12) TÜRKİYE VE KÖRFEZ SAVAŞI : KRİZ ORTAMINDA DIŞ POLİTİKA

Ramazan GÖZEN

1) Uluslararası Krizler ve Dış Politika

ortaya çıkan politika(lar), ne sadece lider(ler)in, ne ulusun tamamını ,ne de sadece uluslar arası ortamın bir ürünüdür. Bunların bileşkesidir.

Dış politika kararları, zamanlama bakımından, “normal-olağan dönemlerde alınan kararlar” ve “kriz-olağan üstü dönemlerde alınan kararlar şeklinde iki gruba ayrılır.

Uluslararası kriz zamanlarında, karar alma sürecinin kenarında bulunan sivil toplum aktörleri baskı ve karar alma sürecine katılma olasılığı ise nerdeyse hiç yoktur. Bu durumlarda demokratik değil otoriter kararların alındığını söylemek mümkündür.

2) Türkiye’nin Körfez Savaşı Politikasının Oluşumunu Belirleyen Etkenler

“”Türkiye neden “tarafsızlık” politikasını terk ederek Irak’a karşı “aktif katılım” politikası takip etti?”

a) Körfez Savaşı, Uluslararası Konjonktür ve Türkiye: Kıskaç Operasyonu

Körfez Koalisyonunun üç önemli ayağı vardı: Diplomatik-siyasi, Uluslararası hukuk-meşruiyet, askeri…

b) Savaş Döneminde Türk Dış Politikası Karar Alma Mekanizması

Dışişleri Bakanlığı’nın “tedbirli olunmalı” diye algıladığı durumu, Özal, “fırsat ve avantajdan yararlanılmalı” olarak algılıyordu.

Türkiye’nin dış politika karar alma sürecindeki üç önemli kurum: Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), Hükümet (Bakanlar Kurulu) ve Dışişleri Bakanlığı ve kişi olarak Başbakan, Dışişleri Bakanı ve Cumhurbaşkanıdır.

Dış politikada rollerin dağılımı ve kullanımı bakımından 1982 Anayasası o kadar çok esnek ve muallak ki…

c) Özal Faktörü : Vizyon ve Algılama

Özal’ın Türk dış politika vizyonu birbiriyle bağlantılı üç halkadan oluşuyordu: Batı (özellikle Amerika Birleşik Devletleri) dünyası ile sıkı ilişkiler; Ortadoğu ve İslam dünyasına, ekonomik, t,cari, mali, ve sosyal-kültürel konularda; Türkiye Batı ve Doğu arasındaki köprü konumunu kullanarak etrafındaki bölgelerde etkin bir dış politika uygulamalıydı.

Özal’ın Körfez Savaşını algılama kodlarını ve bunlardan çıkardığı sonuçları dört başlık altında özetleyebiliriz. Birincisi, Türkiye’nin Soğuk Savaş sonrası konjonktürde değişen konumu… hem Batı’da hem de Ortadoğu’da hala hayati bir öneme sahip olduğunu ispat edebileceği “altın bir fırsat” olabilirdi.

Türkiye’nin bölgedeki öneminin yeniden ortaya çıktığını, ABD ile mevcut olan ittifakını ve işbirliğini devam ettirmekte kararlı olduğunu.

İkincisi, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler’e ve bu çerçevede uluslararası hukuk ve normlara olan bağlılığıydı.

Özal’ın Körfez Savaşı durumunu tanımlaması “realist” “idealist” anlayışın bir sentezi olarak görmek mümkün.

Özal’ın Körfez Savaşını Türkiye’nin Batı ile ilişkileri bağlamında yorumlayışını da… Özal’ın Batı’dan beklentilerini Türkiye’nin ulusla ülke bütünlüğünün korunması için destek almak, ekonomik, mali, ve ticari sararlarını telafi edecek imtiyazlar elde etmek.

Türkiye’nin Körfez Savaşı politikasının oluşumunda rol oynayan en önemli unsur, Irak’ın son on yılda komşularına karşı ortaya koyduğu saldırgan ve kaba tavır idi.

3) Türkiye’nin körfez Savaşı Politikasının Uygulanması: Aktif Katılım

Türkiye, Körfez Savaşı’nda “aktif dış politika” izledi.

Özal “Türkiye daha önceki pasif ve çekingen politikalarını terk etmeli ve aktif bir dış politika izlemelidir”.

Türkiye’nin Özal’ın öncülüğünde gelişen bu aktif politika uygulamasının belli başlı adımları şunlardı: a. Petrol boru hatlarının kapatılması ve ambargoya katılmak; b. Demokratik trafikte yer almak; c. Türk Silahlı Kuvvetlerinin faaliyetleri; d. Yabancı askerlerin Türkiye’ye çağırılması; e. Türk Askerlerinin Körfez’e gönderilmesi teşebbüsü; f. İncirlik üssünün kullanılması; g. Savaş sonrasında Kuzey Irak operasyonuna destek ve Çakiş Çüç.

c) Türk Silahlı Kuvvetlerinin Faaliyetleri

Özal ile Genel Kurmay Başkanı Torumay arasındaki görüş ayrılığı, ikincisinin istifasıyla sonuçlandı. TSK’nın temsil ettiği Türk dış politikasının “geleneksel” modeli ile Özal’ın temsil ettiği “dönüşümcü” model çatışıyordu.

f) İncirlik Üssünün Kullanılması

İncirlik üssünün ABD’nin kullanımına açılması ve Irak’ın kuzeyden de vurulması, Türkiye’nin Körfez Savaşı’na dolaylı katılımını sağlamıştır.

4) Türkiye’nin Körfez Savaşı Politikasının Hedefleri

Türkiye’nin Körfez Savaşındaki en önemli hedefi ulusal çıkarları korumak ve geliştirmekti. Bölgedeki siyasi haritanın değişmesinin engellenmesi ve statükonun korunması, ekonomik, ticari ve mali kayıpların önlenmesi.

Batı dünyasındaki prestijini arttırmak, gelişmeleri etkiyebilmekti.

3. Dönem : 17 Ocak-3 Mart 1991, Körfez Savaşında Türkiye

Özal, ABD’ye verdiği desteğin bir ön şartı olarak, Irak’ın toprak bütünlüğünün korunması ve Irak içindeki Kürtlere destek verilmemesini ileri sürdü.

Türkiye, İran veya Suriye’nin Irak topraklarına girmelerini “savaş nedeni-casus belli” gösterdi.

5) Türkiye’nin Körfez Savaşı Politikasının Sonuçları

Büyük ekonomik kayıplarla…

Kuzey Irak probleminin ortaya çıkması ve bunun Türkiye2nin güvenliğine yaptığı olumsuz etkidir. PKK terörünün daha da büyümesi…

Türkiye’nin Batıdaki prestijinin yükselmesi beklenirken, tam tersi oldu…

13) HUZUR MU HUZURSUZLUK MU: ÇEKİÇ GÜÇ

VE TÜRK DIŞ POLİTİKASI (1991-1993)

Kemal KİRİŞÇİ

Çev. Ahmet K. HAN

Giriş

Soğuk Savaş’ın belirleyici özelliklerinden biri, ırkçı ve milliyetçi çatışmalardan etkilenmeden kalan Avrupa devletler sistemi idi.

Çelişki olarak, uluslararası topluluğun Kuveyt’in bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü yeniden sağlama çabaları, Huzur Harekatı’na ve sessizce bir Kürt devleti ortaya çıkmasına doğru giden bir süreci de beraberinde getirdi.

Huzur Harekatı’nın geniş ölçüde Türk yetkililerinin yoğun çabaları ile hız kazandığını söylemek mümkündür.

Huzur Harekatı’nı Türkiye devletinin bütünlüğünü zayıflatmaya ve yıkmaya yönelik bir harekat olarak algılanmaya başlandı.

1) Huzur Operasyonunun Başlatılması

1988 ve 1991 arasında 60.000 Kürt mültecinin mevcudiyeti Türkiye ve Batı Avrupa arasında önemli bir sorun kaynağı halini almıştı.

Bütün bu endişeler, sınırların kapatılmasını ve Güvenlik Konseyi’nin uluslararası bir tepkiyi harekete geçirmesinin beklenmesine ilişkin karara yol açtı.

Etnik ve aile bağları ile sığınmacıların çıkmazına büyük sempatiyle bakan” bir nüfusun bulunması iç baskıyı gündeme getirmişti.

Fransızlar krize ilk müdahale edenler arasındaydılar.

Kuzey Irak’ta BM denetiminde olmayan ve Özal tarafından öngörülenden hayli farklı bir güvenlik bölgesi oluşmuş oluyordu. ”Türkler, Irak’ta bir Kürt bölgesi oluşmasını, milyonlarca Kürt’ün Türkiye’ye gelmesinden biraz daha az tehlikeli buldular.

Huzur Harekatı, Türk Hükümetinin öncelikli amaçları:

Uluslararası insanı yardımlar, sığınmacıların dönmelerini, Irak’ı caydırmak.

2) Huzur Harekatı ve Türk Dış Politikası

Kuzey Irak Kürtleri ve Türk yetkililer arasında artan temaslar için zemin oluştura Huzur Harekatı idi.

Kuzey Irak’taki Kürt yönetimi için buradaki önemli nokta Türkiye’nin iyi niyetinin, Çekiç Güç’ün potansiyel bir Irak saldırısına karşı etkin bir kalkan oluşturabilmesi için en önemli faktör olduğunun anlaşılmasıydı.

Diğer taraftan Türkiye, PKK ile etkin şekilde savaşabilmek için Kuzey Irak’taki Kürtlerin işbirliğine ihtiyacı olduğunun farkındadır.

İran, özellikle Türki cumhuriyetlerin sahneye çıkışı ile birlikte bölgesel siyasette büyüyen bir etki elde eden bir Türkiye’nin kendisi için bir tehdit oluşturduğunu hissediyordu.

Türk yöneticileri Huzur Harekatı’na bir güvenlik bölgesi oluşturulmasına destek verdiklerinde, muhakkak ki, bu durumun Ekim 1992’de bir Kürt Federal Devleti’nin ilanına yol açacağını hiç düşünmemişlerdi.

İngiliz, Alman ve Fransız hükümetlerinin, Avrupa Parlamentosu ile birlikte, Mayıs 1992’de Kuzey Irak seçimlerinin hemen arkasından Kürtlerin özerklik ilanına destek vermek konusundaki gönüllülükleri, Türkiye Hükümeti içim büyük bir endişe kaynağıydı.

Alman Hükümeti, Mart 1992 Nevruz olaylarından sonra bir dönem Türkiye’ye askeri yardımı askıya alacak kadar ileri gitmişti.

Türkiye karar alıcıların başarısız sayılabilecekleri bir nokta, gelişmekte olan Kürt beklentilerinin PKK tarafından sömürülmesini doğrulamamış ve bölgedeki jeopolitik dengeyi kendi çıkarlarına en uygu biçimde kuramamış olmalarıdır.

Kendi demokratikleşme süreci içinde Kürt sorununu çözmekte kararlı, bütünleşmiş bir Türkiye, bütünlüğü zedelenmiş bir Türkiye’ye oranla sağlıklı bir istikrar kaynağı olacaktır.

14) TÜRKİYE – İSRAİL İLİŞKİLERİ

Gencer ÖZCAN

Giriş

Arap ülkelerine duyduğu ekonomik gereksinim Türkiye’nin İsrail’le ilişkilerini duraksatan bir etken olarak gücünü yitirirken, bu ülkelerle çeşitlenerek artan sorunlar Türkiye – İsrail ilişkilerini geliştiren motivasyonlara dönüşmüştür.

1) İsrail’in Kuruluş Yılları ve Soğuk Savaş

Türkiye, İsrail’in kuruluşunu izleyen günlerde bekle-gör politikası izlemişti.

Türkiye, İsrail’i 28 Mart 1949’da de facto olarak tanımıştır. Mart 1950’de üst düzey diplomatik ilişkilerin kurulmasıyla… Ankara’nın NATO’ya alınma girişimlerini yoğunlaştırdığı bir döneme rastlaması üzerinde durulması gereken bir olgudur.

Kasım 1956 – Ağustos 1958 arası dönemde İsrail’de ikinci kuşak komşuları konumundaki İran, Türkiye, Etyopya, Sudan gibi ülkelerle güvenlik alanından yakın ilişkiler geliştirmesini öngören “Çevresel Pakt” stratejisi gündeme gelmiştir.

29 Ağustos 1958’de Türkiye’ye gizlice gelen Başbakan Ben-Gurion ile Mederes’in başkanlık ettiği üst düzey heyetler arasında yapılan gizli görüşmeler sırasında iki ülkenin askeri, diplomatik ve güvenlik alanlarında örtülü işbirliği yapmasını öngören gizli bir anlaşma imzalanacaktır. 15 Ekim 1958’de askeri işbirliği anlaşması hazırlanacak… iki ülkenin uygulayacağı bir “harekat planının hazırlandığı anlaşılmaktadır.”

2) Taraflara Karşı Eşit Mesafe Politikası : 1964-1984

Türkiye, 60’lı yılların ortalarından başlayarak, ağırlaşan ekonomik sorunların da etkisiyle, Kıbrıs konusunda gereksinim duyduğu diplomatik desteği bulabilmek için çok yönlü dış politika eğilimine girmiştir.

Ocak 1974’de CHP-MSP koalisyon hükümetinin kurulması gibi iç siyasal nedenlerin yanı sıra, Kıbrıs sorunu ve petrol gibi uluslararası etkenlerin ortak bir sonucu olarak, 70’li yılların ikinci yarısı, Türkiye’nin Arap ülkeleri ve Sovyetler Birliği ile ilişkilerini daha da yakınlaştırdığı, ABD ile ilişkilerde sorunların derinleştiği bir dönem olmuştur.

İKÖ çerçevesinde yürütülen Arap yanlısı tutum İsrail karşıtlığı biçimine dönüşmediği görülmüştür.

Ankara 1979’da FKÖ Yürütme Kurulu Başkanı Yaser Arafat’ın da katıldığı bir törenle açılacaktır.

Temmuz 1980’de ise, İsrail’in Kudüs’ü ebedi başkenti ilan etmesine karşı, Türkiye sert tepki göstermiş ve Kudüs temsilciliğini kapatmıştır. İsrail ile ilişkilerin kesilmesi gerektiğini savunana MSP’nin verdiği bir gensoru önergesiyle Dışişleri Bakanı Hayrettin Erkmen, cumhuriyet tarihinde örneği ilk kez görülen bir biçimde, güvensizlik oyu ile düşürülmüştür.

15 Kasım 1988’de Filistin Devleti ilan edildiğinde, Türkiye yeni devleti tanıyan beşinci ülke olarak ilk sıralarda yer almıştır.

4) Stratejik Anlayış Birliğine Doğru

Şubat 1996’da İsrail’le imzalanan Askeri Eğitim ve İşbirliği Anlaşması ­[AEİA] özel bir önem taşımaktadır.

Askeri eğitim işbirliği alanı ikili ilişkilerin en hareketli alanlarından birisini oluşturmuştur.

Sonuç

90’lı yılların sonuna gelindiğinde Türkiye-İsrail yakınlaşması… askeri ve ekonomik nitelikli anlaşmalarla stratejik bir anlayış birliğine dönüşmüştür. Türkiye, aldığı kararlarla İsrail ilişkilerini, Arap-İsrail çatışmasından önemli ölçüde bağımsız, özel bir ilişki olarak algıladığını ortaya koymuştur.

Türkiye’nin İsrail ile yakınlaşması bölgede yalnızlık içine düşmesi bir yana, bölge ülkeleri gözündeki ağırlığının artmasına neden olmuştur.

Askeri yakınlaşmanın Ortadoğu’da herhangi bir karşı ittifaka neden olmamasına karşın, Kafkaslarda ve Balkanlarda karşı-oluşumlara yol açmış olması çarpıcı bir olgudur. Yakınlaşma Yunanistan’ın 90’lı yılların ikinci yarısında başlattığı ‘çevreleme’ politikasına ivme kazandırmasına neden olmuş, İran, Suriye ve Ermenistan’ın Atina’dan gelen işbirliği çağrılarına olumlu yanıt verdiği gözlemlenmiştir.

Related Posts with Thumbnails

Leave a Reply

*

sayfaya ulaşamıyor musunuz? lütfen "açıklamaları" okuyun. kda@kisiseldepresyonanlari.com
  • Gantz: Perfect Answer 10 Şubat 2012
        Gantz: Perfect Answer adından da anlaşılacağı üzre Gantz’a kendi çapında bir cevap sunuyor. Yönetmen koltuğunda yine Shinsuke Sato var. Senaryo yine Yûsuke Watanabe‘e ait. Gantz: Perfect Answer ilk filme oranla daha fazla aksiyon içeriyor. Tabi animede de aklımıza takılan bir çok soru burada cevap buluyor. Bu sebeptendir ki ismine Perfect Answer demişler […]
  • The Chronicles of Narnia: The Voyage of the Dawn Treader 10 Şubat 2012
        Serinin üçüncü ve son filmi The Voyage of the Dawn Treader. Kitap sıralamasına bakıldığında ise beşinci kitap (Ancak bu sonradan yapılan kronolojik sıralama. Aslında ilk yayın sırasına bakarsak ilk üç kitabı beyaz perdeye uyarlanmış olarak görüyoruz. Bu kez kamera arkasında televizyon dizilerinde adına sıkça rastlanan Michael Apted var. Kendisini tanıdığ […]
  • Gantz 08 Şubat 2012
        Geçtiğimiz aylarda (ki on gün sonra tam bir sene olacakmış) Gantz‘tan bahsetmiştim. Sinema filmine uyarlanma ihtimali olan anime sonunda Shinsuke Sato tarafından sinemaya uyarlanmış. Tabi bu süre zarfında mangayı da okuyacağımı dile getiren ben bu eylemi de yerine getiremedim. Neyse biz konumuza dönelim. Gantz’ın sinema filmi olarak uyarlandığının haberi […]
bu blogta yazmış olduğum tüm girdiler aksini belirtmemişsem bana aittir. izinsiz kullanılmaması, kullanıldığı takdirse ise link verilmesi rica olunur. ee ben kullanırım sana ne deyip yukarıda yazdığım cümleye aykırı davranan olursa, ona kafa göz Allah ne verdiyse girerim... he bide baktıkları yerde mahkeme duvarı görürler...
! Anladım Ki Anlamak Yetmiyor*Tam Bir Blog..hayat ucuz.. 1 lira..A Publicitária AbRaXasastronotdefterbazen içinde bazen dışındaben deli miyimBlog KazanıCellar DoorCESETİZLERİ ♀coffeéefsaescinsel sayiklamalarEuphoria of the SoulGaykediGoddess Artemis' BlogGüNaH YüKLeNeN ADaMgüven uyandıran delihayatin kendisihop-çiki-yayaihuzursuz ruhlar barınağıiHüzün Kovan Kuşuİç Ses.İçimdeki Denizİçimdeki ucu bilenmemiş kelimelerimJacqueline mutlu kalmak istiyorKarbonizmaK�yamet MelekleriLa FeaMegami Sama's Blogmy sci-fi lullaby -NİNJA'NIN KUNG FU İLE İMTİHANInörotoksikOyunun başı sonu...peşim sıraplease come in..Psychological Pollution!.Rendered BeautySelçuk Hocaseri katilsi-menSisteki Goriller, Pigmelerle Dans ve AIDS Yetim...Sophiet.u.b.a'nın karaladıklarıThe Daily Kimchi - Korea Blogtimsah avcısıTotal FutboluzaksinemaViva La Vida, Viva La Muerte!vız gelir tırıs giderYALNIZLIK OKULUYasak Filmâyine-i devrânÇÖLÜN İKİLEMİŞEKER PORTAKALIвαяιιѕѕѕ'ѕ ∂яєαмѕ||● uçuyoruz ne güzel balon ●爱的草莓物语-My Fallen Berries