B) Türkiye’nin Uluslararası Barış Ve Güvence Katkıları
Türkiye’de potansiyel haydut devletler arasında gösterilmiştir.
Türkiye’nin askeri yetenekleri ile bölgesinde hegemonya arayışında olabileceği kuşkusu da açıkça dile getirilmiştir.
Bugün Türkiye’nin askeri stratejisine caydırıcılık, kriz yönetimine askeri katkı ve krizlere müdahale, ileriden savunma ve kollektif güvenliktir. 11 Eylül saldırıları ortaya çıkan durum Türkiye’nin hem jeopolitik önemini hem de güvenlik üreticisi olma konumunu teyid etmiştir. Bu gün Türk dış politikasında askeri gücün yeri konusunda uluslararası barış ve güvenliğe katkı boyutu ön plana çıkmıştır.
1990’larda Türk dış politikasında askeri güç ülkenin karşı karşıya olduğu güvenlik risklerine karşı kullanılmıştır. 2000’li yıllarda ise Türk dış politikasında askeri güç boyutu daha çok uluslararası barış ve güvene katkı ekseninde şekillenecek gibi görünmektedir.
35) TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNİN MODERNİZASYON PROGRAMI :
20. YILA DOĞRU BİR DEĞERLENDİRME
Gülay Günlük ŞENESEN
I. Giriş
1990’da yürürlüğe konan Avrupa Konvansiyonel Kuvvetler (AKKA – CFE) anlaşması gereğince Türkiye’ye bedelsiz silah aktarımı…
II. Türkiye’nin Silahlanmasının Başlıca Nedenleri
Türkiye’nin silahlanma çabalarının temel gerekçesi jeopolitik konumudur.
III.3. Silah Sanayinin Ülke Ekonomisine Sağlaması Beklenen Yararlar ve Çekinceler
Silah sanayinin ülke ekonomisine sağlaması beklenen yararlar: Sınai üretimin çeşitliği, üretimde etkinlik, mal kalitesinde iyileşme, döviz tasarrufu, iktisadi büyüme, katma değer ve istihdam artışı, genel teknoloji düzeyinin yükselmesi, iş gücünün niteliğinin ve özellikle mühendislik alanında üniversite eğitiminin iyileşmesi.
Türkiye’nin 1950 – 1993 dönemi verileriyle ise savunma harcamalarının büyüme üzerinde etkisi kısa dönem için olumlu ama uzun dönem için olumsuz bulunmuştur. Silah üretimi kesiminin ülkenin teknolojik düzeyine katkısının çok sınırlı olduğu açıktır.
IV. Modernizasyon Programının Uygulanması
Türkiye’nin silahlarını yenileme politikasının iki ana boyutu vardır: olanaklar elverdiğince yerli üretim ve gerekli görüldüğünde hem modern araçların hem de teknolojinin ithali…
DIŞSAL FAKTÖRLER
Dünyadaki Siyasi ve Hukuki Görünüm
36) YENİ BİR BÖLGESEL GÜÇ OLARAK TÜRKİYE’NİN
DIŞ POLİTİKA HEDEFLERİ
Oral SANDER
18. yy.dan buyana İslam dünyasının Batı karşısındaki zayıflığına karşı iki birbirine zıt tepkisi olmuştur. Vahabi Arabistan’ında yükselen köktendinci tepkiyle önce İstanbul’dan sonrada Ankara’dan yükselen Laik tepki…
37) YENİ DÜNYA DÜZENİ VE TÜRK DIŞ POLİTİKASI
Ersin KALAYCIOĞLU
1) 2000’lerde Yeni Uluslararası İlişkiler
Sovyetler Birliği Körfez bunalımında arabuluculuk yapma girişimlerinde bulunsa da ABD’ni hedef alan ve çatışmayı öngören bir strateji izlemedi. Oslo’da imzalanan barış süreci ile İsrail – Filistin ilişkileri yeni bir boyut kazanırken Ürdün’de İsrail devletini tanıyan ikinci Arap devleti oldu.
İsrail Filistin başarısını üç temel sorun: Filistin’de Arapların 1948’teki ilk Arap – İsrail savaşından beri terk etmek zorunda kaldıkları mülklerine geri dönme ve mülkiyet haklarının tanınması Kudüs’ün Filistin devletinin başkenti olması ve Yahudi yerleşimcilerinin Filistin devletine bağlı topraklardan geri çekilmesi.
Yeni uluslararası ilişkiler sistemi bir ölçüde de bu gelişmelerin etki veya katkısıyla belirlenecek gibi görünüyor. ABD ve Kuzey Atlantik Antlaşması örgütü (NATO) üyesi devletler kendi ulusal çıkarlarını ön planda tutarak davranmaya devam etmektedirler.
Yeni düzen bir “koalisyon” düzeni olmaya adaydır.
Yine çeşitli ittifaklar kurarak hareket eden bu mülkün olmadığında tek başına (unilateral) hareket etmemeyi tercih eden bir ABD eğilimi söz konusudur. Ancak ABD kamuoyunun askeri kayıplara karşı olan hoş görüsüzlüğü ciddi ölçüde azalmış ve dolayısıyla ABD kara savaşına katılmakta çekinmeyen bir savunma politikası gütmeye başlamıştır.
İnsan hakları özgürlükler ve demokrasi yeni uluslararası ortamın en çok üzerinde durulan temalarıdır.
Endüstri toplumunda ulusal potada eriyerek oluştuğuna inanılan ulusla kültürler yerine post-endüstriyel toplumda ulusal kültür potasının ürettiğiyle oluşan bir kültürel çeşni teması işlenmeye başlanmıştır.
Uygarlılar çatışması henüz ulusal bütünlüklerini sağlayamamış olan tüm devletleri ciddi bir kabile veya din savaşı tehlikesine doğru sürüklenmesidir.
1990’lar boyunca Avrupa Birliği ülkelerinde de gelişen şoven yabancı Yahudi, Müslüman düşmanı, hatta ırkçılık boyutlarına varan etnik milliyetçilik akımları olmuştur. Yeni dünya düzeni tekil bir merkeze sahip olacak bu merkez G-7 devletlerine Rusya ve Çin’in de katılımıyla 9 devletli bir yapı Hindistan ve Brezilya’nın da bu yapıya alınarak 10 veya 11 üyeden oluşan benzeri bir “düvel-i muazzama” olayı oluşmaktadır.
3) Kabile Milliyetçiliği, Bölgesel Birleşmeler ve
Türk Dış Politikasının Ateşle İmtihanı
AB üyeleri 1990’ların başında 1975 Helsinki Antlaşması’nın ihtilal ederek Yugoslavya’dan ayrıldığını ilan eden Slovenya’yı tanımakla pandoranın kutusunu açmışlardır.
4) Avrupa İle ilişkiler ve Türk Dış Politikasında Yeni Arayışlar
Türkiye’nin 1990’larda algılamaya başladığı temel dış tehlikeler Avrupa Birliği’nden dışlanmak, Suriye, Irak ve İran’dan askeri ve irredentist girişimlerle toprak bütünlüğüne yönelik hareketlerin sürmesi ve nihayet, Rusya’nın güney komşuları üzerindeki gücünü arttırarak Hazar havzası petrollerinin Türkiye’den geçmesini engelleme çabalarına hız vermesi olarak sıralanabilir.
Almanya her türlü anti Türk eylemi destekleyen bir ülke haline geliverdi. Almanya, Türkiye’nin son derce dindar (Müslüman), Kürt sorunuyla boğuşan demokrasisi bir türlü pekişmeyen ve ekonomisi bir türlü yüksek enflasyon batağından kurtulmayan bir ülke görüntüsü içinde olmasına yardım edecek her türlü desteği Türkiye’nin revizyonist ve irredentist politikalar izleyen komşularıyla, ülke içinde ve dışarıdaki gruplara vermeye başladı. Alman kampanyası 1997 yılı sonunsa büyük bir zaferle sonuçlanarak, Türkiye, Lüksembourg başbakanının açıkladığı buram buram çifte standart kokan bir kararla AB ile tam üyelik görüşmelerini başlatabilecek ülkeler listesine alınmadı. Nitekim, Slovakya 1997 yılında nasyonal sosyalist diktatör tarafından yöneltilmekteydi.
Yunanistan’daki kabine değişikliği 1999 depremlerinin ekonomik işbirliğini ön plana alan bir yaklaşımı benimseyen iki ülke hükümetleri…
İsrail ve ABD ile yakınlık Türkiye için zorunlu tercihler olarak ortaya çıkmaktadır.
NATO için tehdit olarak algılanmayan, Orta Doğu’dan Ortodoks Hıristiyanlık ve etnik milliyetçilik etkisindeki Rusya’dan kaynaklanabilecek ciddi bir tehdit durumunda Türkiye NATO’ya be ölçüde güvenebilecektir? Kafkasya ve Orta Asya’da Rus hegemonyasında tutmayı kolaylaştırabilecek bir resmi ideoloji de yoktur. Rusya ancak bu bölgede devamlı kargaşa ortamı olursa, arada “barış getirici güç” olarak varlığını sürdürebilecektir. Uluslaşmanın Kafkasya’da gelişmesinin Rusya’yı giderek denetleyemediği bir batağa doğru çekmesi söz konusudur.
Sonuç:
Soğuk savaş sonrası ortam Türkiye’nin dış ilişkilerine NATO merkezli olmaktan uzaklaştırmış bulunmakla birlikte güvenlik ağırlıklı olmaktan uzaklaştıramamıştır.
Türkiye çok odaklı dış bir yönelime sahip olmak…
Türkiye güvenliğini yeni bölgesel ittifaklar kurarak sağlamlaştırmak iktisadi ilişkilerini küreselleştirmek kültürel bağlılığını kendisine ilgi duyan yeni devletlerle pekiştirmek ve revizyonist komşularını caydıracak içinde bulunduğu bölgelerdeki devletlerin toprak bütünlüklerini korumak ve irrendentizm den uzak durmalarını teşvik edecek bir politika izlemeyi sürdürmektedir.
38) DÜNYA VE TÜRKİYE
Faruk SÖNMEZOĞLU
Diş siyaseti “bir ülkenin iç siyasetinin dıştaki devamı” basit anlayışı ile ülke – merkezli bir açıdan görmek hatalı, karşılıklı bağımlılık ve globalleşme
I) Dünya Siyasetinin Temel Öğleri
A) Geçmişin Mirası
1) İki Kutuplu Uluslararası Sistemin Sona Ermesi
İki temel sonuç: * Sovyet tipi sosyalizm modelinin çöküşü ve * etnik temele dayalı federatif yönetim biçimlerinde dağılma yada ciddi krizlerin belirginleşmesi.
1917 Rus devrimiyle başlayan Sovyet modeli (model olma) özelliğini kaybetmiştir.
Sovyetler Birliği ve Yugoslavya etnik temele dayalı federasyonlar, bu tür yapıların “harcı” durumunda olan ideolojilerin ve – veya liderliklerin zayıflaması, ortadan kakmasıyla dağılmışlardır. Çekoslovakya’nın çok yumuşak bir süreç içerisinde Çekler ve Slovaklar arasında bölüştürülmesi oluşturmaktadır.
2) Ulusal Devletin Dünya Siyasetindeki Rolüne İlişkin Tartışmalar
Önemli gelişme ve değişme iletişim teknolojisindeki gelişmenin karşılıklı bağımlılık ve bu çevredeki globalleşme olgusudur. Ulusal devletin geleceğidir. Başlıca iki uç görür: birincisine göre ulusal devlet dünya siyasetinin birincil ve belirleyici öğesi olmak konumu kaybetmiştir. Günümüzün devlet otortesi ülkesindeki bilgi, mal – hizmet, para hatta iş gücü mobilitesini önemli ölçüde yönlendirebilmekle beraber hiçbir zaman özellikle de demokratik toplumlarda – tam anlamıyla denetim altına alamamaktadır. Uslulara arası terörizm ile ülkesel devletin siyasal sınırlarının geçit vermezliğini ve bu sınırlar içersinde söz konusu olan mutlak egemenlik olgusunu aşındıran sonuçlar doğurmuştur. Tüm ülkenin “vurulabilir” olduğu kabul edilmektedir. Ülkesel devletin bir analiz bilimi olarak kaybolduğuna işaret etmektir. Özellikle ulus – üstücülük (supra – nationalism) ve ulus – altıcılık (infra – nationalism) eğilimlerin oldukça etkili olduğu Avrupa merkezli coğrafyada daha belirgin bir biçimde gözlenebilmektedir.
İkinci görüşe göre, ulusal devletin dünya siyasetinin birincil ve belirleyici öğesi olma konusu aynen eskisi gibi sürmektedir. “Çözücü bir ulusçuluk eğilimi” kanımca gerçeklik daha ortalarda bir noktadadır. Yakın bir gelecekte de ulusal devlet (göreli bir önem kaybına rağmen) dünya siyasetindeki birincil konumunu koruyacaktır.
B) Yeni Uluslararası Sistemin Yapısı, Özellikleri ve Muhtemel Gelişmeler
1) Sistemdeki Güç Dengesinin Yapısal Özellikleri
Günümüzdeki uluslararası sistemin temel karakterlerinin çok merkezlilik endişe, istikrarsızlık ve çatışma sıklığı.
Bu günün uluslararası sisteminde askeri – siyasi açıdan yumuşak bir piramidal bir hiyerarşiden söz etmek mümkünse en tepede ABD’nin yer alması doğaldır. Günümüz uluslararası sisteminin ABD’nin “yönlendirici liderliği altındaki bir devletler oligarşisi tarafından belirlendiği en azından denetlendiği söylenebilir.
2) Sistemdeki Belirleyici Eğilimler
Başta nükleer olmak üzere, kimyasal ve biyolojik nitelikli kitle imha silahları sadece birkaç büyük ülkenin kontrolünde olmaktan çıkmaktadır. 1995 yılında sürekli bir nitelik nükleer silahların yayılmasını önleme antlaşmasıdır. Kimyasal silahların kullanımı 1925 Cenevre Protokolüne göre biyolojik silahların üretim ve kullanımı ise 1971 tarihli bakteriyolojik ve mikrop yayan silahların yasaklanmasına ilişkin sözleşme.
Çeşitli ülke ve gruplarca kullanılan uluslararası nitelikli terörist yöntemler dünya siyasetinde önemli bir yer tutmaktadır.
Devletlerin dış siyasetlerinde dini ve etnik faktörlerin birincil öneme sahip olduğuna olacağına dair değerlendirmelere ihtiyatla yaklaşmak gerekmektedir. Çoğulcu batı demokrasilerine ve bu paraleldeki siyasi düşünceye karşı kısa ve orta vadede ciddi bir alternatifin varlığından söz etmek güçtür. Sunduğu global kapitalist ekonomik modelin doğası gereği dünyada belirgin bir sahip olanlar – olmayanlar ayrımının varolması. Günümüz uluslararası sistemindeki belirgin oluşumlardan birisi sistemdeki ayrışma eğilimidir. Ayrışma süreci giderek sadece federatif yapıların sorunu olmaktan çıkıp niteler nitelikli devleti de etkileyecek gibi gözükmektedir.
Avrupa entegrasyonunun yarattığı şekil gerekse dünyada kendisini hemen hemen her alanda hissettiren karşılıklı – bağımlılık ordusunun bir sonucu olarak çeşitli düzeylerdeki bütünleşme arayışı ve çabalarının hız kazanacağı düşünülebilir. Avrupa’da ırksal temele dayalı milliyetçiliğin giderek yoğunluk kazanmasını bütünleşme fikrine ters düşen bir gelişme. Dolayısıyla AB’nin evrim süresinde önemli dalgalar görülebilir.
C) Yeni Uluslararası Hukuk Sisteminde Birleşmiş Milletler ve
Uluslararası Hukuktaki Gelişmeler
1) Birleşmiş Milletler
Birleşmiş Milletler’in eskiye oranla çok daha başarılı olacağı… Zira, Sovyetler Birliği2nin ortadan kalkması ve Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte, örgütün krizlere müdahale yeteneğini oldukça sınırlayan “karşılıklı ABD ve SSCB vetoları” oldukça azalmış gibi görünmekteydi.
Esas olarak ülkeler arasındaki anlaşmazlıkların elen alınması durumuna göre oluşturulmuş olan BM, günümüzde daha iç savaşlar şeklinde ortaya çıkan çatışmaları önlemekte veya durdurmakta zorlanmaktadır.
2) Uluslararası Hukuk
Devletlerin uluslararası hukukun tek konusu olma durumunun ortadan kalkması uluslararası örgütlere ve bireylere ilişkin düzenlemelerin de belirgin bir biçimde kapsama dahil edilmesi çabaları hızlanmıştır.
Diğer eğilimin de “tarafların ancak kabul ettikleri uluslararası antlaşmalar ile bağlı olacak”larına ilişkin rıza (consent) doktrinine karşı, “uluslararası toplumun üyelerinin büyük çoğunluğu tarafından kabul edilen anlaşmaların bu anlaşmalara imza koymayan tarafları da bağlayacağı” yolundaki oydaşma (consensus) doktrinin öneminin giderek artması olduğu söylenebilir.
Egemenlik sınırlandırma uygulamaları uluslararası bir anlam kazanmasına nende olmaktadır. Anlaşma ve teamül uluslararası hukukun temel kaynakları olarak anılırlar. Hukukta bağlayıcılıkları olmamakla beraber “yumuşak” (soft) kural ve normlardan bahsetmektedir. İki kutuplu sistem döneminde Doğu – Batı 1991 sonrası Kuzey – Güney sorunu.
Çevre sorunları
II) Günümüzde Türkiye’nin Dış Siyasetinin Temel Özellikleri
A) Yeni Ortamda Türkiye Özelliklerindeki Bir Ülkenin Dış Siyaseti Nasıl Oluşmalı?
Bir ülkenin “büyümesi”nin, “büyük bir ülke” olmasının ölçüsünün giderek yüzölçümünden çok ulusal gelire kaymakta olduğunu göstermektedir.
Ülke ve yakın çevresinde minimum maksimum istikrar arzu ediliyorsa, Türkiye’nin dış siyasetinin oluşturulmasında, ülkenin iç politik ortamının eğilimlerden çok uluslararası sistemde ortaya çıkan gelişmelerin gerektirdiği tercihler rol oynamalıdır.
