SİYASİ TARİH İLK ÇAĞLARDAN 1918’E – Oral SANDER

MODERN VE GLOBAL DÜNYAYA GEÇİŞ BATI EGEMENLİĞİ DÖNEMİ

(1500’DEN GÜNÜMÜZE)

Batı’nın Yükselmesinin Temel Nedenleri

Ağır Sabanın Bulunması ve Sonuçları

Tarım ürünlerinin bölgeler arasında değişiklik arz etmemesi, ticareti de son derece düşük bir düzeyde tutuyordu. “ağır saban”. Ağır saban grenaj sorunu çözüldü.

Yel değirmenlerinin bulunması da mevcut enerji kaynaklarını arttırmıştır.

Kuzey Avrupa düzlüklerinde gıda maddelerinin hızla artmasına ve bu da doğal olarak nüfusun birikmesine yol açmıştır. Tarım alanlarının genişlemesiyle ortaya çıkan ürün fazlası, eski Akdeniz uygarlık merkezlerini çok aşacak olan Batı zenginliğinin, gücünün ve kültürünün temeli olacaktır.

Feodalizm

Avrupa’nın askeri bakımdan gelişmesi de, bir bakıma, ağır saban ve hayvan gücünün sağladığı tarım ürünleri fazlasına dayanır.

Şövalyelik de dönemin en belirgin toplumsal ve siyasal kurumu olan feodalizmin temelini oluşturmuştur.

Tarımın gelişmesi için gerekli olan barış ve güvenlik, etkili merkezi otoritelerin henüz kurulamamış bulunduğu Avrupa’da, kısaca “feodalizm” denen kurumların, gelişip güçlenmesiyle sağladı. Feodalizmin özü, örgütlenmiş devletin bulunmadığı yerel düzeyde, bir çeşit hükümet görevini yürütmesiydi. Böylece, feodal “lord”, “vassal” ve toprağa bağlı,(serf) köylüleriyle, feodalizm ortaya çıkmıştır.

Feodalizm, “lord”, ile “vassal” arasında karşılıklı hak ve görevler ilişkisine dayanır. Lord, vassalı koruyacak, adaleti, toprağını işletme ve ürününü toplamasını sağlayacak, vassallar arasında çıkabilecek toprak anlaşmazlılarını çözecekti. Vassal vergide verecekti ama bu vergi ancak üç durumda alınabilirdi.

987 yılında Fransa’daki lordlar aralarında bir kral seçerek, onun vassalları oldular.

Almanya’da vassallar 911 yılında bir kral seçtiler ve bu kral 962 yılında imparator olarak taç giydi. Kutsal Roma İmparatorluğu çıktı. Ada, 1066 yılında Normandiya Dükü William tarafından fethedildi. İngiltere’de başlangıçtan beri kral önemli yeniliklere sahip oldu ve Ada’da Kıta’dakinden daha çok güvenlik ve toplumsal barış sağlandı.

Feodalizmin bizim açımızdan en önemli özelliği, lord ile vassal arasındaki “karşılıklı esas”dır. Lord ile vassal bir cins “mukavele” ile birbirlerine bağlıydılar. Gelecek çağların “anayasal hükümet” anlayışı, işte feodalizmin bu mukaveleye dayanan niteliğinden doğacaktır.

Avrupa’daki toprak sahibi olan lord, önemli bir kişi haline gelip, kralla karşılıklı hak ve görevlere sahip olurken, Doğu’daki karşıtı her yerinden atılabilecek bir cins “devlet memurun”nun ötesinde toplumsal ve siyasal bir statüye erişememiştir.

Feodal Avrupa göçebelikten kurulmuştu.

Ticaretin Doğuşu ve Kent Yaşamı

Yerel güvenliğin sağlanmasıyla, değer verilen maddelerin ele geçirilmesinde zora başvurma geçerli yol olmaktan çıkınca, bunların ticaretle sağlanması seçeneğine başvuruldu. Çoğu haydut ve korsan, meslek değiştirerek tüccar oldular.

Haydut ve korsan ile şimdi ortaya çıkan tüccarın aynı bağımsızlık ve özgür alışkanlıklarına sahip olmalarıdır. Köylü ve lordları yabancı ve işe yaramaz “aylaklar” olarak görüp, ayrı bir tüccar kişiliği yaratmışlar, çalışkanlığı en önemli ve soylu değer olarak benimsemişlerdir.

Lorda yıllık olarak verdiği para karşılığında kişisel özelliklerini kazanan ve kendi topraklarına sahip olan köylüler hızla artmaya başladı. 12. yüzyılda Kuzey Fransa ve Güney İngiltere’de 15. yüzyıla gelindiğindeyse hemen hemen tüm Avrupa’da serflik kurumu fiilen olmasa bile hukuken ortadan kalktı.

(Bu köylüler “tutsak” değil “serf”tiler. Serf, tutsaktan daha çok haklara sahiptir. En önemlisi, belirli bir toprağa bağlı bulunup, yer değiştirmeye zorlanmamalarıdır.

Rönesans

Başta Venedik ve Ceneviz olmak üzere İtalyan kent-devletlerinin refahı, deniz üstünlüğünün güvencesinde, büyük ölçüde Doğu Akdeniz’le ticarete bağlıydı.

Doğu Akdeniz’in eski uygar hakları İtalya’nın, yani Latin dünyasının bu üstünlüğüne karşıydılar.

“Yeniden Doğuş” anlamına gelen “Rönesans” sözcüğü, eski Roma ve Grek başarılarının yeniden canlandırılmak istemesi sürecini anlatır. Asıl yürütücü gücüyse kent insanları, yani bir bakıma tüccarlardır. Rönesans, Floransa, Venedik, Portekiz, Hollanda ve İngiltere gibi despotik olmayan küçük kent-devletlerinde ya da metropollerde doğmuştur.

Rönesans şu temel anlayışlara dayandığı ve anlam kazandığı görülüyor: (i) Yeryüzü ilgi çekici (ii) insan güçlüdür. (iii) İnsanın faal olması (iv) Gerçek.

Rönesans, bir bakıma, insanın kendisini ve çevresini yeni bir algılama ve kavrama biçimidir. Rönesans’la birlikte, zenginliğin olanaklarından doğrulukla yararlanılmaya başlandı.

Floransa “kamuya daha çok hizmet”. “Gerçek”, evrende görülebilen ve dokunulabilen kişi ya da nesneler olarak ele alındı. “Nesnellik”

Dini Reform (Reformasyon)

Dini reform, Katolik Kilisesi’ne muhalefet olarak. Prenslerin Kilise’ye baş kaldırmaları ortaçağın da önemli temalarından biriydi. Monarkların bu isyanı,üzerlerindeki siyasal hükümdarlık iddialarına karşı dini olmayan bir hareketti.

Sade vatandaşın Kilise’ye karşı isyanıysa, temelde dini nitelikteydi.

Monarklara, Roma’ya akan parayı sürdürmek ve kendi toprakları üzerindeki ruhani otoriteye, eğitim sistemine ve Kilise’nin mal ve mülklerine el koymak istiyorlardı. Halka göre Hıristiyanlığı <engin ve güçlü olanın haksızlık ve kötülüklerine karşı güçlü bir otorite haline getirmek istiyorlardı. Kilise içinde azizlerin başını çektiği bu hareket Kilise’yi doğru yola çekerek, onun gücünü arttırmak peşindeydi.

Monarkların Reformasyonu, dinin başı olarak Papa’nın yerine monarkın, yani devletin geçmesi biçimini aldı. Tahta bağlı kilise kurulmasıydı. İngiltere, İskoçya, İsveç, Norveç, Danimarka, Kuzey Almanya ve Bohemya monarkları Roma Kilisesi’nden ayrılarak dini denetimleri altına aldılar. İsa’nın ilk öğretisine geri dönüş yada İncil’in doğrudan yorumlanması gibi kendileri için de tehlikeli sonuçlar doğurabilecek değişikliklere karşı direndiler. İngiltere’de Anglikan Kilisesi, bu ikisi arasında başarılı bir uzlaşmanın örneğidir.

Ortalama vatandaşların reformasyonu daha az başarılı oldu. Yapmak istedikleri, Kilise’nin otoritesine karşı, kendi İncil’lerine sahip olmak. Alman Protestanlığı’nın büyük önderi Martin Luther’dir.

Luther, İncil’den çıkarılacak ilkeler üzerine yeni bir kilise kurmak istiyordu.

Luther’in öğretisi, devlet otoritesine boyun eğme biçimine dönüştü.

Dinin Papa’nın olduğu kadar, devletin de elinde olmasına karşı çıkan Protestanlar türedi. Bunlar, İngiltere’de güçlü bir mezhep oluşturdular. Alman ve İngiliz insanlarının davranışlarındaki ve belki de gelecek tarihlerindeki gelecek tarihlerdeki farklılık, bir bakıma Almanya’da özgür düşünce ve inancın bastırılmasıyla açıklanabilir.

2. Dünya Savaşı sonuna kadar olan dönemde Katolik Fransa’nın dış politikası, ister dinsel olsun, ister siyasal, Almanya’nın bölünmüşlüğünün sürdürülmesi üzerine kurulacaktır.

Cizvitlerin asıl başarıları eğitim alanındadır. Tüm Katolik Avrupa’da Kilise’nin itibarlarını yeniden kazanmasını sağlamaya çalışmışlar.

Hıristiyan dininin gerçeği üzerinde anlaşamamalarının, laiklik ve modern bilime giden kapıyı açmasıdır. Mükemmel bir dinsel uyum, sağladıkları devletlerdeyse, entelektüel bir durgunluk. Rönesans ile Reformasyon arasındaki karşılıklı etkileşim, Avrupa kültürünün özünde bulunan pagan Halen ile Hıristiyan geleneği arasındaki temel çelişkiyi çok belirgin hale getirerek, çeşitliliği ve Avrupa insanının  yaratıcılık potansiyelini arttırmış, kısaca Avrupa’nın entelektüel ve manevi enerjisini yükseltmiştir.

Batının Denizlerde Üstüğü Sağlaması (1500-1700)

Modern dünyanın temel özellikleri Avrupa’da belirginleşmiştir. Global eylemde bulunabilme yeteneğidir.

İkincisi bağımsızlıktır.

Üçüncüsü, milliyet düşüncesidir.

Okyanuslara Açılma: Portekiz ve İspanya’nın üstünlüğü (1500-1600)

Avrupa ve Asya’da 15. yüzyıla nasıl Osmanlıların dönemi diyorsak, 16. yüzyıla da tüm dünyada önce Portekiz, sonra İspanya’nın dönemi demek yanlış olmaz. İspanyol fatihlerinden Cortez Meksika’daki aztek, Pizarro, ise Prudaki inka uygarlıklarını tümüyle yok ettiler.

Doğu ile Batı’nın denizlerine tam yuz yıl portekiz ile ispanya egemen olacaklardır. Bu iki devlet 1494’te yaptıkları bir anlaşmayla yeryüzünü ikiye bölerek paylaştılar.

V. Charles 1556’da tahtından feragat etti. Habsburglar biri Avurturya, öteki İspanya olmak üzere ikiye ayrıldı.

Fiyat Artışı ve Merkantalizm

Onuncu ve onbaşinci yüzyıllar arasında gelişen ticaret, 16. yüzyıla varıldığında devletlerin en önemli uğraşı oldu. Kapitalist ekonominin ortaya çıkışı ve kentmerkezli ekonomik sistemden ulus-merkezli ekonomik sisteme geçiş. Bu ekonomik dönüşümün önemli özelliği fiyat artışıdır. 16. yy. enflasyonunun önemli bir nedeni, Amerikadan Avrupaya akan yeni bulunmuş değerli madenlerdir.

Tarım teknolojisi fazla gelişmiş olmadığı için, fiyat artışıda en çok tarım ürünlerinde görüldü. 16. yy.’ın mali bunalımı anayasal bunalımların ortaya çıkmasın ayardım etmiştir. Bu anayasal bunalım sonunda, 17. yy.da İngiltere’de parlamento zafer kazanmış öteki tüm avrupa ülkelerinde kraliyet despotizmi kurulmuştur.

Fiyat artışının bir başka sonucu, “merkantilizm”ın ortaya çıkışıdır. Merkantilist düşüncenin yemel noktaları şunlardır: mamül maddelerin ihracatını arttırmak, hammaddelerin ihracatını azaltmak; yaşamsan olan hammaddelerin dışında ithalatı yasaklamak ve böylece ticaret dengesini lehlerine çevirmek.

Tüm bu gelişmelerle biriken bu zenginlik Avrupa tarihinin gelecek yüzyıllarının en önemli siyasal birimi haline gelecek olan “ulus-devlet” doğuracaktır.

Savaş Teknolojisindeki Gelişmeler ve Ulus-Devlet

Ulus duygusu en başarılı örneğini İngiliz ve Fransız monarşilari vermiştir.

Ulus-devlet yaygın bir siyasal birim olarak ortaya çıkmasını olanaklı kılan, savaş teknolojisindeki gelişme ve özellikle topun bulunmasıdır. Tarihte ilk defa sırbistanı Osmanlılara tabi biçime sokan 1389Kosova savaşında kullanılmıştır. Topun yalnız kalelere karşı değil aynı zamanda savaş alanlarında düşman askerlerine karşı kullanılmasıda 1521’de Blgrad ve 1526’da Mohaç’ta Türkler tarafından gerçekleştirilmiştir. Tüfek askeri amaçlarla ilk kez 30 Yıl savaşlarında kullanılacaktır.

“Sürekli ordu”

Üstünlüğün İberikten Kuzey Batı Avrupa’ya Geçmesi

Başat güç (dominant power). Başat güç durumuna yükseliş ve düşüş kabaca 100 yıllık sürelerde olmaktadır. Dünya denizlerinde egemen.

15. ve 16. yy.lar önce Portekiz sonra İspanya’nın başat güç oldukları yüzyıllardır. 17. yy. Hollanda’nın 18. yy. ise Fransa’nın başatlığını 19. yy.da İngiltere denizlere egemen bu egemenliğe karşı Almanya’nın meydan okuması, 20. yy.da iki dünya savaşına yol açacaktır. Bu ikisi arasındaki mücadeleden ABD yararlanarak 20. yy.ın ikinci yarısında başat güç olacaktır.

Hollanda’nın Parlak Dönemi:

Hollanda, doğu Hindistan şirketi doğunun baharat ticaretini Portekiz’in elinden aldı. Hollanda Batı Hindistan Şirketi ise Amerika’daki İspanyol varlığına önemli bir tehdit oluşturdu.

Fransa’da Bütünleşme Almanya’da Parçalanma

1555 tarihli Augsburg barışı, her devletin vatandaşlarının dinini belirleme yetkisini tanımıştı. Katolik ve Protestan davası üzerinde Alman iç savaşıydı. Siyasal birliği korumak isteyen Kutsal Roma İmparatorluğu bağımsızlıklarını sağlamak için çabalayan iç devletler arasında bir iç savaştı. 30 yol savaşları uluslar arası bir savaştı.

30 yıl Savaşları Protestanların zaferi sonucu 1648 tarihli Westphalyia konferans, Avrupa’nın en büyük ilk konferansı sayılabilir. En önemli özelliklerinden biri, laik bir konferans, kilisenin gücü tam anlamı ile sınırlandırılışmış kutsal Roma imparatorluğunun parçalanmış olduğu doğrulanmıştır.

300 kadar Alman devleti, Avrupa’nın öteki devletleri mutlakıyetçi monarşi altında birleşir ve güçlenirken, Almanya, ömrü çoktan tükenmiş olan feodal bir karşılık içine itilmiş oldu.

Westhphalia barışın, Katolik Habsburgluların Avrupa’ya egemen olma tehdidini ortadan kaldırdığı söylenebilir. Almanya’yı küçük devletlere bölerek Fransa’nın dünya üstünlüğünü eline geçirmesinde yardımcı olmuştur.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Bir Cevap Yazın

kişisel depresyon anları - kda@kisiseldepresyonanlari.com
%d blogcu bunu beğendi: