Bu düşüncelerle öğlen olmuştu bile. Şimdi yapmam gereken akşam için farklı düşünceler bulmak. Aslında bu düşünceler işim ile ilgili olsa güzel olacaktı ama biliyorum ki olmayacak. Bazen enden burada olduğumu unutuyorum. Yani benim gibi bir insanın farklı işler yapması gerekli. Evet biliyorum bu cümleyi herkes kendisi için kuruyor ama benimki öyle laf olsun diye değil herkesin de söylediği bir şey.

Bu gün işten yürüyerek dönmeye karar verdim. Kendimde o takati bulmuştum. Elbette eve döndüğümde halimin nasıl olacağını tahmin edebiliyordum ama yürümek kesinlikle bana iyi gelecekti. Aslında tüm gün eve biran önce varıp uyumak fikri aklımda vardı ama son bir kararla içimde sebepsizce peydahlanan bu enerjiyi boşuna harcamama gerektiğini düşündüm. Yolda yürürken yaptığım şey aslında dışarıdan çok sapıkça gözükse de, bilinçsizce kadınlara bakmak. Evet gayet bilinçsizce. Sanki bu erkek olmanın verdiği bir bakış zorunluluğundan öte bir şey değil benim için. Zaten çoğo kez bakmak istediklerime bakamamam da bu işin cabası. İşte böyle durumlarda kendime sinir oluyorum. Belki bir göz teması her şeyi değiştirecek, belkide bütün bunların hepsi hayal ama bendeki bu kafayla bir bok omlayacağı kesin… Evet canım kardeşim sen hep sıkışık zamnalarda aranıp fikir alınan bir insandan hatta çoğu kişiye göre bir dosttan başka bir şey olmayacaksın…

Düşüncelerim buna yakındı. yani düşündükten sonra birden bire beni terk eden düşünceler bunlar. Yazmaya çalıştığımdaysa büyük bir farklılıkla karşıma çıkan ama özetle işte bunlar diyebilirim. İşte şimdi ilgimi çeken ise önümde salınan bir kalca. Sadece buna kayıtlanmıyorum tabi bir bütün olarak değerlendirmem lazım. İnce bir bel, belin bir kısmına düşmüş siyah uzun saçlar… Arkadan son derece tatmin edici. Bu tatmin büyük bir iştahsızlığa yol açarak onu önden görme isteğime de sebebiyet veriyor. Adımlarımı biraz daha hızlandırıyorum. Ama ondan önce yapmam gereken bu şekilde bir görüntü almak… Küçük bir fotoğrafta yeterli… Sonra hızlı adımlar, Ürkek bir geri bakış… ve sonuç… Evet olması gerekenler bunlar…

Eve vardığımda ter içinde kalmıştım. İrileşmeye başlayan vücudum, biraz da alkolün etkisiyle en ufak bir harekette hatta hareketsizlikte bile sudan çıkmış balık kıvamına getirebiliyordu beni. Hemde aynı tuz oranıyla tek fark benim deniz kokmuyor olmam. Küçükken annemin beni kokmayayım diye tuzlamış olması vücudumdaki tuz oranını arttırmış olabilir miydi? Belki bir ihtimal ancak tuzlamanın kokuyu gidermediğini artık adım gibi biliyorum…

Saat dokuzu geçiyordu. Tembelliğim yine hat safhaya çıkmış tuzlu ve ıslak bedenimin üzerine bir tişört geçirmiş yatağıma uzanmıştım. İnternet radyosunda adını bile bilmediğim müzikler çalarken gözlerim kendini karanlığa esir ediyordu. Başımdaki en gaddar zindan bekçisi ise göz kapaklarımdı. Gittikçe gözlerimi acıtacak kadar baskı yapıyorlardı…

Kulağımın dibinde çınlayan çığlık sesi ile irkilerek uyandım. Yatakta debelenmem sırasında bir an için kendimi su yatağında boğuluyormuş gibi hissettim. Ellerimle bilinçsiz kurtulma hareketlerini yaparken bilincim tam anlamıyla yerine gelmiş, hareketlerimi normal haline çevirebilmiştim. Vücudum sırılsıklam olmuştu ve bunu vantilatörün üzerime gönderdiği hava ile daha iyi anlayabiliyordum. Vücudumdaki tişört katılaşmaya başlamış, soğumaya başlayan bedenim, karnımın ağrımasına sebebiyet vermişti. Koşar adımlarla tuvalete girdim. Pek bir şey çıkacağından emin değildim ama bir iki zorlamam sonucu bir şeyle çıkmıştı. Saat üç olmalı diye düşündüm. Çünkü boşluktan içeriye yansıyan hiç bir ışık yoktu ve üçten sonra hiç bir ışık açık olmazdı. Gözlerimi kapadım, derin bir esneme ağzımın yaklaşık yirmi santim açılmasına sebep oldu. Gözlerimden akan yaş aşağıya doğru süzülmeye başlamıştı. Ellerimi yumruk yaparak gözlerimi ovuşturmaya başladım. Gözyaşlarım yanaklarımdan süzülürken, gözlerim karanlık dalgalanmalar görüyordu sanki. O çığlık sesini bir kez daha duydum. O kadar yakındı ki gözlerimi açsam onu görebilecektim sanki. Bir refleksti belki ama hemen yumruklarımı gözlerimden çekip gözlerimi açtım. Karanlık birden aydınlanmaya başlarken, alaca karanlığın içinde bir şeylerin kıpırdandığını fark ettim. Sanki o sesin sahibi çok yakınımdaydı. Beynim birden uyarılmış, üzerimdeki mamurluk birden gitmiş gözlerim faltaşı gibi açılmıştı. Beynim, bedenim, düşüncelerim bir şeyle karşılaşacağı düşüncesiyle umutlanmış birden silkerek kendine gelmişti. Ancak net görmeye başladığım o anda tuvaletin kapısından başka hiç bir şey görememiştim. Bu benim için bir hayal kırıklığıydı. Vücudum birden titredi. Artık tuvaletten çıkmam gerektiğini anlamıştım.

Related Posts with Thumbnails

Leave a Reply

*

sayfaya ulaşamıyor musunuz? lütfen "açıklamaları" okuyun. kda@kisiseldepresyonanlari.com
  • Gantz 08 Şubat 2012
        Geçtiğimiz aylarda (ki on gün sonra tam bir sene olacakmış) Gantz‘tan bahsetmiştim. Sinema filmine uyarlanma ihtimali olan anime sonunda Shinsuke Sato tarafından sinemaya uyarlanmış. Tabi bu süre zarfında mangayı da okuyacağımı dile getiren ben bu eylemi de yerine getiremedim. Neyse biz konumuza dönelim. Gantz’ın sinema filmi olarak uyarlandığının haberi […]
  • Neverland 07 Şubat 2012
        Artık yeni bir hikaye üretemeyen Hollywood’un eskilere sarılmasının bir yansıması Neverland. Ancak bu bir sinema filmi değil SYFY kanalında yayımlamış olduğu mini bir dizi. Dizi kendi çapında bazı açıkları olsa da Peter Pan hikayesini yeniden yorumlamış. Peret Pan nasıl uçmaya başladı, Tinker Bell ile nasıl tanıştılar, dizi bu konuda kendi çapında açıkla […]
  • The Chronicles of Narnia: Prince Caspian 07 Şubat 2012
        Seri ikinci filmi ile devam ediyor. Kitap sıralamasına bakarsak dördüncü kitap. Film aynı kadro ile çekilmiş olmasına rağmen ben ilk filmdeki aksiyonu, göremedim. Bu film kendi içine çekmekte zorlandı beni. Yer yer sıkılmadım desem yalan olmaz. Olayların azlığı belkide fantastik öğelerden hikayenin biraz daha arındırılmış olması buna sebep belkide.   Bu […]
bu blogta yazmış olduğum tüm girdiler aksini belirtmemişsem bana aittir. izinsiz kullanılmaması, kullanıldığı takdirse ise link verilmesi rica olunur. ee ben kullanırım sana ne deyip yukarıda yazdığım cümleye aykırı davranan olursa, ona kafa göz Allah ne verdiyse girerim... he bide baktıkları yerde mahkeme duvarı görürler...
! Anladım Ki Anlamak Yetmiyor*Tam Bir Blog..hayat ucuz.. 1 lira..A Publicitária AbRaXasastronotdefterbazen içinde bazen dışındaben deli miyimBlog KazanıCellar DoorCESETİZLERİ ♀coffeéefsaescinsel sayiklamalarEuphoria of the SoulGaykediGoddess Artemis' BlogGüNaH YüKLeNeN ADaMgüven uyandıran delihayatin kendisihop-çiki-yayaihuzursuz ruhlar barınağıiHüzün Kovan Kuşuİç Ses.İçimdeki Denizİçimdeki ucu bilenmemiş kelimelerimJacqueline mutlu kalmak istiyorKarbonizmaK�yamet MelekleriLa FeaMegami Sama's Blogmy sci-fi lullaby -NİNJA'NIN KUNG FU İLE İMTİHANInörotoksikOyunun başı sonu...peşim sıraplease come in..Psychological Pollution!.Rendered BeautySelçuk Hocaseri katilsi-menSisteki Goriller, Pigmelerle Dans ve AIDS Yetim...Sophiet.u.b.a'nın karaladıklarıThe Daily Kimchi - Korea Blogtimsah avcısıTotal FutboluzaksinemaViva La Vida, Viva La Muerte!vız gelir tırıs giderYALNIZLIK OKULUYasak Filmâyine-i devrânÇÖLÜN İKİLEMİŞEKER PORTAKALIвαяιιѕѕѕ'ѕ ∂яєαмѕ||● uçuyoruz ne güzel balon ●爱的草莓物语-My Fallen Berries