SİYASAL DÜŞÜNCELER VE YÖNETİMLER (Ayferi Göze)

YAKINÇAĞDA VE ÇAĞIMIZDA SİYASAL DÜŞÜNCELER

1789 Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi. 12 Haziran 1776 Virginia anayasası bağlacında yer alan haklar bildirisi (Bill of Rights) ve yine 4 Temmuz 1776 Amerikan bağımsızlık Bildirisi vardır.
Bildirilerin aynı düşünce kaynağı (Doğal Hukuk Doktrini)
İnsanın doğal, devredilemez ve kutsal haklarını. Özgürlük, mülkiyet, güvenlik ve karşı direnme.
1. Grachus Babeuf ve Babouvisme – Gerçek Eşitlik
“Fiili gerçek eşitlik.”
Babeuf’un öngördüğü toplum düzeni tüketimde eşitlik ilkesine dayanır.
“Toprak kimsenin, ürünler herkesin.” Bölüşme komünizmdir.
2. Fransız Devrimine Tepki
Edmund Burke- Gelenekçi İngiliz Düşüncesi
İngiliz 1688 devrimi
Fransız Devriminin getirdiklerine karşı olan yalnızca Burke değildir bu dönemde, Bentham, Lamennias ve Balzac da bunar arasındadır.
Auguste Comte- Üç Hal Yasası
Fransız Devrimine arşı görüşler arasında pozitivist düşünürler de, Auguste Comte, Taine, Renan gibi, yer alır.
Bilim birbirini izleyen üç halden geçerek gelişir. Birincisi teknolojik haldir. İkinci halde, olaylar soyut güçler aracılığıyla açıklanır. Üçüncü dönem ise pozitivist dönemdir.
Toplumu tek tek bireylerden oluşan bir toz bulutu şekline dönüştüren Fransız devrim düşüncesi bireylerin bir arada yaşamalarının nedenini de sosyal sözleşmeyle açıklamıştır.
Yoplum bilim de üç hal yasası: teolojik dönem, soyut, belisiz ve saf entelektüel görüşlere dayanır, bu soyut kavram, “sosyal sözleşme düşüncesidir.
Güçlü Devlet ve Milliyetçi Görüşler
Johann-Gottlieb Fichte- Büyük Alman Devleti
Özgürlüğün hukuk tarafından düzenlenmesi.
Fichte’ye göre liberal anarşizmi ve merkantilist düzenlemeleri aşarak ekonomik rasyonalizme ulaşmak zorunludur.
Fichte, parlamentarizmin öncüsü olmuştur.
Georg Friedrich Wilhelm Hegel- Güçlü Alman Devleti
Hegel radikal bir idealisttir.
Hegel’in felsefesi dialektiktir. Dialektik çelişkilerle gelişen bir gerçeğin hareketidir. Hegel bunu antitez ve sentez formülü ile açıklayacaktır.
İlk organik kuruluş ailedir.
Ailenin antitezi “uygar toplumdur”. Uygar toplum dönemi ailenin tersine inorganik bir dönemdir. Dialektik gelişmede antitezden sonra sentez gelecektir. Yani Gerçek Devlet, Organik Devlet kurulacaktır.
Devlet aracılığı ile birey ile toplum arasında uyum kurulmaya çaba gösterilmiştir.
3. Liberalizm Ve Demokrasi
Benjamin Constant- Liberal Devlet Ve Özgürlükler
Liberal doktrinin kurucusu olarak anılan Benjamin Constant.
Benjamin Constant bir liberaldir her alanda her şeyden önce özgürlük isteyecektir.
Eskilerin özgürlük anlayışı siyasal hayata katılma hakkıydı.
Buna karşılık kişinin kendine özel bir davranış, inanç ve düşünce alanı yoktu.
Resmi din anlayışını reddeder.
Benjamin Constant, basın özgürlüğünü, kişi özgürlüklerinin be güvenliğinin garantisi saymaktadır.
İktidarların ekonomik faaliyetler üzerine etkisi iki şekilde görülür, diyen Benjamin Constant bunlardan birinin teşvik, diğerinin ise yasaklama olduğunu belirler.
Mülkiyetin toplumdan önce varolmayacağı…
Halkın egemenliğinin sınırlanması, sınırlanmadığı takdirde, bireyleri yönetimlere karşı koruyacak hiçbir imkan yoktur.
