Geçtiğimiz gün b kız arkadaşımla ne yesek planları yaparken daha önce araştırdığımız Kore restoranları çizelgesini açtık. Hım adı neydi? Nedense sürekli Gaya diye hatırlıyorum. Google aramalarımız sonuç vermiyor tabii. Daha sonra hatırladık ki Goya. Aslında amacımız kebap falan yemekti ama değişik birşeyler oldun dedik sıvadık paçaları. O ara Serdar aradı Han-kuk Kwan maceramızı okuyan bilir Kora yemekleri pek serdara göre değildi. Velhasıl Serdar bizi arabayla aldı ve koyulduk Taskim yoluna. Arabamızı park ettik başladık  Abdulhak Hamit Caddesini aramaya. Sorduk durduk kimsenin haberi yok. Herkes “aşağı sokak” diyor. Sonunda sokağı bulduk. Aslında daha önce otobüsle geçerken ben bu restoranı görmüştüm ama tam olarak nerede olduğunu o an çıkaramadım. İç güdülerim beni bir yerlere götürüyordu. “Hadi çekirge” diyordum kendi kendime “bulacaksın orayı”. Buldum da. Ancak fark eden ben olmadım. Korece yazan Gaya’yı nedense şekil olarak algıladı beynim. Benim gibi Koreceye takmış birine yakışır mı bu? Elbette yakışmaz!
İçeriye girdik gayet temiz ve güzeldi. İlk girişte o bilindik baharat kokusu karşıladı bizi. Bir köşeye geçti ve oturduk. Menülerimiz geldi ve bakmaya koyulduk. Doğrusunu söylemek gerekirse bu kadar kalabalık bir menü beklemiyordum. önceden şartlanarak gitmiştim “ramen” yiyecektim. Baktıkça bakıyordum menüye. Tabi haliyle ne yiyeceğimize tam olarak karar vermedik. Bu arada garson imdadımıza koştu. tabi karar verememizde fiyatlarında etkisi vardı. :)  
Konuştuk bize test edelim diye ortaya karışık bir kaç çeşit yemek getirebileceğini söyledi biz de çok memnun olduk tabii.
Öncelikle ısınalım diye demlenmiş Kore çayı içtik. Daha sonra önümüze yemek öncesi anju (meze) geldi. Kocaman kocaman Kore mantıları (mandu) kondu önümüze, yanında da olmazsa olmaz kimçi; kızartılmış birer dilim bol acılı tofu; yine soslu kabak dilimleri;  çok acı bulduğumuz turp dilimleri. :) Görmemiş gibi her birine saldırmaktan alı koyamıyorduk kendimizi açıkçası görmemiştikte. :)
Biz bunlara dalmış yerken ana yemeklerimiz geldi. Patates unundan yapılmış şeffaf makarna (bu yiyeceğin adını unuttum) ve Bulgogi geldi. Biz nasıl doyarız hesabı yapıyorduk ki bu geneler bizi şişirmeye yetti. 
Gittiğimizde restoran boştu. ikinci Kore Restoranımızında boş olması bizi üzüntüye sevk etti. bunun iki sebebi varmış. Bir Koreliler akşam yemeklerini erken ver ve erken yatarlarmış. İkincisi ise ilk restoranımız olan  Han-kuk Kwan‘ı da Gaya’nın sahipleri almış ve oranın açılışındaymış herkes. 
Herkes memnun bir şekilde yedi ve doydu. Gerek ortam gerekse servis olsun gayet samimi ve güzeldi. Önümüzdeki küçük kaseler bizi tamamen Kore havasına sokmuştu. Yediğimiz yemekler gerçekten çok lezzetliydi. Kore yemekleri tadacaksanız eğer gideceğiniz ilk restoran olmalı bence. Kesinlikle tavsiye ederim. 
Bu kez yemekten resim çekemedik. Eh ne yapalım boğazım durmuyor ki. :) Siz ilk linke bir uğrayın… :)
Adres :  Abdulhak Hamit Cad. No:50 İstiklal Beyoğlu / İstanbul
Tel : 0212 238 00 00
Fax : 0212 238 00 06
Linkler:
Related Posts with Thumbnails

Leave a Reply

*

sayfaya ulaşamıyor musunuz? lütfen "açıklamaları" okuyun. kda@kisiseldepresyonanlari.com
  • Neverland 07 Şubat 2012
        Artık yeni bir hikaye üretemeyen Hollywood’un eskilere sarılmasının bir yansıması Neverland. Ancak bu bir sinema filmi değil SYFY kanalında yayımlamış olduğu mini bir dizi. Dizi kendi çapında bazı açıkları olsa da Peter Pan hikayesini yeniden yorumlamış. Peret Pan nasıl uçmaya başladı, Tinker Bell ile nasıl tanıştılar, dizi bu konuda kendi çapında açıkla […]
  • The Chronicles of Narnia: Prince Caspian 07 Şubat 2012
        Seri ikinci filmi ile devam ediyor. Kitap sıralamasına bakarsak dördüncü kitap. Film aynı kadro ile çekilmiş olmasına rağmen ben ilk filmdeki aksiyonu, göremedim. Bu film kendi içine çekmekte zorlandı beni. Yer yer sıkılmadım desem yalan olmaz. Olayların azlığı belkide fantastik öğelerden hikayenin biraz daha arındırılmış olması buna sebep belkide.   Bu […]
  • Drive 06 Şubat 2012
        2012 Oscar adayı ve muhtemel bir kaç Oscar sahibi film Drive. Bunu film çok çok iyi olduğu için söylemiyorum, sadece tam Amerikan tipi Oscarlık bir film olduğundan olduğundan söylüyorum. Kısacası filmi Amerikan tipi sanatsal film olarak betimleyebilirim.   Filmin ilk dakikalarından itibaren, Coen kardeşlerin bir başka No Country for Old Men vakasının içe […]
bu blogta yazmış olduğum tüm girdiler aksini belirtmemişsem bana aittir. izinsiz kullanılmaması, kullanıldığı takdirse ise link verilmesi rica olunur. ee ben kullanırım sana ne deyip yukarıda yazdığım cümleye aykırı davranan olursa, ona kafa göz Allah ne verdiyse girerim... he bide baktıkları yerde mahkeme duvarı görürler...
! Anladım Ki Anlamak Yetmiyor*Tam Bir Blog..hayat ucuz.. 1 lira..A Publicitária AbRaXasastronotdefterbazen içinde bazen dışındaben deli miyimBlog KazanıCellar DoorCESETİZLERİ ♀coffeéefsaescinsel sayiklamalarEuphoria of the SoulGaykediGoddess Artemis' BlogGüNaH YüKLeNeN ADaMgüven uyandıran delihayatin kendisihop-çiki-yayaihuzursuz ruhlar barınağıiHüzün Kovan Kuşuİç Ses.İçimdeki Denizİçimdeki ucu bilenmemiş kelimelerimJacqueline mutlu kalmak istiyorKarbonizmaK�yamet MelekleriLa FeaMegami Sama's Blogmy sci-fi lullaby -NİNJA'NIN KUNG FU İLE İMTİHANInörotoksikOyunun başı sonu...peşim sıraplease come in..Psychological Pollution!.Rendered BeautySelçuk Hocaseri katilsi-menSisteki Goriller, Pigmelerle Dans ve AIDS Yetim...Sophiet.u.b.a'nın karaladıklarıThe Daily Kimchi - Korea Blogtimsah avcısıTotal FutboluzaksinemaViva La Vida, Viva La Muerte!vız gelir tırıs giderYALNIZLIK OKULUYasak Filmâyine-i devrânÇÖLÜN İKİLEMİŞEKER PORTAKALIвαяιιѕѕѕ'ѕ ∂яєαмѕ||● uçuyoruz ne güzel balon ●爱的草莓物语-My Fallen Berries