3) JÖN TÜRKLER VE OSMANLI’DA İÇ-DIŞ POLİTİKA BAĞLANTISI
M.Şükrü HANİOĞLU
Giriş
II. Abdülhamit dönemi Osmanlı İmparatorluğu’nun dış politika yapımı, büyük değişiklikler arz etmektedir. İlk Hariciye Nezareti, dış politika yapımında merkez olma özelliğini kaybederek Sultan ve danışmanlarınca belirtilen siyasaların yürütücüsü durumuna geçmiştir. İkinci, 1856 Paris Antlaşması ile başarısının zirvesine ulaştığı zannedilen Tanzimat dönemi dış politikası iflas etmiştir.
Üçüncü, 1856’da Osmanlı Devleti’nin “temami-i mülkiyeti”nin teminat altına alınmamasının toprak kaybını önlemediği görülmüştü. Dördüncü, Batı bilhassa İngiliz kamuoyu taraf değiştirmiştir. Osmanlı yönetimini kaderi ile baş başa bıraktıkları unutulmamalıdır. Beşinci, Almanya’nın 1971 sonrasından başlayarak Avrupa dengesinin belirleyici bir aktörü haline gelmesi.
Tanzimat döneminde belirginleşen İngiltere ve Fransa yanlısı dış politikanın yerini ise, giriftleşen Avrupa dengesi içinde, doğrudan bir ittifak ilişkisine girmeksizin, bir denge politikası izleme doldurulmuştu.
1) 1895-1896 Ermen Olayları ve Rejim Karşıtı Bürokratlar ile Jön Türklerin Faaliyetleri
Jön Türk hareketinin ve Ermeni olaylarına bağlı olarak gelişen diplomatik krizin beraberce hız kazanmalarıdır. Grubun temel amacı hızlı bir biçimde Saray tekeline girmekte olan siyaset yapımını yeniden Bâb-ıâli’ye döndürmek olarak özetlenebilir.
Gazi Ahmed Muhtar Paşa’nın başını çektiği muhalif bürokratlar grubu, Ermeni olayları nedeniyle Osmanlı İmparatorluğu’na karşı bir Büyük Devletler müdahalesi yoğun biçimde tartışılmaya başlandığında, İngiliz desteği ile Sultan’ı tahttan indirme yolundaki girişimlerine hız verdiler.
3) Jön Türk hareketini İngiliz Yanlısı Bürokratların Ele Geçirmesi
İngiliz yanlısı bürokratik kadronun bundan sonraki eylemleri önde gelen liderlerinden olaylı bir biçimde yurt dışına kaçmaları ve Jön Türk hareketini ele geçirerek Büyük Devletler desteği ile rejim değişikliğini gerçekleştirmeye çalışmaları biçiminde şekillendi.
Sonuç
Osmanlı İmparatorluğu’nda rejimi değiştirmek isteyen muhalifler bu alandaki çabalarında uluslararası konjonktürden ve olası büyük devletler müdahalesinden yararlanmayı başlıca amaçlarından birisi olarak görmüşlerdir.
Rejim muhalifi üst bürokratların iç siyasetle dış politika ve Büyük Devletler ilişkileri arasında doğrudan ilişki kurmalarıdır. 1908 ihtilalinin Jön Türklerin bürokrat ağırlıklı bu kanadı tarafından değil de milliyetçi subaylar denetimindeki diğer kanadınca gerçekleşmesi ortaya İngiliz yanlısı Bâb-ıâli bürokrasisinin değil, milliyetçi İttihad ve Terakki Merkez-i Umumisi’nin iktidarını çıkartmıştır.
4) KURTULUŞ SAVAŞI DÖNEMİ DİPLOMASİSİ
Faruk SÖNMEZOĞLU
Osmanlı Devleti 30 Ekim 1918 tarihinde İtilaf Devletleri ile Mondros Mütarekesi’ni imzalayarak savaşı sona erdirdi. Mütareke Sözleşmesi’nin 7. maddesinde yer alan “Müttefiklerin Kendi Güvenliklerini tehlike altında gördüklerinde her yeri işgal edebilecekleri” ifadesine dayanarak ülkenin çeşitli bölgelerine asker çıkardırlar. İngilizler, Güneydoğu Anadolu ve Doğu Karadeniz’i; Fransız’lar Adana’yı, İtalyanlar da Antalya’yı işgal ettiler.
1919, 23 Temmuz-6 Ağustos Erzurum Kongresi, 4-11 Eylül Sivas Kongresi. Kongrelerin Kurtuluş Savaşı’nda izlenecek dış politika ile ilgili olarak iki açıdan önemi vardır:
ilkin, Anadolu topraklarının bütünlüğünü koruma, İstanbul Hükümeti ile birlikte davranılarak. ABD himayesini kabul etmek. Bağımsız bir hükümet tarafından.
İkinci, Anadolu hareketinin dış dünya ile giriştiği ilişkilerde kendisini temsil edecek biçimsel bir yapıya sahip olmasını sağlamıştı. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, Heyet-i Temsiliye…
Erzurum Kongresinde geçici bir hükümetin oluşturulmasını öngörüyordu. İtilaf Devletler 16 Mart 1920 tarihinde İstanbul’u resmen işgal ederek… 23 Nisan 1920 tarihinde Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi oluşturuldu.
Serv Antlaşması 10 Ağustos 1920 tarihinde Osmanlı heyeti tarafından kabul edilerek imzalandı. Yunanistan ile TBMM Hükümeti arasında mücadele başladı. İki araç kullanılmaktaydı: savaş ve diplomasi. Misak-ı Milli amacına en uygun bir çözüm sağlayabilmesi, Ankara Hükümeti’nin iki dış politika aracını birbirine uyumlu, birbirini tamamlayan bir şekilde kullanmasıyla yakından ilişkiliydi. İki temel öğesi: İtilaf Devletlerini dengeleyecek bir güç Sovyetler Birliği olabilirdi. İkinci olarak, Yunanlıların Anadolu’ya çıkışları ile iyice belirginleşen müttefikler arası çatışmalardan yararlanılabilirdi. Hedef, Yunanistan’ın mümkün olduğunca yalnız bırakılmasını sağlamak…
1) Doğu Cephesi ve Sovyetler Birliği İle İlişkiler
Sovyetler Birliği de Anadolu Hareketi ile iyi ilişkiler kurmayı arzuluyordu. İngiltere her iki ülkenin ortak düşmanı durumundaydı. Sovyetler, İngilizlerin Kafkasya’daki Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan devletleri aracılığı ile oluşturdukları “Cordon Sanitaire”i yıkmak açısından Ankara ile işbirliğinin yararlı olacağı düşüncesindeydiler.
Ankara Hükümeti’ni desteklemek, Sovyetler Birliği ve III. Enternasyonal’in izlediği genel siyasi stratejiye pek ters düşmüyordu.
1920 yılında ve 1921 yılı başlarında ortaya çıkan, belirginleşen bazı gelişmeler, Sovyet liderlerinde Anadolu hareketine karşı olan tereddütlerin azalmasına neden oldu. İlkin, 1921 Mart ayında Alman Komünist Partisi’nin giriştiği “Mart Eylemi” olarak bilinen silahlı ayaklanmanın bastırılması ile belirginleşen Avrupa’daki başarısızlıklar… iktidarı ele geçirmek için gerçekleştirilen başarısız ayaklanma girişimleri, anti-komünist hareketlerin güçlenmesine neden olmuştur.
Anadolu’daki ulusal kıpırdanışları Sovyet tipi bir harekete dönüştürebilme yolunda bir çaba sarf etmişlerdir.
26 Nisan 1920 tarihinde Mustafa Kemal Lenin’e gönderdiği mektupta… Sovyet Dışişleri Başkanı Çiçerin, 3 Haziran 1920 tarihinde bu mektuba verdiği cevapta TBMM Hükümeti’ni tanıdığını resmen bildiriyor.
İngilizlerin etkisindeki Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan devletleri iki tarafın yakınlaşması önünde maddi bir set oluşturmaktaydılar.
3 Aralık 1920 tarihinde Taşnak Ermeni Hükümeti ile Gümrü Antlaşması imzalandı. İlk antlaşma.
16 Mart 1921’de Dostluk Antlaşması imzalanmıştı. Bu antlaşmaya göre Sovyetler Birliği Serv Antlaşmasını tanımıyor, Misak-ı Milli’de belirtilen sınırlar içerisindeki Türkiye’yi ve onun temsilcisi olarak da Ankara Hükümeti’ni tanıdığını beyan ediyordu.
2) Batıda Savaş ve Diplomasi
10 Ocak 1921 tarihinde Yunan Ordusu’nu 1. İnönü Savaşı’nda yendi. Bu başarı dolaylı yoldan da olsa, Ankara Hükümeti’nin Londra Konferansı’na çağırılmasını sağladı. Nisan ayında II. İnönü , 23 Ağustos-13 Eylül Sakarya Meydan Savaşı.
b) İngiltere ile İlişkiler
Liberal Başkan David Lloyd George liderliğindeki İngiltere, Orta Doğu siyasetine ilişkin iki hedefle 1918 Mondros Mütarekesi ile erişmişti: Irak petrolleri ve Boğazlar’ın denetimi. Geriye üç ana hedef kalıyordu: Bolşevik Rusya’yı Anadolu’dan tecrit ederek bölgeye etkisini engellemek, Osmanlı hanedanına ait olan Hilafet kurumunu ortadan kaldırmak veya etkin bir denetim altına almak ve de Doğu Akdeniz’in diğer bir değişle Süveyş ve Hindistan yolunun güvenliğini sağlamak.
Kırım’da Bolşeviklere karşı mücadele eden General Wrangel’i, Gürcistan’daki Merişevik Hükümeti, Azerbaycan’daki Müsavatçıları ve Taşnak Ermenilerini destekliyorlardı.
İngilizler kendilerini “en büyük İslam devleti” olarak nitelendirmekteydiler.
Irak petrollerinin, Doğu Akdeniz’in güvenliği için Süveyş Kanalı’nın.
c) Fransa ve İtalya ile İlişkiler
Savaş sonrasında Fransa’nın en önemli dış politika amacı Almanya’ya bir daha belini doğrultamayacağı ölçüde ağır bir barış antlaşması imzalatabilmekti ve bunda İngiltere’nin desteği zorunluydu. Georges Clemanceau İngiltere’nin Orta Doğu’da “aslanın payı”nı almasına ses çıkarmıyor… İngiltere klasik “dengenin dengeleyicisi” rolü gereği herhangi bir Avrupa ülkesinin kesin üstünlük sağlamasını kendi çıkarlarına aykırı görmekteydi.
Fransa’nın Suriye Yüksek Komiseri Georges Picot 1919 yılı Aralık ayında Sivas’a gelerek Mustafa Kemal ile görüşmüştür.
Fransızlar Maraş, Urfa ve Antep’ten direnişin şiddeti yüzünden ayrılmak zorunda kaldılar. 20 Ekim 1921 tarihinde Türk-Fransız Antlaşması (Ankara İtilafnamesi) imzalandı.
Fransa’yı Avrupa’da izlediği politika ile küstüren İngiltere, İtalya’yı da Yunanlıları İzmir’e çıkartarak kendinden uzaklaştırmıştı. İtalyanlar, 1915 Londra ve 1917 St. Jean de Maurienne gizli antlaşmaları ile İzmir ve Antalya yörelerinin kendilerine bırakıldığını öne sürmekteydiler.
3) Görüşmeler Yolu İle Diplomasi
30 ağustos 1922 zaferi ve ardından 11 Ekim 1922 Mudanya Mütarekesinin imzalanması, ikili diplomasi de yerini konferans diplomasisine bıraktı.
I. Dünya Savaşı galipleri olarak İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yugoslavya, Yunanistan ve Romanya… Sovyetler Birliği, Ukrayna ve Gürcistan da Boğazlar sorununu görüşülürken… ABD gözlemci…
Lozan Konferansına ilişkin diplomatik strateji ve taktikleri dışındakiler ve içindekiler olmak üzere iki genel gruba ayırmak mümkündür. Birinci kategoride strateji ve taktikler… 1 Kasım 1922’de saltanatın kaldırılması, 6 Aralık’ta bir halk Fırkası’nın kurulacağımın açıklanması, kadın hakları gibi… 1923 yılı Şubat ayı İzmir İktisat Kongresinde, yabancı sermayenin reddedilmediğini…
Görüşme sonunda bu devletlerin kendi aralarındaki çıkar çatışmalarından yararlanmak, onlara karlı Sovyetler Birliği faktörü ile manevra imkanı… diplomatik pazarlığa girişmek… İngiltere ile Fransa ve İtalya arasındaki ilişkilerin çeşitli nedenlerden düzelmekte oluşu, bu ülkelerin Türkiye karşısında Kurtuluş Savaşı sırasında olduklarından çok fazla birlikte davranmalarını da beraberinde getirmiştir.
Konferans 20 Kasım 1922 tarihinde açıldı. İngiltere… Lord Curzon… Musul ve Boğazlar… Fransa mali konular… İlk bölümü 4 Şubat 1923 tarihine kadar sürdü. Yunanistan ile… Yunan Ordusu’nun yaptığı tahribatın tazmini konusunda herhangi bir anlaşmaya varılamamıştı. Fransa ile ise, Osmanlı borçlarının ödenmesi konusunda bir anlaşmaya varılamıyordu.
İkinci dönem 23 Nisan 1923 tarihinde başladı.
Antlaşma 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalandı. Lozan’dan arta kalan birkaç konu… Yunanistan ahali mübadelesi, Fransa ile olan Osmanlı borçları sorunu ve İngiltere ile halledilmesi gereken Musul sorunuydu.
5) TÜRK DIŞ POLİTİKASINDA MİLLETLER CEMİYETİ DÖNEMİ
A) Milletler Cemiyeti’nin Kurulduğu Dönemin Özellikleri ve Türkiye ile İlişkilerine Örnek Oluşturan Meseleler
Her ne kadar başlangıçta belirlediği hedefleri gerçekleştirmekte başarılı olamamışsa da, M.C. uluslararası barışın sağlanması için ülkelerin örgütlenmesi yolunda atılan ilk adım olması açısından bir örnek oluşturmuştur.
1) Nüfus Mübadelesi
Yunanistan’da bulunan Müslüman-Türk azınlığı ve Türkiye’de bulunan Rumların mübadelesi yer alıyordu.
İsmet İnönü Konferansta “azınlıkların korunması” ifadesinin sıkça tekrarlandığını ve bu ifadenin Türkiye’nin bütünlüğüne ve birliğine bir saldırı oluşturmak amacıyla kullanılmayacağını ümit ettiğini eklemiştir.
a) Etabli Meselesi
Andlaşma’nın birinci maddesine göre mübadeleye tabi olanlar İstanbul’da yaşayan Rum ahalisi ve Batı Trakya’nın Müslüman ahalisiydi.
b) İkili Görüşmeler
10 Haziran 1930’da mübadele meselesini çözüme kavuşturan bir andlaşma imzalanmıştır. 9 aralık 1933’de “etabli meselesi” Ankara’da imzalanan ayrı bir andlaşmaya çözülememiştir.
2) Musul Meselesi
a) Sorunun Ortaya Çıkışı
İngiltere, M.C.’ni devreye sokmak için elinden geleni yapıyordu.
İngiltere tek yanlı bir başvuru yaparak “Irak Sınırı” adı altında Türkiye ile arasındaki uyuşmazlığı Cemiyet Konseyi’nin gündemine koydurdu.
İki ülke, status quo hattı üzerinde hem fikir olunmamasından dolayı birbirlerini sınır ihlali ile suçluyorlardı.
b) Konseyde Diplomatik Mücadele
Konsey, Brüksel Sınırı ası verilen İngiliz Hükümeti’nin çizdiği sınırdan pekte farklı olmayan geçici bir sınır tespit etmiş… 16 Aralık 1925’da Konsey, Türk temsilcisinin katılmadığı ancak toplantıda, Türkiye-Irak sınırının Brüksel hattı olması ve İngiltere ile ırak arasında yeni bir antlaşma imzalanması dolayısıyla Musul’u İngiliz mandası altındaki Irak toprakların dahil etme kararı almıştır.
c) Türkiye’nin Tepkisi
Türkiye İngilizlerle uzlaşma yolunu tercih etti.
B) Türk Dış Politikasında İzlenen Yol ve Milletler Cemiyeti’nin Etkileri
Türkiye’nin önünde izleyebileceği iki yol vardı. Birincisi Batı’nın emperyalist devletlerine karşı Türk-Sovyet işbirliğini sürdürmek, ikincisi Batı uygarlığını örnek almış laik, cumhuriyetçi bir ülke olma idealini gerçekleştirebilmek için Batı Paktına dahil olmaktı. Türkiye ikinci yolu M.C.’ne üye olarak Batı birliğine üye olmayı seçmiştir.
1) Türk-Sovyet İlişkilerinin, Türkiye’nin Milletler Cemiyeti’ne Üyeliği konusunda Etkileri
Sovyetler Birliği kendisi girmediği gibi Türkiye’nin de Milletler Cemiyeti’ne girmesine karşı çıkıyordu.
Türkiye, Sovyetler Birliği’ni incitmeyecek tedbirler almak suretiyle kuzey komşusunun dostluğunu kaybetme endişesi taşımaksızın M.C.’ne üyelik için başvurdular.
2) Türkiye’nin Milletler Cemiyetine Girişi
Türkiye her vesileyle, M.C.’ne Konsey’in daimi üyesi olarak girmek istediğini ifade ediyordu. Türkiye’nin bu isteğini kabul etmeyeceği belli idi.
Türkiye’nin yarı daimi ya da daimi üyelik konusunda ısrarının sebebi, o yıllarda Sovyetler Birliği ile ilişkilerini bozmadan M.C.’ne girmeye özen göstermesinden geliyordu.
Türkiye Atatürk’ün direktifi üzerine, M.C.’ne kendisi teklif ederek değil davet edilerek gitmiştir. 1932’de İspanya temsilcisinin teklifi Yunan temsilcisi ve 27 ülkenin desteği ile Türkiye’nin Cemiyet’e davetini öngören bir karar tasarısını kabul etmiştir.
4) Milletler Cemiyeti’nin Bir Üyesi Olarak Türkiye’nin Faaliyetleri
17 Eylül 1934’de 48 oyla Konsey yarı daimi üyeliğine seçilen Türkiye2nin bu başarısı Türk basını ve kamuoyunda büyük sevinçle karşılandı.
M.C.’nin dünyada prestijinin çok aldığı bir dönemde S.S.C.B.’nin üyeliği Türkiye’de sevinç yaratmıştır.
Almanya ve Japonya Cemiyet’ten çekilerek M.C.’nin evrensel bir örgüt olup olmadığı tartışmasını başlatmışlar. İtalya ile Habeşistan arasında çıkan anlaşmazlık ise M.C. için ayrı bir sınav olmuştur.
Türk-İtalyan ilişkileri, iyi değildi. Türkiye İngiltere’nin önderliğinde oluşturulan Akdeniz Paktı’na katıldı.
C) Türkiye’nin Milletler Cemiyeti İle İlişkilerine Bir Örnek:
Hatay Meselesi
1) Türkiye – Fransa İlişkileri ve Hatay Meselesi
9 Eylül 1936’da Fransa ile Suriye arasında parafe edilen Aldlaşma, Türkiye’nin o zaman kadar sorunlarını haletliği Fransa ile ilişkisinin tekrar bozulmasına yol açmıştır.
Montereux’de Boğazlar Konferansı sona termeden, Fransa ile bir gerginlik çıkarılmasından kaçınılmıştı.
Türk Hükümeti 10 Ekim 1936 tarihinde Fransa’ya bir nota verdi. Bu notada, Fransa’nın Suriye ve Lübnan’a tanımaya karar verdiği bağımsızlığı, çoğunluğu Türklerin oluşturduğu Sancak bölgesine ve Hatay’a tanınması konusunda davette bulundu.
2) Hatay Meselesi Karşısında İngiliz Hükümetinin Tutumu
İngiltere, Türk tezinin kabul edilmesi halinde doğacak sonuçlardan hayli endişe ediyordu.
3) Aralık 1936’da Cemiyet Konseyi’nin Olağanüstü Toplantısındaki Görüşmeler ve Diğer Gelişmeler
6 Ocak’ta Atatürk’ün aniden Eskişehir seyahatini kesip, Konya’ya hareket etmesi ve 7 Ocak’ta Güneydoğu’ya, Ulukışla’ya sivil ve askeri danışmanlarıyla gitmesi Fransa’da gezle görülür bir telaş yarattı.
4) Cemiyet Raporunun Kabul Edilişi ve 29 Mayıs 1937 Antlaşması
29 Mayıs 1937’de antlaşmanın önemli yanı, İskenderun Sancağı’na ve Hatay’a ayrı siyasi varlık konumu verilmesi.
7) İkili Görüşmeler Yoluyla Meselenin Çözümlenmesi
Almanya’nın 1938 Martında Avusturya’yı ilhakı, Fransa’nın Hatay meselesindeki politikasını da etkilemişti. Berlin-Roma mihverinin ağırlığının gittikçe artmaya başladığı bir sırada, Fransa’nın Doğu Akdeniz’de stratejik önemi olan ve Boğazların kuvvetli bir bekçisi bulunan Türkiye’ye olan ihtiyacı da artmıştı.
2 Eylül 1938’de ilk defa toplanan Mecliste Devlet Başkanlığına Tayfur Sökmen getirtildi. Hatay meselesi Türkiye’de M.C.’nin tümüyle gözden düşmesine, İkinci Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde bu uluslararası örgütün işlevini tamamen yitirdiğinin anlaşılmasına neden olmuştur.
Sonuç
Milletler Cemiyeti, Siyasal organları, Meclis, Konsey ve Daimi Sekreterya idi. Konsey ise başlangıçta Fransa, İngiltere, İtalya, Japonya ve sonradan bunlara katılan Almanya ve Sovyetler Birliği’nden oluşuyordu. M.C. uluslararası bir örgüt olarak kendi moral ve siyasi hedeflerini üye ülkelere kabul ettirmek yerine, büyük devletlerin değerlerinin egemen olmasına aracılık eder duruma gelmişti.
M.C.’nin temelini oluşturan ideal yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin dış siyasetinde benimsediği yol tamamen birbirine benziyordu.
Türkiye’nin M.C.’ne üye olmak istemesinin başka bir nedeni ise Akdeniz’e çıkış arayan Sovyetler Birliği’ne karşı kendini korumak istemesiydi.