İktidarın sınırı, kişinin özel ve bağımsız alanının sınırıdır.
Siyasal haklar için mülkiyet koşulu aranacaktır.
Alexis De Toequeville- Demokraside Eşitlik ve Karşılaşılan Tehlike
“Amerika!da Demokarsi”
“… Eski rejimi yıkan, fakat yerine kalıcı, sürekli bir düzen kuramayan uzun devrim yılları sonrasında…
Eşitlik ve Demokrasi
Demokratik toplumlar yani eşitlikçi düzenler, aristokratik toplumların yani hiyerarşik düzenlerin yerlerini alacaktır.
Demokrasinin Sakıncaları yada Eşitliğin Doğal Sonuçları
Demokrasinin dayandığı ilke eşitliktir, eşitlik özgürlükten daha önemlidir.
Demokrasilerin karşılaştığı tehlikeler anarşi ve despotizmdir.
Anarşi, özgürlüğün en aşırı derecede uygulanmasının doğan ve otomatik sonucu olarak belirir.
Demokraside despotizm ise, çoğunluğun despotizmi şeklinde belirir.
Çoğunluğun despotizmi tek ve merkezi iktidar düşüncesinde dayanak bulur.
Birey sonuçta seçim denen tek büyük olanağı da değerlendirmez olur. İşte Tocqueville’e göre modern despotizm böyle gelişir.
“Komünün Tanrı elinden çıktığını”.
Ademi merkeziyet sistemi ve dernekler devlet iktidarına sınır getirebilirler.
Basın özgürlüğü, yargı gücü, şekillere uyma.
4. Sosyalizm
Marxisme Öncesi Sosyalizm
İşte XIX. Yüzyılın başlarında kapitalist düzenin aksaklıklarını, sosyal, ekonomik düzeydeki bozukluklar, ekonomik krizler, çalışan insanların koyu bir yoksulluk zorunda kalmaları, bazı düşünürleri bir yandan tüm bu kötülüklerin nedeni olarak kabul eden kapitalist düzenin eleştirisini yapmaya, öte yandan da bu kötülüklerin, bulunmayacağı sosyal ekonomik bir düzen arayışına itmiştir.
Charles Fourier ve Falanjizm
Ticaret bir “zenginler feodalitesi” yaratır ve bankacıların egemenliğine yol açar, ekonomik liberalizm ise, sonuçta İngiltere’de olduğu gibi, anarşiye ve açlığa neden olur.
Dörtyüz hektarlık bir tarım alanı üzerinde kurulacak olan Falanj, bin altıyüz yirmi kişiden oluşacaktır.
Komünist bir sistem olmayacaktır.
Sanayileşme sürecine ilk giren batı Ayrupa ülkesi İngiltere’yi Fransa izlemiştir.
İngiltere’de sanayileşme kömüre dayalı. İhracata da yönelmiştir. Yiyecek maddesi talep eden ilke durumuna girmiş, İngiliz tarımcılığında bir krize neden olmuş, ve çiftçilerle sanayiciler arasında çatışmalara sahne olmuştur.
Birinci Deneme:
Owen devletin yardımına ihtiyaç duyduğunu düşünmektedir. Devlet il hayatını ve çalışma koşullarını düzenleyecek ve özellikle çocukların çalışma ve iş koşullarını belirleyecek esaslar yapılmalıdır.
İkinci Deneme:
Owen tarım ağırlıklı komünal bir komünizm denemesine girişecektir.
Ticaret için üreten bir toplum yerine tüketim için üreten ve tüketici ve emekçi ile ilgilenen bir toplum düzeninin kurulması istenmiştir.
ÇARTİZM
Çartizm liberal ekonomiye ve özellikle serbest ticaret ilkesine karşı çıkmıştır. Makineleşme ve yoksulluğa karşı bir tepki.
Henri- Claude de Rouvroy Comte de Daint- Simon ve Teknik Devlet
Saint- Simon iş ve çalışma esasına dayalı bir toplum düzeni.
Toplumda iki sınıf görür, bunlar çalışanlar yani üreticiler ve çalışmayanlar yani ayaklananlardır.
Devlet, ekonomik bir bütün.
Toplum tıpkı büyük bir sanayi kuruluşunun, bir fabrikanın yönetildiği gibi idare olunacaktır.
Teknik devletin organları “Yani Buluşlar Meclisi” “Yürütme ya da Komün Meclisi”
Toplumun yönetimi üreticilere bırakılmalı, eski siyasal kadroların yerini teknik kadrolar almalı.
Marxizm
Bir dünya görüşü olarak Marxizm
Sermaye, kapitalist ekonomi düzeninin eleştirisini yapmıştır. Dünya görüşüdür.
Liberal devlet düzeni içinde ağır sanayi proleteryasının doğması ile ortaya çıkan maxisme, bu çağın sorunlarını ve çelişkilerini dile getiren ve bunlara bir çözüm yolu bulan bir dünya görüşü ortaya çıkmıştır.
Bu dünya görüşünün felsefi temeli dialektik materyalizmdir.
Dialektik Metaryalizm
Materyalizm
Ruh ve düşünce mi yoksa madde ve doğa mı?
Ruhun maddeden önce varolduğunu, evrende temel unsurun manevi değer, ruh olduğunu savunanlar, felsefede idealist okulu meydana getirirler.
Maddeyi, doğayı varoluş sırasında temel unsur olarak kabul edenler, materyalist felsefe okulunu meydana getirirler. Duygularla algılanan maddi dünya tek gerçektir.
Dialektik
Dialektiği ilk kullanan ve ona ilk anlamını veren Platon olmuştur. Dialog birbirleri ile çelişen düşüncelerin çatışması, çarpışması sonucunda düşünceyi bu çelişkilerin ötesine geçerek bu birbirine zıt düşünceler arkasında saklı olan gerçeği bulmayı amaçlayan bir yöntemdir.
Dialektik ile zaman ve tarih kavramları birer gerçek olarak ön plana geçmiştir. Tarih aynı şeylerin değişik zamanlarda tekrar edilegelmesi değildir, tarih çelişkileri çözümleyeni yeni çelişkiler doğuran bir gelişme ve ilerlemeyi ifade eder.
Klasik materyalizm, atomların aralarında meydana getirecekleri birleşimlerin de sayısı sonsuz değildi. Evrende ilerleme, gelişme oktur, yalnızca sonsuz bir tekrar edilegelme olayı vardır
Dialektik Materyalizm
Madde ölümsüzdür, sorunsuzdur, yaratılmamıştır, kaybolmaz. Sürekli hareket halindedir. Bu hareket bir gelişmeyi ve ilerlemeyi sağlayan bir olaydır.
Maddenin sahip olduğu enerjinin kaynağı, maddenin içindeki iç çelişkiler ve çatışmalardır..
Kantitatif değişiklik, söz konusu maddenin niteliği ile belirlenmiş olan sınırı aşarak devam ederse, bu kalitatif bir değişiklik biçimini alır.
İşte marxisme yeryüzündeki gelişmeyi ani ve sert sıçramalar ve atlamalarla meydana gelen kalitatif değişikliklerle açıklar. Cansız maddenin kendi içinde oluşan böyle bir gelişme sonucunda canlı madde doğmuş ve aynı biçimde canlı madde içindeki gelişmelerle bilinç, ruh ve vicdan meydana gelmiştir.
Doğa olaylarının açıklanması.
İnsanlık tarihidir. İnsanlık tarihini sosyal sınıflar arasındaki mücadelenin tarihi olarak görür.
Burada da mücadele bir sentezle sonuçlanır, tıpkı doğadaki olaylarda olduğu gibi. Ancak sosyal olaylarda senteze ulaşmak için insan iradesinin katkısına da ihtiyaç vardır. Bu müdahale ise devrim biçiminde kendisini gösterir. Tarih insanı daha iyiye daha mükemmele doğru yöneltmektedir.
İnsan, Toplum, Devlet ve Özgürlük Anlayışı
İnsan Toplum ve Devlet Anlayışı
Klasik materyalist düşünce içinde insanın belirli ayrıcalıklı ve özel bir yeri yoktur.
Marxiste görüşe göre, insanın doğa içindeki bu ayrıcalıklı, üstün yere sahip olması, onun “çalışan bir varlık”, “”homo faber” olmasından ileri gelir. Marxiste düşünce de işe, emeğe, çalışmaya son derece önemli bir yer verilir.
İnsanlar ihtiyaçtan kurtulduktan sonra da ve özellikle ondan sonra üretirler. İnsanların doğa ile ilişkileri “üretim güçleri” ile belirlenir, üretim süreci içinde insanların karşılıklı ilişkileri “üretim ilişkilerini” oluşturur.
Üretim güçleri iş araçlarıdır.
İki tür mülkiyet biçimi vardır. Kolektif mülkiyet, özel mülkiyet..
Eğer üretim araçları, toplumda bir gurup insanın elinde ise, ansan arasındaki ilişkiler, iktidar ve tabiyet biçiminde, buna karşılık eğer üretim araçları üzerinde kolektif bir mülkiyet söz konusu ise, bu durumda da insanlar arası ilişkiler karşılıklı yardımlaşma ve işbirliği biçiminde gelişir.
Bir toplumun üretim biçimi, o toplumun sosyal yapısını belirler.
İlkel toplumda, ortak çalışma ve üretim araçlarının, kolektif mülkiyeti söz konusu idi. Sömürü olayı henüz yoktu, bu nedenle de bir siyasal örgüte de ihtiyaç yoktu.
Üretim güçlerinin gelişmesi yavaş yavaş ilkel toplum düzeninin dağılmasına yol açmıştır. Köleci düzen.
Özelliği üretim araçlarının özel mülkiyete konu olmaları ve aynı zamanda üreticilerin yani kölelerin de mülkiyet konusu olmalarıdır. İki sınıf: köleleri çalıştıran sınıf ve köleler sınıfı.
Kölelerin direnişlerini bastırmak için de özel bir baskı aracı yani devlet ortaya çıkmıştır. Devletle birlikte de yönetici sınıfı iradesi demek olan, hukuk doğmuştur.
Kölelik rejimi yıkılarak yerine feodalite gelmiştir.
Feodal yapıda da marxsme’e göre, üretim ilişkileri üretim araçlarının özel mülkiyetine dayanır. Feodal beyler yönetici sınıfını oluşturmaktadır, yönetilen sınıf ise serflerdir.
Feodal beyler de serfleri baskı altında tutmak için silahlı kuvvetler beslenmekte.
Feodal sistem içinde yeni bir üretim biçimi kapitalizm doğmaya başlamış ve eski üretim ilişkileri ile çelişkiye düşmüştür.
Burjuvaziye dayanan bu yeni üretim biçiminin her alanda tam bir serbestiye ihtiyacı vardır. Burjuvazinin feodaliteye karşı giriştiği mücadele devrimle sonuçlanmış ve yeni bir düzen kapitalizm yerleşmiştir.
Yeni üretim ilişkileri de, üretim araçlarının özel mülkiyetine dayanır. Kapitalist sınıf ile işçi sınıfın çelişkisine, sömürü ekonomik baskıya..
Bu temel çelişki, kapitalist düzende üretimin kolektif olması, fakat buna karşılık üretilen değerlerin özel mülkiyet konusu olmasıdır. Bu çelişkiyi çözümlemek için üretim araçlarının özel mülkiyetine son vermek gerekir. Bu da sosyalist devrimin amacıdır.
Üretim araçları üzerinden kolektif mülkiyet sosyalist üretim biçiminin temelidir. Komünizm safhasında sınıfsız toplum son şeklini alır. Herkes yeteneğine göre çalışır ve ihtiyacına göre tüketir.
Marxism’e göre tüm sosyal ilişkiler arsından ekonomik ilişkiler temel yapı ilişkileridir. Bu temel üzerinde hukuki, siyasal entelektüel yapı kurulur.
Toplumun siyasal düzeni, din, hukuk, ahlak, edebiyat, güzel san’atlardır; felsefe üst yapı kurumlarıdır. Üst yapı kurumları dayandıkları belli bir temel yapıyı yani ekonomik yapıyı aksettirir.
Marxism’e göre devlet ekonomik bakımdan güçlü sınıfın baskı aracıdır. Hukukun da görevi yöneticiler sınıfının çıkarlarını korumaktır, yönetici sınıfın iradesi yasadır.
Üç tip sömürü devleti kurulmuştur: Kölelik devleti, feodal devlet ve burjuva devleti. Aynı tip devletin ortaya çıkması ekonomik yapıya bağlıdır.
Marxisme göre, kapitalist devlet temel yapıdaki, evrim sonucu yıkılmaya mahkum bir üst yapı kurumudur. Bu yıkılış devrimci sınıfın bilinçli olarak yapacağı sınıf mücadelesi ile gerçekleşecektir. Devrimden sonra kapitalist toplumdan komünist topluma geçiş aşamalı bir şekilde gerçekleşecektir. Şiddetin hakim.
İkinci, aşama komünizm döneminin alt aşamasıdır. Herkes üretilen değerlerden “işine göre” ya da “yeteneğine göre” pay alabilecektir.
Komünizmin üst aşamasına “herkes ihtiyacına göre” ilkesinin uygulanabilmesidir. Devlet ortadan kalkacaktır.
Özgürlük Anlayışı
İnsanın yabancılaşmasının kökü ve nedeni ekonomik yabancılaşmadır.
Kapitalist düzenin temel ekonomik yapısı çalışan kişinin emeğine yabancılaşmaya yani emeğinden kapitalist lehine vazgeçmeye zorlar.
Ekonomik yabancılaşmayı sosyal yabancılaşma izleri.
Sosyal yozlaşma, siyasi yabancılaşmayı yaratır.
İnsan dini açıdan da yozlaşmıştır. Tarihsel gelişmesini tamamlayamamış, tam olgunluğa erişememiş, gücün bilincine varamamış bir toplum insanı, özlemlerini mükemmel, güçlü bir tanrı tasvirinde canlandırmıştır.
Marxism ise, özgürlüğü soyut bir kavram olarak ele almıştır. Özgürlüğü tarihsel gelişme içinde, sosyal ekonomik koşullar içinde değerlendirmiştir.
Komünizmin son aşamasında, tarafsız bir toplum düzeni içinde tüm yozlaşmalardan arınmış olarak insan, doğa ve toplum güçlerine hakim olacak ve gerçek anlamda özgür olabilecektir.
Marxiste Toplumun Ekonomik Yapısı
Proletarya diktatörlüğü. Sanayi tamamen devletleştirilecek, tarım kolektifleştirilecek, ticaret ve el san’atları kooperatifler halinde örgütlenecektir.
Özel mülkiyetin sosyal mülkiyete dönüşmesi ile insanın insan tarafından sömürüsü son bulacaktır.
Sosyalizmin gerçekleşmesi planlı ekonomiyi gerekli ve zorunlu kılar. Planlı ekonomi sosyalizmin temel ilkesidir.
Sosyalizmde devlet mülkiyeti ve kooperatif mülkiyeti söz konusudur, komünizm de ise, tek mülkiyet türkü halk mülkiyeti söz konusu olacaktır.
Marxism’de Demokrasi Anlayışı
Marxisme, liberal devlet sisteminin getirdiği ve gerçekleştirdiği demokrasinin “biçimsel” bir demokrasi olduğunu ve “gerçek” demokrasinin yeni baştan kurulması gerektiğini savunur.
Biçimsel bir demokrasi, kapitalist sınıfın emekçi sınıfı üzerinde egemenliğini gizlemeye yarar.
Marxism’e göre önemli olan devlet iktidarının, hangi sınıfın çıkarlarına hizmet ettiği.
Proletarya diktatörlüğü demokratiktir çünkü, işçilerin yani halkın çoğunluğunun çıkarlarını temsil eder.
Gerçek demokraside siyasal ve ekonomik düzenin yönetimi oy çoğunluğuna değil, oy birliğine dayanacaktır.
Kapitalist toplumda sınıflar arasındaki mücadele, marxisme’in öngördüğü biçimde gidilerek, şiddetlenmemiş ve orta sınıf ortadan kalkmamıştır. Marxisme, orta sınıfın mücadele, kaybolacağını ileri sürmüştür. Orta sınıfın giderek güçlenmesine, varlığını sürdüren orta sınıf kendini hiçbir şekilde proletarya sınıfına dahil hissetmemiştir.
Lenine’nisme
Lenine, kapitalizmin gelişmediği ve demokrasi uygulamasının bulunmadığı bir ülkede devrimin başlayabileceğine inanıyordu. Lenine ve yandaşları bu görüşleri ile çoğunluktadırlar (Bolşevikler). Azınlıkta kalanlar ise (Menşevikler) Plékhanov ‘un doğrultusunda devrimden önce burjuva demokrasisi ve sanayileşme sürecinden geçilmesi görüşünü savunmuşlardır. Yardımcı olacak güç ise köylü sınıfı olacaktır.
