Cumartesi, Haziran 28, 2008

Pardus

bir kaç gündür ikinci pcde Pardus 'ün son sürümünü test ediyorum. gayet güzel başarılı bir işletim sistemi yapmışlar ancak bilindiği gibi program kurma ve kaldırma işlemleri ne kadar kolaylaştırılmışta olsa yinede zor. ama pcyi benim gibi sürekli yeni şeyleri test için kullanmıyorsanız pardus un son sürümünü tavbsin. siye ederim. kullanalım ki Pardus gelişsin. pcyi sadece kullananlar için Pardusu önerebilirim. çünkü herhangi bir program kaldırıp eklemenize gerek yok bütün programlar kullanabileceğiniz her şey sistem kurulumda size geliyor. Pardus ise tamamen Türkçe hatta şu anda kullandığım Firefox imla denetimi bile yapıyor... Daha neler neler yanda küçük bir masa üstü resmi verdim... kurun bence. şimdi birde mandrakeyi deniyeyim :) can sıkıntısı işte...

Etiketler: ,

Perşembe, Haziran 26, 2008

Türklerin gazı nasıl alınır?

Futbol ile çok alakası olan birisi değilim lakin bir erkek olarak ya da çevreden etkilenmelerle duyar, izler, bilir durumdaydım. Malum dünki Almanya malubiyeti son zamanlarda çokta konuşulan Milli Takım mucizelerinin sonu oldu. Gerçi maç başlamadan önce her ne kadar 3-2 lik bir skor vermiş ve tutturmuş olsam da iddia oynamamış olmanın burukluğu üzerimde. Evet belki Milli Takım bizi tek bayrak, tek düşünce altına topladı ama gündemi örtbas etmeden de başka bir işe yaramadı. Hal böyle olunca gelsin zamnlar gelsin falanlar gelsin filanlar durumundan kendimizi almaz olduk.
Çok şeyi abartıyoruz. Biz burada vatan millet sakarya modunda dolanırken futbolcuların aldığı paralar hiç te vatan millet sakarya üçlemesinin anlam ve önemine uymuyor. maç başı enaz 250 bin ytl artı bir jeep. Helal olsun mu diyelim? Diz bir hesapla aylık 1000 ytlkazancı olan bir kişi için bu 250 ay o da yaklaşık 21 sene demektir. Yani 1000 ytl maaşı olan bir insan için 21 sene çalışmadan yatarak geçimini idame ettirmesi demek.
Neyse sonuç olarak dünyayı durdurarak, herşeyi unutarak bir kupayı daha atlattık. Her sevinç sonrası zamanları kesemizde gördük o da ayrı bir konu.
Sağolsun çocuklar bizleri sevindirmedi de değil ancak Terim daha düzgün bir takım kadrosu oluştursaydı şu kupayı almak içten bile değildi...

Etiketler: , , , , ,

Salı, Haziran 24, 2008

A Walk to Remember

A Walk to Remember - Uzaktaki Anılar

Nicholas Sparks'ın aynı adlı romanından uyarlanan A Walk To Remember bize daha öncede blogda yazdığım 'ı hatırlatmıyor değil. Ancak Bu film 2002 yapımı yani, 'dan 4 yaş küçük. Konu olarak aynısını diyebilirim. Ancak burda milyoner delikanlımızın yerini sorumsuz bir delikanlı alıyor. Tipik Amerikan lise filmlerinin drametikleşmiş hali. Açıkçası film beni kadar etkilemedi, anlatım sürükleyici değildi başta ve dramatik öğler pek fazla kendini belli etmiyordu. Peki bu filmde ağlanmaz mı, elbetteki ağlanır lakin, bunda ağlayan da kahrından ölür sanırım. Konuyu yazmıyorum zaten diğeriyle aynı. İzleyip kıyaslamayı yapınız.ve görünüz ki uzak doğu sineması işin ehli...
Unutmadan başrollerde Shane West ve Mandy Moore var. Yönetmen ise Adam Shankman.

Etiketler: , , , , , ,

Nim's Island


Nim's Island

Hep büyük filmleri izleyecek değiliz ya, arada sıra çocuk filmlerini de izleyip çocukluğa dönmekte yarar var. Fantastik macera yapısına ait Nim's Island'ın başrollerinde Jodie Foster, Gerard Butler ve Abigail Breslin rol almakta. Fİlmin yönetmenliğini ise Jennifer Flackett ve Mark Levin paylaşmış.
Nim, efsanelere inanan, günlük hayatı kitaplardan öğrenen hayal gücü geniş, babası ile birlikte okyanusta bilinmeyen bir adada yaşayan küçük bir kızdır. Babası National Geographic yazarı aynı zamanda bir bilim adamıdır. Bir gün araştırma için okyanusa açılır ve aniden patlak veren fırtınada kaybolur. Nim adada yalnız kalmıştır ve sütüne üstlük ada insanar tarafından keşfedilmiştir. Onları kovmak ve babasını bulmak için hayranı olduğu yazar ve maceraperest olan Alex Rover'dan yardım ister. Oysa Alex Rover hite düşündüğü gibi bir kişi değildir ama adaya gelmiştir.
Eğlenceli İzleyebileceğiniz bir film.
www.nimsisland.com/
http://www.imdb.com/title/tt0410377/

Etiketler: , , , , , , , ,

Pazartesi, Haziran 23, 2008

The Oxford Murders


The Oxford Murders

Yönetmenliğini Álex de la Iglesia'ın (futbolcu adı gibi) yaptığı filmin başrollerinde John Hurt ve Elijah Wood var. Martin Oxforda öğrenimi ve hayranı olduğu Arthur Seldom'dan ders almaya gelmiştir. Martin'in dünya mantık şampiyonu olması sebebiyle herşey mantıksal ve sayısal bir düzene göre planlanmış olduğunu savunmaktadır. Ancak evrafında işlenen bir kaç cinayet ve yaşadığı karmaşık ilişkiler düşüncelerinden onu vazgeçirecektir ve bulması gereken bir katil vardır. Yavaş temposuyla bilimsel faktörlere değinmiş bir film meraklısına duyrulur...

Etiketler: , , , , ,

Cloverfield - Canavar

Cloverfield- Canavar
İlk filmimiz Cloverfield - Canavar. Cuma akşamlarının korku filmleri günü olduğu taa TRT'den kalmıştır ya beynimize bu gidişatın bir ürünü bu... Öncelikle filmin genel tanıtımıyla başlayalım...

New York’taki bir barda kulakları sağır eden bir gürültü duyulur, bardaki kargaşa sırasında davetliler merdivenden aşağıya kaçmaya çalışırken New York caddelerini alev alev yanan yıkıntı ve enkazlar kaplar. Ardından Manhattan tarafında şiddetli bir patlama olur, Özgürlük Heykelinin kafası tıpkı dev bir top güllesi gibi caddeye çarpar. New York’a düzenlenen bir canavar saldırısına tanıklık eden insanların öyküsü.
Fİlmimiz şöyle bir uyarıyla başlıyor. Bu film falanca parkta bulunmuş bir kameranın içindki sd karttan çıkmıştır" tam çeviri değil tabiki aklımda kalanlar. New York şehri bir saldırıya uğramıştır kimden neden geldiği belli olmayan bir yaratık tarafından. Filmi kayda alanlar aslında arkadaşlarının Japonyaya taşınması vesilesi ile son bir kutlama yapmaya çalışan kişilerdir. Parti sırasında bir gürültü patlak verir ve heryer yıkılmaya başlar sonrası ise bir kaçışın hikayesidir. Filmi ilginç kılan şey belli bir montaşın olmamaış olmasıdır (elbette var) yani olan biten bize elimize alğılımız bir handcamla çekiliş gibi. Bu hususta hareketli görüntülere tahammülünüz yoksa başınız dönüp mideniz bulanabilir. Yönetmeneni ilkkey duydum daha inceleri dizilerde görev almış. Dekoru kurduğunuzda yönetmene gerek var mı diye sorabilirsiniz ama yorum yapmıyorum izleyin görün işte imdb linkli yönetmen ve oyuncu listesi...

Etiketler: , , , , ,

eski şarkılar...

Sabah kahvaltıdan sonra kendi yerime gitmeden (ofis) önce arkadaşın yanına uğradım (benim odanın yanı). Eskilerden müzikler açmış dinliyordu. eski dediğim çokta eski değil en fazla 10 sene hani o okul dönemlerine ait olanlardan... yanına oturdum sessizce dinledim... o dünemde çıkan her şarkının ne kadar da anlamı, hatırası varmış üzerimde... sürekli birşeyler hatırlayıp durdum.
düşünüyorum da artık şarkılar o kadar iz bırakmıyor hayatımda. acaba bırakacak şarkı mı yok, yapılacak iz mi? yoksa zaman geçtikçe daha mı bilinçli oluyoruz...
üç gündür filmlere ara verdim... bu akşam artık 3 film birden yaparım :)

Etiketler: ,

Perşembe, Haziran 19, 2008

Savage Grace - Vahşi Zarafet

Savage Grace
Natalie Robins'in aynı adlı romanından uyarlanan film Tom Kalin imzasını taşımakta. Başrollerinde ise Julianne Moore, Stephen Dillane ve Eddie Redmayne bulunmakta. Film uzun zanadır izlenecekler listemde ertelemelere kalıyordu ve geçen gün izlenme şerefine kavuştu. julianne Moore hayranı olan ben nasıl oldu da filmi bu kadar erteleyebildim bilemiyorum. Peki film bende ne gibi etkiler bıraktı pek emin değilim ama izlenenler arasında yerini aldı.
Öncelikle filmin standart tanıtımına yer verelim...

Kızıl saçlı, alımlı ve karizmatikbu kadın, kocasının şaşaalı ve asil hayatına hiçbir zaman tam olarak uyum sağlayamamıştır. Aralarındaki bu dengesizliğe bir de çocuk sahibi olmaları eklenince ilişkileri iyiden iyiye sarsılır. Oğulları Tony (Eddie Redmaine), babasının gözüne girmeyi hiçbir zaman başaramamıştır. Babasıyla arasındaki aşılmaz mesafe, Tony’yi gittikçe annesine yaklaştırır. Bu yakınlaşma aynı zamanda bir trajedinin de doğuşu olacaktır. Bu aile trajedisinin yanı sıra Baekeland’ların “parıldayan” yaşamları ardındaki toplumsal farklara da şahit oluyoruz. “Vahşi Zarafet”, bir ailenin yükselişi ve dibe vuruşunu arka planına New York, Paris, Cadaques, Mallorca ve Londra gibi efsane güzellikteki mekanları alarak anlatmaktadır.
Bu evli iki kişinin neden anlaşamadıkları konusunda filmi izlerken pek bir kanıya varamıyoruz lakin problemin kadından kaynaklandığı gayet açık. Kendini kocasının çevresine yakın tutmak için sürekli yemekler partiler verme gibi bir durum söz konusu ve bununla başlayan inişler çıkışlar. Çocuğun büyümesiyle babası kendisini birazdaha dışa çeker. Bu sırada çocuk büyümüş ve 18 yaşlarına gelmiştir. Cinsel tercihi konusunda bir tercih yapmamıştır. Erkek bir sevgilisi vardır aynı zamanda bir kız sevgili daha bulmuştur ama onunla ilişkisi kısa sürmüş üstüne üstlüm babası kız arkadaşı ile kaçmış ve birlikte yaşamaya başlamışlardır. Girdiği bunlaım sonucu erkek arkadaşını da kovmuştur. Sonuç olarak annesi ile başbaşa kalır. Bir çok şehir değiştirirler. Ancak değiştirilern her şehirde ikisi de yalnızdır ve ve annesi onu tam bir erkek yapmak için uğraşmaktadır... Birbirlerini keşfetmelerine bir dostları yardımcı olur.
İlginç konusuyla izlenebilecek bir film. Ancak izlerken filmde birşeylerin eksik olduğunu görebiliyorsunuz. Yönetmenin anlatımı biraz havada kalmış...

Etiketler: , , , , , , , ,

Çarşamba, Haziran 18, 2008

10,000 BC

Efendim Amerikan seinemasına bir giriş yapmıştık ama bağımsız filmleri pekte amerikancıl bulmadığımız için üzerine düşmemiştik. şimdi ise sırada tam bir amerikan filmi var...

10,000 BC

The Day After Tomorrow, The Thirteenth Floor, Godzilla,"The Visitor", Independence Day gibi bir çok filmin yönetmenliğini ve yardımcı yönetmenliğini yapmış bir isim olan Roland Emmerich bu kez 10,000 BC ile karşımıza çıkıyor. Filmi masaya yatırırsak Braveheart ve devşirmelerinde göreceğimiz bir konuya sahip film. Uzak bir dağ kabilesinde, genç avcı D’Leh farklı bir kabileden olan anak onun kabilesinde büyüyen mavi gözlü bir kıza aşık olmuştur. Kabile yaşlısının kehanetine göre bu kız (Evolet) bir şekilde kabilenin idamesinde yardımcı olacaktır. Bir gün gizemli bir savaşçı grup, köyünü yağmalayıp, Evolet’i kaçırınca, D’Leh sevdiği kadını kurtarmak için savaşçıların peşinden dünyanın öbür ucuna kadar gitmek zorunda kalır. Yol üzerinde bu grup tarafından yağmalanıp insanları kaçırılan bir kaç kabile daha bulur ve oradan da savaşçıları alarak kölelerin özgürlüğü için savaşır. Gittikleri yer ise yeni inşa aşamasında pramitleri olan (muhtemelen mısır) bir yerdir ve bağımsızlık savaşı böylece başlar.
Filmi ilginç kılan şey ise konudaşlarından farklı olarak hem insanlarla hemde o dünemde yer alan hayvanlarla savaşmalarıdır. Vaktin nasıl geçtiğini anlayamayacağınız sıkıntılık zamanların filmi...
http://www.imdb.com/title/tt0443649/
http://www.sinemalar.com/film/879/MO-10000/
www.10000bcmovie.com/

Etiketler: , , , ,

nefret ediyorum...

sıkılmaya başldım. son zamanlarda herşeyden. güneşin doğmasından, batmasından, sabah erken kalkmaktan, gece geç yatmaktan. yemekten, içmekten, sıçmaktan, konumaktan, gülmekten, ağlamaktan. gözlerim sürekli yanıyor açtığımda da kapattığığımda da. yazı sevmiyorum. Milli takımın tur atlaması sikimde bile değil. Şu şartlarda bir maçta yarım hayatımı idame ettirecek para alıyor herifler. kıskanmaktanda nefret ediyorum. denizden de mesela, her çarpışı çişimi getiriyor. beşiktaşın orta yeri olmasa çıkarıp ona karşı işemek istiyorum ama etrafta insanlar var. insanlardan da nefret ediyorum. sevgililerden, sevgisizlerden, televizyonda ahkam kesip, siyaseti it dalaşına çevirenlerden. salaklardan, aptallardan, rüzgardan, dün gece beni ishal eden vantilatörden...
hemde hepsinden...

Etiketler: ,

Salı, Haziran 17, 2008

Lars and the Real Girl

yorucu bir gündü arabanın içinde bir ordan bir buraya gitmekten pestilim çıktı. neyse bu günkü filmimiz aşağıda;

Lars and the Real Girl

2007 yılı bağımsız bir film olan Lars and The real Girlün yönetmenliğini Craig Gillespie yapmış. Oyuncular ise, Ryan Gosling, Emily Mortimer, Paul Schneider.
Filmi aslında bir komedi filmi diye izlemiştim, yani oturup izleme amacım keyifli gülümseyen bir yüz görmekti suratımda. keyifli bir film değilmiydi elbette ki keyifliydi ama gülümsettiğini söyleyemem. Filmi kısaca özetlersek, Lars, kendisine ait evin garajıbda yaşayan asosyal biridir. Yengesinin ve abisinin bütün çabalarına rağmen insan içine çıkmaktan çekinir, iş yerinde kimseyle doğru dürüst muhattap olmaz ve insanların kendisine dokunmasına izin vermez. İnsanlar ona dokunduğunda büyük bir acı hisseder. Bir gün Lars abisinin evinin kapısını çalar ve bir bayan misafiri olduğunu, bu bayanın tutucu olduğunu onlarda kalıp kalamayacağını sorar. Kardeşi ve yengesi memnuniyetle kabul eder. Ancak eve gelen bir insan değil, silikon bir bebektir ve Lars onu herkese sevgilisi olarak tanıştırır... Kasaba Lars'a yardımcı olmak için bu silikon bebeğe gerçek sosyal bir insan muhamelesi yapar. Bebeğin bu sosyal hayatı Lars'ı etkilemeye başlamıştır ve bir süre sonra aralarında (!) kavgalar başlar.
İzlenilmesi gereken küçük bir kasaba filmi...
http://www.larsandtherealgirl-themovie.com/
http://www.imdb.com/title/tt0805564/

Etiketler: , , , , ,

Pazartesi, Haziran 16, 2008

Arizona Dream

Her güne bir film kuşağında sürekli niyetlenip bir şekilde yarım kalan filmlerim arasından (ki onlarca var) seçtiğim Arizona Dream var. Bu film de nasıl tanıtılır, özetlenirse?

Arizona Dream

Yönetmeninden tutunda, oyuncularına, müzikleri yapana kadar her birinin mükemmel olduğunu düşünün. İşte bu filmlerden birisi Arizona Dream. Emir Kusturica yazmış (başkaları da var) yönetmiş, başrollerde ise şu şatafatlı kadro var. Johnny Depp, Jerry Lewis, Faye Dunaway, Lili Taylor vs. vs. Filmin müziklerini ise her zaman olduğu gibi Goran Bregovic yapmış.
Konuyu kısaca özetlersek (öncelikle bakayım başla siteler ne demiş aklıma yatan bulursam çalarım:) ) ;
Ünlü Yugoslav yönetmen Emir Kustirca'nin ülkesinde savaş en kanlı dönemindeyken Amerika'da çektiği, bu yüzden büyük tepki toplayan "Arizona Rüyası" filmi, oldukça uçuk ve kimi zaman da kontrolsüz bir yapım. Hayalleri olan ve balıklarla diyalog kurmaktan hoşlanan genç Axel (Johnny Depp) , bir akrabasının (Jerry Lewis) kendisine önerdiği iş için Arizona'ya gidiyor ve burada iki kadınla tanışıyor. Elanie (Faye Dunaway) ne yapacağı belli olmayan, yarı-deli ve güzel bir kadın. Kızı Grace (Lili Taylor) ise daha mantıklı gibi gözükse de sürekli intiharı düşünüyor ve gerçek anlamda mutsuz. Zaman geçtikçe Elanie'den uzaklaşan ve Grace'le yakınlaşan Axel'in en büyük hayali ise 'uçmak'... Aya doğru yol alan ambulanslar, uçan sandalyeler ve çölde yaşayan balıklar gibi çarpıcı ve fantastik imgelerle süslü "Arizona Rüyası", yönetmenin en apolitik ve çılgın filmlerinden. sinema.com

düşlerin insan hayatındaki önemini ve değerini en başarılı şekilde işleyen, hayat denen çıkmazda ne yapmakta olduğunuzu ve ne yapmak istediğinizi bir kez daha hatırlatan, istediğinizi yapıyor olsanız da her şeyin saniyeler içerisinde yitebileceğini kafaya dank ettiren, izlerken lili taylor'a aşık olmamanın çok zor olduğu, dünyanın en güzel intihar girişimi ve intihar sahnesini en uygun müzikle sunan nefis film . . . bir defa izledikten sonra özleyip tekrar izleme isteği doğuran ender filmlerden . . . tüm filmlerin üstüne koyuyorum, aynen lithium her zaman dünyanın en güzel şarkısı olacağı gibi, bu da dünyanın en güzel filmi olacak, bence . . .
ha, bu arada:
aşkın bundan daha tehlikeli olduğu da görüldü; {iki}sinden sadece biri tarafınca görülmüş/görülmekte olsa da . . . hayat ve gerçek deneyimler tüm filmlerden daha etkili ve acıdır . . . önemli olan bakmak istemektir . . .(bona fide, 20.09.2001 23:07 ~ 26.09.2001 00:13)
#671533
eksisozluk

Etiketler: , , , , , , ,

Telkin

Efendim vakti zamanında parapsikoloji ile içli dışlı iken telkin hakkında bir çok şey okumuştum. bunun en geçerlisi ve önemlisi insanın kendi kendini telkin etmesidir ki bu bazı durumlarda zor olmaktadır. Ancak yaşadığımız dünya düzeninde diğer insanlar bu telkinleri dile getirip alıp cdye çevirmiş bir nevi ürünün karşılığını da güzel de para kazanmıştır. elbetteki bu değil konu...
internet sitelerini dolaşırken Hayatım Değişti diye bir site buldum. Sitede telkin müzikleri ve gerekli açıklamalar bulunmakta. Ben de hemen indirdim ve dinlemeye koyuldum bakalım iki üç hafta içerisinde bende nasıl değişiklikler olacak. Buradan hep beraber göreceğiz. :) Sizde bir uğrayın derim ben...

Etiketler: ,

Pazar, Haziran 15, 2008

Baekmanjangja-ui cheot-sarang (A Millionaires First Love)

Oturup izlemekten başka bir çare yok. Hele hafta sonları yapacakta birşey olmadığından filmler film üzerine eklenip duruyor. Günün özetini yaparsam 1 de kalk, kahvaltı esnasında bir film izle, daha sonra evi temizle bir film izle. çamaşırları yıka bir film izle, onları as ve topla izle. gece uyuyana kadar yine izle... kaç tane oldu?

Baekmanjangja-ui cheot-sarang (A Millionaires First Love)

Yine bir uzakdoğu filmi. Sanırım yine uzakdoğu filmleri krizim tuttu. 2006 Güney Kore yapımı bu duygusal fim konu olarak Türk filmlerini aratmasa da gerçekten güzel çekilmiş ve oynanmış bir filşm olma özelliğine sahip. Film sıkmadan akıp giderken eğleniyorsunuz, ancak delikanlıyı bvozar ama o kadar sıkmalara rağmen iki damla yaş gözlerinizden süzülmüyor değil yani... Kısaca konusuna gelirsek;
Kang Jae-kyung annesi ve babası küçükken ölmüş zengin bir yetimdir. 18 yaşında ona kalan mirası alabilmesi için fakir bir köyde liseden mezun olması ve bası tercihler yapması gerekmektedir ki bu onun için pek te kolay olmaz. Tabiri caizse Kang Jae-kyung şımarıklığın bokunu çıkarmış bir durumdadır. Mirası alabilmek için zor da olsa buna katlanır. Daha önce otelinde gördüğü ve tartıştığı Choi Eun-hwan ile bu köyde yine karşılaşır ve aralarında bir aşk başlar. Artık Kang Jae-kyung başka birine dönüşmüştür. Mezuniyet için bir tiyatro oyunu hazırlarlar. Kang Jae-kyung her nekadar buna karşı çıksa da mezun olmak için oynamak zorundadır. Kang Jae-kyung yavaşça Choi Eun-hwan aşık olmaya başlar ancak Choi Eun-hwan'ın ölümcül bir hastalığı vardır ve kurtulması imkansızdır.
Böyle duygusal şeyleri yazarken zorluk çekiyorum ancak yönetmenin (Tae-gyun Kim) güzel anlatımı ve karaleri insanı etkilemeden geçmiyor.
Filmden bir kaç laf alıntısı...
-Sebebini bilmesem de seni çok seviyor ve özlüyorum.
-Yağmur yağıyor.Ama bu yağmur kalbimin sana duyduğu ateşi söndüremiyor.
-Bir evi bir saat gözlersen röntgenci damgası yersin.Bunu senin için tam iki kez yaptım.Haydi, rüyalarımda beni takip etmeyi bırak.Seninle birlikte olmak, gecelerin gündüze dönmesi gibi.Şimdi artık gözlerim kapalıyken de görebileceğime inanıyorum.
http://www.imdb.com/title/tt0757157/

Etiketler: , , , , , ,

parmaklarımda annemin peynirinin kokusu ve ellerimde mululuğu arayanların sıcak çığlıkları. bu gün işte bu saatte belkide yirmi dakika önece belki dahası da var. gözlerim bulutlarda. sana uzanmış beklemekte. şimdi harfler yer değişmişken uzaklarda... tenini hiddetmek istiyorum. rüyalaımın ulaşabileceği yerlere kadar. kelimeler dilimde dolnıp elllerimle hayat bulmaya çalışırken biliyorum okuyoredun. bu aksan cmleler haytatına bir zebani gibi çöküyor. bilinçsizliğin bir korku gibi üzerine çöküyor. çok film izledimve artık herşeyi bilyorum. çantalı bir kız çocuğu olaraj gelebilirsin yadfa çemceri geçemeyen bir cin gibi. kulağıum sende benliğim bedenim. kimseye söylemediğin takdirde. ahtapot bizi alana kadar... beklemek ölmek zulm içinde.... ve rüyalar gerçek olmadan herbiri...

Etiketler:

Cumartesi, Haziran 14, 2008

Suay Laak Sai (Sick Nurses), Kataude mashin gâru (The Machine Girl)

Yalnız bu hayat çekilmiyor, çekilse de bu saıcakta sulanmış cıvıklıktan farklı olmuyor zaten... Neyse, aldığım duyumlara göre dışarısı çok sıcak bu sıcakta sulanmış beynimi rafadan konuma getirmek için güneş sıcağına ihtiyacım yok hal böyleyken film izlemeye devam... Hava biraz serinleyince Söyle bir sahil turu iyi olur o arada ev işleri de biter sanırım...
Bu yazı da iki adet uzak doğu filmi var... Buyurun;

Suay Laak Sai -Sick Nurses

İlk filmimiz Tayland yapımı yönetmen koltuğunda Piraphan Laoyont Thodsapol Siriwiwat'ın oturduğu 2007 yapımı bir film. Fİlm her nekadar korku statüsünde yer alsa da ben bu konuda aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Bilinen kesme doğrama görüntüleri insanları pek zorlamıyor. (yoksa ben de mi bağımlılık yaptı ne?) KOnu olarak ilginç diyebilirim. Kısaca özetlersek, Hastanenin damızlık doktorunun bütün hemşireler peşindedir. Birisiyle tam evlenecekken doktorun da isteğiyle bu hemşire diğerleri tarafından öldürülür. Ama efsaneye göre öldürülen kişi 10 gün içersinde sevdiğini görmeye gelir ve 10 gün sonunda bizim ölümüz intikamı için geri dönecektir. Filmde küçük bir özellik var bunu burada söylemem filmi izleyecekler için hayal kırıklığı olabilir... Hım... ama düşündüm de kimse izlemeyecektir. Efendim aslında ölen hamşiremiz eskiden doktorumuzla ilişkisi olan bir erkek. Bu hemşiremiz doktorumuzla evlenmek ister ancak doktorumuz bir kadınla evlenmek istediğini bunun olamayacağını öğrenince ameliyat olur... İşte böyle... Yanlız şunu söyleyebilirim hemşireler erkekler ve lezbiyenler için gerçekten güzel bir uzakdoğu göz ziyafeti çektiriyor... (Pardon korkmamız lazımdı...)
http://www.imdb.com/title/tt1058008/
http://www.asianpopcorn.com/default.asp?display=746

Kataude mashin gâru - The Machine Girl

İkinci filmimiz Japon ve ABD yapımı ortak bir film. Ortaklığı anlamadım ama film aşırı derecede absürd. Eğer film Japon yapımı olmasaydı Çin Tarantino filmlerinin de uzunu yapmış diyebilirdim. Bol kanlı ve eğlenceli bir film. Yöneten ve yazan Noboru Iguchi.
Başrol kızımızın ailesi katildir ve bu sebepten dolayı toplumdan dışlanmışlardır. Birgün erkek kardeşi, zengin çocukları tarafından özdürülür ve kızımız da itikam için geri döner. İzleyiniz Eğlenceli bir film...
http://www.imdb.com/title/tt1050160/

Etiketler: , , , , , , , ,

Sight - Görüş

efendim malum sıcaklar şehir üzerine çököp iki gram beynimizin düşünme katsayısını düşürmeye başlayıp şu blog denen yere de yazacak birşeyler bulamıyorken, en iyi işin film izlemek, kitap okumak olduğu kanısındayım. e hal böyleyken izlenenleri ve okunanları paylaşmamak olmaz yoksa aksi takdirde önümüzdeki aylara blogda uzun boşluklar bir araya gelerek sonraki aylar üçün soru işaretlerine sebep olabilir. bir hayli defresif buloğun şu andan itibaren deprefisliğinin yanı sıra (sürekli depresif olan bir insan diğer kişiler tarafından sürekli normalmiş gibi gözükebiliyor) filmlerede ağırlık vermesine karar verdim. on senelik bir kısa filmci oalrak (nerde filmlerin diye sorabilirsiniz) uzun filmleri es geçmek olmazdı. ve şimdi gözlerimin ıslaklığıyla bitirdiğim bir filmi size takdim etmekten gurur duyuyorum. yalnız filmler hakkında sadece tanıtım ve özet geçeceğim yoruma girersem sanırım çıkamam.. salıcakla...

Sight - Görüş
Film 2008 yapımı olmakla beraber yönetmenliğini
Adam Ahlbrandt'ın yaptığı başrollerinde ise Clayton Haske ve Allison Persaud oynadığı bir film karşımızda. Yönetmen Ahlbrand alışılmışın dışında bir gerilim filmiyle karşımıza gelmeye çalışmış e bunda başarılı olmuşta. Gerek çekim tekniği giğer korku/gerilim türlerinden farklı. Ancak senaryo sürekli bir süprizin müjdesini vererek bizi bilinen geilim kokusundan uzaklaştımakta. Hal böyle olunca belki korku severleri tatmin etmeyecek ama değişik birşeyler izletecek bir film çıkmış ortaya...
Filmin kısaca konusuna değinirsek;
Jeffrey çocukluğundan beri ölüleri gören bir gençtir. Birgün Dana ile tanışır. Dana da aynı özelliklere sahiptir. Bir gün Paul'den kaçan Dana, Jeffrey 'e sığınır ancak tam uykusunun en tatlı yerinde evi basan Paul, Jeffrey'i hastanelik eder ve Jeffrey hastaneden çıktığında polis tarafından bir türlü bulunamayan Jefrey'i aramaya başlar...
Değişik karelerden hoşlananların izleyebileceği bir film. Lakin filmden çok şey beklemeyin...
http://www.imdb.com/title/tt1220903/

Etiketler: , , , ,

Perşembe, Haziran 12, 2008

göbeğimin iktidardaki baskısı ve sürekli genişleyen sınırlarına dur diyebilmek için hafta başından beri karşı atapa geçtim.. şu an için sadece sporla yetinen ben inşallah yakında rejime de başlayacağım... yemek yememek problem değil önemli olan aburcuburlardan vargeçmek :s sonum hayrola...

Etiketler:

Çarşamba, Haziran 11, 2008

Seksin Yararları

Bloğu açmış kara kara ne yazayım diye düşünüp birşey bulamadıktan sonra, siteleri dolaşırken mynette gördüğüm bir başlığı buraya ekliyorum.
e malum yaz hormonlar tavan yapmış, toplumsal sevişme faaliyetlerinin artışında bizim de bir katkımız olsun... Özgün linki bu ama siteyede göz atın. gerçi bayanlar için ama erkeklerde bilmemi di mi? herkes bilsin...
http://ivillage.mynet.com/ cinsellik/96-orgazm /2930-seksin-yararlari
  1. Seks bir güzellik tedavisidir. Bilimsel araştırmaların gösterdiği gibi, kadınlar seks yaptığı zaman büyük miktarda saçları parlaklaştırıp deriyi yumuşatan östrojen hormonu üretmektedir.

  2. Yumuşak, gevşemiş halde sevişmek dermatitis, derinin tahriş olması ve deri lekelerinden muzdarip olma ihtimalini azaltmaktadır. Üretilen ter derideki gözenekleri temizlemekte ve derinize parlaklık kazandırmaktadır.

  3. Sevişmek o romantik akşam yemeğinde edindiğiniz kalorileri yakabilir.

  4. Seks yapabileceğiniz en güvenli sporlardandır. Neredeyse vücuttaki her adeleyi çalıştırıp güçlendirir. 20 tur yüzmekten daha eğlencelidir ve palet takmanız gerekmez!

  5. Seks hafif depresyon için anında etkili olan bir tedavidir. Kan akımına endorfinlerin salgılanmasını sağlar ve bu sayede şevk hissi üretir ve kendinizi iyi hissetmenizi sağlar.

  6. Ne kadar seks yaparsanız, o kadar seks önerisiyle karşılaşırsınız. Cinsel açıdan aktif vücut daha fazla miktarda feromon denilen kimyasallardan salgılar. Bu latif seks parfümü diğer cinsi delirtir!

  7. Seks dünyadaki en güvenli sakinleştiricidir.

  8. Seks başağrılarını gerçekten geçirmektedir. Bir sevişme süreci beyindeki kan damarlarını daraltan gerilimleri gevşetebilir.

  9. Bol bol sevişmek tıkanık burunları açar. Seks doğal bir antihistamindir. Astma ve alerjiyle mücadeleyi destekler.

Etiketler: , ,

Pazartesi, Haziran 09, 2008

gidebilirm. hemen şimdi. sesimin kesikliği ardına sığınarak hiçbir şey söylemeden. yalın ayak. izlerimi, gidenlerin en ustası, bir rüzgarla süpürerek. sessizce habersizce. içimde bıraktığım derin bir acıyla, sadece bedenimi alarak.
gidebilirim. itaatkar bedenlerin huzurunda diz çokmeden. kanıma bulanan virüslerin hazzına vararak. uzaklaşarak, kaçarak... belki de parçalanmış vücutları yanıma alarak...

Etiketler: ,

Pazar, Haziran 08, 2008

sadece yazabilmek için insanları hayatından çıkarmak!
ne acı...
ne gerçek...

Etiketler: ,

Cuma, Haziran 06, 2008

hızlı bir haftaydı. sistem bakımları yapıldı yine sevigli(!) şirketimi kâra geçirecek uyarlamalar dönüşümler yapmaktan alıkoyamadım kendimi. lanet olsun içimdeki araştırmacı kişiliğe... :)
neyse...
bunu girdiyi yazmaya başladım arada yemeğe gittim üzeirme yemek döktüm üstümedekini yıkadım çatıya astım kurudu... baya ilginç bir gün oluyor... neyse yeter bu kadar aslında bişiler daha yazacaktım ama unuttum çok ara verdik...
bir de maaş maceram bu ay yine kendini tekrarladı.. bu kez de yarısını aldık ben de yarım gün çalışmaya başladım artık :) yeri kalanı sohbet şamata.. iş değiştirmeliiym sanırım....

Çarşamba, Haziran 04, 2008

Onunla ilgili tüm okuduğum kitaplar bahara denk geldi. Güneşin yeryüzüne yeni düşmeye başladığı, kuşların toplu bir halde şehre geldiği ve ağaçlatın yeni filizlerinin yaprakların yaydığı o mutlak neşe kaynağı koku... Şehrin dirilişinin anımsatan, hayatın manasını insan bünyesinde betimleten, kışın şiddetle hiddetli havasından sıyırtan bahar günlerine. Bir sonraki kışa hepsi unutulur, tekrar okunana kadar hatırlanmazdı.

Kışlar hayatımda bu kitaplarla orantılı olarak o kadar kurgusal geçerdi ki, okuduğum bu kitapların etkisinde kaldığım telkinini kendime verirdim hep. Bazen nefesimin bile ağzımdan çıkar çıkmaz donacağını düşündüğüm havalarda, bazen ise bembeyaz orman alanında ağaçlardan düşen kar tanelerinin oluşturduğu seste; kışın soğuk sert rüzgarının ağaçların donmuş dallarını birbirine vurduğunda, uzaktan gelen seslerin hep okuduğum o romanların bilinç altımdaki yansıması olduğuna inanırdım hep. Şimdi ise bu konu hakkındaki düşüncelerimi içeren beynimin küçücük olduğunu düşündüğüm bölgesi bomboş durumda. Biliyorum ki o hücrelerim ölseler de bütün bildiklerimi unutmuş olacaktım ancak şimdi kimsenin bilmediği şeyleri bilmem ya bildiğimi zannetmem, beynimde yer eden büyük boşluklara tekabül ediyor.

Etiketler:

Salı, Haziran 03, 2008

Alex Proyas Spineless Short Film

Burada yazmaya başladığımda ilk yazılarımdan birisi Alex Proyas yazısı olmuştu. (www.kisiseldepresyonanlari.com/ 2006/11/alex- proyas.html )Bu yazı da Proyas'ın offical sitesi olan www.mysteryclock.com'a da link vermiştim. Ama ne var ne yok diye siteyi tekrar ziyaret ettiğimde siitenin açılmadığını gördüm ve üzüldüm açıkşası. Bende elimde bulunan Proyas kısa film cdsini çıkardım ve bir filmi burada paylaşmaya karar verdim... Spineless...
İyi seyirler...

Alex Proyas Spineless

Etiketler: , , ,

Pazartesi, Haziran 02, 2008

Battle for Haditha (Hadisa İçin Savaş)

Uzun zamandır izlenme listemde olan ve bir savaş filmi olduğu için sonralara attığım bu film gerçekte diğer savaş filmlerinden farkli bir özellikte. Film Türkiye'de ilk kez 27. Uluslararası İstanbul Fİlm Festivalinde gösterilmiş. İzlemenizi şiddetle tavsite ettiğim bir film...

Popüler belgeselleriyle tanınan İngiliz yönetmenin, The Times tarafından ?Irak?ın Apocalypse Now / Kıyamet?i olarak tarif edilen son filmi Hadisa İçin Savaş?ın oyuncukadrosunda, eski Amerikan deniz komandoları ve Ürdün?de yaşayan Iraklı mülteciler yer alıyor. Bu tartışmalar yaratan ve alışılmışın dışına çıkanbelgesel-dram, Amerikalı komandoların öldürülen arkadaşlarına karşılık Bağdat?ın kuzeybatısında küçük bir kasaba olan Hadisa?da, aralarında kadın ve çocukların dabulunduğu yirmi dört sivili katlettikleri Kasım 2005 olaylarını yeniden canlandırıyor. Film, kaba hatlarıyla yazılmış bir senaryoyla çekilmiş, oyuncular çoğunlukladoğaçlama yapmışlar ve kırk dakikalık yas sahnesi tek seferde çekilmiş.

Yönetmen
Nick Broomfield
Oyuncular
Elliot Ruiz, Falah Abraheem Flayeh, Yasmine Hanani

İngiltere, 2007
35 mm / Renkli / 93
İngilizce-Arapça
http://www.surreal-films.com/haditha/

Etiketler: , ,

Pazar, Haziran 01, 2008

birazdan gün ağaracak. gün geçtikçe bostan korkuluğuna benzeyen bedenim, günün ilk ışıklarıyla birlikte boğazın serin sularında eşsiz bir yansımanın son karesi olarak kalacak. biliyorum zaman ilerledikçe içimde sindirdiğim duyguların, tek kelimesine bile inanmayarak ettiğim sözlerin, daha hatırlayamadığım nice yüzlerin acısını gömecek bedenime. umutsuzca gözlerimden akan bu gözyaşları, balıkların sırtlarının gözlerime yansıması dışında.
size karşı bende suçluyum, ben de mahcubum damı onarılmamış evin dibinde ki izmaritlerin yanında... susalım. herşeyi bilmemek en iyisi bazen, yada bilip konuşmamak. şimdi uzaklardan gelen rüzgar senin kadar uzak değil eminim bana.
şimdi içimde bir acıma hissi, son kez kendimle olan savaşımın galibini belirleme vakti. insanlar olmasa ne kadar özgürsünüz balıklar bir büyüğünüz gelene kadar. benim için nefes alın, ben de sizin için suyu çekeceğim ciğlerlerime ve sadece üşürken moraracak bedenim...

Etiketler: