26) YUGOSLAVYA BUNALIMI VE TÜRKİYE’NİN
BOSNA – HERSEK VE MAKEDONYA POLİTİKASI
Şule KUT
A) Genel
1) Yugoslavya’da Bunalımdan Yugoslavya Bunalımı’na : 1980-1990
1980’ler çokuluslu, özgün sosyalist Yugoslavya için, bir yandan ağır ekonomik sorunların yaşandığı, diğer yandan da milliyetçi eğilimlerin güçlendiği bir dönem oldu.
1990’da altı cumhuriyette yapılan ilk serbest seçimleri, Sırbistan ve Karadağ dışındaki tüm cumhuriyetlerde milliyetçi partiler kazandı.
2) Yugoslavya Bunalımı ya da Yugoslavya’nın Dağılma Süreci : 1990 – 1992
Yugoslavya’nın en zengin ve nerdeyse homojen bir nüfusa sahip oluğu cumhuriyeti Slovenya… Hırvatistan ise Sırp denetimi altında fiilen… Yugoslavya Federasyonu içinde kalmakta kararlıydılar. Makedonya ile Bosna – Hersek ise, içinde Slovenya ve Hırvatistan’ın yer almadığı bir federasyondan ürkmekteydiler.
3) Yugoslavya Bunalımı’nın Yugoslavya Sorunu’na Dönüşmesi :
Baskıcı Sırp milliyetçiliği ve giderek ayrılıkçı bir nitelik kazanan Sloven ve Hırvat milliyetçilikleri, çokuluslu Yugoslavya’yı, dünyadaki bu yeni dönemin eşiğinde geri dönülmez bir biçimde dağılmanın eşiğine getirmişti.
Slovenya ve Hırvatistan’ın bağımsızlıklarını ilan ettikleri 25 Haziran 1991, Yugoslavya Federal Ordusu eliyle Slovenya’ya ve ardından Hırvatistan’a müdahalesi uluslararası kuruluşlarında olaya müdahale etmesine yol açtı.
Sırbistan’ın denetimindeki Yugoslav Federal Ordusu Slovenya’yı bir hafta içinde terk etmek zorunda kaldı.
Topraklarında tek bir çatışma olmadan federasyondan ayrılabilmiş tek federe cumhuriyet ise Makedonya oldu.
4) Yugoslavya’nın Dağılma Sürecinde Türkiye’nin Tutumu : 1990-1992
1980’lerin başından itibaren Türkiye geleneksel yaptığı Yugoslavya’yı bütün olarak görmeye ve etnik ya da dinsel bağları öne alan bir politika izlemeye kararlı görünüyordu.
Slovenya ile ilişkiler dostane ama sınırlı kalırken, Hırvatistan – Türkiye ilişkileri de, Bosna – Hersek’teki iç savaş ilerledikçe ortaya çıkan Hırvat – Müslüman çatışmalarına rağmen yakınlığını korudu.
B) Türkiye’nin Bosna – Hersek Diplomasisi
1) 1991-1993 Dönemi
Uluslararası tanınmanın, 19 Nisan’da AGİK, 22 Mayıs’ta BM üyeliğine kabul edilen Bosna-Hersek’in toprak bütünlüğünü korumaya yetmediği kısa zamanda anlaşıldı.
Bosna-Hersek için Türkiye’nin diplomatik maratonu tüm uluslararası forumlarda olduğu gibi, İKÖ ve Avrupa Konseyi’nde de aralıksız sürdü.
Türkiye’nin ilk günden itibaren, saldırgana karşı, hava harekatı yoluyla sınırlı bir uluslararası askeri müdahaleyi ya da bu yapılmayacaksa, Bosna-Hersek’e uygulanan silah ambargosunun kaldırılmasını savunuyordu.
Türkiye’nin Bosna-Hersek için eylem planı, diplomatik ve askeri önlemlerin birleşimiydi. Saraybosna’da büyükelçilik açan ilk ülke Türkiye olurken…
Birleşmiş Milletler’in sivilleri koruma ve insani yardım ulaştırma amacıyla Saraybosna’da konuşlandırdığı barış gücü varlığı, bir askeri müdahalenin yapılmamasına gerekçe olarak gösterilmekteydi.
Ankara, aslında bir Sırp ve Hırvat planı olan ama daha sonra Lord Owen ve BM Genel Sekreteri’ni yeni özel temsilcisi Stoltenberg tarafından da desteklenen bu etnik federalizm planını, güç kullanımı yoluyla toprak kazanımının uluslararası toplum eliyle meşrulaştırılmasının simgesi olarak nitelendi.
II. Dünya Savaşı’ndan bu yana gerçekleştirilen en büyük “soykırım” amacına ulaşmış görünüyordu: Bosna-Hersek geri dönülmez bir biçimde parçalanmıştı.
2) Bir Değerlendirme
Türkiye’nin önemli diplomatik girişimlerini, saldırganı caydırıcı, çatışmaları durdurucu askeri önlemler (sınırlı hava harekatı veya Boşnaklara silah ambargosunun kaldırılması) ile saldırganların (Sırplar) ve eylemlerinin (soykırım) uluslararası toplumlarca tescili ve insani yardım üzerinde yoğunlaşmıştır.
Nasıl ki uluslararası girişimler Sırp saldırganlığını caydırıcı yaptırımlar içermemişse, Türkiye’nin diplomatik girişimleri de uluslararası toplumu harekete geçirmeye sevk edecek türden yaptırımlarla beslenememiştir.
Bosna-Hersek sorunu, uluslararası ilişkilerde, aktif ve yetkin diplomasili doğru bir politikanın, gerisinde yeterince güç olmadığı takdirde, nasıl yetersin kalabildiğinin de kusursuz bir örneği olmuştur.
C) Türkiye – Makedonya İlişkileri : 1991-1993
1) Genel
8 Eylül 1991’de yapılan bağımsızlık referandumunun ardından, 17 Eylül’de bağımsızlığını ilan etmişti.
Türkiye, Bulgaristan, Makedonya ve Arnavutluk arasında bir telekomünikasyon sistemi kurulması ve Adriyatik’le Karadeniz’i birleştirecek olan Doğu-Batı Otoyolu projesine Türkiye’nin de katılımı da ilk kez Özal’ın bu Balkan turu sırasında gündeme geldi.
2) Değerlendirme
Yugoslavya’nın dağılmasının Türkiye için bir anlamı da Balkanlar’da Türkiye’ye yeni müttefikler kazandırması olmuştur. Bağımsız Makedonya’nın Balkanlar’daki varlığı Türkiye için önemlidir.
Türkiye’nin, Makedonya’ya insani yardım miktarını arttırmasında yarar vardır.
Türk yatırımcılarını Makedonya’ya yatırım yapmaya teşvik etmesi, her iki ülke için de yararlı olacaktır.
Arnavutluk, Makedonya, Bulgaristan ve Türkiye’nin yer aldığı “WEM” ya da Doğu-Batı Otoyolu Projesi, Yunanistan ve Sırbistan’dan geçen E-5 Karayolu’na alternatif olarak geliştirilmiştir.
Türkiye, çifte vatandaşlık hakkını yakın tarihlerde göç etmiş Makedonyalı Türkleri de kapsayabilecek formüle edebilmesinin imkanlarını aramalıdır.
Sonuç : Bir Karşılaştırma ve Değerlendirme
Bosna-Hersek ve Makedonya hem jeopolitik konumları, hem de Türkiye’den destek arayan iki yeni bağımsız ülke olarak Balkanlar’da Türkiye açısından önemli olmuşlardır.
Bu ülkelerin ikisi de Yunanistan ve Sırbistan tarafından, Türkiye’nin Balkanlarda izlediğini iddia ettikleri yeni-Osmanlıcılık politikasının temel unsurları olarak hedef göstermektedirler.
Ayrılıkçı Sırp /ve Hırvat) milliyetçiliği Bosna-Hersek’te kanlı bir iç savaşa yol açmışken, Makedonya’da bu gün hakim olan barış ortamı, ayrılıkçı Arnavut milliyetçiliğinin tehdidi altındadır. Bosna-Hersek’te etnik Türklerin sayısı yok denecek kadar azken Makedonya’da bir Batı Trakya nüfusu kadar Türk bulunmaktadır.
(Sırbistan ve Yunanistan’ın resmen dile getirdikleri ve Rusya’nın dahil olduğu Ortodoks ittifakı içinde yer almayan öteki ”Ortodoks” Balkan ülkeleri Makedonya ve Bulgaristan’ın tam da, Yunanistan’a göre Balkanlar’da Türkiye’nin liderliğindeki bir “İslam Ekseni”nde yer alıyor olmaları ilginçtir.)
27) 1989 SONRASI TÜRKİYE – BULGARİSTAN İLİŞKİLERİ
Nurcan ÖZGÜR
I. 1989 Sonrası Türkiye – Bulgaristan İlişkilerini Etkileyen Dış ve İç Faktörler
Totaliter dönemde bir anlamda dondurulmuş olan devletler arası ve devletleriçi bölgelerarası gelişmişlik farkları, etnik ve tarihsel sorunlar yeni siyasal ortamda tekrara gündeme gelmiş ve bölge ülkeleirn dış politikalarının başlıca pusulalarını oluşturmuşlardır. Bulgaristan ve Türkiye’nin dış politikalarını etkileyen özellkileri:
i. Balkanlar’da devlet sayısı artmış,
ii. Yugoslavya’da başlayan savaş
iii. Balkan ülkelerinde yaşanan reformlar
iv. Balkanlar’da “tekrar Balkanlaşma (rebalkanizasyon)” ve “Avrupalaşma” süreçlerinin bir arada gelişmesi
v. Türkiye bölge devletleri ile (Yunanistan hariç) en az veya hiç ülkesel sorunu olmayan komşu durumundadır.
vi. Milliyetçiliğin Balkanlar’da bir ulusallaşma süreci şeklinde geçmesi
viii. Bölgede ABD dışında Japonya, Çin, Fransa, Yunanistan, Almanya, Türkiye ve İtalya’nın nüfuzlarınında artış göstermesidir.
Bulgaristan’ın Balkanlar politikasında çatışma kaynağı oluşturabilecek:
i. Romanya ile Dobruca Meselesi
iii. Makedınya Cumhuriyeti ile anlaşmazlıklar
iv. Kuzey Yunanistan’da “Akdeniz Trakyası” yaşayan Bulgarların durumları
v. Türkiye’yle 1950’lerde başlayan ve 1958 ve 1989 yıllarında ilişkileri geren Türk azınlığı meselesi
Türkiye açısından bakıldığında ise;
i. Ortadoğu sorunları ve çatışmaları
ii. İslam fundamentalizminin yükselmesi,
iii. PKK ve Kürt meselesi,
iv. AB üyeliği,
v. Kafkaslarda yerel çatışmalar
vi. Yunanistan ile süregelen sorunlar
II. Türkiye – Bulgaristan İlişkilerinde Azınlık Sorunları
Türkiye’nin 1989 zorunlu göç krizi döneminde, uluslararası toplum desteğine dayalı diplomasi uygulaması ve bu şekilde Bulgaristan’ın uluslararası itibarını hedef alan stratejiyi izlemesi.
Türk azınlığın hakları ve özgürlükleri ile ilgili yeni düzenlemeler demokrasinin ve Bulgaristan’ın Türkiye ve Batı ile ilişkilerinin gelişmesine yol açmıştır.
Türkiye’siz Balkanlar’ın ve Avrupa’nın mümkün olmayacağı görüşü en yakın Bulgar milliyetçilerinin söylemlerinde de yer bulmuş, Türkiye’nin İslam aşırı dinciliğine karşı bir set oluşturması fonksiyonu öne sürülmüştür.
Türkler’in en yoğun biçimde Türkiye’ye sınır bölgelerde yerleştirilmiş, güvensizlik kaynağı bağlamında Türk azınlığı, HÖH ile birlikte “Türkiye Beşinci Kolu” olarak nitenmiş.
HÖH’ün Türk ve Müslümanlar’ı ve sorunlarını temsil etmeyi ve savunmayı üstlenerek azınlık sorunu iki ülke ilişkilerinin gündeminden çektiği ve bir dış politika aracı olarak kullanılmasını engellediği söylenebilir.
A) Gizli Göç
1996 döneminde Bulgaristan’dan Türkiye’ye genelde ekonomik nedenlerle illegal biçimde göç etmiş 200.000 Türk’ün…
“Dış Türkler” politikası çerçevesinde Türk azınlıklarının doğdukları, bulundukları ülkelerde, eşit hak ve sorumluluklara sahip vatandaşlar olarak yaşamalarına taraftar olan Türkiye.
B) Sosyal haklar ve Çifte Vatandaşlık Sorunları
BSP’de güçlü destek bulan ve çifte vatandaşlığa muhalif olan çevrelerin başlıca endişesi, Bulgar vatandaşlığını koruyan Türkler’in özleştirmeyle geri aldıkları topraklara ve evlere tekrar malik olmaları, dolayısıyla bu toprakların aynı zamanda birer Türk vatandaşına ait olmaları ve seçimlerinde Bulgaristan’a gelip oy kullanmaları konusuyla alakalı olmuştur.
III. Türkiye – Bulgaristan İlişkilerinde Güvenlik Meseleleri
2) Türkiye ve Bulgaristan’ın Başlıca Bölgesel Etnik Sorunlara
Karşılaştırmalı Yaklaşımları
a) Yugoslavya’nın Parçalanmasıyla Başlayan Bosna Hersek Savaşına Yaklaşımları
Bulgaristan Bosna savaşı konusunda resmi dış politikasında daha çok uluslararası topluma uyum sağlama…
Bulgaristan’da “kısmen Boşnak tarafına ağırlık vermiş tarafsızlık” eğilimi görülmüştür.
b) Makedonya Sorununa Yaklaşımları
Makedonya’nın Yunanistan’ın uluslararası girişimleri neticesinde isim, bayrak ve tanıma sorunları ile izole edilmesi, Sofya-Üsküp ilişkilerinin gelişmesine elverişli ortam oluşturmuştur.
c) Kosova Sorununa Yaklaşımları
Bosna savaşı ve Makedonya meselesinde olduğu gibi, Kosova meselesi karşısında izlenen politikalar da, Bulgaristan dış politikasının başlıca hedefi olan güvenliğin sağlanması ve bölgesel istikrarın korunmasıyla ilgili olmuş.
3) Avroatlantik Yapılara Entegrasyon Sorunu
1992 ve 1993 yıllarında eski Yugoslavya coğrafyasında meydana gelen gelişmeler ve başlayan savaşla NATO üyeliği politikalarının önemi artmış ve Bulgaristan iç siyasal yaşamının temel gündem maddesini NATO oluşturmuştur.
1993’e kadar iktidarda olan DGB NATO’ya girişi alternatifsiz, tek seçenek olarak… Aralık 1994 seçimleri ile iktidara gelen BSP ise, Bulgaristan’ın NATO politikasında Rusya boyutunu ön plana çıkarmış.
Temmuz 1995’de Türkiye’nin Bulgaristan’ın NATO’ya tam üye olmasına destek vereceği açıklanmıştır.
4) Avrupa Birimlerine Entegrasyon ve Türkiye – Bulgaristan İlişkileri
1997 Lüksembourg Zirvesi’nde ise Bulgaristan ikinci aşamada üyeliğe alınması kararlaştırılan devletler arasına dahil edilmiştir.
Bulgaristan koşullarına ve güvenlik politikasına en uygun alternatif olarak AGİT’in ABD, Rusya ve NATO arasında siyasi dengeyi oluşturabileceği ve ortak faaliyetlerle çatışmaların kontrolünün mümkün alabileceği düşüncesi…
5) Bölgesel Örgütlenme Çabaları ve Türkiye – Bulgaristan İlişkileri
Ekonomi, know-how be teknoloji alanlarında yaşanan küreselleşmeye karşın sınır ötesi tehdit unsurları durumunda olan etnik, dinsel, milliyetçi, radikal siyasi eğilimlerin hırçınlaşması; gizli göç narkotik ve silah kaçakçılığının yaygınlaşması; ekolojik kirlenme tehdidinin hissedilir boyutlara gelmesi iki kutuplu güvenlik anlayışını güvenliğin bölünmez olduğu bir şekle dönüştürmüştür.
Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü, 25 Haziran 1922’de İstanbul’da, 11 devlet tarafından imzalanan İstanbul Deklarasyonu ile Karadeniz çevresini kapsayan bölgesel bir örgüt olarak kurulmuştur.
Türkiye’nin KEİÖ’yü siyasal çıkarları için kullanma niyetinde olduğu düşüncesine kapılan Bulgaristan, her şeyden önce KEİÖ’de ekonomik işbirliğinin oluşturulmasının öncelik taşıması gerektiğini savunmuştur.
B) Askeri Boyutu
Türkiye ile Bulgaristan arasında güven ve güvenliğin güçlendirilmesi ve askeri işbirliğinin geliştirilmesi için tedbirler içeren “Sofya Belgesi”, 1992 “Edirne Belgesi” Askeri alanda artan kalınlaşma ve iki ülke arasında tazelenen güven, Cumhurbaşkanı J. Jelev’in şubat 1995’de “1885’ten sonra, Bulgaristan’a saldırmayan tek devlet Türkiye’dir.
Bulgaristan güvenlik sorununun boyutu ile ilgili endişeleri, Sofya’nın AKKA Antlaşması konusundaki politikasını da etkilemiştir.
1998 Askeri İşbirliği Planı hazırlanmıştır.
C) Sınır tespit Sorunlar
Teknik nitelik taşıyan, Rezve (Rezovska) nehri ve Ştit bölgesi olmak üzere iki sorunu kapsamaktadır.
1) Mutludere/Rezovska Sorunu
Rezve nehri sorunu, zamanla doğal etkenler neticesinde nehir yatağının kayması ile nehir ağzında ve dolayısıyla sınır hattının yerleşiminde meydana gelen değişme, 1934 Antlaşması’nı tekrar gündeme getirmişti.
4 Aralık 1997 İki Devlet Arasında Karadeniz’de Karasuları Sınır Hatlarının Yeniden Belirlenmesine İlişkin Antlaşma’yla…
2) Ştit Sorunu
Ştit sorunu, Ştit köyü civarında, Türkiye tarafından çalışan bir buldozerin sahayı düzenleme ve doldurma sırasında Bulgaristan topraklarına girerek 500 m boyunda ve 50-100 m genişliğinde hem Türkiye’ye hem de Bulgaristan’a ait olan bir alanı düzleyerek yeni bir hendek yaptığı ve sınır çizgisini kaldırmış olduğu şeklindeki haberlerin ortaya atılması ile başlamıştır. Sorun eski sınırın tekrar eski haline getirilmesiyle çözülmüştür.
IV Bulgaristan – Türkiye İktisadi İlişkileri
Türk hükümetlerinin belirli bir Balkan ekonomi – politikasına sahip olmamalarının ve Türk sermayesinin yetersiz kaldığı noktalarda siyasal destek sağlayamamalarının da Türkiye’nin bölgesel ekonomik konumu açısından olumsuz etkide bulunduğu söylenebilir.
Türkiye’nin Balkanlar’daki ekonomik önemi açısından etkili olma potansiyeli taşıyan diğer bir gelişme de Hazar petrollerinin Batı Avrupa’ya ulaştırılmasında ara birim ve dağıtım noktası durumunda olmasıdır.
V. Son Gelişmeler
A) Siyasi İlişkiler
1) Dış Politika Öncelikleri’nin İkili İlişkilerin Belirlenmesine Rolü
Uluslararası nitelik sorunlarında AB ve NATO ile birlikte taraflı davranmayı tercih eden Bulgaristan, sorun veya çatışmalara taraf olan ülkelerle, özellikle bölge devletleriyle ikili ilişkilerinde ve bölgesel sorunlarda/savaşlarda aktif tarafsızlık (neutral) içinde kalmaya özen göstermiştir.
Türkiye ile Yunanistan’a karşı uygulanan denge politikasının daha işlevsel hale getirilmiş olması, Yunanistan’ın AB üyeliği açısından Türkiye’nin de NATO üyeliği sürecinde olmazsa olmaz komşu-devlet rollüyle…
Sırbistan savaş sonrası verimli bir Pazar; Romanya, “zorunlu partner”, Makedonya, Makedon Azınlığı iddiaları olan bir komşu devlet”; Türkiye ve Yunanistan da “şu anda muhtaç olunan, ancak pek güvenilmez” birer komşu-devlet.
2) İkili İlişkilerde Beşeri ve Siyasi Sorunlar : Göç, HÖH, Sınır Güvenliği
a) Beşeri Sorunlar
Önceden sadece 1989 göçmenlerinin sosyal hakları ve emeklilik haklarından söz edilirken, son yıllarda 1969 göçmenlerinin ve 1993 sonrası Türkiye’ye gelip kayıtsız şekilde yaşayan Bulgaristan vatandaşlarının sosyal hakları ile Trakya Bulgarları’nın mülkiyet ve tazminat hakları da iki ülke ilişkilerinin gündemine girmiştir.
iii. Bulgaristan Türkleri ve Haklar ve Özgürlükler Hareketi
HÖH’nün, 2001 seçimlerinde Türkiye’deki göçmenlerin topluca oy kullanması sonucunda beklenenden 5 milletvekili fazla çıkararak, sınırötesi bağların göç-veren ülkenin siyasal yaşamında temsiline ilişkin önemli bir örnek oluşturmaktadır.
3) AB Üyelik Sürecinde Bulgaristan – Türkiye İlişkileri
Mart 200 tarihinde AB ile Bulgaristan arasında tam üyelik müzakereleri başlamış.
Bulgaristan’ın AB üyelik sürecinde varolan başlıca sorun, AB’nin Kozloduy santralinin 3. ve 4. Bloklarının en geç 2004’te kapatılması sonucudur.
HÖH lideri Ahmed Doğan’ın 1993’ın HÖH’ü kapatma davasının açıldığı dönemde kullandığı “Bulgaristan’ın Avrupa’ya giden yolu Boğazlar’dan geçer” sözüne cevap verircesine 2000 yılında “Türkiye’nin Avrupa’ya giden yolu Bulgaristan’dan geçer.
1997 öncesinde özenle muhafaza edilen Yunanistan – Türkiye denge politikasında Yunanistan lehinde yaşanan hafif kayma ve devamlı biçimde üyelik sansını Romanya ve Türkiye ile kıyaslaması, Bulgaristan’ın AB üyeliğine öncelik verdiğine işaret etmektedir.
AB süreciyle ilgili “Barış adası Bulgaristan” “Biz Avrupalıyız Balkanlı değiliz” “Balkanlar” kelimesi yerine “Güneydoğu Avrupa tanımını kullanmalarıdır. Türkiye’nin AB söyleminde kültürel değerleri koruyarak iktisadi refaha kavuşmak için üye olma çabası nispeten daha öne çıkarken, Bulgaristan’ın AB söylemine sadece iktisadi düzeyinde değil, her şeyiyle, ruhuyla, kültürüyle, inancıyla, ilkeleriyle, insan tipiyle, yönetim anlayışıyla düşünce tarzıyla Avrupalı olma isteği dikkat çekmektedir.
B) Askeri İlişkileri
Bulgaristan NATO’nun Çokuluslu ortak Hedef Güçleri’ne katılmaya çaba gösterdiği gibi, 1999’da merkezi Filibe’de konumlanan Güneydoğu Avrupa Tugayı-SEEBRIG gibi bölgesel girişimlerde aktif rol almaya çalışmıştır. Romanya, Makedonya, Arnavutluk, Yunanistan ve İtalya’nın da yer aldığı önemli bir bölgesel girişim olan Balkanlar’daki kriz bölgelerinde barışı koruma görevini devralacak birlik…
C) İktisadi İlişkiler
1998 Bulgaristan iktisadi dış politika hedefi, Avrupa’yı Orta Asya ve Ortadoğu’ya bağlayan köprü ve Balkan bölgesinin enerji ve iletişim merkezi haline gelmek olmuştur. Bu nedenle son yıllarda özellikle Burgas-Alexandropolis (Dedeağaç) doru hattı ve Avrupa-ötesi kıtalararası iletişim ağları projelerine ayrıcalıklı bir önem verilmiştir.
Türkiye ile ilgili olan başlıca altyapı projeleri Marista (Meriç) otobanı ve TRACECA koridoru olmuştur.