Kapitalizmin aşaması olan emperyalizm son aşama olacaktır ve sosyalist devrimin öncüsüdür.
Edouard Bernstein- Revisionisme
Marxisme’in kapitalist bir toplumda giderek iki sınıfın kalacağı görüşü de gerçekleşmemiştir.
Ekonomik krizler teorisi de, modern toplumlarda gerçekleşmemiştir.
5. Anarşizm
anarşizm XIX uncu yüzyılda gelişen bir akım olmuştur. Elisée Reclus, Jean Grave
Bireyci anarşistler, komünistler. Anarşizm bireyin değeri ve bireysel iradenin bağımsızlığı görüşünde birleşiri anarşizm her şeyden önce bireycidir.
Anarşizm birey için hiçbir zorunluluk, yükümlülük, müeyyide kabul etme, dini ahlaki tüm yasaları reddeder.
Anarşizmin birey özgürlüğünü yok ettiği gerekçesi ile her türlü otorite ve iktidara karşı çıkar.
Anarşizm otorite yerine her yerde ve her zaman bireyler arasında istek ve iradeye dayanan işbirliğini önerir, hukuk kurallarının yerine bireylerin aralarında yapacakları sözleşmeyi koyar.
Sözleşme ilkesini tüm insan ilişkilerinin temeli olarak değerlendirir.
Meşru olmayan özel mülkiyetin yerine meşru zilyetliği koymak.bireyci anarşizm çok az ve değişik bir biçimde de olsa özel mülkiyete yer verdiği halde, komünist anarşizm mülkiyeti kesinlikle kaldırmaktadır. Ancak her iki eğilimin de birleştikleri en önemli nokta, birey iradesinin bağımsızlığı ve, tüm baskı zorlamalarını ortadan kaldırarak, insan arası ilişkilerin sözleşmelere dayandırılmasıdır.
6. İhtilalci Sendikalizm
İhtilalci sendikalizm, sosyal birim olarak bireyi değil, işçi sendikalarını kabul eder.
Sendikalar da toplumun temel yapı taşı sayılacaktır.
Devletin varlığını reddederler.
İşçi sendikaları yöneticilerin önderliğinde, bir şiddet eylemi ile devletin varlığına son verilecektir.
Devletin yıkılmasını sağlayacak şiddet eylemi ise, genel grev olacaktır.
XIX uncu yüzyıllarda özgürlük ve eşitlik kavramları birer “mythe” niteliği taşımıştır, ihtilalci sendikalizm ise bunların yerine genel grevi getirmiştir.
İthalci sendikalizm devletsiz, siyasal partisiz, sınıfsız bir toplum düşünmüştür.
7. Faşizm
italya’da korporatif yapıda otoriter ve totaliter bir sistem kurulmuş,daha sonra İspanya, Portekiz ve Latin Amerika ülkeleri.
Savaştan umduğunu bulamayan, aldatıldığına kandırıldığına inana, İtalya’da gelişen bu faşizm hareketini Mussolini’nin kişiliğinde ayırmak ise olanaksızdır.
1922 yılında faşist hareket iktidarı ele geçirdikten sonra korporatif nitelikte bir devlet kurma yoluna gidilecektir.
Birey Toplum ve Devlet Anlayışı
Faşist devlet bireye dayanmaz. Korporatif devletin sosyal temeli bireyler değil, fakat sosyal kuruluşlardır.
Yani faşist devlet birey lehine liberal devlet anlayışının ileri sürdüğü doğal yaşama varsayımının bireyin iradesinin, toplumun kaynağı olduğunu görüşünü sosyal sözleşme düşüncesini, kısaca toplum dışında ve üstünde birey gerçeği tümüyle reddeder.
Toplumun doğal biyolojik duygusal, dini, coğrafi, mesleki v.b. bağlarla birbirlerine bağlanmış bireylerin oluşturdukları sosyal kuruluşlardan, sosyal birliklerden yani “corps”lardan oluşur.
Faşist devlet organik teoriyi benimseyen bir devlettir.
Birey toplumun üstün amaçlarına hizmet etmek için vardır.
Birey devletin amacına hizmet eden bir araç konumundadır.
Birey için önemli olan haklar değil görevlerdir. Önemli olan toplumda eşitliği değil, eşitsizliği gerçekleştirmektir. Özgürlüğün yerini disiplin ve otorite alacaktır.
Korporatif Ekonomik Yapı
Ekonomik yapısıda yine bireylere değil, meslek kuruluşlarına olan korporasyonlara dayanacaktır. Meslek kolundaki iş verenlerin, işçilerin ve teknik elemanların hepsini zorunlu olarak bünyesinde toplar. Meslekler arası bir kuruluş niteliğindedir. Teklik ve mecburilik ilkeleri uygulanır.
Danışmanlık, iş anlaşmazlıklarını çözmeye yetkilidir. Üretim faaliyetlerini teşvik ve koordine etme ve kural koyma yetkisi vardır.
Korporatif sisteminin Mussolini bu sistemin liberal ve sosyalist sistemlerin canlı ve yaşayan taraflarını alarak bir sentez oluşturduğunu iddia etmiştir.
Faşistlere göre liberalizm güçlüleri koruyan bireyciliktir, sosyalizm ise güçsüzleri koruyan bireysizciliktir.
Liberal sistemde birey evrensel soyut bir değerdir, sosyalist sistemde bir homo economicusdur. Faşist sistemde ise birey ne evrensel soyur bir değer, ne homo economicusdur. İnsan toplumla bütünleşmiş, toplum içinde eriyip kaybolmuş ve toplumla değer ve anlam kazanmıştır.
Korporatif ekonomi, devletin ekonomiye hakim olduğu sistemdir. Korporatif ekonomi, özel mülkiyete özel teşebbüse dayanan liberal ve sosyalist ekonomilerin bir sentezi olduğunu iddia eden ama gerçekte devletin ve gerçekte hakim olan sınıfın korporasyonlar aracılığı ile, tüm ekonomik hayata hükmettiği bir sistem olmuştur.
Tek partinin, faşist partisinin varlığı kabul edilebilir.
Faşist devlet korporatif devlet otoriter ve totaliter bir devlettir.
Faşist devletin varlığı için tek parti devlet totaliter bireylerin bir ülkü etrafında bütünleşmeleridir.
8. Nasyonel Sosyalizm
iki tehlikenin Mrxisme ve Yahudiler olduğuna inanır
23 Mart 1933’de böylece Almanya da parlamenter demokrasi son bulur, nasyonal-sosyalist donemi açılmış olur.
Nasyonal ve sosyalizmin temel ilkeleri, ulusal düzeyde ırkçılık tüm Almanlar bir büyük Alman devleti içinde toplanacak Versailler ve St. Germain anlaşmaları iptal edilecek
Irk Kavramı ve Sosyal yapı
Volskgemeinschaft ırk birliğine dayanan Alman halkının oluşturduğu bütünü ifade eder. Hürer tarafından yönetilecek üstün ırkın saflığını koruması gerekir.
Nasyaonal-sosyalizm özü itibariyle kuzeyli, üstün ırka laik bir doktrindir, soylu, otoriter, savaşçı bir doktrindir.
Devlet ve Görevi
Hitler propagandayı da içgüdü ve hareket eden büyük kitlelerin hayalhanesinde psikolojik bakımdan benimsenen bir biçim ve kalbine giden bir yol bulma san’atı.
Siyasal İktidar
Fürer!in bu iktidarı ise aslı, otonom ve totaliter bir iktidardır.
Hitler’in iktidara gelişinde Almanya kapitalistlerinin rolünün büyük olduğu kabul edilir.
9. Mustafa Kemal Atatürk
Atatürk’ün devlet anlayışına bağlı, bireyci, özgürlükçü, eşitlikçi, demokratik bir devlet anlayışıdır. Doğal hukuk doktrini benimsememiştir.
Toplumun ve devlet yapısı laik, demokratik olacaktır.
Topluluğu ulus yapan ise birlikte yaşama istek ve idaresidir. Uygun ortamın hazırlanmasında ortak dil, din, soy, ırk, tarih ve siyasal güç birliği rol oynar siyasal güç usta olacaktır. Temsili demokrasi söz. Karma bir ekonomi olacaktır.

Bir Cevap Yazın

kişisel depresyon anları - kda@kisiseldepresyonanlari.com
%d blogcu bunu beğendi: