Salı, Temmuz 31, 2007

*/*-*/*

Banyonun taşları kararmış. Küvetin içinde gidere doğru kalınlaşan bir sarartı var. Kötü görünebilir ama temiz olduğuna eminim. Yoksa o iğrenç yaratıkların yatağından başka bir yer olmazdı burası. Ne yapmak istediklerini anlamıyorum ya da kim için çalıştıklarını. Bazen tüm bunları hayal mi ediyorum diye düşünüyorum kendime. Derin bir uykuya dalmış olabilirim ve uyandığımda her şeyden uzak, bütün durum, fikir ve düşüncelerimden uzaklaşmış, yüzümdeki berbat çizgilerden uzak, sıradan bir hayata devam eden bir insan olabilirim. Bunların hepsi bir rüya! O gördüğüm rüyalar da rüyamın içersinde yer alan rüyalar. Yoo! Belki de, belki de gerçek yaşantım onlar... O sokaklar... O kadın... O bar... Kalabalık insan grupları... Peki neden bu kadar az görüyorum onları? Normal bir insan olarak günde en az on altı saat uyanık olmam gerekmiyor mu? Peki neden?

Etiketler:

Pazartesi, Temmuz 30, 2007

yasak film

en sonunda yasak film'e başla dedik ve ilk çekimleri dün gerçekleştirdik. zevkli bir stüdyo çalışmasıydı...

http://yasakfilm.blogspot.com/

adresinden set fotoğraflarına ve gelişmeleri takip edebilirsiniz....

Etiketler:

Pazartesi, Temmuz 23, 2007

hiçbir şey olmama durumu

23 temmuz. saat kaç? pekte önemli değil açıkçası. gün be gün üzerimde büyüyen olumsuzluklar, çırpıntıların verdiği batışlar. birkez daha tekrarlanan gerçek.
güneşin doğuşu, batışı ve içer ide karşılaştığım büyük kararsızlıklar.
neden?
ne için?
beklemeli...

Etiketler:

Perşembe, Temmuz 19, 2007

susmak...

Yine Santana Put Your Lights...
Yine kronikleşen ayılamama sendromum...
Bazı durumlarda kelimeler kifayetsiz geliyor, aslında anlatılamayacak burum olmamasına rağmen dünyada, daha sayfalarını açmamış kelime dağarcığım, kendini besleyememiş bir beynimin olması işleri karştıran...
Saçmalıyorum...
Sabahları çok konuştuğumu farkettim. Bu herkesin duyduğu cinseten olmayan bir ses... Bir iç ses... Evet yazarken de konuşuyorum, günün her vakti konuşuyorum... Kİmsenin duymadığı neden konuşmuyorsun diye sorular yönelttiği şekilde...
Bir şekilde susmalıyım... Kapamalıyım perdeleri...
sokak 24 derece... ve susmayı oğrenmeliyim...

Etiketler:

Çarşamba, Temmuz 18, 2007

maskeler, işler, -ler, -ler, -ler...

başımda bir ağırlık vardı, telefonum bilgisayarın usbsinden kendini şarj etmeye çalışırken telefon çaldı. bir çabayla dönen başımı ellerimin arasına sıkıştırarak, elimdeki bir parça ekmekle telefona cevap verdim...
sanırım tansiyonum düşmüş. hastalık bilgimin sanmaktan öteye gitmediğini düşünürsek bence bu iyi bir teşhis. akabinde süslediğim tuzu ayranın yetmeyişi...başım ağrıyor, başım dönüyor ve beşiktaş’ın kalabalık sokaklarında bir umut ev bulma sevdasıyla dolaşıyoruz. bak hiçbir şey yabancı değil. gözlerimin ağırlaşmasına rağmen etraftan geçen kızları süzmeden edemiyorum. bazen düşünüyorum ne kadar insan olsam da insanim. sonra başımı öne eğdiğimde günbegün yayılan göbeğime lanet okuyorum... bu kadar fazla...
insanlar beni böyle sevmeli diyorum sonra, belki şişko, bekli kel, belki de çocuksu... bir sandık makyaj malzemesiyle herkes güzelleşebilir, oturaklaşabilir, parmakla gösterilecek insan olabilir... sonra bir oyun oynanır, hadi kızım/oğlum islerimiz bize kulp taksin... sen öğretmensin örnek olmalısın, sen doktorsun klas takılmalısın, sen avukatsın çok konuşmalısın...
içimden, içine sıçim demekte gelmiyor değil ama malum bu halka açık bir yazı...sen kimsiz biz seni niye sevdik... işte öyle olduğunda onlar seni sevmiştir...
bakiniz, dolabın bir kösesinde unutmuşuz, tozlanmış, kurumuş, çehresi kırışmış hala gülümseyen bir maskemiz var, hem de onlara inat takılan...
sessiz kalalım gülelim eğlenelim...
nasıl kelimelerini yazması zor oluyorsa da bitirelim...
(bu ne gereksiz gevezelik)

Etiketler:

deşarj olmak...

dedikleri bu olsa gerek...
geliyorum, yazıyorum, okuyorum... kimseye bulaşmadan, kimse bana bulaşmadan...
sayfama keç kere girdiğimi öğrenmek için birde sayaç koydum... çok egoistim çok.... :)

Etiketler:

Yazma Sanatı Stephen King


Stephen King hayranlığım yadsınamaz bir şeydir. 17 yaşıma vardığımda o döneme kadar Türkiye'de yayınlamış tüm kitaplarını okudum. Malum bilen bilir o zaman da kitabın yayın evi Altın Kitaplardı ve o zaman da kitapları yine bu kadar pahalıydı. Neyse bu bizi King okumadan alı koyamazdı elbette.

Kurgu merakım King ile başlar, televizyon destekli olarak Sir Alfred Joseph Hitchcock filmlerine Alaca Karanlık Kuşaklarına dayanır...

Konu dışına çıkmamakta fayda var...

En son okuduğum King kitabının Kemik Torbası ve 2000 yılında yayımlandığını düşünürsek yaklaşık 7 yıldır King okumamışım demek oluyor bu, tabi ki kısa öyküleri dışında.

Geçen ay sonuna doğru kitapçılarda gezerken Yazma Sanatı'na rastladım. Pek bir meraklı şekilde tereddütsüz kitabı sepetime attım. İçimde birden bire uyanan büyük heyecan, sebepsiz kıpırdanmalar yaratırken, aceleyle ödediğim kitabın parasıyla kendimi dışarıya attım. (Bu arada diğer kitapları unutmuşum...) Beklediğim şey neydi peki? Habersizdim belki de çok hayran olduğum King’in yazım sırrını yakalayacaktım bu kitapta. İçimde ki heyecanın yanında küçük koku kırıntıları da barınmıyor değildi yani. Diğer okuduğum yazım kitapları gibi çıkabilirdi elbet. Zararları dokunmuş muydu, belki hayır ama faydasını da görememiştim. Açıkçası King’den de böyle salakça (!) bir kitap görmeyi de yüreğim kaldırmazdı...

Nitekim öylede olmadı... Kitabı okumaya başladığımda "nasıl yazmalıyız?"dan çok ben böyleydim böyle yatım iyi de oldu tarsı geniç bir öz geçmişle karşılaştım. Hayal kırıklığı mı? Elbette ki hayır, Çünkü King yine yapmıştı yapacağını... Çünkü sistematik değildi, kalıpları yoktu, gayette eğlenceli bir anlatımı vardı (onu korkunç bulanlara tavsiyemdir alıp okusunlar gayet komik bir kişilik(:). Okumuş olduğum üç beş yazım sanatı kitabından daha verimli olduğunu söyleye bilirim...

Küçük Alıntı...


"Şimdi bir şeyi açıklığa kavuşturalım, tamam mı? Fikir Deposu diye, Öykü Merkezi
diye, Gömük Çok Satanlar Adası, diye bir yerler yok; iyi öykü fikirleri
kelimenin tam anlamıyla yoktan var oluyor, boş bir gökyüzünde dosdoğru üstünüze
geliyorlar; daha evvelden birbiriyle hiç ilişkisi olmayan iki fikir bir araya
gelip güneşin altında yepyeni bir şey oluşturuyor. Sizin işiniz bu fikirleri
bulmak değil ve fakat kendilerini gösterdiklerinde onları tanımak."


