Perşembe, Mayıs 31, 2007

özledim seni.
bu kez diğerlerinden farklı. defalarca kez elim telefona gitti ve aynı hüstanla geri döndü ardından. birşeyler eksik... sürekli kelimelere dökemeyeceğim hayaller gözlerimin önünde. çok mu çabuk bitti herşey. bazen hayalinin belirdiğini görüyorum gözlerimde. ne kadar kendimi tutmaya çalışsamda, saplanıyor bedenim küçük buz kütlelerine. donuyorum. titriyorum. hiç bilmediğim bir şekilde...
bütün gün üzerimi temizlemekle durdum, hayalinle döktüğüm yağları temizleyebilmek için. büyük bir inatla ovaladım... kimyasallar, detarjanlar vs. "aylar once ben yoktum" demene inat iyice kazımaya çalışarak... ve şimdi bir kez daha itiriyorum üzerime düşen ıslaklıkla kuruması için açtığım klimanın soğuğunda. aklıma zatüre olabileceğim geliyor lakin uzandığım deri koltuktan kalkasım yok... odanın loşluğu karanlığa bürünüyor... "soğuktu, dışardaydık, titriyorduk diyemiyorum yada konuştuklarımız bizi ısıtıyor". bir sukunete gidiyordum usulca... ve yaz başıydı bu kadar kolay yok sayamıyordum seni...
belki de...

Etiketler:

yineyle başlayan cümlererimin bir yenisi.
ne kadar tatsam mutluluğu, iki katını dolduruyorum içime hüznünü.
yine klasik bir tabir dilimde: "battıkça batıyorum yerli yersiz hüznümde".
"biraz daha umutlu olmalı hayata, iki günlük dünyada, daha az duyarlı daha kahpe" diyor bir dostum uzaktan. "manastıra kapatsan kendinide sen de, ben de kurtulsam" diye ekliyor ardından...
bu bir hiç, bir yok oluş.
benim suçum mu?
elbette "Evet"
ama yine kadere yüklemek istiyorum
ağlayarak...

Etiketler:

Salı, Mayıs 01, 2007

Öylece susuyordun. Gözlerinin altındaki torbalar, küçük yüzünde gerçek olmayan bir dalgalanmaya sebebiyet veriyordu. Yalan bile olsa o an ağladığını görmemek için yüzümü döndüğüm duvarın pürüzlü yüzeyinde bize ait sahneler oynuyordu ağaç gölgeleri ve ilk defa onlara yorganın dışından bakıyordum. Gözlerimi sektirmeden.
Her şey öyle oldu. Başladığı yerde sessizce bitti. Sessizlik sadece gırtlağımızda yer eden küçük bir meltemin bıraktığı yutkunmalardan ibaretti. Benim sana anlatacak çok şeyim vardı seninse başkalarına. Gitmeyi seçtin, küçük bir muamma içinde sessizce.
Gölgeler sadece kendini yanına aldığını söylüyor ve çocuklar arkana bile bakmadığını.
Soluk bir duvarda, soğuk bir köşede şimdi izliyorum seni. Büyük bir yumru dudak kıvrımıma kadar ilerlemiş, son bir nefes alma çaresizliğimde yüzümün asit tabakasına bulaşacak kelimelerin ıslıkları yayılıyor inceden. Yo bu bir isyan değil, ya da büyük bir çığa dönüşecek hiddet küpleri, sadece şimdi bin bir parçaya ayrılan iç organlarımın özgürleşme istekleri, ardından sana koşma çabaları. Benliğimden hariç, vücudumda da dirayet kalmamışken. Öylece kalıyorum, ellerim göbeğimin ikinci kıvrımına yaslanmış, bütün bedenimi senle kusuyorum, yavaş yavaş bütün zehri atıyordum vücudumdan.
Öylece susuyordun. Duvardaki dallar üzerimde büyüyordu yavaşça. Vücudum seni iterken iç organlarım beraberinde gidiyordu. Gidiyordun, sayılarla örülmüş, belalı bir kadere. Ellerim titriyordu, gözlerimde son kez hayalin beliriyordu mıhlanmadan. Aklım bokuma karışıyordu ve Türk Dil Kurumu da onaylıyordu beni gizlice. Gidiyordun ve sen gittikçe eziliyordu bedenim, bir ışığa yürüyordun sızlıyordu bedenim, sen ışığa sarıldıkça sen(r)siz kalıyordu bedenim.
Koca bir senenin yarısını beklemek ha! Bir ölüyle, küçük dalgalarla boğuşurken, bir ümit ölmedim, sana ulaşacağım derken.
Yoksun, korkuyorum, nedensiz, kendimden korkuyorum, çaresiz. Sana kızmıyorum. Kimi sevsem onla birlikte bende uzaklaşıyorum kendimden bazen bir başka şehirde soluk alıyormuşum gibi bir parçam acıyor onlar farkında olmasalar bile bütün gücümle besliyorum onları ve sende kalan son hayat kırıntıları.
Öylece susuyordun. Hayatımı sön kez dallar oynuyordu, büyük bir kan gölünün içinde, son kez boğazıma kazınmış adın içinde...
Gökyüzünde bile özlüyorum seni! Yaşadığını bildiğim halde...

Etiketler: ,