19) SOĞUK SAVAŞ SONRASINDA TÜRKİYE – AVRUPA BİRLİĞİ İLİŞKİLERİ:

EKONOMİK GÜNDEMDEN SİYASİ GÜNDEME

Özlem TERZİ

Giriş

Türkiye’nin tam üyelik talebine olumsuz görüş bildiren Avrupa Topluluğu, Türkiye ile ilişkilerini ekonomik işbirliği ve Ortaklık Antlaşması’nda öngörülen Gümrük Birliği’nin kurulması konularına odaklanmak istiyordu.

1990’ların Başında Avrupa’da Siyasal Ortam

Ekim 1990’da Doğu ve Batı Avrupa birleşmiş…

1990’ların Sonunda Avrupa’da Siyasal Ortam

1997 yılı Amsterdam Antlaşması, Gündem 2000 başlıklı Komisyon raporu açıklanmıştır. NATO-Rusya ilişkilerinde Kurucu Antlaşma imzalanmış… NATO’nun 1996 Berlin Toplantısında da Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği’nin NATO içinde geliştirilmesine karar verilmiştir.

Amsterdam Antlaşması ise AB ve BAB arasında sıkı bir işbirliği öngörmüş ve BAB’ı Petersberg Görevleri olarak adlandırılan bir dizi barışı koruma, kriz yönetimi, insani yardım ve kurtarma faaliyetlerini yürütmekle görevlendirilmiştir.

Gündem 2000 Polonya, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Slovenya, Estonya ve Kıbrıs ile ise üyelik müzakerelerinin başlatılmasını öneriyordu.

199 Aralık Helsinki Zirvesi ile Türkiye AB’ye aday ülke olarak ilan edilmiştir. Zirve aynı zamanda Romanya, Bulgaristan, Litvanya, Letonya, Slovakya ve Malta ile tam üyelik müzakerelerinin başlamasını öngörmüştür.

Haziran 2000’de yapılan Feira Zirvesi ise AGSP’nin uygulanmasına yönelik ayrıntıları düzenlemiştir. Türkiye için bu konudaki esas sorun AB’nin AGSK’yı NATO içinde geliştirmek yerine NATO’dan bağımsız askeri girişimlerde bulunabilme yeteneği olarak geliştirmesi ve oluşan yeni güvenlik odağında Türkiye’nin yerini alamamasıdır. AB’nin bir NATO ülkesinde karşı müdahalede bulunmayacağını garanti edilmesi ile Türkiye’nin NATO’da uyguladığı veto politikasından vazgeçmesidir. Aralık 2001’de yapılan Leaken Zirvesi’nde Yunanistan, Türkiye ile varılan bu mutabakatı kabul etmiş.

Türkiye’nin Adaylık Süreci

Aralık 2004’te Kopenhag Avrupa Konseyinde alınan diğer bir karar, AB ile Türkiye arasında yıllardır anlaşmazlık konusu olan AB’nin NATO kaynaklarını kullanması konusu da çözüme bağlanmıştır. Buna göre NATO kaynaklarını kullanarak düzenlenen AB operasyonlarına NATO üyesi veya NATO’nun “Barış İçin Ortaklık” girişimlerine taraf olmayan ülkeler katılmayacaktır. Bu durumda Kıbrıs ve Malta NATO kaynakları kullanılarak düzenlenen AB operasyonlarında yer almayacaklardır.

Türkiye’nin üyeliğine yönelik olan tartışmalar göstermektedir ki Türkiye’nin adaylığı aslında Avrupa kamuoyunda ve siyasetinde gerekli tartışmalar yapılmadan alınmış bir karardır. AB’ye yeni katılan ülkeler “Tek Avrupa” Deklarasyonu ile genişleme sürecinin devam edeceğini dilmeseler de…

20) AVRUPA PARLAMENTOSU VE AVRUPA BİRLİĞİ – TÜRKİYE İLİŞKİLERİ

Çiğdem NAS

Avrupa Parlamentosu (AP) 1979 yılından bu yana üye devletlerde yapılan doğrudan seçimlerle işbaşına gelmektedir. O tarihten bu yana yetkileri Avrupa Tek Senedi, Maastricht, Amsterdam ve Nice Antlaşmaları ile kurucu Antlaşmaların her yenilenmesinde biraz daha genişlemiştir.

Ulusal sistemlerde gördüğümüz kuvvetler ayrılığı uygulamasından farklı olarak AB içinde yasama görevini konsey ve parlamento yürütme görevini ise konsey ve komisyon birlikte yerine getirmektedir. Yasama süreci komisyonun hazırladığı yasa ile başlamaktadır.

AP’nin diğer yetkileri bütçe yürütmeyi denetleme ve uluslararası antlaşmaları onama yetkilileridir. AP’nin antlaşmalar üçüncü ülkeler ile girilen her türlü akit ve özellikle yeni üye alımı gibi kararları onama yetkisidir.

1) Avrupa Parlamentosunun AB İçindeki Konumu

Krokodil Kulübü olarak adlandırılan Federal Avrupa yayınlarının kuvvetli bir fikir grubu oluşturduğu parlamento Birleşik Avrupa idealini yaşatan bir kurumdur.

2) AP ve Türkiye – AB İlişkileri

Artan Ticaret ve sermaye hareketleri yabancı yatırımların hız kazanması üretim sürecinin dünya üzerinde yayılması devletin ekonomi ve sermaye üzerindeki kontrolünü azaltmıştır.

a) AP’nin Türkiye – AB İlişkileri Üzerindeki Etkisi

1980 sonrası dönemde AP’nin Türkiye konusundaki eleştiriel tutum aldığı kararlara yansımıştır. AP Türkiye’de devletin hoşlanmadığı, radikal ve marjinal kulüpleri desteklemekte ve bu yüzden de sık sık devlet ve hükümet yetkiliyle ters düşmektedir.

8 Aralık 1994’te Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin DEP millet vekilleri hakkında mahkumiyet kararı vermesi ilişkileri daha da yıpratmıştır.

b) AP’nin Türkiye Hakkındaki Kararları

Yetkileri giderek artan ve demokratik meşruiyet açısından önemli olan AP gibi bir kurulun kararlarını yasal bağlayıcı olmasa da dikkate almamak yanlış olur.

AP’nin Türkiye ile ilgili kararları incelendiğinde insan hakları ve demokratikleşmenin AP’nin temel önceliği olduğu anlaşılmaktadır, AP’nin Türkiye hakkında yayınlandığı kararlarının çoğunun Kürt kökenli Türk vatandaşları AB – Türkiye ilişkileri Türkiye’deki azınlıklar Türkiye’deki siyasi durum ve insan hakları, basın özgürlüğü gibi konularda…

Türkiye AB üyeliği hedefine giren süreçte AB kamuoylarını ölçmek için AB kararlarını kıstas olarak alabilir.

TÜRKİYE YUNANİSTAN VE BALKANLAR

21) TÜRK – YUNAN İLİŞKİLERİNDE GÜÇ VE TEHDİT

S. Gülden AYMAN

Türkiye Ege’deki sorunlarını bir paket Yunanistan ise Ege’de kıta sahanlığı ve Kardak Adasının hangi ülkeye ait olduğunun belirlenmesi…

Türkiye ve Yunanistan arasında bir müzakere ortamının hazırlanması. 1997 Temmuzunda toplanan NATO Madrid Zirvesinde..

(Türk – Yunan sorununun rasyonel çıkar ayrılıklarından ibaret olmayan ve dolayısıyla da kolaylıkla müzakere edilmeyen ve kalıcı biçimde çözümlenmesi için yapısal değişiklikler gerektiren bir mesele..)

1964’te dönemin başbakanı Demirel ile yunan cuntası arasında imzalanan Meriç Antlaşması Kıbrıs ve sorunu nedeniyle rafa kaldırılmıştır. 1976 ve 1978’de Demirel ile Karamandis’in imzaladığı Brüksel Antlaşmaları sonuçsuz kalmış 1988’de Ege’de yaşanan büyük krizden sonra Dalos’ta görüşen Turgut Özal ile Andreas Papandreu’nun imzaladıkları mütabakattanda beklenilen sonuçlan alınamamıştır.

1) Güce ve Tehdide Karşı İlişkin Algılamalar ve Uluslararası Müzakere

(“Ayna imajı” (mirror image) olarak bilinen bu olgu özellikle Soğuk Savaş döneminde Amerikan – Sovyet ilişkileri bağlamında ele alınıştır)

Psikolojik ve kültürel düzeyde yapılan birçok araştırmada “gücünden endişe edilen unsurların” aynı zamanda da “hoşlanılmayan” ve dolayısıyla da “birtakım karşı davranışlarda bulunması gereken” uluslar olduğunun ortaya çıkması ilginçtir.

Güç asimetrisinin uluslararası müzakere etkisi, kendisini güçlü hisseden tarafın (…) “doğrudan müzakerelerde” bulunma konusunda daha istekli davranabilmesi şeklindedir.

2) Küçük Ülke Sendromu ve Stratejik Davranış

Türk tehdidinin diğer önemli unsurları, askeri gücü tamamladığı düşünülen “nüfus” ve “coğrafyadır”. Yunanistan, “Doğuda ve Kuzeyde stratejik derinliğin yokluğu, sınırın uzunluğu ve Yunan adalarının Türkiye’ye olan yakınlığı” nedeniyle savunulması zor bir ülke olarak da tanımlanmaktadır.

Yunanistan’ın sadece gücünü elde tutamayan unsurları açısından yapılan mukayeselerde Türkiye’den daha iyi bir durumda algılandığı görülmektedir. Yunanlı yazarların birçoğunun ortak görüşü, “homojen nüfusu ve güçlü milli kimliğiyle” Yunanistan’ın bir taraftan “Küt milliyetçiliği” diğer taraftan da Kemalist-laik” bölünmeleriyle uğraşan Türkiye’den üstün oluğudur.

Yunanistan’ın başından beri hedefi Türkiye karşısında stratejik pozisyonunu iyileştirmeye çalışmak olmuştur.

Yunanistan’ın stratejik pozisyonunu iyileştirmek için kendisine müttefikler arayışının Soğuk Savaş sonrası dönemdeki faklılığı, Türkiye’yi çevrelemek için sadece Batılı güçlerin desteğine güvenmeyip ve içinde bulunduğu ittifakları çeşitlendirmeye çalışmasıdır. Rusya, Ermenistan , Suriye, İran, Türkiye merkezli dış politikasının, Yunanistan’ı Arnavutluk ve Makedonya ile olan ilişkilerini düzeltmeye ittiği de görülmektedir.

Türkiye zaten barış ve statükoyu savunduğu için değil, içinde bulunduğu ağır koşullar elini kolunu bağladığından, “şimdilik” Yunanistan’ın egemenlik haklarına yönelik taleplerini ertelemiştir.

Yunanistan’ın beklentisi güçsüz bir anı yakalanan Türkiye’ye isteklerini kabul ettirmektir. Yunanistan Türk tarafının kendi istediği ödünleri vermeye hazır olmadığını hissettiği oranda hırçınlaşmış, diyalogdan kaçınmıştır.

Yunanistan, Türkiye tarafından teröre destekle suçlanmasından sadece 8 ay sonra Helsinki Zirvesinde Türkiye’nin AB üyeliği adaylığına olan itirazına son vermiştir.

Türk – Yunan ilişkilerinde bir yumuşama dönemine girilmesi Ağustos ve Eylül 199’da peşpeşe yaşadığı deprem felaketi…

22) TÜRK DIŞ POLİTİKASINDA EGE SORUNU

Şule KUT

Türkiye açısından bugün için Ege kaynaklı sorunların başında karasuları, kıta sahanlığı, hava sahası FIR hattı ve komuta kontrol sahası, Doğu Ege Adarlının silahlandırılması ve bazı Ege adalarının hukuki statüsü konuları gelmektedir. Yunanistan’a göre ise, kıta sahanlığının sınırlandırılması ikinci Ege sorunu, Kardak adasının statüsü…

1) Ege’de Hukuki Durum

Ege ile ilgili çeşitli antlaşmalar: 1929 Edirne Antlaşması, 19830 Londra Protokolü, 1913 Londra Antlaşması, 1913 Atina Antlaşması, 1914 Tebligatları, 1923 Lozan Barış Antlaşması ve Lozan Boğazlar Sözleşmesi (Boğazlar Rejimi), 1936 Montreux Boğazlar Sözleşmesi, Paris barış Antlaşması. 1958 Karasuları ve Bitişik Bölge Sözleşmesi, 1958 Kıtasahanlığı Sözleşmesi ve 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS).

a) Ege’yi Doğrudan İlgilendiren Uluslararası Antlaşmalar

Lozan Barış Antlaşması Ege’yi ilgilendiren, 6,12,13,14,15 ve 16. maddelerdir.

b) Uluslararası Deniz Hukuku Sözleşmesinde Adalar

Türkiye UNCLUS’u temelde karasuları ve adalara ilişkin hükümleri nedenleriyle imzalamamıştır.

2) “Ege Sorunu’nun Parçaları Olarak Çeşitli Ege Sorunlarının Niteliği

a) Doğu Ege Adalarının Yeniden Silahlandırılması Sorunu

Yunanistan, Montreux Boğazlar Sözleşmesinin Lozan Boğazlar Sözleşmesi’ni hükümsüz kıldığını iddia etmektedir.

Türkiye’nin tezine göre, Montreux’de söz konusu olan “yeniden silahlandırma” tüm Ege adalarını veya tüm Boğaz Bölgesi’ni kapsamaktadır.

Yunanistan, özellikle 1974’ten itibaren adaları yeniden silahlandırma faaliyetlerine gerekçe olarak Montreux’nün yanı sıra “Ege’deki Türk tehdidi’ne karşı “meşru savunma” iddiası da eklenmiştir. Birleşmiş Milletlerin Şartı’nın 51. maddesine…

Limni’de askeri tesislerini, Yunanistan, NATO tatbikatlarında Limni’nin de dahil edilmesini sağlamaya çalışmaktadır.

b) Egemenliği Tartışmalı Ada, Adacık ve Kayalıklar Sorunu

Türkiye, ilk kez Kardak kayalıkları vesilesiyle, Ege’de bölgeler tezini ortaya atmıştır.

1995 yılının son günlerinde başlayan Kardak krizinin ardından, ikinci bir “ada krizi” 1996 yazında Gavdos adasıyla ilgili olarak ortaya çıkmıştır.

Kardak olayının asıl önem, zaten Kardak’ın kime ait olduğundan çok, Türkiye’nin ilk kez krizden sonra Ege’deki statükoyu açıkça sorgulamaya başlamış olmasından kaynaklanmaktadır.

d) Ege Hava Sahası ve FIR Sorunu

Yunanistan’ın Ege’deki hava sahası 1931’den bu yana 10 mildir. Hukuken bir devletin karasuları ile hava sahası sınırları örtüşmelidir. Bu fark Türkiye tarafından ilk kez 1975’te sorun olarak dile getirilmiştir.

Ege’deki bir başka hava sorunu, “Fır Hattı” olarak bilinen sorundur. 1944 Chicago Sözleşmesi uyarınca”…

Fır sorunu ile bağlantılı bir başka diğer konu da, hava ve deniz kazaları durumunda Ege Denizi’nde gerekli arama-kurtarma çalışmalarını kimin yapacağı sorunudur.

e) Kıtasahanlığı Sorunu

1973’te Türkiye’nin TPAO’ya Ege denizinde petrol arama ruhsatı verilmesi ve kendisi de 1961’den itibaren bu tür ruhsatlar vermekte olan Yunanistan’ın bulunduğu bir notayla protesto etmesiyle baş gösteren kıtasahanlığı sorunu. Türkiye ve Yunanistan Ege kıta sahanlığının sınıflandırılması amacıyla 11 Kasım 1976’da Bern Sözleşmesi’ni imzalayarak görüşmelere başladılar.

Ege kıtasahanlığı konusundaki ikinci kriz 1987 yılında çıktı.

Yunanistan bir kez adalarda göz önüne alındıktan sonra, sınıflandırmanın adaların en uç noktalarıyla Türkiye arasında kalan kıtasahanlığı üzerinde iki tarafa eşit uzaklık ilkesine göre “ortay-hat”tan yapılmasını istemektedir. Türkiye ise, sınıflandırmanın “hakkaniyet ilkesi”ne göre Ege’nin “özel durum”u göz önüne alınarak yapılmasını istemektedir.

3) Ege Sorunlarının Çözümü Mümkün mü)

Türkiye’nin müzakerelerde ısrarlı olması hukuk dışı değildir. Müzakere de en az Uluslararası Adalet Divanı ya da arabuluculuk kadar uluslararası hukuka uygun bir yöntemdir.

Ege Sorunu’nun çözümü 1) Türkiye ile Yunanistan’ın karşısına bir “ortak düşman” çıkması, 2) her iki ülkede de siyasal/tarihsel misyonunu Türk – Yunan ilişkilerini düzeltmek olarak tanımlayan “lider”lerin aynı dönemde işbaşına gelmeleri, 3) bir “üçüncü güç”ün taraflara çözüm dayatması ve 4) tarafların çözüm istemeleri için kendilerine ciddi bir “çıkar” sağlaması.

Gerçekleşme ihtimali en yüksek görünen seçenek üçüncü güç seçeneğidir.

Ege’de çözüm için tarafların maksimalist pozisyonlardan taviz vermeleri gerekecektir.

Türkiye ile Yunanistan arasında Türkiye lehine mevcut güç asimetrisi, ironik bir biçimde siyasal-diplomatik açıdan Yunanistan lehine işlemektedir. Askeri, ekonomik, nüfus gücü büyük Türkiye, küçük komşusu Yunanistan karşısında uluslararası alanda kaybeden değilse bile sürekli daha ağır baskı altında kalan taraf olmaktadır.

Ege sorunlarını çözmek için “halkların dostluğu” ve toplumsal niyet yeterli değildir, siyasal niyet ve irade gerekir.

23) TÜRK DIŞ POLİTİKASI VE BATI TRAKYA

Baskın ORAN

1) Batı Trakya Azınlığının Türk Dış Politikası İçindeki Yeri

Türkiye Cumhuriyeti, Batı Trakya azınlığı konusunda önemli bir sorumluluk içindedir. Bu azınlık Türkiye’nin kendi iradesiyle ve özel olarak antlaşmalar yaparak yurtdışında bıraktığı tek azınlıktır.

Türkiye bu azınlık için İslam’ın, Türk ulusal kimliğini oluşturan ve koruyan başlıca öğe olduğunu görmemiş, karşılıklı ilkesinin Batı Trakya azınlığı için çok daha önemli olduğunu yeterince anlayamamıştır. Karşılıklılık ilkesi bir kez olumsuz anlamda işlemeye başladığı zaman, köylü olan Batı Trakya azınlığı, burjuva olan İstanbul Rum azınlığından daha fazla zarar görmektedir.

Yunanistan’daki Türk fobisinin bir bölümü, Türkiye sınırlarındaki Batı Trakya azınlığının bir Beşinci Kol sayılmasından ileri gelmektedir.

Türkiye’deki Müslüman olmayan azınlıkların haklarının Lozan!a rağmen yukarıda verilen örnekler sonucu çiğnenmesi be pahasına olursa olsun önlenmelidir. Türkiye’deki azınlıkların uzaktan – yakından ilgilendirebilecek her konuda yasal ve yönetsel düzenleme yapmadan önce, Dışişleri Bakanlığı’nın onayının alınması…

Türkiye Batı Trakya azınlığına gösterdiği yakın ilgiyi, yalnızca anlarıyla sınırlı tutmamalıdır.

Batı Trakya konusu Türkiye açısından fazlasıyla marjinaldir. Batı Trakya konusu en az karasuları kadar önemli sayılmalı, azınlığın uluslararası haklarından ödün verilmemelidir.

Türkiye Batı Trakya azınlığına yapılan yasadışı uygulamaları uluslararası kamuoyunda sergilemelidir.

2) Batı Trakya Azınlığının Haklarını Koruyan Uluslararası Metinlerin

Geçerliği Sorunu

Yunanistan’ın imza atmış olduğu uluslararası metinlerden bir çoğu, Batı Trakya azınlığının haklarını korumakta da kullanılabilir.

Yunanistan’daki azınlıkların korunması bakımından yapılan ilk uluslararası metin 1930’da Londra Protokolüdür. “Yunanistan’a bırakılan topraklarda” yaşayan Müslümanlardan yerinde kalmak isteyenlerin haklarını koruma altına almaktadır.

İkinci metin, 1881 İstanbul Sözleşmesi’dir.

Üçüncü metin, 1913 Atina Antlaşması olup, dördüncü metin 10 Ağustos 1920 tarihli Yunan Sevri’dir.

Sonuncu uluslararası metin, Lozan Barış Antlaşması madde 45 ve atıf yaptığı 37-44. maddeleridir.

( 10 Ağustos 1920 günü Fransa’nın Sevr (Sevres) kentinde üç farklı Sevr Anlaşması imzalanmıştır: 1) Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalayan barış antlaşması ki. Türkiye’de “Sevr Anlaşması” denildiği zaman yalnızca bu anlaşılmaktadır (Osmanlı Servi). 2) Batı Trakya’yı Yunanistan’a veren antlaşma (Trakya Servi). 3) Yunanistan ile Müttefikler arasında imzalanan ve bu ülkedeki azınlıkları koruma altına alan antlaşma (Yunan Sevri).)

d) Lozan Sistemi ve Yunan Sevri

Sevr’in bugün geçerli olması için bütün bu gerekçeler açık bir biçimde ortadayken, Yunanistan Dışişleri Bakanlığının bu geçerliği niye reddettiği ve kendini niçin yalnızca Lozan Sistemi ile bağlı saydığı sorusunun iki yanıtı:

Birincisi, antlaşmanın tek yanlılığı, azınlık türleri açısından genelliği ve coğrafya açısından genişliğidir. Lozan Antlaşması azınlık koruma hükümleri tersi nitelik taşımaktadır. Lozan tek yanlı olmayıp karşılıklılık ilkesi üzerine kurulmuştur. Yalnızca Müslüman azınlıkların… coğrafi açıdan sınırlı bir antlaşmadır.

Yunan yetkilileri, İstanbul’daki Rum azınlığının bir toplum olarak ortadan kalkması üzerine karşılıklılığının bozulmuş olacağını ve kendilerinin de Lozan hükümlerini Batı Trakya’da uygulamamak hakkında sahip olacaklarını hissettirir bir tuttum içersinde gözükmektedirler.

Yunanistan Dışişlerinin kendini Sevr ile bağlı saymayıp, yalnızca Lozan ile bağlı saymasını konusunu, bu ülkenin yüksek mahkemelerinin Sevr Antlaşmasının hala bir iç hukuk metni olarak uyguladıklarını söyleyerek kesin olarak kapatabiliriz.

Lozan Sisteminin Batı Trakya ve On iki Ada içinde de geçerlidir.

Batı Trakya Türklerinin azınlık rejimi 1) 1913 Atina Antlaşmasına bağlı 3 Numaralı Protokol, 2) 10 Ağustos 1920 Yunan Sevri ve 3) Lozan Sistemini oluşturan 30 Ocak 1923 nüfus değişimi sözleşmesi, 24 Temmuz 1923 barış Antlaşmasının 37. ve 45. maddeleri ve nüfus değişimi sözleşmesinden doğan sorunları sonuçlandıran 1926 Atina ile 1933 Ankara Antlaşmalarından oluşmaktadır.

Related Posts with Thumbnails

One Response to “TÜRK DIŞ POLİTİKASININ ANALİZİ Derleyen Faruk SÖNMEZOĞLU”

Leave a Reply

*

sayfaya ulaşamıyor musunuz? lütfen "açıklamaları" okuyun. kda@kisiseldepresyonanlari.com
  • Gantz: Perfect Answer 10 Şubat 2012
        Gantz: Perfect Answer adından da anlaşılacağı üzre Gantz’a kendi çapında bir cevap sunuyor. Yönetmen koltuğunda yine Shinsuke Sato var. Senaryo yine Yûsuke Watanabe‘e ait. Gantz: Perfect Answer ilk filme oranla daha fazla aksiyon içeriyor. Tabi animede de aklımıza takılan bir çok soru burada cevap buluyor. Bu sebeptendir ki ismine Perfect Answer demişler […]
  • The Chronicles of Narnia: The Voyage of the Dawn Treader 10 Şubat 2012
        Serinin üçüncü ve son filmi The Voyage of the Dawn Treader. Kitap sıralamasına bakıldığında ise beşinci kitap (Ancak bu sonradan yapılan kronolojik sıralama. Aslında ilk yayın sırasına bakarsak ilk üç kitabı beyaz perdeye uyarlanmış olarak görüyoruz. Bu kez kamera arkasında televizyon dizilerinde adına sıkça rastlanan Michael Apted var. Kendisini tanıdığ […]
  • Gantz 08 Şubat 2012
        Geçtiğimiz aylarda (ki on gün sonra tam bir sene olacakmış) Gantz‘tan bahsetmiştim. Sinema filmine uyarlanma ihtimali olan anime sonunda Shinsuke Sato tarafından sinemaya uyarlanmış. Tabi bu süre zarfında mangayı da okuyacağımı dile getiren ben bu eylemi de yerine getiremedim. Neyse biz konumuza dönelim. Gantz’ın sinema filmi olarak uyarlandığının haberi […]
bu blogta yazmış olduğum tüm girdiler aksini belirtmemişsem bana aittir. izinsiz kullanılmaması, kullanıldığı takdirse ise link verilmesi rica olunur. ee ben kullanırım sana ne deyip yukarıda yazdığım cümleye aykırı davranan olursa, ona kafa göz Allah ne verdiyse girerim... he bide baktıkları yerde mahkeme duvarı görürler...
! Anladım Ki Anlamak Yetmiyor*Tam Bir Blog..hayat ucuz.. 1 lira..A Publicitária AbRaXasastronotdefterbazen içinde bazen dışındaben deli miyimBlog KazanıCellar DoorCESETİZLERİ ♀coffeéefsaescinsel sayiklamalarEuphoria of the SoulGaykediGoddess Artemis' BlogGüNaH YüKLeNeN ADaMgüven uyandıran delihayatin kendisihop-çiki-yayaihuzursuz ruhlar barınağıiHüzün Kovan Kuşuİç Ses.İçimdeki Denizİçimdeki ucu bilenmemiş kelimelerimJacqueline mutlu kalmak istiyorKarbonizmaK�yamet MelekleriLa FeaMegami Sama's Blogmy sci-fi lullaby -NİNJA'NIN KUNG FU İLE İMTİHANInörotoksikOyunun başı sonu...peşim sıraplease come in..Psychological Pollution!.Rendered BeautySelçuk Hocaseri katilsi-menSisteki Goriller, Pigmelerle Dans ve AIDS Yetim...Sophiet.u.b.a'nın karaladıklarıThe Daily Kimchi - Korea Blogtimsah avcısıTotal FutboluzaksinemaViva La Vida, Viva La Muerte!vız gelir tırıs giderYALNIZLIK OKULUYasak Filmâyine-i devrânÇÖLÜN İKİLEMİŞEKER PORTAKALIвαяιιѕѕѕ'ѕ ∂яєαмѕ||● uçuyoruz ne güzel balon ●爱的草莓物语-My Fallen Berries