12.24
10) İKİCİLİK (DUALITY): TÜRK-ARAP İLİŞKİLERİ
VE FİLİSTİN SORUNU (1947-1994)
M.Hakan YAVUZ
Arap devletleri arasındaki ilişkilerde düzensizlik arz eden tek unsur “düzensizlik” ve çatışmadır. Bu düzensizliğin, dahası kurumlaşmanın kaynaklarını ulus-devlet olma çabalarıyla Pan-Arabizm arasındaki sürtüşmede aramak gerekir.
Türkiye’nin yer aldığı coğrafi konum ve Osmanlı’dan bu yana izlediği Batılılaşma politikalarının yarattığı önemli bir sonuç: ikiciliktir. Türkiye’nin güçlü iki kültürün (Batı ve Soğu) varlığı… Türk dış politikası, bu ikicilik arasında denge kuma ve bunu kullanma sanatının başarılı ve başarısız oluşunun hikayesidir.
Türkiye’nin kendisini “Batı ve Ortadoğu arasında bir köprü” anımsaması bu açıdan önem taşır.
Batı bloğuna yakın olmasını sırf coğrafyayla açıklamak mümkün değil. Ankara’daki yönetici kesimlerin kendi iktidarlarını Batı ile ilişkiler aracılığı ile güven altına alma çabası önemli bir faktördür.
1. İkicilik: Türk Dış Politikasının Sürtüşme Odağı
İkiciliğe dinamizm veren petrol, ihtiyaç duyulan ekonomik yardım ve Kıbrıs sorunudur.
Ankara sürekli olarak Arapların Birinci Dünya Savaşı’ndaki sınırlı isyanını “hainlik” olarak hatırlamıştır. Yine Arap milliyetçileri İngiliz ve Fransızlar ile yaptıkları işbirliğini meşrulaştırmak için bir “Osmanlı Emperyalizmi” görüşünü savunmuşlardır. İki toplum birbirini Avrupa’nın aracılığı ile tanımıştır.
2. Türkiye’nin Arap-İsrail Çatışmasına Yönelik Politikası
Türkiye’nin Arap ülkeleriyle ilişkilerinin gelişmesine neden olan faktörler, Türkiye’nin İsrail’e yönelik politikasını belirli ölçüde zayıflatmıştır. Bu faktörler: (1) Kıbrıs (2) Arap petrolü Türkiye’nin Pazar ihtiyacı (3) Kamuoyu…
a) Soğuk Savaş ve NATO Dış Politika, 1947-1964
Sovyet 1korkusu” İnönü hükümetini Batı kurumalarına üye olamaya zorladı. Yönetici elit bu korkuyu Türkiye’yi Avrupa yönergesine oturtmak için bir fırsat olarak gördü. Türkiye, 28 Mayıs 1959’da İsrail’i tanıdı. Ankara’nın NATO’ya girme ve Batı ile bütünleşme çabalarının bir parçasıdır.
NATO yörüngeli dış politikayı Demokrat Parti büyük bir başarıyla Batı’dan da Batıcı bir şekilde izlemiş, Cezayir’in bağımsızlığına “hayır” demiş, yine Bağlantısızlar toplantısında Üçüncü Dünya’yı karşısına almıştır.
b) Kıbrıs Bağlamında Türk-Arap İlişkileri, 1964-1979
1962 Küba krizi ve 1965 Birleşmiş Milletler “yalnızlığı” Türkiye’nin Batı ile olan ilişkilerinde bir endişe yaratmış…
1965 hasan Esat Işık dış politikadaki ten yönlülüğün çok taraflılığa çevrilmesinde önemli rol oynamıştır.
1967 yılında Arap-İsrail savaşı sırasında oldu. Üslerin Amerika tarafından İsrail’e lojistik yardım için kullanılmasına izin vermedi.
Petrol krizinin yarattığı ortamda, Ankara Arap ülkeleriyle olan ilişkilerine büyük özen gösterdi.
Türkiye Amerika’nın 1973 savaşı sırasında üsleri kullanmasına izin vermedi ve Sovyetler Birliği’nin Türk hava sahasını Araplar lehine kullanmasına müsaade etti.
c) Petrol ve Pazar Bağımlı Dış Politika, 1979-1988
İsrail parlamentosu (Knesset) 30 Temmuz 1980 günü kabul ettiği bir yasayla Kudüs’ü “İsrail’in daimi başkenti” olarak ilan etti.
Milli Selamet Partisi Erkmen’i İsrail sempatizanı bir dış politika izlemekle suçlamış… Hayrettin Ekmen güvensizlik oyu alan ilk Türk Dış İşleri Bakanı olmuştur.
12 Eylül askeri idaresi sırasında İsrail’e olan ilişkiler en alt düzeye indirgenmiştir.
İçeride meşruluğunu kuvvetlendirmek için Ulusu hükümeti Müslüman çevrelere ödün verme ihtiyacını duymuştur. Ayrıca, 12 Eylül döneminin mecburi kılınmasında dış politika kararlarına kadar yansımıştır. Fakat, asıl belirleyici faktör, ekonomik sorunlar olmuştur.
(1) Arap Ülkeleriyle Ekonomik İlişkiler
1979-1981 yılları arasında Türk ekonomisi hem döviz darboğazı hem de petrol ürünleri bulma zorluğu yaşıyordu.
(2) Kıbrıs Konusunda İhtiyaç Duyulan Arap Desteği İçin Ankara’nın FKÖ Politikası
Türkiye’nin İslami kimliğini uluslar arası ilişkilerde bir araç olarak kullanması, 1980 askeri yönetimi sonrası bir ivme göstermiştir.
İslam Konferansı Örgütü olarak 1969 da kurulan örgüte 1975’de facto üye oldu.
1979’da Ankara’da ofis açmasına izin verilen FKÖ’ye, İsrail temsilciline verilen charge d’affairs seviyesi verilmişti. Türkiye İslam Konferansı içindeki rolünü Kıbrıs konusunda elde ettiği desteğe göre ayarlamış…
1988’de Filistin’in bağımsız devlet ilanını tanıyan ilk NATO ülkesi Türkiye olmuştur. FKÖ’nün Türkiye aleyhine olmasının önemli nedenlerinden biri ise örgütün bazı üst düzey görevlilerinin Ortodoks olmaları ve Yunanistan’da eğitim görmeleridir.
Amerika’dan mali ve askeri yardım alan Ankara’nın bu özellikleri İsrail ile ilişkilerini kesmesini önlemiştir. Türkiye-İsrail ilişkileri, Türk-Arap ilişkilerini etkilemişse de belirlememiştir.
Körfez savaşı öncesi Washington’un baskısı FKÖ’nün Bulgaristan konusundaki tutumu, Türkiye-İsrail ilişkilerinde genişlemeye neden oldu.
Türkiye-İsrail ilişkilerinin gelişmesinin diğer bir nedeni her iki ülkenin de Suriye’nin silahlanmasından rahatsızlık duymalarıdır. Türkiye’nin gözardı ettiği hususlardan biri, Suriye ve İsrail’in Kürt meselesine verdiği destektir. İsrail kendi güvenliğini Arap devletleri arasındaki çatışma ve zayıflıkta görmektedir. Bu ülke Irak, Suriye ve İran’ın zayıflaması ve kendi çıkarına uygun görmekte.
d) Körfez Savaşı ve Amerika-Türkiye İlişkileri
Özal dönemi dış politikasının temel odağını ekonomik ilişkiler oluşturur.
Savaş sırasında yaklaşık 2 milyon Iraklı Kürt Türkiye’ye sığınmaya çalışmış…. Amerika’nın istemi ve Türkiye2nin desteği ile Kürtler için güvenlik bölgesi oluşturulmuştur. 36ncı paralelin Kuzeyi Kürt güvenlik alanı olarak belirlenmiş ve bu alanın korunması için ABD, İngiltere ve Fransa, Türkiye topraklarına hava gücü yerleştirmişlerdir. Batı desteği ile de bir Kürt siyasi varlığı kurulmuş ve Türkiye buna araç olmuştur.
11) SU SORUNU ÇERÇEVESİNDE TÜRKİYE, SURİYE VE IRAK İLİŞKİLERİ
“Meriç Nehri üzerinde Bulgaristan ile 1968 yılında imzalanan bir antlaşma, Yunanistan ile ilki 1934 yılında imzalanan ve 1960’lı yıllarda yenilenen antlaşmalar; Arapçay üzerine eski Sovyetler Birliği ile imzalanan antlaşma, Türkiye’nin Fırat/Dicle Havzası dışında kalan sınır aşan su kaynaklarına dair uzlaşma metinleridir.”
Aranan talebe karşılık her geçen gün elde edilebilen tatlı su kaynaklarının miktarı azalmaktadır.

1) Suya Dayalı Uzlaşmazlık
Fırat/Dicle Havzası’nda ilk su krizi 1975 yılında Suriye ile Irak arasında patlak verdi. İkinci kriz ise, Türkiye’nin Atatürk Barajı rezervuarını doldurma işlemi sırasında yaşandı.
1987 yılında Türkiye ve Suriye arasında imzalanan Ekonomik İşbirliği Protokolü’nde uzlaşılan “yıllık ortalama 500 m3/sn’den fazla su bırakma” sözü tutulmuş oldu.
G.A.P’ı Türkiye’nin “emperyalist rüyasının “ ihtiraslı bir aracı olarak gören Suriye ve Irak…
Su sorunu ile sınır güvenliği birbirine bağlanmış oldu.
G.A.P. çerçevesi içinde yer alan Birecik Barajı’nın yapım çalışmaları, Türkiye ve güney komşuları arasındaki ilişkileri daha da gergin hale getirdi.
Türkiye’nin kalıcı bir antlaşma ile kendini bağlamayacağından iyice emin olan Suriye ve Irak, Türkiye’yi uluslar arası platformlarda suçlamaya ısrarla devam ettiler.
Suriye ve Irak, su sorunu çerçevesinde Türkiye’ye karşı ortak bir cephe oluşturdular.
2) Türkiye’nin Su Politikası
Türkiye inisiyatifi elinde tutmak istediği için üçlü ve nihai bir paylaşım antlaşması istememektedir. Askeri yönden havzanın güçlü ülkesi olmasının sağladığı avantaj ile “status quo”yu kurak istemektedir.
Türkiye, kendini bir su paylaşım antlaşmasına (“taksim”e) itebileceği için uluslar arası hukukun kabul ettiği birden fazla ülkenin sınırları içinde kalan su yolunu tanımlayan “uluslar arası suyolu” kavramını kullanmamaktadır. Fırat ve Dicle Nehirlerini “sınırı aşan” sular olarak nitelendirmektedir. Bu nedenle, 21 Mayıs 1997 tarihinde B.M. Genel Kurulu’nda oya sunulan “Uluslararası Suyollarının Ulaşım Dışı Kullanılması Hukuk Sözleşmesi”ne red oyu veren üç ülkeden biri olmuştur.
Türkiye’nin su politikasının dayandığı diğer bir nokta, Fırat ve Dicle Nehirlerinin ortak bir havza olduğudur. Su sorununun yalnızca Fırat ile ilgili olmadığı havza ülkeleri arasında paylaşılan Dicle ve Asi Nehirlerinin de masaya getirilmesini istemektedir.
Yukarı havza ülkesi olarak Türkiye, su politikasını “mutlak ülke egemenliği” doktrini üzerine oturtmaktadır. Bununla beraber, uluslar arası hukukun belirlediği aşağı havza ülkelerine “önemli zarar vermeme” ilkesini gözetmektedir.
Türkiye, G.A.P.’ın aşağı havza ülkelerine sağladığı yararların altını çizmektedir. Kuraklığın aşağı havza ülkelerini olumsuz etkilemesini önledi. Nehir taşkınlıklarını da önlemektedir. G.A.P. barajları nehirlerin taşıdığı alüvyonları tutarak, aşağı havzadaki barajları siltasyon zararını en aza indirmektedir.
G.AP. Bölgesi’ndeki tarımsal ürün artışının Ortadoğu’nun gıda sorununu çözebileceğini…
Türkiye, havzadaki su sorununun aşılması için “Üç Aşamalı Plan”ını önermektedir. İlk aşamada havzanın hidrolojik datalarını çıkartacak, ikinci aşamada, toprak envanteri, son aşamada, su kaynaklarının kullanımına…

3) Suriye ve Irak’ın Tepkileri
Türkiye’nin bölgedeki su sorununun çözümünü 21.yy.’a sarkıtarak, su kıtlığı artacak bölgeye su satmayı planladığı iddia etmektedir.
Suriye Asi Nehri’ni tartışmak istememektedir. Çünkü Suriye, Asi Nehri’nin geçtiği Hatay üzerindeki Türk egemenliğini tanımamaktadır.
4) Değerlendirme ve Sonuç
Havza ülkelerinde nüfus artışının ivmelediği su talebi artışı, öte yandan aşırı su kullanımı ve kötü su yönetimi yüzünden kullanılabilir su arzının azalması, Fırat, Dicle, Asi ve sınırlarındaki yeraltı suları üzerindeki paylaşım gerginliğini pençelemektedir.
(1989 yılından bu yana dünya gıda üretim artışı nüfus artışının altında kalmaktadır.)
Fakat, hidrolojik olarak birbirine bağımlı havza ülkelerinin birbirlerinden bağımsız projeler gerçekleştirmesi, havza boyu su yönetimi üzerinde uzlaşmamaları, su kaynaklarının kötü, verimsiz ve israfa yol açacak şekilde kullanılmasına yol açmaktadır.
Dış baskının şiddeti… G.A.P. tesislerinin finansal zorluklar yüzünden öngörülen sürede tamamlanamayacak olması ve birden fazla ülke topraklarından akan sular ile ilgili oluşan hukuk sözleşmesine imza atmaması, Türkiye’nin bugünkü su politikasını sürdürmesinde zorluk oluşturabilecek diğer etkenlerdir.
G.A.P. Bölgesi’nde artan tarımsal ürün miktarı ve çeşitliliği, üç ülke arasında işbirliği nedeni olabilir.


No Comment.
Add Your Comment