kalemi kendine mest ettiriyor.
bir çok dile çevrilen kırmızı pelerinli kent, gerçektende örtüyor üzerinizi...
okumayanlara tavsiyemdir... (kıskandım vallahi) (ikinci kitaba başlıyorum ben de (: )

Aslı Erdoğan
Everest Yayınları
İthal Kağıt
144 sayfa
13,5x19,5 cm
Karton Kapak
ISBN:9752893589
Dili: TÜRKÇE

Etiketler: , ,

Salı, Ocak 29, 2008

Türk Telekom'dan sabit ücret davası

bir haberdir dolanır ortalıkta. (buyrun: http://www.zaman.com.tr/ haber.do?haberno=642005) elbetteki pek fazla televizyon izlemeyip haber okumayan ben şirket mailimde sabit ücretlerin iadesine ait başvuru formalarından birini gördüğümde sadece güldüm.
anlamadığım şey bir mahkeme kararı tek bir kişinin şikayeti üzerine Türkiye'deki iletişim özgürlüğünü kısıtlıyorsa (bazı sitelerin kapatılması, mesela youtube) böyle milyonlarca kişinin üzerinden elde edilen haksız gelirin davasının sonucundan faydalanabilmek için neden form doldurup işlem yaptırmak gerekiyor? mahkeme böyle bir karar veriyorsa türk telekoma tüm abonelerine ödeme yaptırılması gerekmez mi?
tabi bu soru işaretleri çoğaltılabilir...
velhasıl gecenin bir yarısı yarın sabah kalkıp işe gideceğime aldırmadan aklıma gelen bu olayı araştırmak oldu. e tabiki olay fos çıkmış... (buyrun: http://www.cnnturk.com/EKONOMI/GENEL/ haber_detay.asp?PID=40&haberID=423067) zaten sabiti geti talep etmek gibi bir özgürlüğümüz yok... bir bakıma bu sabitler her nekadar kullanmasakta bize belli konyur ücreti veya indirim lanse edilmiş... yani yapacak birşeyimiz yok... ama anlamadığım şey adsl'e abone olmak için neden telefon almak zorundayım?
uzar bu konular...

Etiketler: , ,

Pazartesi, Ocak 28, 2008

ev macerası...

bloğumu takip edenler bilir bir dönemler ev bulmayla ilgili problemlerim vardı. ev bulundu yerleşmele ilgili problemler başladı. e şimdi ise ev işleri problemleri hat safhada... bulaşık, çamaşır, ev temizliği, yemek yapma derken bütün gece bütün haftasonu geçiyor. çoğu kez kuru yiyeceklerle geçiştirsemde günümü (göbek aldı başını gidiyor) haftada üç-dört kez yemek yapmaktanda alıkoyamıyorum kendimi... (yemek yapmayı severim de (: ) birde yaparken insan doyuyor nedense o yemekler kalıyor üç dört gün :) daha önce de yazacaktım ama şimdiye kısmet oldu... yemek yaparken en çok kullandığım site www.portakalagaci.com bizzat denenmiş yapılmış tarifler. zaten google'da herhangi bir yemek adı yazdığınızda portakal ağacı çıkmasa olmuyor. :) güzel süslemeler güzel tarifler...
benim bugünkü menümde ise mercimek köftesi var :) aslında mercimek yemeklerini sevmem ama köftesiyle geçiştiriyorum ihtiyacı. birde evde iki kilo kırmızı mercimek var nerden çıktıysa? tüketmek lazım tabii...
neyse yemekten yana bir şikayetim yokta, bu ev işleri ütü çamaşır falan n'olacak?
ikili yaşama mı geçsem?
evlensem mi n'apsam? hoş evlendiğim kişi de "sen bunları yapıyormussun zaten onceden, şimdi de yap" der ya neyse :)
mercimekler oldu sanırım kaçıyorum :)

Etiketler: , , ,

Pazar, Ocak 27, 2008

f (taslak) 4

Göz kapakları ağırlaşıyordu. Üzerine sadece özel günlerde giydiği (belki de ileride bir kez daha giyecekti) mavi ipek geceliğini giymişti. Büyük salondaki televizyonun tam karşısında bulunan suni deriden yapılma koltuğa uzandı. Engel olamadığı bir atıştırma hissi vardı üzerinde. Koltuğun önündeki kayın ağacından yapılmış, ceylan şeklindeki (tasarımcısı bu ismi koymuş aslına bakarsanız ben benzetemedim) sehpanın üzerinden televizyonun kumandasını aldı ve anlamsız akan renkleri izlemeye koyuldu.

Küçük hava akımları dolanıyordu evin içinde. Birçoğu ipek geceliğin altından vücuduna dokunmaktan haz alıyordu. Gözleri iyiden iyiye ağırlaşmaya başlamıştı. Hayalle gerçek arasında var olmaya çaba sağlıyordu. Televizyonda belgelini izlediği rakunlardan birisi dönerek ona el salladı. İlkindi, yattığı yerde doğruldu. Daha dikkatlice baktı televizyon ekranındaki ona el sallayan rakun ağaca sarılmış sallanıyordu. Kürkü oldukça uzundu. Küçücük siyah burnunu sağa sola oynatıyordu. “Bir şeyler kokluyor” diye düşündü bir süre durakladıktan sonra, “küçük burna göre kocaman delikler ama…” diye düşüncesine devam etti.

İnsanların bir şey düşünmeme durumunu bilirsiniz. Aklınızdan her şey bir süreliğine hızla geçer ve ardından sadece boşluk kalır. Gözlerini tavanda loş yanan lambaya dikti. Bir kabağı anımsatan aplikten yansıyan ışık küçük renkler oluşturuyordu, sadece ona baktığında görebildiğin. Yavaşça renkler solmaya başladı, ışık netliğini kaybetti. Gizlerinde iki tane renkli ışık topu ses çıkarttıklarını hayal ettirircesine hızla hareket etmeye başladı ve birbirlerine çarptıklarında büyük bir patlamayla karanlığa büründü her şey…

Etiketler: ,

Cumartesi, Ocak 26, 2008

Türkiye ve Radikal Demokrasi (E. Fuat Keyman)


GLOBALLEŞME ve RADİKAL DEMOKRASİ

Genç Modern Zamanlarda Siyaset ve Demokratik Yönetim

Küçülen ve Parçalanan Dünyada Siyaseti Anlamak

“Postmodernite kavramının 1980’li yılların anahtar kavramı, globalleşme kavramı da bizi üçüncü milenyuma taşıtan 1990’lı yılların anahtar kavramı olabilir.”

Fukuyama’nın “tarihin sonu”, Hungtinton’un “medeniyetler savaşı”, Lyotard’ın “postmodern durum”, Beck’in “risk toplumu”, Lash ve Urrr’nin “örgütlü kapitalizmin sonu”

Globalleşmenin ulus-devletin modernite içindeki ayrıcalıklı konumunu ciddi bir krize sokulması ve bir ulus-devletin egemenliğini sınırlamaya parçalamaya başlaması.

Modern toplumun kurucu öğesinin ulus-devlet olduğunu varsayımı...

Globalleşme küçülen bir dünyayı yaratırken aynı zamanda parçalanan bir dünyayıda yaratıyor.

Fukuyama’nın liberal demokrasisinin ve Pazar mekanizmasının evrenselleşmesini tanımlayan “tarihin sonu”...

Anthony Giddens’ın (1992) “yaşamın her alanında ontolojik bir güvensizlik (ontological issecurity) duygusunu ortaya çıkarırken”...

Globalleşme: Yeni yaklaşımlar

Tarihin Sonu Tezi: Soğu Savaşın bitiminden çok daha ciddi ve radikal: esas sonuç, kapitalizmin sistemik alternatifi olan sosyalizmin, liberalizmin alternatifi olan markizmin ve liberal demokratik sistemin alternatifi olan sosyalist sistemin modernite içinde ortadan kalkması.

Batı liberalizmin sonucu ise; liberal demokrasinin evrenleşmesi pazar ekonomisinin alternatifsiz kalması...

Fukuyama’nın “tarihin sonu” tezi, Batı modernizesinin içsel bir eleştirisini yapmaksınız onu evrensel niteliğini ve global hegemonyasını meşrulaştıran bir işlevi üslenmekte.

Fukuyama’nın global toplum=tarihin sonu formülüzasyonunun Batı-merkezci bir söylem olarak hareket ettiğini söyleyebiliriz.

Fukuyama’nın globalleşmeyi Batı modernitesinin evrenleşme sürecinin tamamlanması olarak görmesine karşın, Vattimo’nun globalleşmeyi Batı modernitesinin krizi olarak nitelendirdiğini söyleyebiliriz.

Global toplum=Batı modernitesinin krizi formülasyonu Fukuyama’nın sosyalist sistemin parçalanması ile liberal demokrasinin evrenselleşmesi arasında kurduğu eş anlamlılığı reddediyor ve globalleşmen liberal demokrasinin meşruiyet krizine yol açtığını vurguluyor.

Globalleşme ve Ulus-Devlet: McGrea’a göre, gerçekten de globalleşme modern ulus-devletin dört temel işleyiş makanizmasıyla ilişkili düşünülmeli: “devletin sorunları-çözme kapasitesi, biçimi, özerkliği, ve otoritesi yada meşruluğu”

Globalleşme bu bağlamda, devlet egemenliği söylemini sorunsallaştıran hem ulusal topluluk nosyonunu hem de ulus-devlet arasında varsayılan birliği çözen ve böylece veri olarak alınan egemenlik kuramıyla bu günün ekonomik, siyasak ve kültürel yaşamı arasında ciddi boşluklar ve çelişkiler yaratan bir süreç.

Globalleşme, dünya arasında açıkça temel boşlukları ve çelişkileri yansıtıyor. Held’e göre beş temel çelişkiden bahsedebiliriz.

Dünya ekonomisi: Ulus-devletin gerçek gücünü ve etkinlik alanını sınırlayıcı ve küçültücü yapıda.

Hegemonik güçler ve iktidar blokları

Uluslar arası örgütler: global bağların yoğunlaşmasına neden

Uluslar arası hukuk: vatandaşlık kategorisinin globalleşmesi.

İç politikanın bitimi: global dinamiklerin gittikçe artan bir biçimde iç-dış politika ayrımını ortadan kaldırması.

Held’in saptadığı bu boşluklardan globalleşme ile ulus-devlet ilişkisi bağlamında üç öneli sonuç çıkarabiliriz; iç politikanın sınırlarını yıkan, devlet egemenliğinin sınırlanması, globalleşme modern yaşamı bir belirsizlik durumuyla karşı karşıya bırakan bir süreci belirler.

Sanayi toplumundan risk toplumuna geçiş olarak tanımlanan “genç modernite durumu” tezi. Beck, Giddens, Urry, Lash...

Çernobil nükleer faciası, asit yağmuru, ozon tabakası, çevre hava ve sanayi kirlilik sorunlarve benzeri felaketleri örnek alarak, felaketlerin ulusal toplumlarla sınırlı olmadığını ve modern toplumu bir risk toplumuna dönüştürdüğünü öneriyor.

Risk toplumunun üç temel niteliğinin olduğunu söyleyebiliriz: sorunların ve ilişkilerin ulusal sınırları aştığı bir toplumdur. global çözümler... Sektörel ilişkileri.

Beck’in daha çok ekolojik ve çevre sorunlarına dayalı risk toplumu tezine Anthony Giddens farklı bir noktadan yaklaşır. Moderniteyi globalleşen bir proje olarak görür.

Modern toplum ulus devletli kapitalist bir toplumdur. Devlet egemenliği söylemi.

Giddens’ın risk toplumu kavramı Beck’ten esinlenmekle birlikte onun ötesine gider ve riski modern toplumun globalleşme sürecinden kaynaklanan yapısal bir özelliği olarak görür.

Globalleşme ve (Ulusal) Kimlik/Fark: Stuart Hall globalleşmenin kültürel temeli “Batı ve Gerisi” (The West and yhe Rest)

Global entegrasyonun oryantalist söylemin temeli olan Batı-Doğu ontolojik karşılılığı çözmeye başlaması, Batının artık kendisini ötekileştirdiği Batı dış kimliklerden coğrafi olarak ayrılmamasının ve anlarla kendisi arasında bir coğrafi mesafe koyamamasının bir göstergesi.

Küçülen ve Parçalanan Dünya

Globalleşmenin dünya ölçeğinde bir birlikteliğe ya da yek bir dünya yaratmaya yol açmadığını, aksine birleştirici/yıkıcı ve bütünleştirici/parçalayıcı nitelikleri içinde taşıyan çelişkili bir süreç olduğunu görüyoruz.

Ekonomik Düzey

Ekonomik globalleşmeyi simgeleyen değişim ve dönüşümler:

örgütsüz kapitalizme geçiş

post-Fordist sanayileşme modeli

yaratıcılık ve bilgi

kitle üretimi yerine “anında üretim”

Globalleşmenin mekansan küçülme kadar, eşitsiz ve dengesiz gelişmeyi de beraberinde getirdiğini gösterir.

POSTMODERNİZM, KİMLİK SİYASETİ ve DEMOKRASİ

Postmodernizm Tartışması

Bir “kimlik felsefesi” olarak Postmodernizm

Post modern kimlik politikası, sivil toplumun farklılıkların tanınmasına dayalı demokratikleşme sürecini tanımlar ve temelini böylece yeni toplumsal hareketler üzerine kurar.

“Yeni” Dönüşüm ve Değişimler

Fordizm savaş sonrası bölgesel ve kentsel endüstriyel gelişmenin kitle üretimine ve düzenleyici devlet müdahalesine bağlı gerçekleştirilmesini sağlayan bir sermaye birikimi tarzıdır.

Postmodern durum düşüncesinin topyekün reddi: Yani özgürlük ve demokrasiyi sağlamamıştır. Hebermas, “bitmemiş bir proje olarak modernizm” savını çıkartır.

Radikal Demokarasi, Kimlik Siyaseti ve Postmodernizmin Siyasal Sınırları

“Farkındalıkların” tanınmasına dayalı postmodernist kimlik politikası bir anlamda toplumsal hareketleri çıkar gurupları olarak kavramsallaştıran ve özünü bu gurupların kendi çıkarlarını gerçekleştirmek için devlet politikaları ve siyasal karar alma süreçlerini etkileme eylemlerinden alan çoğulcu liberal demokrasi anlayışıyla benzerlik gösterir.

Sivil toplumun, diğer bir deyişle sivil toplumun “aynı”lığa değil “farklılıkların tanınmasına” bağlı yeniden yapılanması özünde siyasal bir sorundur.

DEMOKRASİ, TOPLULUK VE FARK: Türkiye’de Liberalizm tartışmasına Kuramsal Bir Katkı

Liberalizm/toplulukçu düşünce tartışmasında temel gönderim noktası olan John Rawls.

Siyasal Liberalizm, Adalet ve Engellenmemiş Benlik

Rawls bir taraftan liberal demokrasi anlayışını “dağılım adaleti” sorusu etrafında yeniden kurarken...

Rawls’un “hakkaniyet olarak adalet”

Toplumdaki bireylerin farklı yeteneklere, farklı statülere, farklı mali olanaklara sahip olması Rawls tarafından “farklılık ilkesi” çerçevesinde kabul edilir.

Siyasal Liberalizmin ekonomik liberalizmle eş anlamlı düşünülmesidir.

Rawls’un siyasal liberalizm söyleminin liberal demokrasi/adalet ilişkisini üç temel nokta çerçevesinde gördüğünü söyleyebiliriz.

Kanıtçı bir yoldan adaletin en önde gelen erdemi

Kontratsal ilişkinin hakların yararlara önselliği

Siyasal liberalizm ile ekonomik liberalizm arasında olumsal bir ilişki

Liberalizmin Toplulukçu Yeniden Kurulması ve Topluluk Politikası

Liberalizm hakka dayalı bir politika ise toplulukçu yarara dayalı bir politikadır.

Sonuç:Radikal demokrasi ve Sivil Toplum

Postmodernizm, modernitenin “içsel bir eleştirisi”, postmodernizm modernitenin içsel mekanının sınırlarını genişleten, modernist söylemin köktenci bir tarzda belirlediği siyaset anlayışının boyutlarını yıkan ve belli bir merkeze dayalı anlaşılan “sosyal” kavramını çözen bir eleştiri.

Sivil toplumun demokratikleşmesinin ön koşulu, topluluklar arası ilişkide avantajsız ya da susturulmuş kimliklerin, kendilerine özgü sorunları ya da talepleri gündeme getirme olanağına sahip olmasıdır.

Kimliğin parçalanmış ve çok boyutlu niteliğini vugulayarak, postmodern söylem demokratikleşme sürecinin üç temel öğesini dile getirir: kimliği sabitleştirici ve toplumsal ilişkileri belli bir merkezi kimlik etrafında bütünselleştirici köktenci sistemlerin (liberalizm ve marksizm bibi) çözümü (deconstructive critigue), bu sitemlerin sessizleştirdiği kimliklerin tanınması ve bu anlamda “ötekine karşı sorumluluk” ilkesi üzerine kurulmuş adalet nosyonu ve kimlik/fark ilişkiselliğinin demokratikleşme sürecine anlam veren bir siyasal araç olarak düşünülmesi.

RADİKAL DEMOKRASİ KURAMLARI

Türkiye ve Geç-Modern Zamanlarda Demokratik Yönetim

Hobbes’ta bulunan moderniteye özgü şu saptama vardır: Modern toplumu niteleyen toplumsal sözleşme bireyler-arası bir sözleşme olarak bir taraftan birey kavramına epistemolojik ve normatif bir öncülük verirken, eş zamanlı olarak siyasetin kaynağını tanrısal otoriteden devlet otoritesine kaydırarak birey ile devlet arasında ikincinin egemenliğine dayalı bir ilişki kurar.

Radikal Demokrasi Kuramları

A) Sorgulayıcı Demokrasi olarak radikal Demokrasi

Radikal demokrasiyi “eleştirel kuram yoluyla modern devlet-toplum ilişkilerinin demokratikleştirilmesi” olarak da düşünebiliriz.

Habermas “sorgulayıcı demokrasi” olarak nitelendirdiği radikal demokrasi kavramını şu temel sav üzerine kurar: demokratik yönetim bürokratik-modern devletin yalnızca “hukukun üstünlüğü” ilkesi yoluyla denetlenmesi anlamına gelmelidir. “Kurumsal iletişim mekanının” varlığı da devlet-toplum arasında kurulacak demokratik bir yönetim için gerekli koşuldur. Modern-devlet iktidarının meşruluğu yalnızca yasalarla değil, aynı zamanda diyalog ve iletişime dayalı bir rasyonellik anlayışı üzerine kurulmuş normalif ilkeler yoluyla da değerlendirilmelidir.

Liberal demokrasinin meşruluk krizine:

Bireysel hak ve özgürlükler. Bireyin kişisel (özel) alanda ki güvenliği (dokunulmazlığu ile ilgili.

Örgütlerin hiyerarşik, eşitsizlikçi, (oligarşik) yapıları

Kolektif kimliklerin tanınması

İyi yaşam, liberal-demokratik devletin bu tercihlerin siyasi yansımalarına “kapalı” olmasını

Modern anayasal devlette siyaset, “iyi siyasi toplum” un ne olduğu ile ilgili vir arayış faaliyetleri bütünü olmayıp, devletin varlığı ve bekası ile ilgili kaygıların belirlediği bir teknik faaliyetler biçiminde anlaşılmaktadır.”

Liberal demokrasinin meşruluk krizinin ancak kendisinin katılımcı bir demokrasiye dönüştürülmesiyle çözülebileceğini de ima eder.

Siyaset ne liberal görüşün savunduğu gibi “kolektif amaçlar için siyasal iktidarını kullan yönetim ayağına karşı özel çıkarların korunması ve karar alma süreçlerine eklemlenmesi işlevini gören etnik olarak “dar anlamda” düşünülmeli ne de toplulukçu görüşün savunduğu gibi “toplumun temelini oluşturan ‘etik yaşamın’ düşümsel bir biçimi” olarak “geniş anlamda” düşünülmelidir.

“Formal ve yasal bireysel haklar” nosyonu üzerinde tanımlanmış modern vatandaşlık kavramının farklı kimlik taleplerine yanıt veremez duruma gelmesidir.

Liberal kurumsal alan devlet ve devlet kurumları içinde yer alırken, sorgulayıcı kurumsal alan sivil toplumdur.

B) Agonistik Demokrasi olarak Radikal Demokrasi

Sorgulayıcı demokrasi gibi agonistik demokrasi de liberal demokrasinin yaşadığı meşruluk krizinin çözümünü katılımcı demokratik yöntem içinde arar.

Modern benlik anlayışının temel sorunu, kendisinin meşruiyetini her zaman kendi tanımına uymayan kimlikleri “ötekileştirmesinde” bulmasıdır.

Derrida : “tali karşıtlıklarla”

Modern batı/oryantal doğu, rasyonel erkek/duygusal kadın, başarılı kuzey/az gelişmiş güney, beyaz ırk ve gerisi, v.b. karşıtlıklar yoluyla modern benliğin “tarih yazıcı egemen kimlik” konumuna getirilmesi.

Kültürel kimlik insanların içinde saklı duran, bir arada tutan ve belli bir tarihsel “öz”le sabitleyen “bir tür kolektif gerçek benlik”tir.

Kamusal alanın farklılık taleplerinin öteki kimlikleri yok edici bir içerik taşımamasını sağlayan bir iletişim alanı olarak da düşünülmesi gerekmektedir.

Toplumsal kimliklerin kendi taleplerini be çıkarlarını seslendirirken, bu talep ve çıkarların “sınırlarını tanımalarını” sağlayan be böylece farkındalıkların siyasallaşması sürecinin “ötekini yok etme” eylemine dönüşmesini engelleyen demokratik yönetime, agonistik demokrasi diyoruz.

“Liberal demokrasinin demokratikleştirilmesi” olarak düşündüğümüz radikal demokrasi...

Radikal Demokratik Kimlik/Fark Siyaseti ve Çok-kültürlülük

Çoğulculuk anlayışının temel kaynağı, Democracy in America

“Farklılık talepleriyle kurumsal yarar arasındaki ilişkinin nasıl kurulacağı.” Radikal demokrasi bu soruya iki boyutlu bir yanıt verir. Habermasian sorgulayıcı demokrasi kuramına gönderimle, kurumsal yararın kurumsal alan içinde kimlikler arası diyalog yoluyla formüle edilmesi; diyalogun örgütlenme biçiminin “ötekine karşı eleştirel sorumluluk” ilkesi temelinde düzenlenmesi.

KEMALİZM, MODERNİTE, GELENEK: Türkiye’de “Demokratik Açılım” Olasılığı

Türkiye’de siyasal alanın bugünkü durumu, evrensellikle tikellik arasındaki gerilimi çok açık bir şeklide, kültürel homojenliğin taşıyıcısı olarak kabul edilen “laik ulusal kimlik” ile “farklılık dilini canlandıran” kimlik siyasetleri arasındaki çatışma...

Kemalizm ve Modernite

Kemalist seçkinler, çağdaşlaşma istemi ulus-devleti sanayileşme ve modern-laik ulusal kimlik üçgeni üzerine yükselecek.

Modernleşme ve Paradigmatik Yaklaşımlar

Türkiye’nin sanayileşme süreci “bağımlı bir kapitalist gelişme” sürecinin öyküsü.

Kemalizm ve Gelenek

Klasik anlamda din ve devletin birliği yerini, Kemalizmde ulus ve devletin birliğine bırakmıştır.

Bireyi vatandaş-özne konumuna dönüştürerek hareket eden Batı modernitesinden farklı olarak, Kemalist modernite projesi ulus-devleti toplumu örgütleyici ve tanımlayıcı egemen özne konumuna getirerek hareket eder.

Kemalizmin iki önemli niteliği bu noktada ortaya çıkar: birincisi, devletin ayrıcalıklı konumuna dayalı organik ve homojen bir toplum anlayışı; ikincisi, “birey” nosyonu olmadan geliştirilen ve daha çok” devlete karşı yükümlülüklere” dayalı bir vatandaşlık (yurttaşlık) anlayışı.

“Türkiye Cumhuriyetinin tam bir ulus-devlet olarak kavramsallaştırılması”nı amaçlayan Kemalist modernite projesi, siyasal düzeyin laiklik çerçevesinde ussal otoriteye dayalı örgütlenmesini yaşama geçirme girişimindedir.

Demokratik Açılım Olasılığı: Siyasal Alanı Yeniden Kurmak

Nilüfer Göle’ye göre, Kemalist modernite projesinin krizi, devletten bağımsız ve konuşmaya başlayan bir kültürün, yani sivil toplumun canlanmasıdır.

Globalleşme: Siyasetin Yani Bağlamı

1980’lerin anahtar kavramı postmedernite iken,1990’lı yıllarda globalleşme böyle bir nitelik almaya namzet bir kavramdır.

Türkiye Bağlamı ve Radikal Demokrasi

Eskisinin hegemonyasının yok olmaya başladığı fakat yeninin doğmadığı bir belirsizlik durumunu yaşıyoruz. Devlet-sivil toplum ilişkilerinde gündeme gelen bu belirsizlik durumu, bu söylemsel boşluk nasıl doldurulacak?

“Milliyetçi söylem”

21.ci yüzyıla girerken Türkiye’de siyasal yaşama anlam verme gücünde olan iki farklı siyaset anlayışından söz edebiliriz. Bir taraftan, milliyetçi söyleme hareket eden toplulukçu siyasal hareketlerin varlığını ve böylece “çoğulculuğa karşı aynı’lığı ve tek’liği savunan” milliyetçi bir siyaset anlayışının giderek güçlenmesi. Diğer taraftan liberal demokrasiyi savunan, fakat bunu yaparken liberal demokrasinin çoğulcu toplum yağısına uygun yerinden kurulması gerektiğini de vurgulayan yeni bir siyaset anlayışına çağrılar var.

Çağrılardan bir tanesi radikal demokrasi projesi ve bu projenin savunduğu;, kimlik-fark ilişkisine dayalı, devlet egemenliği söylemini sorunlaştıran, siyasal alanı global/ulusal/yerel etkileşim eksenine doğru genişleten, sivil toplumu devlet/parti gibi bir siyasal özne olarak düşünen, ve bu bağlamda, katılımcı demokrasinin liberal demokrasi için önemini vurgulayan yeni siyaset anlayışı.

Rawls “adaletin öznel yararlara öncelliğini” ve “hak’ların yarar’lara önselliğini” yaşama geçiren sistemi liberal demokrasi olarak adlandırıyor.

Kimliğin ilişkiselliğinin tanınması kurumsal alanın “farkındalıklar ayrıcalık haline getirilmeden” farklı kimlikler arası bir diyalog etrafında kurulmasına katkıda bulunur.

Temsili demokrasinin katılımcı demokrasiye dönüştürülmesidir. Sivil toplum örgütlerinin karar alma süreçlerine katılımının gerekliliğidir.

Liberal demokrasinin demokratikleştirilmesi, üç boyutlu bir eşitliği gündeme getiri:

Devlet/parti ve sivil toplum arasında siyasal etki eşitliği

Sivil toplum örgütleri arası siyasal etki eşitliği

Karar alma sürecinde alınan konular arası siyasal etki eşitliği.

Katılımcı demokrasi, kurumsal alan içinde gelişen bir siyasal kültüre olasılık kazanır.,

Liberal demokrasinin demokratikleştirilmesi amacını ifade eden radikal demokrasi projesinin temel nitelikleri.


212 sayfa
3. Hm. Kağıt
13,5x19,5 cm
Karton Kapak
ISBN:9756947195
Dili: Türkçe

Etiketler: , , ,

Yasak Film Yılmaz Güney Kültür Sanat Festivali Gösterimi

Yazmakta biraz (hatta baya) gecikmiş olabilirim ama Yasak Film bu gün 16:30'da Yılmaz Güney Kültür ve Sanat Festiali kapsamında izleyicinin beyenisine sunulacak. Festival süresince bir çok etkinlilte sunulacak. Kısa film gösterimleri dünden başladı ve bu gün son buluyor. 13:00 itibariyle (şu an başladı) filmler Yüz Çiçek Açsın Kültür Merkezi Sinema Salonunda gösterime sunulacak. Biz de ekip olarak (kimler gelir bilmem) 15:00 - 15:30 arası Mecidiyeköy Simitçide buluşup, filmi izlemek için adı geçen kültür merkezine doğru harekete geçeceğiz...
İlgilenenleri bekleriz efendim...

Festival Gösterim Programı
http://www.yilmazguneyksf.org/kisafilmg.html

Çiçek Açsın Kültür Merkezi:
Yüz Çiçek Açsın Kültür Merkezi Adresi, Mahmut Şevket Paşa Mah., Mithatpaşa cad., No: 3/3, Şişli/İST (0212) 250 49 93

Etiketler: , , ,

Cuma, Ocak 25, 2008

depresyonun dışa yansıması...

pazartesinden bu yana içimde oldukça biriken sıkkınlık gazlarının basıncı altındaydımç hal böyle olunca sessiz, sakin, sevimli (?) melek gibi ben(!) bütün çirkefliğimi dışarıya savurmaya başladım. umuyorum ki haftalık bir olaydır ve burada bu gün biter...
hiç-bir-şey yapmak istemiyorum...herkese kızıyorum e haliyle sonra da üzülüyorum... aslında bu kadar kızgın olmama mı yakmalıyım insanlara bağırıp çağırmama mı? eh bitsin şu kusmacı sıkkınlık kızgınlık... yazık yahu!

Etiketler: ,

Perşembe, Ocak 24, 2008

f (Taslak) 3

Buddy Holly. Birden bire şimşek gibi çakmıştı bu isim aklında. Görüntü netleşti. Kırmızı araba motorundan ve tekerleklerinden çıkan derin bir çığlıkla kalktı yerinden. Eksozdan büyük bir duman kütlesi havaya karıştı. Rüzgar tekrar esmeye başladı. Sokak eski kahverengiliğine geri döndü. “son zamanlarda sıklaşan bir tür var sanı olmalı” diye düşündü. Derin bir nefes aldı. Kendini toparladı ve sokakta yürümeye devam etti. Ancak şu an altında bulunan sokak lambası hala yanıp sönmeye devam ediyor ve başka bir korkunun ilk adımlarını atıyordu içersinde. “Buddy” diye geçirdi aklından, sıska suratı canlandı birden gözünün önünde, fotoğraflarında olduğu gibi, sesini duyamadığı gibi…

Gözlerindeki yanmayla birlikte, gözlerini kapadı. İki damla gözyaşı silinme riskini göze alarak, yanaklarından aktı. Evin içersinde dolanan bayat koku her zaman ona tiksindirici gelse de bugün onun için en rahatlatıcı şeydi. Gözlerini açtı. Birden siyah beyaz bir dünyada aynada kendine bakıyormuş gibi boşlukta hissetti kendini. Yavaş yavaş renkler kendine gelmeye başladığında içersindeki güven duygusu artmaya başladı. Hızlı harekelerlerle üzerindeki pardösüyü çıkartıp askıya astı. İnsan vücudunu andıran askının iki kolunda bir beyninde bir kalbinde ve cinsiyetinden pekte emin olmamamıza rağmen iki bacak arasında asacak yer vardı.

Etiketler: ,

Çarşamba, Ocak 23, 2008

biz nerden yerimizde sayıyoruz?

yaklaşık 10 dakika önce kanad haberde depremle ilgili bir haber vardı, ayrıntısını internette aradım ama bulamadım. istailli bir bilim adamı depremin önceden tahmin edilebileceğini öne sürmüş ve bunu meraklı bir şekilde depremi bekleyen istanbul içersinde uygulayabileceğini, 24 ve 48 saat önceden depremi bildirebileceğini söylemiş.

elbette ki bizim araştırmacı gazetecilik birden bir deprem bilimci bulmuş ve sormuş bu mümkün mü? çıkan sonuç elbetteki değil, öyle bir teknoloji yok yönünde...

yalnız şu bir gelçekki israilli bilim adamı amerikadan bu cihazın patentini yeni almış, ve cihaz asyadaki depremlere başarılı olmuş... bizim yer bilimcimi ise olmayacağını siddetle ısrar ediyor ama konuşmasının sonunda cihaz ya tutarsa, çalışırsa diye de "israilli bilim adamı çalışmaları izlenen iyibir bilim adamıdır demeyi de esirgemiyor."

söz konusu durumda yerel yönetimin ve hükümetin tutumu ne olacak bilinmez ama ben size olacakları söyleyeyim. bu durum geçiştirilecek, unutulacak yeni bir deprem oluktan sonra belki hatırlanacak ama iş işten geçmiş olacak.

burada bu cihaz yüzde yüz çalışır savunması da yapmıyorum. eğer elde böyle birşey varsa, bunu yapan kişide türkiyede bunu test etmek istiyorsa, kurdurtursun denetirsin geliştirmesinde yardımcı olursun, yanına bir kaç türk bilim adamı da verirsin veya adaylarını onlarda birşeyler öğrenir... ama bizde işler böyle yürümüyor... zaten 70 küsür milyonuz azaalım ne olacak ki...

neyse sustum..

haber izlememeye devam edeyim ben en iyisi...

Etiketler: , ,

oh be artık uzaylılar da çıktı piyasaya...

Bazılarına göre bu evrende yalnız olmadığımızın bir kanıtı, bazılarına göre ise garip bir kaya oluşumu. Çin’de bir internet sitesinde yayınlandıktan sonra sanal alemde hızla yayılan fotoğraf Mars’ta hayat olduğunu iddia edenleri heyecanlandırdı.

Spirit’in 4 yıl önce uzaydan gönderdiği fotoğraflarda Mars’ta hiçbir hayat izine rastlanmamış ve fotoğraflar bilimadamlarında hayal kırıklığına neden olmuştu.

Fakat Spirit’in geçtiği fotoğrafları inceleyen araştırmacılar, daha önce gözden kaçan bir detayı farketti. Görüntülerde aşağı doğru yürüyen bir “uzaylı”yı andıran cisim tespit edildi.

Fotoğrafların yarattığı heyecana karşın bir kaya oluşumunun görüntüsü olabileceği yönünde iddialar bulunuyor.

Mars’a şimdiye kadar içerisinde insan bulunan bir uzay aracı gönderilemedi ve Spirit gibi araçlar kızıl gezegenden görüntü ve fotoğraf geçti.


http://ntv-msnbc.com.tr/news/433963.asp
http://haber.mynet.com/sayfali/bilim-egitim/NASA-sokta-Mars-ta-hayat-olabilir/22Ocak2008/X1201007392781/2

Etiketler: , , ,

Salı, Ocak 22, 2008

beni ne kadar benzetebilirsiniz?

beni ne kadar benzetebilirsiniz önümdeki tümseğe/ geçmişe dayamışken ayaklarımı/ izimi süren prezervatif kırıntıları eleverir mi sessizliğimi/ kaybolmaya yüz tutmuşken acılarım/ kanlı bir cenin gibi sürülür mü soframa/ kaçmak nereye kadar/ kaçmak/ kim ile bağdaştırılmalı sokak aralarında/ giderken/ kalırken/ gülerken/ -ken'lerin sıkışıklığına sürtünürken/ zevkten bitap düşmüş bedenimle/ beni ne kadar benzetebilirsiniz gökyüzündeki aya/yanan ışığa/ solan güne/ bir eşeğin arda kalanlarına/nefes almaya çalıştıkça...

Etiketler:

Pazar, Ocak 20, 2008

f (taslak) 2

Köşeyi dönen arabanın önce farlarından çıkan ışığı gördü, sonra kendisini. Öncelikle sevindi sonra içinde bir korku kabardı. Gözlerini hafifçe kıstı. Kahverengiye çalan sokakta yanıp sönen sokak lambasının ardından kirli kan rengi bir araba salınarak geliyordu. Derin bir nefes aldı ve bırakmadı. Araba ona iyice yaklaştı. Arabanın burnuyla son adımının kesiştiği yerde araba ani bir fren yaptı. Kaportası öne doğru bir santim uzadı ve geri çekildi. Arabanın penceresi açıldı, yüzünü göremediği bir vücut ona doğru eğildi. Etraf sessizleşmişti. Rüzgar esmeyi bırakmış, sanki ortalık birden bire ısınmaya başlamıştı. Damağının kuruduğunu hissetti. Yutkunmaya çalıştı. Tükürük bezleri de kurumuş olsa gerek ağzında hiçbir ıslaklık yoktu. Arabadaki vücudun ona bir şeyler söylediğine emindi ama hiç bir şey duyamıyordu. Kendine kızdı birden, defalarca kez yaptığı gibi. Öfkeli bir şekilde arabanın sokakta kalan kapısı açıldı. İçerden sert ve telaşlı şekilde bir vücut çıktı. Yüzünü hala göremiyor yada görmek istemiyordu. Gözlerini kapadı kendisine doğru yaklaşmakta olan sigarayla karışık derin bir toprak kokusu hissetti. Sanki bu koku ona tanıdık geliyordu. Gözlerini açtı. Adamla yüz yüze geldi. Elvis modeli saçlar, uzun favoriler ve yüzünün ortasında muhtemelen dikişle kapatılmış derin bir yarıkla ona bakıyordu. İrkildi kendini geriye doğru attı ancak arkada kaçabileceği hiçbir yer yoktu. Soğuk duvara çarptı. Ufak bir acı, derin bir ürperti hissetti. Artık duyguları hakkında kesin yargıları da yoktu ama çok iyi bildiği bir şey vardı ki korkuyordu. Koşmaya yeltendi ancak sigara ve toprak kokan adam elini uzatarak duvarı tuttu şimdi boynu adamın boyun hizasına gelmişti. Sırtını iyice duvara yasladı. Korkmuş bir hayvan gibi, sanki duvarın içinde kaybolmak istermiş gibi. Köpekler tarafından köşeye sıkıştırılmış bir kedi gibi son bir hareket yapıp kendini korumak istedi ama bundan da korktu. Adam diğer kolunu da duvara yasladı. Şimdi adamın iki kolu arasında sıkışmış kalmıştı. Bağıramıyordu. Yüzü korkudan bembeyaz kesilmişti. Derin nefes almaya başladı. Adamın dudakları yavaşça açılıp kapandı bir şeyler söylüyordu, duyamadı, net olarak göremedi ama derin derin hissettiği bir şey vardı: korku ve adamın ağzından yayılan pis sigara kokusu…

Etiketler: ,

Cumartesi, Ocak 19, 2008

GLOBAL BİR BAKIŞLA POLİTİK SOSYOLOJİ

GLOBAL BİR BAKIŞLA POLİTİK SOSYOLOJİ

Ali Yaşar SARIBAY

GİRİŞ

Neden Global Bakışla Politik Sosyoloji?

Sosyolojinin bu güne kadar ulus-devlet ve bir toplum merkezli çözümlemeleri, esasen Bıta-dışı toplumlara empoze edilen bir düşünme ve çözümleme tarzıdır. Bu düşünme tarzı son tahlilde, Doğu’nun durağan, irrasyonel ve geri olduğunu, kendini düzeltmenin yolu olarak değişirken, rasyonel ve ileri Batı’ya ayak uydurması iddiasını içerir ve formüle eder.

TEORİK ÇERÇEVE

Toplum Teorisi ve Politik Sosyoloji

Politik Sosyoloji’nin devlet-toplum ilişkisini.

S (Toplum) à P (Politika)

(S à P), (P à P), (P à S)

(S à P à S)

Sosyolojik Paradigma

Subjetkitivite: Paradigmanın dünyaya bakma tarzını, buna dayanarak ne tür bir bilimsel incelemenin yapılacağını ve hangi tür tercihin kabul edileceğini bilmeyi ifade ettiğini söyleyebiliriz.

Epistemolojik Arkaplan: Sembolik Toplum Kavramlaştırılması

Doğal Toplum, Sembolik toplum

Sembolik Toplum ve Politika

Kontrol iktidar ve otorite kavramlarıyla yakından bağlantılıdır. İktidar bir aktörün eylemi ile diğerinin rızası olmaksızın, onu kendi iradesine rağmen yönlendirmesidir. Otorite ise meşru iktidardır: iktidarın kurumsal çerçevesidir.

Topluluk insanın nasıl sosyal olunacağını öğrendiği ve bunu devamlı uyguladığı bir alandır. Politik topluluk bilincin bir ürünüdür.

POLİTİK KÜLTÜR

Semboller Sistemi Olarak Politik Kültür

Psikolojik Temel

Bir ulusun politik hayatına dair o ulus bireylerinin, tutum, inanç ve duygularının bütünü politik kültür olarak adlandırılmaktadır.

Sembolik Çatı

Semboller, insanları günlük hayatın dünyevi havasından alır, kollektive ile yeniden birleştirir ve politik topluluğa olan inancı yeniden onar.

Seçkin Politik Kültürü – Kitle Politik Kültürü

Sartori, seçkinlerin inanç sistemlerinin (dolayısıyla politik kültürlerinin) daha zengin kitleninkinin ise fakir olduğunu belirtmektedir.

Seçkinlerin topluluğun genel uyumu için kullandığı içsel sembolik çerçeveleme ise, devlet olmuştur.

YURTTAŞLI VE KATILIMCI DEMOKRASİ

Kavramsal İlişki

Yurttaşlık

Yurttaş kavramıyla kastedilen iki farklı anlayış; birincisi, yurttaşlığı bir görev, bir sorumluluk, gururla kabul edilmiş bir yük olarak tanırlar. Yurttaşlığı bir siyasi statü, bir yetki, bir hak veya pasif şekilde kullanılan haklar manzumesi…

Bir demokrasinin başarımını (performance) belirleyen, tüm yurttaşların politikaya katılmaları ve aktif olmaları; kısacası yurttaşlık kültürü, (civic culture)’ün o toplumda egemen olmasıdır.

Tarihsel Arkaplan: Ulus-Devlet Kurma Süreci ve Yurttaşlık

Batı Avrupa toplumlarında ulus-devlet kurma süreci dört aşamada tamamlanmıştır.

Birinci aşama, onbeşinci yüzyıldan Fransız Devriminin yapıldığı onsekizinci yüzyıla kadar çok uzun bir süreyi kapsar ve devletin oluşumunu içerir.

Seçkinler düzeyinde ekonomik politik, ve kültürel açıdan bütünleşmenin gerçekleşmesidir.

İkinci aşama, kitlelerin giderek artan oranda sisteme dahil olmasını. Yeni kimliğin egemen kimlikle çatışma içine girmesi.

Üçüncü aşama, toplum üyelerinin politik sistemin işleyişinde tebalıktan aktif yurttaş kavramına geçmelerini içeriri.

Genelde mülk sahipleri ve işverenlerle, kiracılar ve işçiler arasındaki bölünmelerden, değerlere dayanan yerel çatışmalardan, daha çok çıkarlara dayanan işlevsel çatışmalara geçilmesi.

Dördüncü aşama, devletin idari, aygıtlarının genişletilmesine ilişkin süreci kapsar. Yeniden dağıtım araçlarının artması.

Batı Avrupa toplumlarında merkez (center) ile kenar (periphery) arasındaki hukuk, kültür ve ekonomi gibi dört kanal aracılığıyla ve üç boyutlu olarak gerçekleşmiştir.

Birinci boyutu, teba konumunda olan kenarın işlevsel farklılaşma düzeyi ve merkez bağlılığıyla ilintilidir.

İkinci boyut, içsel ve dışsal kaynaklarla iniltilidir.

Üçüncü boyut, farklılaşma türleri, sırasıyla dış çatışmaları kontrol örgütü olarak orduyu; iç çatışmaları çözücü bir kurum olarak yargıyı, yerel dinleri temsil eden bir yapı olarak kiliseleri ortaya çıkarmıştır.

Demokrasinin doğmasında ve gelişip pekişmesinde merkezin sahip olduğu üç önemli olanak;

Uzman bürokrasilerin ve hukuk kuramlarının gelişmiş olması,

Ticaretin gelişmesi yeni endüstriler

Ulusal alfabe

Yurttaşlığın Boyutları: Sivil, Politik ve Sosyal

Yurttaşlığın sivil, sosyal ve politik üç boyutu;

Sivil boyut, konuşma, düşünce ve inanç, mülk edinme hakkı gibi bireysel özgürlükler,

Politik boyut iktidarın kullanımına katılma hakı,

Sosyal boyut ise, ekonomik ferah ve güven hakkından toplumda geçerli standartlara göre yaşama hakkına kadar.

Tarihsel olarak, sivil haklar, 18. yy. politik haklar 19. yy. ve sosyal haklar 20. yy.’daki gelişmelerin ürünüdürler.ulusal kimlik, bireyin devletle değil, toplumla olan bağını ifade eder.

Katılımcı Demokrasi, Yurttaşlık ve Sosyal Hareketler

Sosyal hareketler sağladıkları (veya zorladıkları) katılım olanaklarıyla yurttaşlık kavramını genişleten “dalgalar” niteliğindedir.

Çağdaş sosyal hareketlerin beş genel tipi;

. Kentlerdeki azınlık gruplarının mücadeleleri

. Çevreci hareketler

. Kadın ve eşcinsel özgürlüğü hareketleri

. Barış hareketleri

. Gençlik ve öğrenci hareketleri

Dinsel hareketler

Globalleşme Bağlamında Ulus-Devlet ve Yurttaşlık

Ulusun devleti krize maruz bırakan olgunun globalleşme olduğunu.

Globalleşmenin etkileri şu üç nokta;

· Bireysel kimliklerin patlaması ve politikleşmesi

· Yerel kurum ve yapıların öneminin/etkisinin artması

· Bireyin davranış kalıplarını global bir perspektif ve kültüre göre ayarlamasına yönelik dayatmaların belirmesi

Globalleşme kültürel dünyayı simgeleyen ulus ile politik dünyayı simgeleyen devlet arasındaki bağı parçalamakta.

Held’e göre ulus-devletlerin globalleşme ilişkisi beş oluşumu.

Farklı politik topluluklara üyelik anlamında çoğul yurttaşlık, Avrupa Birliği.

DEVLET-SİVİL TOPLUM İLİŞKİSİ ve POLİTİK TOPLUM

Devlet-sivil toplum ilişkisini resmetmede farklı gelenekler vardır.

· Hegel ve Marx’ın başını çektiği Alman geleneği: Sivil toplum veya yurttaşlar toplumunu devlete dahil eden

· Tocquevillein temsil ettiği Fransız geleneği: Sivil toplum ile devlet arasında bir aracı olan temsil kurumları

· İtalyan geleneği: Gramsci politik devletle özdeş görülür.

Devletin Kökeni

Devlet Mezopotamya’da M.Ö. 3000 yıllarında tarımın keşfi ile neolitik devrimin, toplumsal karmaşanın (complexity) artması, giriftleşen sosyal ilişkilerin, problemleri nihai karara bağlayacak politik bir organizasyona. Devlet.

Liberalizm, devletin ortaya çıkışını işlevsel şeklide açıklar. Marksizm ise, tersine, devleti sınıfsal bir temele oturtur.

Oppenheimer: “Devlet zafer kazanmış bir insan gurubunun (bu gurubun) yendikleri üzerindeki egemenliğini bir düzene bağlamak, yendiği gruba zorla kabul ettirdiği bir toplumsal kurumdur. Yenilenlerin yenenler tarafından ekonomik alanda sömürülmesinden.

İnsanların neden aniden baskı unsuru sürekli bir örgüte tabi oldukları.

Birincisi tarımsal faaliyet, ikinci açıklama kutsal mabed ekonomisi.

Devlet –Sivil Toplum İlişkisi

Jean Bodin’in düşüncelerinde ifadesini bulan devletin egemenliği.

Devlet diğer sosyal organizasyonlar üzerinde kontrol tesis etmeyi üç yoldan sağlayabilir:

Rıza

Katılma

Meşruluk

Devleti, toplumda güç kullanması meşru addedilen tek organizasyondur. Devletin meşruiyetini sağlayan mekanizma ise, toplum kesimlerinin kolektif karar alma sürecine katılmasının gerçekleşmesidir.

Toplum yönetilmelidir, bunu yapacak olan devlettir, devleti temsi edende bürokrattır.

Farklı Devlet Kavramlaştırmaları

Rockman üç temel kategoriyi;

Karar alan devlet

Üretim yapan devlet

Aracı devlet

Devlet, Katılmacı Demokrasi ve Global Sivil Toplum

Özetle, bir formül şeklinde belirtirsek: Haklara sahip olma hakkı katılma ile elde edilir. Katılmanın herkese eşit olması hukukun güvencesini gerektirir. Hukuk güvencesinin varlığı, devleti toplum karşısında duyarlı kılar ve onun meşruluğunu pekiştirir. Meşruluğu pekişmiş bir devlet ise, toplumla yatay bir ilişki içinde olur. Yurttaşların kendilerini etkileyen tüm kararların alınmasına etkin olarak katılmaları ve bunun toplumun tüm sektörlerinde oldukça yüksek bir adem-i merkeziyetçi şeklinde gerçekleşmesi ancak böyle olur.

Sivil toplumu, Hegel’e dayanarak aile ile devlet arasında kalan özgür ve özerk bir olan.

POLİTİK TOPLUMUN ARACI OLARAK PARTİLER

Politik Parti Kavramı: Kapsam ve Tanım

İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde, gerek demokratik gerek totaliter/otoriter rejimlerde partiler politik katılmayı organize eden; parti sistemi de katılmanın genişliğini etkileyen faktörler olmuşlardır.

Roma İmparatorluğu döneminde, “parti” Senato tarafından kontrol edilen şeref payelerini, ücretleri ve terfileri tartışılmak üzere asillerin (Optimates) ve halkın (Pooulares) biraya gelmelerini. İngiltere’de Wrig’ler ve Tory’lerden…

Birlik, organizasyon.

Partinin ne olduğu;

Politik etiketle özdeşleştiren kişilerin biraya gelmesi

. Politik program

. Seçim yoluyla gerçekleştirme

. Bir topluluk

.. Sürekli bir örgütün

.. Yerel kuruluşlar

.. Halkın desteğini sağlamaya yönelik girişimlerin

Politik Partilerin Tarihsel ve Sosyal Temelleri

Tarihsel Temel: Partilerin Kökeni

Kuramsal Kuram

Politik partilerin parlamentolar içinden nasıl çıktıklarını açıklar.

Meşruluk, bütünleşme ve katılma krizleri.

Gelişmeci Kuram

Politik partilerin doğuşu ile modernleşme süreci arasındaki linti

Patronaj Aracı Olarak Partiler

Patronalı, aktörler arasında yüzyüze ve şahsi nitelikli; formel otorite bağına dayanmayan, mütekabiyet üzerine kurulan sosyal bir ilişki olarak tanımlamıştık.

Partilerin Örgütsel Yapıları ve Katılmacı Demokrasi

R. Michels, genel olarak örgütlerin yapılarında oligarşik bir eğilimin varlığını gözlemlemiş. Oligarşinin Tunç Kanunu.

Parti Özerkliği

Batı demokrasilerinde parti finansmanı açısı;

İç Finansman: Üye aidatları, parti yatırımlarından, yayınlardan, partinin düzenlediği çeşitli faaliyetlerden ede edilen gelirlerden.

Dış Finansman: Sınırlamalar söz konusu

Devlet Tarafından Sağlanan Mali Destek

Örgütlenme Derecesi

Parti içindeki ilişkilerin biçimsel ulus kurallarını ya da yazısız kural ve gelenekler yoluyla açık ve belirli davranış kalıplarına bağlanmış olup olmamasıdır.

Duverger’ye göre, Sosyalist, Katolik, Komünist ve Faşist Partiler kuvvetli bağlantıya sahip partilerdir.

Örgütün yoğunluğu kadro ve kitle partileri.

Örgütün Katılma Anlayışı

Duvaerger’in ayrımı Sınırlı ve Totaliter parti tiplerine dayanır.

Bireysel temsil partileri, parti üyelerinin bütün politik, sosyal ve bazen kişisel hayatlarını da kapsayan partilerdir.

Türkiye’de partilerin daha çok iç finansman kaynakları ile yaşamaları öngörülmektedir.

Türk partilerinin kuvvetli bağlantıya sahip ve kadro partisi olma niteliği ağır basan partiler olduğunu görüyoruz. Katılma anlayışı ölçütü açısından, Bireysel temsil Partileri.

Parti Sistemleri

Duverger’e göre, seçim sisteminin genel etkisi;

· orantılı temsil, sert bir çok-parti sistemini

· iki türlü çoğunluk usulü, bir çok partili sistemi

· tek türlü basit çoğunluk, iki partili sistemi

Sartori önce,

1. Tek partili sisteim

2. Hegemonyacı parti sistemi,

3. Hakim parti sistemi

4. İki parti sistemi