Stephen King, Yazma Sanatı. . Altın Kitaplar, Birinci Baskı Mart 2007, İstanbul, Türkçesi; Pınar Öcal

kurgu yazmak...

iki ve üç önceki blogda yazmışım... blog tutmak, günlük tutmak vs...
bir kurgu yazarı (!), yazma gönüllüsü, yazmaya çalışan şahıs için zor olsa gerek. İnsanın hayatında sürekli kurgulanacak doğa üstü şeyler yada ne bileyim, anlatılacak saçma, uydurmaca hikayeler olmuyor ki...
Köşe yazarlığına soyunsam günceli takip edip, onlar hakkında fikir beyan etsem, bilen bir adam da değilim...
neyse böyle kalsın...
sıkılıyorum işte yine...

şekil değiştirmek...

blogta köklü bir değişiklik yoluna gitmemin sebebi "belki"lerden ötürüdür.
Belki bu şekil hoşuma gider
Belki her girişte sıkılmam
Belki içimi karartan siyahtır
Belki bana daha bir heyecan katar...
belki, belki, belki...

Etiketler:

güne başlamak...

Yine Santana Put Your Lights ile gözlerimi açıyorum güne. Aynı bitlinlik... çoğu kez ardına sığındığım uyku nöbetlerinden biri... hayır bu bir nöbet değil sadece alışkanlık. Biraz daha uyuma sınırımı zorluyorum, gözlerimi açtığımdaysa beş dakikalık limitim on beş dakikaya çıkmış... bu duruma yabancı mıyım? Kesinlikle hayır!

Ani bir hareketle yataktan atıyorum kedimi. Üzerimde savuracağım bir yorganım yok, bu yüzden yatağı toplama gibi bir derdim de olmuyor... Gün geçtikçe daha çok tembelleşiyroum sanırım. Oysa ki insanlar yaşlandıkça, tembelliği üzerleriden atarlarmış...

Soğuk bir duşun altına giriyorum ayılmak için. Her ne kadar depoda ısınmaya başlamış suyun sıcaklığı beklediğimin derecede titretmese de vücudumu, yüzüme şiddetle tutuyorum. Gözlerimin üstüne... yine de göz kapaklareımın ağırlığı azalmıyor. Bu zaman kaybundan başla bir şey değil, çıkıyorum...

Ve şimdi ne giyeceğim korkusu... Bazen düşünüyorum dolabımı Einstein'ın yaptığı gibi tek renge çevirmeliyim. Ama tek çeşit ayni şeyleri giyinme kaırkusu... İnsanlar sizi giyimlerinize göre de yargılıyorlar değil mi? Hele hele büyük bir yerde çalışıyorsan. Zaten azınlık olan kiyafetlerimden birşeyler seçmeliyim... Herhangi birisi... Yo bir dakika! Renk uyumu da önemli...

Sanırım hayata alışmakta hala zorluk çekiyorum...
Ama yinede başarılıyım...

Ve ayakkabılarım... Hala boyasız... Çıkma vakti...

Etiketler:

Salı, Temmuz 17, 2007

hayır!!

evet, hayır! birşeyler yazmıyorum ama bu okuyup araştırmadığım anlamına gelmiyor. yapığım incelemelere istinaden -ki bu bloglarla ilgili, bayanların blog sayfasını idame ettirme kudretleri daha fazla. zaten günlüğü de onlar daha iyi tutarlar. evet şimdi ne yapmalı... yazılanları okuyup incelemeli... feministliğin "f" sini atıp "eministlik" yazarsam, karşılanan anlam ifadesini erkekliğe çevirebilir miyim? saçmalamıyorum... dün geceden beri ağrıyan kolumun sonucunda aldığım ilaçların ürünü bu...

Etiketler: