Salı, Ağustos 28, 2007

Beyaz Geceler


Evimde buzdolabımın üzerindeki "okunacaklar listesi"nde yer alıyordu kitap..((O listedeki kitapları dizmiştim evimin farklı köşelerindeki desteler tepecikler halinde bakmaktalar tavana....))Ve birkaç gündür de çantamın içindeydi... Elime aldım, sıkılmıştım, uykum yoktu, geziniyordum boş koridorlarda gecenin bir yarısı... Öncesinde pek de "Dostoyevskivari" ;) bir ruh halindeydim günlerdir; "neden olmasın" dedim..."neden bu gece senin gecen olmasın"

..Okuturlar böyle dünya klasiklerini tez yaşlarda gaddar /halden anlamaz "edebiyat tutkunu" geçinen hocalar,...Hiç işlemez içine talebe beyninin...cümleler yağlı bir zeminden kayar gibi gider...Hala anlamış değilim neden kaldıramayacağı yüklerle donatırlar akıllarımızı okuldayken ve de anlamamamızı beklerler nice edebiyat adamının üzerine dil döküp de inceleme altına almaktan sıkılamadığı bir delimanyağı ((bkz: Dostoyevski'nin hayatına ve yapıtlarına dair diğer büyük insanların yapıtları)) .....

Şakalaşırım kendimle, hocalarımla, yazarla ki kendisi evet ben de kalıbımı basarım ki gelmiş geçmiş en koca adam yazardır.... alınan olmasın..Sözüm mecliste kalsın

Bırakın kenara dayatmaları, okunacaklar listelerini, sevdiğin bir adamın gözüne sokmasını, alıntı parçalamasını....Siktir edin.....

Ancak "hazır olduğunda" o kitap gelip seni bulmalıdır; ilerki yetişkin yaşam hayatında..Ben okumazdım ödev olarak verildiğinde "klasikler"...Okuyana anlattırırıdım..Yerine okuyacak olsam çok daha sürükleyici alternatiflerim vardı...Nancy Drew'lerim Doctor Who'nun maceraları...Dayımdan yürüttüğüm eski Leman'lar....

Evet o gece ile başladı ve bu gece de son yaprağını çevirdim. Paylaşma vaktidir...


Nihal Yalaza Taluy'un çevirisinden ufak bir kesit...!.... ((Çevirmenlere dikkat etmeyen huzursuz ruh aradaki ünlem senin içindi))):

"........-Nastenka, Petersburgda, belki bilmezsiniz-oldukça tuhaf köşeler vardır. Buraların güneşi sanki öbür Petersburgluları aydınlatan güneş değildir: sanki sırf bu yerler için ısmarlanmış yepyeni, bambaşka bir güneştir....Bu köşelerde apayrı bir hayat yaşanır aziz Nastenka. Bu, çevrenizde çevrenizde fıkır fıkır kaynayan hayata benzemeyen başka,bizim ciddi zamanımıza değil de, masal alemlerine yaaraşan bir hayattır.Bu hayat; tam anlamıyla fantastik ateşin, idealin ve aynı zamanda yazık ki aziz Nastenka, bayağı demeyelim ama, renksiz, düpedüz ve basit şeylerin bir karışımıdır....."

Etiketler: , , , ,

"ev"lenmek hakkında kısa bir yazı...


tanıdıklar bilir malumdur ki 4 ayı aşkın süredir ev aramaktaydım (hala da tutmuş değilim). benim gibi kararsız bir insan olduğunuzu düşünüp bütçenizi önünüze aldığınızda seçim sürecinizin daha da uzaması içten bile değil. istanbul'un taşını toprağını, semtini, sokağını aradıktan sonra zorunlu da olsa içime sindirdiğim bir ev için görüşmelere başladım, sonunun hayırlı olmasını diliyor başkası eve göz dikmesin diye evin reklamını yapmıyorum.
asıl anlayamadığım aylara dayanan tecrübeme istinaden istanbulda ki kiralık evlerin fiyatları. oyle ki iki kişilik yatan sığan 1+0 bir eve 450 ytl istemeyi yüzleri kızarmadan yapabiliyorular. neymiş efendim beşiktaş merkezde yıldızdaymış... şöyle ki yıldız da ki pahalılığı da anlamış değilim. evde şunları yapabilirdim: mesela klozette tuvaletimi yaparken banyo yapabilirdim çünkü başka şansım yoktu aslında iki işi birden görme açısından avantajlı vakitte harcamıyorsunuz... demeden de edemeyeceğim şeyinizi sallasanız duvara çarpması ihtimali olası... muhtemel 3+1 evi üçe yada ikiye parçalamış oda şeklinde kiraya sunmuş ev sahibimiz. tabii ki zekice bir olay...
neyse emlak hakkında bilgi istiyanler bana ulaşabilir ki yakında bir yardım masası kurmam içten bile değil...

Etiketler: , , , ,

Cumartesi, Ağustos 25, 2007

Interlude

......hep canı sıkkın, hep ruhbilimci geçinen arkadaşların tarifiyle "anksiyöz" bir çehreyle dolaşan ben geldim..

Tırnağının kiri bile olamayacak; dağınık devrik cümleleri, kurgusuz zamansız karalamaları ile ben geldim....

Kendi içine bakan deşen kanatan etrafını ise ....?....?.....galiba pek de sallamıyormuş ki bir doğa veya insanbilimcisi olamazmış, bir doktor yanlışlıkla olurmuş...geldim işte ben geldim!!!

Bir adamı sevmek için tüm hazırlıklarımı tamamlayıp saatini kurduğum ama son anda ekilmiş olduğumu farkettiğim için taze melankolik geldim...

Yeniden "fil kadın*" olmak için geldim. Söyleyeceklerim ayıp kaçacak, sevmek- ama hay allah korusun- ne haddimize sevilmek için geldim...

Arıza demiştin vakti zamanında, ayarlarımı düzeltmeye geldim...

bloga yeni yazar...

efendim hep huzursuz, şurrusuz, asabi, depresif, bi o kadar da bencil ben blogumu yeni biriyle paylaşmaya başladım ki yan tarafta da görürsünüz kendilerini...
"huzursuz ruhlar kahvesi" canı sıkıldığında yazacakmış birşeyler bakalım ne zaman nasıl... merakla bekliyoruz...
hoş gelmiş... :)

Etiketler:

tatil!!!

bitiyor yavaş yavaş...
yuvaya mı dönüyoruz ne?
internetimiz de yok...

Etiketler: ,

Pazar, Ağustos 19, 2007

The Fountain: A tribute. By Clara. (DA:1)


Katlamaya başladım, yüzümü, ellerimi, ayaklarımı, kemiklerimden sarkmaya başlamış etlerimi tutan derimi…
Her şey uzaklaşıyor, yavaş yavaş zıtlaşıyorum hayata, anlamsızlıklar anlamlaşıyor…
kimseyi beklemezken, gözlerim uzaklaşmıyor camın ardından… bir kez daha korkuyorum, soğuk bir rüzgarın tenimi okşayışından farklı, sırtımın tam orta yerinde hissettiğim o soğuk rüzgar... Tüylerim yine diken diken. Bu kez gelmesin diyorum ruhlar kapımdan içeri... bu ürperti, resimdeki yüzü yada içeme atamadığım sevgin, adın…

Etiketler: , , , , , , ,

Pink Floyd - Comfortably Numb (The Wall)

Listeyi kapamakta yarar var...
söyleyecek söz bulamıyorum...

Etiketler: , , ,

Eric Clapton - Wonderful Tonight

kendimi memleketin en bunalım "vj"i gibi hissetmeye başladım...
sololar...

Etiketler: , ,

Guns N' Roses - Don't Cry (Live Era '87-'93)

ellerim sakıncalı şarkıalr kistesine uzanıyor bir bir....
sonumuz hayrola...

Etiketler: , ,

Cuma, Ağustos 17, 2007

Emin Çölaşan kovulmuş(muş)

(bu işler bizi bozar ama...)
Başlığa bakıp ta ne oluyoruz demeyin ya da deyin hiç mi hiç fark etmez. Hani Emin Çölaşan’ın fanatik okuru da değilim, okuduğum yazısı belki bir elin on parmağını geçmez ama 22 senelik bir Hürriyet yazarının birden işine son verilmesi bana garip geldi. Ne de olsa Hürriyet, Emin Çölaşan; Emin Çölaşan, Hürriyet demekti. Asıl garip gelen bu kovulma sebebinin dinci medyaya (?) karşı yazmış olduğu yazılardan kaynaklanması. Elbette ki laik medyayı (?) eline almış dinozor köşe yazarlarıyla yönetilmemiz, gereksiz, aslılı asılsız haberlerin ve polemiklerin çıkarılması herkesi rahatsız eder durumdaydı tabanın değişmesi gerekliydi lakin bunun üslubunca olması herhangi bir şeyleri bahane ederek yapılmaması gerekliydi. Şunu anlıyoruz ki seçimlerden sonra Doğan medya grubu bir yumuşama içersinde, Ali Atıf Bir’in de belirttiği bibi bu ılımlaşma İslamcı medyaya da yansıyacak ama mümkün olduğunca abartılmadan, gerilmeden, büyütmeden.
Gazete ve televizyondan uzak olan ben bu haberi de iki gün sonra duyuyorum kendime de bir helal olsun (: . üzülmedim de değil hani ama sanırım artık Emin Çölaşan’ı Cumhuriyet saflarında görebiliriz.
Konuyla ilgili aşağıya Emin Çölaşan’’ın doğruluğunda tereddüt yaşadığım son köşe yazısını ve buna Ali Atıf Bir’in yorumunu ekliyorum…

Vay vay vay!.. (Emin Çölaşan)

ELİMDE İstanbul'da haftalık yayınlanan bir İslamcı dergi var. Seçim sonrasındaki iki ayrı kapağını burada görüyorsunuz. İlkinde Anıtkabir'e kilit vurulmuş ve altı ok, Atatürk'ün mezarından ceset halinde çıkarılıyor.


Bir sonraki kapakta ise altı ok şöyle tanımlanıyor: (Aslında Cumhuriyet rejimine küfrediliyor!)


"Dinsizlik, Halk Düşmanlığı, Fahişelik-İbnelik, Ayyaşlık-Hırsızlık, Batıcılık-Hayvanlık, Vatan Hainliği."


* * *


Derginin Anıtkabir kapaklı sayısında, 19. sayfada bir haber. Bunları sizlerden özür dileyerek aynen veriyorum ki, herkes pisliğin boyutunu görsün. Haberin başlığı: "Dayılanan pezevenge kurşun yağdı."


"Kayseri'de seks dükkanı açarak Müslüman halkımıza meydan okuyan pezevengin kerhanesi kurşunlandı. Kayserili Müslümanlar bu orospu çocuğunun açtığı seks dükkanına giderek 'Ananın porno filmi var mı, eğer gelirse biz satın alacağız. Ananın donunu da dükkanın girişine as' dediler.


Şimdi biz laiklerden öğrendiğimiz yöntemlerle para kazamayı öğrenen bu orospu çocuğunun anasının filminin vizyona giriş haberini bekliyoruz.


Müslüman Kayseri halkı bizi yanıltmadı ve pezevengin işyeri kurşunlandı. Onları tebrik ediyoruz.


Gün geçmiyor ki Laik Cumhuriyet'in Allahsız ve ahlaksız rejiminin pislikleri görülmesin. Cumhuriyet kazanımları!


'İlke ve inkılapların' oluşturduğu bu manzara karşısında biz intikam yemini ettik.


Tek tek ve topyekun, hesabını bu dünyada görmek üzere Allah'tan memuriyet diliyoruz."


Bu yayınlar (hem de "Müslümanlık" adına) İstanbul'da Valiliğin, Savcılığın, Emniyet ve öteki ilgili makamların gözleri önünde yapılıyor.Devlet var mı? Var, var!


yazının linki: http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=7080165


Emin Çölaşan Günah Keçisi Mi? (Ali Atıf Bir)


Emin Çölaşan’ın 22 yıldır çalıştığı gazetesiyle yolları ayrıldı. Neden? Çünkü laik medya tiraj artırmak, laiklik rekabetinin gerisinde kalmamak, marka özünü korumak, okunmak, gündeme damgasını vurmak, laik reklamverene cumhuriyetin niteliklerini koruduğu mesajını vermek, laik olmayan medyanın reklamveren gözünde itibarını yıpratmak için kutuplaşmaya elde körükle gittiğinin farkına vardı.
Laik medyada aslında “dinci” diye tanımlanan basın gibi beyinlere haddinden fazla çarpıtılmış haber, çıkarım, yargı virüsü yayıyor, Türkiye'nin sağduyulu davranmasını engelliyor. Görünen yüzde de suçlu "amigo" siyaset yazarları yapıyor.
Bu amigo yazarlarının çoğu da ne yazık ki iletişim, semboller, bilimsel bilgi, iletişim kuramları konusunda tam dinozorlar. Tam anlamıyla enformatik bir cehalet yaşıyorlar. Kendi yorumlarını tek gerçek sanıp suyu 45 derecede kaynatmaya çalışıyorlar.

Dinozorluklarını da gaza getiren, lastik gibi sündürdükleri güzel, şairane yazılarla kapatmaya çalışıyorlar. Söz konusu dinozorlardan kurtulmak şart! Doğru.
Türkiye'de köşe yazarlığına ciddi bir rönesans gerekiyor. Doğru..
Ama onlar aslında sadece günah keçisi değiller mi?

İşte çoğunun seçim tahminleri.. Hepsi nasıl manşetleriyle bile çuvalladılar!
Kabul ediyorum…Türkiye'de şeriat tehdidini küçümsemek yanlış! Türkiye'de şeriat diye yanıp tutuşan Türkiye'yi günah-sevap temelinde yönetmek isteyen az sayıda fanatik var. Ve bu fanatikler medyayı da kullanıyorlar çok da tehlikeliler.
Ama fanatikleri teşhir edeceğim diye şeriat tehlikesi ile dindarlığı aynı kefeye koymak , içinde din geçen her çalışmayı, her olayı, her olguyu küçümsemek, dinin gerekleri ile alay etmek, pireyi deve yapmak çok ama çok yanlış...
Şeriatı türban, kara çarşaf, sakal, haremlik-selamlık, kadın eli tutmama, kadın doktorun erkek hastaya bakmaması İslam'ın yerel sayılabilecek simgesel göstergelerine indirgemek ayrıntıda boğulmaktan, Türkiye'yi de gereksiz ayrıntılarda boğmaktan başka bir işe yaramaz... Oysa gazetelerin bilimsel bir gözlükle sorunun özüne inmeleri gerekir.Emin Çölaşan “laik” medya içinde bir semboldü..Bu yüzden günah keçisi oldu..Laik medyanın sorunu sadece Emin Çölaşan’ın ayrılmasıyla bitmez. Bilimsel gazeteciliğin kurallarını her alana uygulamaları ve Türkiye’yi zihinsel resmi ideolojiden kurtaracak adımları atmalarıyla biter.

Türkiye normalleşiyor.. Laik medyada bundan payını alıyor. Diyeceksiniz ki ya her şeyi dine göre çarpıtan dinci medya?..Yahu durun sıra onlara da gelecek.. Her yazıya ayetle başlayıp dua ile bitirmenin, her başı açığı o…pu, her içki içeni ayyaş görmenin hesabını onlarda da soracağız merak etmeyin.. Sabredin.. Türkiye “normalleşiyor” dedim.. ”Ilımlı İslamcı oluyor” demedim. Türkiye’yi ılımlı islami yönde kaydırdığını düşünenler yanılıyor. Kantarın topuzunu kaçırırlarsa ne olacağını görürler..
Kritik Köşe

Ünlü bir müzik grubu yolda yürüyor. Gökten Doritos düşüyor. Hep birlikte çıkıp “Where is the party?” diye cips pakedinin düştüğü apartman dairesini arıyorlar. O sırada ortaya çıkan komik görüntüler. Sonra partiye katılma.. Fikir güzel.. Ancak bu reklam az tanınan siyahi adamıyla da, ingilizcesiyle de Müslüman mahallesinde salyangoz satmıyor mu? Bu haliyle bu reklam global bir çuvallama değil mi? Ne yazık öyle.. Hedef kitlesinin hepsine dokunması mümkün değil..

Etiketler: , , , , ,

Perşembe, Ağustos 16, 2007

neden, niçin sorunsallar topluluğu 1. bölüm...

ne zaman bitecek bu? yıllardır ayni yerde dönüyorum. yaşımı asan umutsuzluk dalgaları. ne kadar çırpınsam, ne kadar uzatsam elimi umuda, bastığım topraklar o kadar çekiliyor geri. Umut etmek diyorum kendime her zaman umut etmek. küçük mutlulukların hayallerini kuruyorum, elimde ne olduğunu bilmeden. daha kaç kez büyüyecek bedenim. büyüklüğüme mi sığınmalıyım yoksa delikanlılığıma mi? adımımı attıkça içimde eksilen bir şeyler var... neden böyleyim? iyi bir insan miyim? iyiysem bunun acısını mi çekiyorum, kötüysem de cezasını. sürekli bir bilinmezlik aklımda varolan. şeklini bile görmediğim adamlar üzerime yürüyor. neden yasamaya çalışıyorum? bir oyun evindeki oyuncak olduğum için mi?bu gün bitecek mi? yarin yine ayni soruyu soracağım kendime. yarin yine kimi sevdiğimden habersiz kapayacağım kapımı. sürekli yanlış anlasilmak zorunda miyim? bu yüzden midir insanların soluksuz kaçışı benden? ne kadar besleyecek sevdiklerim benden aldıkları aşklarla başka aşklarını? ne kadar tekerrür edecek hayat boşu boşuna...

Etiketler: , , ,

Edyta Bartosiewicz (x2)

Paylaşım ruhum kabardı arada olur adare etmeli.... bloga da renk katmalı arada...



Polonyalı şarkıcı hakkında kesin bir bilgim yok adına yeralan tek ingilizce sayfa (benim bulabildiğim) myspace sayfası tıklayarak ulaşabilirsiniz. dört adette şarkısı mevcut.
1 ocak 1966 warsaw doğumlu, rock şarkıcısı....

dayanamadım Krzysztof Krawczyk düetide çok hoş. ama rock bu mudur bilmem :)

Etiketler: , , , ,

Agoraphobia In The Desert Of The Real

YouTube arkadaşım Daniel James Millar'ın son kısası...

Etiketler: ,

THE FOUNTAIN (KAYNAK) (görünsel yazım şekli no:1)

Bir film eleştirisi yazmayalı uzun zaman oldu. Tabi buna eleştiri mi, övgü mü denir bu konu da tartışılır.
The Fountain Darren Aranofsky’nin tartışılan son filmi. Tabi ki tartışmalar sadece filmi?
The Fountain, Vertigo’da yayınlanmış Kent Williams tarafından resimlemiş Darren Aronofsky hikayesiyle başlar yolculuğa. Bu yayınlanan grafik roman gelmiş geçmiş yüzyılın en iyi aşk hikayelerinden biri gibi gösterir kendini. Hal böyleyken bu güzel hikaye karşısında sinemaya aktarımının zorluğu ürkütür insanı.
60.000 $ ile Pi’yi ve 5 milyon $ ile Requiem For A Dream’i çekmiş bir insana Warner Bros’un 100 milyon $’ı aşan bir bütçe ile kucak açması merakları daha fazla uyandırmıştır (sanıyorum wb’un senaryodan haberi yoktu. Bu bütçeyle yaklaşık 4 sene proje üzerinde yapılan çalışmalar üzerinde dönen kara bulutlar pek yıldırmamıştır Arandofky’i. “Ben mutlaka bu filmi çekmek istiyorum” diyerek çeşitli yüksek bütçeli teklifler elinin tersiyle itmiştir. Bütçenin büyüklüğünden ötürü ilk olarak, Brad Pitt, Cate Blanchett ve Ellen Burstyn’le rahatça anlaşan Aranofsky sonra Pitt ve Blanchett’in projeden belirsiz ve şaibeli ayrılışları yüzünden kadronun iki asını değiştirmek zorunda kalmış, Hugh Jackman ve Rachel Weisz kadroya dahil edilmiş.


Film bin yıllık bir aşk hikayesini anlatıyor, tabi filmin bir ölümsüzlük ağacı çerçevesinde geliştiğini düşünürsek bu pekte saçma bir şey değil. Söz konusu filmin konusu ölümsüzlüğü kapsadığından film de çekilesiye karar ölmüş ölmüş dirilmiş.
2002 senesinde tüm ekip çekimlere başlamak için Avustralya’da hazır halde beklerken, başrol için anlaşılan Brad Pitt “senaryodaki bazı bölümler hakkında emin değilim” bahanesini öne sürerek vazgeçmiş. Eli boş bir halde Avustralya’dan uçağa atlayıp Los Angeles’a dönen Aronofsky ise kendisine teklif edilen Batman Begins projesini Christopher Nolan’a devretmiş ve The Fountain’a daha obsesif bir şekilde dört elle sarılmış.

1500’lü yıllarda Tom Verde isimli bir İspanyol conquistadoru canlandıran Jackman, senaryoya göre filmin 3. sahnesinde, yanına aldığı 2 askerle birlikte gizemli bir maya tapınağına ölümsüzlük ağacını bulmak için girer. Mayalar tarafından kıskıvrak yakalanan ve tapınak rahibinin huzuruna karga tulumba götürülen Jackman’ın yer aldığı bu sahne 15 milyon $’a patlamış. (250 tane pi, 3 tane requiem for a dream parası) Aronofsky bu sahne üzerinde tam 6 sene çalışmış, ve sonunda ilk kez Venedik Film Festivali'nde seyirci karşısına çıkmış ve gösterimi sırasında seyirciler tarafından yuhalandığı rivayetlerini duymuş ve şaşkınlığımızı gizleyememiştik. Daha sonra öğrendik ki ayni izleyici kitlesi pi ve requiem için de aynı tepkiyi vermişti…

Film WB’un da para keserken bahane ettiği gibi karışık ve para getirmeyecek bir projeydi. Nitekim beklenen de oldu. Bazı kesimler filmin kötülüğünden bahsetse de bir hikayeyi filmleştirmek yerine filmi şiir yapmak üzerinde yoğunlaşıp yorum yapmak gerekliydi. Elbette ki herkesin altına giremeyeceği bir projede yüreklilik yapıp bu denli prensipli çalışmak takdir edilecek bir husus...

Filmi izlerken yapılacak en iyi şey, yönetmenin eski yaptıklarının unutulup sıfırdan izlenmesi. Çünkü film ne bir pi ne de bir requiem for a dream. Filmin tek sıkıcı yanı yaşanan metaforların çokluğu lakin film sonunda karelerin beyninize işlendiğini hissedebiliyorsunuz.
Filmin bazı karelerinin dikkatle izlenmesi gerekli. Mesela ameliyat olan maymun, yüzü ifadesi ana karakterimiz olan Tom Verdeyi andırmakta. Bununla birlikte bin yıl sonrasından ruh olarak dönen Tom Verde tapınak rahibi tarafından insanoğlunun atası olarak değerlendirilmekte. Ve şimdiki zamanda ise bu olaylar, ölüm yatağında olan karısının yazdığı bir hikaye olarak karşımıza çıkmakta ama geçmiş ve gelecek zamandaki tamamlayıcı kareler aslında şimdiki zamanında hikayenin içersinde yer aldığını belirtti.
Film sonunda gözleriniz kapadığınızda, görselliği, hikayesi, aşkı ve müziğiyle aklınıza kazınamaması imkansız bir film karşınızda…Tek söz “izlenmeli” demek şu saatten sonra hem de defalarca…

Yapım : 2006, AB
Tür : Bilim Kurgu / Aksiyon / Dram
Yönetmen : Darren Aronofsky
Senaryo : Darren Aronofsky, Ari Handel
Oyuncular : Ellen Burstyn, Hugh Jackman, Rachel Weisz, Sean Patrick Thomas, Donna Murphy
Görüntü Yönetmeni : Matthew Libatique
Müzik : Clint Mansell
Süre : 1 saat, 36 dk.
Gösterim Tarihi : 11 Mayıs 2007
Web Sitesi : http://thefountainmovie.warnerbros.com/
Fragman : http://www.apple.com/trailers/wb/thefountain/

Etiketler: , , , , , , ,

Çarşamba, Ağustos 15, 2007

kısık gözlerle Dali...


blog'u taşıdım

blogspotta yayımlanan dosyaları bugu.org'a taşıdım. sevgili özgür edebi buhranlardan vazgeçtiğini açıkladı yani bu demek oluyor ki "buğu"yu da depresifleştirebilirim :) yavaş yavaş değişecek... belki özgürü de alabilirm yazar olarak adamın sağı solu belli mi olur? yoksa bir blog dergi üzerinde mi yoğunlaşsam? neyse kafam karışmasın şimdi...
http://kisiseldepresyonanlari.blogspot.com yazdığınızda yönlendirilecek adres http://www.bugu.org/blog sayfasıdır şaşırmayın :)

Pazartesi, Ağustos 13, 2007

/nothing that you say can or will ever penetrate these walls that I create....

the eyes of laura mars'dan

Eklemlerini hareket ettirebilme beklentisiyle gene denedi pozisyon almayi~… Kivrilip kaldigi koseden; kaloriferin dibinden dogrultup kaldiramiyordu bedenini. Saatlerce elindeki siseyle basi kollarinin arasinda kivrilmisti murgasi .. Islak saclari sirtindan akitti suyunu.. Bedeni kuruydu; caminda ritm tutmaya baslayacak yagmuru bekliyordu…

Artik her iki yone dogru hizla ilerliyor hareket kisitliklari…Elinde ne varsa dusuyor, kollarini saga sola çarpiyor. Bacaklari tasimaya yetmiyor paslanan bedenini…Sendeliyor… Destek olani itiyor…
Her zaman tek basina ayaklarinin ustunde durmayi bir meziyet saydigindan ve bu yetenegiyle kendini tanimladigindan hicbir zaman en ufak bir zayiflik belirtisini barindirmamisti ne durusunda ne suratinda ne de laflarinda.. Derin kuyular kazmisti olu duygularini gommek icin

Bugunun bir farki yok, aldanmayasin perisan haline…
Sen belki elini uzatmis olabilirsin incinmesin diye ama o çoktan yaralaydi;
siginmisti siperine onlari sarmak ve olulerini gommek icin..Ve haykiriyordu///
***`Ruhsal yolla bulasan hastaligimdan hiçbir marka `prezervatif` koruyamaz seni***… Senin *****bunu anlaman icin; onun gozlerini kocaman acip catik durumda duran kaslarini havaya kaldirip cenesini asagi sarkitmasi gerek…O zaman bak gozlerinin olmasi gerektigi bosluga… Bak artik, dikkatlice bu sefer!!!
Gorebiliyor musun icerdeki yangini ki tahribatini olcebilesin..Karanlik mercekler gozleri… Itfaiyesi olamazsin goremedigin tutusmalarin!!!!!!….
Dinle artik, dikkatin eksilmesin!!!
Artik haykirmaktan organlari tahris olmus; mirildaniyor

>>Yeniden basla benimle oynamaya.. Azicik daha acit ki canimi Jupiter icin yazdiklarim ve baskalarinin postasindan caldigim ask mektuplarinin ustune kanimi akitabileyim ...

yasak film

Yasak Film'in çekimleri bitti ve montaja başlandı... hayırlı olsun :)
http://yasakfilm.blogspot.com

Etiketler:

Pazartesi, Ağustos 06, 2007

yasak film

yasak film'in (http://yasakfilm.blogspot.com) çekimlerinin % 95'i tamamlandı...
hayırlı oldun (bitse de dinlensek)

Etiketler:

bitkinlik...

yüreyecek bir yerler mi var ya da uçabildiğim bir gökyüzü...
hayır hiçbir şey kesin değil, ayağıma biriken ağırlıkların üzerinde.
gözkapakların uçurtmalara dalmış, bir ineğin sıçrayışı ardından..
ve saçmalık
ve ağrı..
ve bitkinlik...

Etiketler:

Perşembe, Ağustos 02, 2007

sayıklamalar...

bitiyorum...
gözlerim ağırlaşmakta. ayaklarım, dün be gün irileşen bedenimi taşımakta istan ediyor.
bakıyorum da her şey aynı...
yaşamak,
ölmek
ya da
varolmak...

nasıl da boş...

Etiketler:

Çarşamba, Ağustos 01, 2007

sayıklamalar -//-

sanki anladım... uzaktan kulağıma çalınan notanın ikinci noktasında kulağım.
beklediklerimle ilgili, irdelenmiş küçük şeyler. üzerime yürüyenlerin aksine 
enine döşenmiş hayal kırılganlıkları... ellerimi tanıyamıyorum. gün geçtikçe
şişmelerinin sebebi bilinçsizce açılmış yarıklar olsagerek. cümleleri kısa kesmeliyim.
uzattıkça içinden çıkılamayacak bir durum almakta. kime inat? durmadan tükenmeden
çenemi ellerime alıncaya dek konuşmak istiyorum. beynimdeki kılcallar kurtlaşmaya
başlamadan.
herkes mi benden güzel, herkes mi içinde bulunduğum binalar gibi tepemden bakmakta?
kimler süsleyebilir beni biliyorum... lavralaşmış bedenimi sevecek çocuklar...
milyonlarcası...

Etiketler: