Çarşamba, Nisan 30, 2008

ne kadar oldu? üç gün, beş gün, bir hafta, bir ay... birimle ölçemesem de uzun olduğu kesin. taşlaşan vücudumun derinlik halkalarının sayılabilir kıvamda, hapşurduğumda bile bedenimden kopan uzuvlarımın acısını hisssedemez durumdayım. nefes almak yııkıma uğramış hayaller arasında ümitlenmeye eş değer... herşeyim susuyor, o çok konuşmayı seven, konuştuklarını kendine saklayan beynim bile.
ne kadar zor... beynin kilitlenmeye başladığında vücüdunu açamamak...
ahh...
olmuyor
bok gibi
neyse sitir et...

Etiketler:

Salı, Nisan 29, 2008

havalara endeksli yaşamak...

sürekli dışarıya çıkmadığım için havanın nasıl olduğu beni pek ilgilendirmiyor lakin sağlık durumumla çok yakından alakalı. Havaların değişim göstermesi sağlığımın da değişim göstermesiyle alakalı. gelen soğuk hava kütlesi bünyemde kırılmalara sebebiyet verirken bünyemde ağır uyku sendromlarına sebebiyet vermeye başladı. dün gece kafamı kaldıramadım. sanırım bedenim kışa girdiğimizi düşünüyor. dun başlayan baş ağrım henüz etkisini geçirmiş değil. gözlerim de aynı derecede. lakin boş olan kafamda ağrıtacak nere bulabiliyor helal olsun...

Pazartesi, Nisan 28, 2008

ne hafta sonuydu ama...

aslında bir konserler silsilesinin beni beklediğini bilmiyorudum. bileti görünce anathema ve haggard konserinin ayrı günler olduğunu öğrendim aslında aynı gün olmasına anlamda verememişştim ama tembel vücudum iki günü kaldırmakta zorlanmadı.

cuma günü anathemayla başladık serüvene. beklediğim kadar dolu değildi salon. zaten izleyicide çok iyi değildi klasik müzik konseri izler gibi anathema konseri izledik. ama her zaman olduğu gibi anathema sahnede devleşti izleyici iletişimyle yine bir klasiği gerçekleştirdi. aslında anathema bu konserle stratejik bir hata yaptı. bir önceki konser üzeirnden yaklaşık altı ay geçmişken yeni bir konser vermesi izleyicinin azalmasına sebebiyet verdi haliyle. aslında grubu seyirciden hoşnut görmedim pek umarım bu seyirciye aldanıp gelmemezlik etmezler... yaşlanmışım sanırım, yada şişmekte olan göbeğimi yaşıyamıyorum konser salonuna dokuzda gitmeme rağmen konserin bitiş saatine kadar ayakta durmam çok yordu beni eh bir de bunun ertesi günü haggard konseri vardı...
bende bir iki fotoğraf çektim konserde ama telefondan pcye aktaramadım. ama gezinirken şurada çekilmiş fotoğrafları buldum...

cumartesi de haddard konserindeydim. haggard için de iyi performans sergiledi diyebilirdim lakin ses sisteminin bozukluğunu saymazsak. tabiki grup üyeleri de bundan rahatsız olup parçaları yarıda kesmediler değil. efendim zar zor 15 kişilik grup yeni melek sahnesine sıkışmaya çalıştılar. aslında konser beklediğimden de kalabalıktı. senfonik metal olunca dinleyicierin yaş ortalamasıda elfetteki anathemaya göre artış gösterdi. geceyenin en kötü olayı ise dandik ses sistemiydi. her defasında yeni melekte karşılaşılan bu olaya acaba yeni melek yönetimi bir derman aramayı düşünmüyor mu?
konser resimler burada (yine aynı kişiden). ve ses sistemi dandiklik silsilesini dösteren videoları da eklemiş aynı arkadaş, onlar da burada.... aynen şöyle bir alıntı yapayım ekşi sözlükten..
(nacizane dandik kameram ile cekilen goruntulere gore) guzelim sarki yeni melek'in dandik ses sistemi yuzunden iste boyle kesildi canlar:
http://youtube.com/watch?v=uiy7kl_kdqu
asis olayi toparlamaya calisirken:
http://youtube.com/watch?v=ihftj2egy5g
olaydan sonra:
http://www.youtube.com/watch?v=xcwf5rcfspo
ve ilk bis...
http://www.youtube.com/watch?v=zi1t_vtq46o

Etiketler: , , ,

Cuma, Nisan 25, 2008

Anathema konseri...

kendime eve kapatışım bu gece sona eriyor. gerçi bu gece ilk ve son olacak kesin :) efendim bu akşam en sevdiğim grup olan Anathema konserindeyim... Herkescikler gelsin izledin isterim... :)

Etiketler: , ,

Perşembe, Nisan 24, 2008

Eskilerden Kimler Kaldı: Dr Skull

Vokal: Murat Ersöz - Murat Baştepe - Alper Yarangümeli
Gitar: Murat Ersöz - Murat Baştepe
Bas Gitar: Mustafa Erman
Bateri: Alper Yarangümeli

Ankara Fen Lisesinde okuyan dört kafadarın biraraya gelmesiyle başlar Dr. Skull'un hikayesi...Elemanların dördü birden Hacettepe Tıp Fakültesini kazanınca Dr. Skull adı ile ortamlara çıkar adamlarımız..Bu topraklarda varolan en sağlam topluluktur Dr. Skull.

İmkansızlıkların had safhada olduğu dönemlerde yaptıkları albümlerle tarihe altın harflerle yazıldılar..Ne yazık ki Dr. Skull artık yok, belki birçoğu bırakın dinlemeyi adını bile duymadılar..Zaten albümlerini bulmak imkansızdır ama en azından böyle bir grup varmış bir zamanlar diyebilirler artık..Güven Erkin Erkal'ın önderliğinde bir proje başlatılmış, Dr. Skull için saygı albümü..

http://www.myspace.com/drskull06
http://www.anatolianrock.com/Dr_nd__Skull
http://tr.wikipedia.org/wiki/Dr._Skull
http://metal.deliriyum.com/bands.php?bid=254
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=dr+skull

Etiketler: ,

Çarşamba, Nisan 23, 2008

The Girl Next Door

Efendim Google'da "The Girl Next Door" diye arattığınızda IMDB'de sizi iki adet film karşılıyor. Bunlardan ilki 2004 yapımı yönetmenliğini Luke Greenfield yapmış eğlenceli bir Amerikan gençlik filmi. Efendim genm bir çocuk kapı komşusuna aşık olur ve kız bir porno film yıldızıdır arada geçen muhabbetler insanı göldürür. Ben bu filmi izlemedim...
İkincisi ise 2007 yapımı Gregory Wilson yönetmenliğindeki benim de asıl anlatmak istediğim film. Peki ilkine denden yer verdim öncelikle onu anlatayım. Efendim internetten film indiriyorum, benim film izleme hızım hesaba katılırsa eldeki mevcut tüm paramı cd/dvdlere yatıracağım kesindir ve ne kira ödenir nede yemek yenip karın doyurulur. Neyse. Artık o kadar sıkılmıştım ki korku, gerilim, bilim kurgulardan bünyem biraz komedi istemeye başlamıştı. Bu hususta internet sitesinde The Girl Next Door başlıklı film yazısını görünce hemen indirdim. Biliyordum ki komik birşeyler kesin vardı zamanında fragmanlarını görmüştüm.
Filmi indirdim izlemeye başladık. Bir şiddet bir kasvet nefes alacak durumda değilim. E filmide bırakamıyorum sonuna kadar izledim. Meğer benim indirdiğim The Girl Next Door 2007 yapımı olanmış. E komedi beklerken birden bir dram, şiddetle karşılaşmak sarsmadı değil bünyemi oysa ki ne güzel kendimi komedi izlemeye şartlandırmıştım. Neyse ben hayal kırıklığına uğradım ama çokta iyi bir filmdi. İzlemenizi tavsiye ederim. Filmin kısaca özeti şöyle;

Jack Ketchum’un aynı isimli romanından uyarlanan The Girl Next Door kesinlikle 2007 yılının en etkileyici yapımlarından biri… Esas itibariyle bir psikolojik gerilim filmi olan ve gerçek bir olaydan esinlenerek yaratılan The Girl Next Door oldukça rahatsız edici olmasının yanında şiddetin gerçekliğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Kan ve görsel vahşet öğelerinin yardımı olmadan bir filmin ne kadar çarpıcı olabileceğini gösterirken bir yandan da seyircinin sinirlerini altüst ediyor. The Girl Next Door her izleyenin aklında yer edecek ancak kimsenin ikinci kez seyretmek istemeyeceği bir film.

1958 yılında küçük bir çocuk olan David, aynı mahallede oturan ve sakat kız kardeşiyle beraber Ruth Chandler’ın evinde kalan Meg Loughlin ile arkadaş olur. Oğulları ve Loughlin kardeşler ile beraber yaşayan Ruth, evinde bira ve sigara içilmesine izin vermesi ve kendilerini son derece serbest hissetmeleri sebebiyle mahalledeki çocuklar tarafından kısa sürede sevilir ve evi rahatça vakit geçirmek için toplanılan bir yer halini alır. Meg ve küçük kız kardeşi için ise azap dolu günler yaklaşır. Ruth tarafından sürekli aşağılanan iki kız kardeş evin içinde giderek büyüyen bir şiddetin kurbanları olacaklardır…

Yönetmen:Gregory Wilson
Senaryo:Jack Ketchum, Daniel Farrands, Philip Nutman
Süre:91 dk
Oyuncular:Blanche Baker “Ruth Chandler”, Blythe Auffarth “Meg Loughlin”, Daniel Manche “David Moran”, Graham Patrick Martin “Willie Chandler Jr.”, Madeline Taylor “Susan Loughlin”

http://www.korku.org/index.php?news=girl-next-door

http://www.thegirlnextdoorfilm.com/
http://www.imdb.com/title/tt0830558/

Etiketler: , ,

Pazartesi, Nisan 21, 2008

mona lisa

"ne kadar da iyi anlaşıyoruz" dedi kadın "ne tartışıyoruz, ne kavga ediyoruz"
rüzgar hızlandı, çiçekler onaylarcasına başlarını salladı. karanlıkta onların şahitliğini kimse görmemişti. bir yenisi yakındı, bir yenisi bir durak arkadaydı, muhtemel bir yalancı kızıllığın ayakları arasına saklanmış...
-"mona lisa" -"nereden çıktı" -"tamammen tesadüf" -"nacy, frank, derken nat king"
....

Etiketler: , ,

Cumartesi, Nisan 19, 2008

yazın yazmak daha zor. neyseki daha yaza girmedik ancak yaz etkisini yavaş tavaş göstermeye başladı. eve bir vantilatör almalıyım, hafiften vücudumun ısısının arttığını hisseder gibiyim. sünger özelliğine sahip bedenim, bunaltıcı havanın üzerime çökmesiyle birlikte içeride depoladığı aşırı suyu dışarı pompalamakta geç kalmıyor.

Cuma, Nisan 18, 2008

yarışmalar da garipleşti....

efendim konuya nasıl girilmeli bilinmez ama dün yarışma konusunda son noktayı koyduk. insanları kampa alıyorlar mı bilmem ama dün star'da Sinan Çetin'in sunduğu Fenomen adlı yarşma programı bana hadi lan dedirtmedi değil. program ilk başladığında mucizeler gecesi gibi bir program beklemedim değil ancak program ilerlerken bir yarışma olduğunu farkettim. efendim insanlar doğa üstü güçlerini yarıştırıyorlar. sanırım yarışma birincisinin sükseside Fenomen Medyum falanca kimliğini alacak. aslında şimdiden ilk elenen (sanırım) Hayashi'den sıra kapmak bence en akıllıca iş...
Enteresan,
malum izdivaçlar konusunu biliyorsunuzdur. aslında yakında annemin "sende katıl" cümlesini beklemiyorum değil lakin henüz gelmedi (gelmeyebilir, izlemiyormuş). evli olmaya ve evlendirmeye meraklı bir toplum olarak, bu yarışmanın izleyici kitlesini az çok bilirsiniz. şöyle bir düşnüyorum da yarışmalar insanların sosyal ve kültürel yapısını açıkça ortaya koyuyor...
aslında anadolu toplumunda evlilik kapalı bir kurumdur ve gizlilikle başlar ilerletilir. ancak medya bu yapıyı değiştirmekte birebir etken, hiçte zorlanmıyor.

elbetteki bunlar sadece örnekler, kutu açmayı her türlü psikolojik unsura sebebiyet verecek şekilde açmayı empoze eden ve bu kutuyu açmakla kahraman olunan ülkemde, göz ardı edilen bir şeyde aslında tembelliğimizin nasıl gözler önüne serildiğidir.

ah! neler gördük neler geçirdik biz... elbette bunlar da geçecek, ama iyiye mi gideriz kötüye mi bunun Allah bilir. biz ki alınlarının akıyla yarışıp vefat edenleri şehit etmiş bir toplumuz (hoş ota boka şehit demek kanımızda var)... Elbetteki yıkılmaz, sallanmayız...

elbette bu yazıyı da uzatırız... ama burada kalsın... belki benim de yarışmalardan birine katılasım gelir tükürdüğümü yalamamış alayım...
hani dedik ya yarışmalar daha nereye gider diye, e buyurun japonlarda bunların örnekleri var;




Etiketler: , , ,

Perşembe, Nisan 17, 2008

bir şeyler eksik
cümlelerim gibi..

Çarşamba, Nisan 16, 2008

neler değişti hayatımda? kısa sürede belki hiç. sanki yavaş yavaş bedenime, beynime, ruhuma işleyerek yol alıyor. ruhum değişimlerden sıkıntılı umutsuzluk dalgalarıyla dalınıyor. umutsuzum, başımda sürekli bir ağrı, gözlerim yuvalarında büyümekte. umudumla birlikte herşeyi kaybettim. ardından en çok özlemlediğim ise hayallerim. hiçkimseyi özlemeyecek kadar özlediğim...

Etiketler:

Salı, Nisan 15, 2008

morrissey let me kiss you

üzerimdeki elbiseler sadece sıkıntı
yada boşvermişliği hayatın


morrissey let me kiss you

Etiketler:

Pazartesi, Nisan 14, 2008

eğitimde dayak

işsel ve kişisel sebeplerden dolayı üç gündür bloğa el değdiremiyorum lakin bu öğle tatilinde bir boşluk bulmuşlan birşeyler karalayayım dedim. lakin içimden hiç yazınsal birşeyler geçmediği için ilk başta vazgeçtim ama maynetteki şu haberi görünce yazayım dedim...

eğitim de çocuk dövmeye karşı mıyım bilemem ama otorite korumak amaçlı ufak tefek baskılara karşı değilim. bizim dönemimizde sa.larımısı bile parmaklarımızın arasından 1 mm geçecek kadar uzatamazken şimdiki öğrencilerin halina bakınız. kravat katmış, gömlek dışarıda hangi ucu nerde belli değil, saçlar ise türdeş jöle karışımlarıyla dolu...
memleketimizde yeni nesil öğretmenler dolu yani lise seviyesindeki bir öğretmenin onara arkadaş olarak davranabileceği şekilde ama bu arkadaşlık nereye kadar? sonuçta ast ve üst ilişkisi gerektiren yerde aradaki çizgiyi kim korumalı... eğitim ve öğretim den bahsediyoruz, okullarda yapılması gereken öğretim ise eğitimin evlerde evrilmesi lazım. evde otoriiter olarak gözüken babaya çocukları baboş minnoş gibi, lakaplar takıyorsa aslında saygı eğitiminin evlerde verilmemesinden kaynaklanmasıdır. kendi kurumu içerisinde ailesinden belli eğitimi almamış kişiler dışarıdan bu eğitimi alamaz. kusura bakmayın ki ne olursa olsun bir başkası da sizin çocuğunuzu çekmek zorunda değildir. eğer aile kurumu çocuklarının saygı eğitimini tam anlamıyıla vermiş olsa zaten hiç bir şiddet olayına rastlamazdık.
bir çok bayan öğretmen arkadaşımın başından geçenleri anlatabilirim size elbetteki şiddete başvurmayan insanlar ancak çoğunun "öldürebilirim" dediğini hatırlıyorum. Çoğu bayan öğretmen zaten şiddet kullanamıyor, erkekler buna başvurduklarında ise karşılarında velileri buluyor, o zmaan aileleler alsınlar öncelikle kendi çocuklarını eğitsinler...
tabi burdan "bekara karı boşamak kolay" diyebilirsiniz ama yapılması gereken budur. öğretmen disiplini sağlamak amaçlı zayıf notla tehdit etse bile geçer notun düşüklüğü, velinin geçsin ibaresini kullanması öğrencide nasıl olsa geçerim imajı doğuruyor. bu noktada gelişen ya da gelişenleri takip eden öğrenciyi dizginleyecek şey ne? bir sürü soru işaretleri...

eğitimde şiddetin önüne geçilmek isteniyorsa, öncelik ailede , ikinci olarakta eğitim sistemindeki kitap, konu, sınav değişikliklerinin hariciyle disiplin konusunda ağır değişiklikler yapılması gerekmektedir.
hoş disiplin konusundan kimsenin cebine para girmez bir en iyisi yine kitapları, sınavlar, yayın evlerini para getirecek şeyleri değiştirelim...

Etiketler: , , ,

Perşembe, Nisan 10, 2008

Eskilerden Kimlerkaldı: Cenk Eroğlu

Aslında Cenk Eroğlu bu bölümlerde yar almalı mıydı bilmem ama yazmadan geçemedim. Kendisi hala müzik faaliyetlerine devam etmekte rock ve pop tarzında.
Ankara'nın ilk Heavy Metal topluluklarından Metalic Shock'un gitaristidir. Pop-Rock tarzında yayınlanan iki albümü vardır; "Yolculuk Rüzgara" (1992) ve "Zehirli" (1998). Cenk Eroğlu, Aranjör ve besteci olarak pop müzik piyasasındaki çalışmalarını sürdürmektedir.

Ayrıntılı Bilgi ve demolar için buyurun;

http://www.cenkeroglu.com/
http://profile.myspace.com/index.cfm? fuseaction=user. viewprofile&friendid= 55361125
http://www.anatolianrock.com/ Cenk_Ero%C4%9Flu

Etiketler: ,

Çarşamba, Nisan 09, 2008

'!++&/&%+^/&/^56431

bugün, günlük sıkıntılarım yorgunluğu haricinde, insanların kişisel çıkar kavgalarını izlemekten daha da yoruldum.
artık düşünüyorum da, ertafıma çektiğim siyah perdeyi daha da kalınlaştırmalı yada tamamını indirip iki yüzlülüğün çirkefliğini çekmeliyim üzerime...
neyse ki herşey cümlelerde...
yüzüme gülün...
benden kendinizi isteyin...
buyrun dışım sizin olsun...
***
kararsızım... sadece bir tuşa basmak için bile...
yada kararsızlıkla korkuyu karıştırıyorum...

Etiketler:

Salı, Nisan 08, 2008

^%'&&%//&(/%^'

ne ilginçtir boxerin etiketinde bile "yıkamak için üzerinizden çıkartmayı unutmayınız" yazmakta... neden acaba, çok okunuyor mudur ki?

Etiketler:

Pazartesi, Nisan 07, 2008

^'+^'%&3456&(+&(+

büyüdüğümü söylediler,
öldüğümü bilmeden
huzursuz bir hayatta...

Etiketler:

Pazar, Nisan 06, 2008

^+'%&^+/&/+^&%^/&

erkekte aşk bir boşalmanın bıraktığı hazdır. kimde nede olduğu önemsiz. arzulanan kişi bu hazza nail olduğunda bir sonraki için sadece gereçtir.

Etiketler:

Cuma, Nisan 04, 2008

Emre Yılmaz Şeytanın Fısıldadıkları

dün internette birşeyler araştırırken rasladım. uzun zaman oldu okuyalı emre yılmaz'ı paylaşmak istedim buyurun...

*”İçgüdülerimiz olmasa kimse kötü ; çıkarlarımız olmasa kimse iyi olmazdı” diye fısıldadı şeytan.
Ve ekledi , “Üstelik iyiler can sıkarlar”

*Cennet ve cehennem adlı iki filmden birini seçmek zorunda kalsanız hangisini seçerdiniz?
Yaşamak için cenneti seçeriz ve sonunda hep canınız sıkılır mutluluktan.
Seyretmek için ise cehennemi
işte sanatın özü budur.

*iyilikseverlik vicdanımıza sürdüğümüz bir rujdur.

*”Nefrete sevgiden daha çok güvenirim” dedi şeytan. “Çünkü nefretin sahtesi olmaz.”

*Sevginin karşıtı nefrettir diyorlar.
Hayır.
Sevginin karşıtı nefret değildir.
Yalandır.

*Sahtekar “ ben sahtekar değilim” diyendir.
Peki ya “ ben sahtekarım” diyenler?
Onlar ise en büyük sahtekarlardır.

*Küçük her zaman daha büyüğünü gizlemek için itiraf edilir

*Gerçek : Yalanların arasından sezilir gibi olan.
Yalan : Gerçeğin boş bulunup ortaya çıkarak “ Ben gerçeğim” diye bağırması

*Samimi insanlar can sıkarlar
Neden mi?
Oyun oynamasını bilmezler
Bu yüzden samimi kadınlar yalnız kalırlar çünkü onlarla fikir ve duygu alışverişi yapılır ancak. Kırıştırılmaz

*Sosyete garip bir yerdir – Ya kimse kimseyi sevmez ama hep beraberdirler – Ya da herkes herkesi çok sever ama nedense asla beraber olmazlar.

*Dostlar mı dediniz?
Dostlar……..

Onlar hayatımızın en güzel anlarını kıskanırlar ; en kötü anlarını yargılarlar; arada kalanları ise umursamazlar.

*Dostlarımız hakkında yargılarımızın çok azı iyidir.
Onlarda iyi olmazlardı; çıkarlarımız olmasa

*Nazik olun Ve her zaman terbiyeli konuşun. Çünkü bu alemde nezaket ile yapamayacağınız hiçbir kötülük yoktur.

*Ne garip, dünyada cennetler çeşit çeşittir.
Ama cehennemler hep aynı.

*Dünyanın kanseri işadamlarıdır.
Çünkü ancak kanser hücreleri beslendikleri organizmayı harap ederek çoğalırlar.

*”Benzer iletilerin benzer şifaları olmalı. Kapitalizmin şifasını da ekonomik ve sosyal reformlarda değil ruhsal ilaçlarda aramalısınız.” Diye fısıldadı şeytan. Gelen yüzyıllarda sistemi yaşatacak olanlar ekonomistler ve sosyologlar değil kimyagerler ve psikiyatristler
olacak.

*Daha mutlu olmak mı?
Ne çok şey istiyorsunuz yahu?
Daha da mutsuz olmanızı nasıl engelleriz.
Sistem için bütün mesele budur
Devrim mi?
Hadi canım

Laroxyl,Tofranyl,Diazem ve Lithium
Xanax,Prozac,Seroksat ve Valium

*Çalışmadan bir hak gibi bahsedilmesi ve bunun anayasalara girmesi ne garip!
Çalışmak ne bir hak ne de bir ödevdir. Kötü bir kaderdir sadece. Sakat veya köle doğmak gibi.
İşte eski yunanlılar aynen böyle bakarlardı çalışmaya

*Kimse eşit doğmaz
Ama herkes eşit ölür
İşte onun için
Ölüm acı bir son değildir
Hayatımızın yegane adil başlangıcı ve biricik fırsat eşitliğidir

*Tanrı doğanları hayat; ölenleri ise cennet vaadi ile kandırıyor vallahi.
*Yaşarken ölümden korkma hakkımız var. Ama doğarken yaşamdan korkma hakkımız yok.
Haksızlık bu

*Doğarken kimse eşit doğmaz
Ölürken ise herkes eşit ölür.
Evliyalar, azizler ve peygamberler hariç. Onlar biraz daha iyi ölüyorlar (galiba)

*iyi doğmak, iyi yaşamak, iyi ölmek
Beyzadeler iyi doğarlar
Evliyalar ve azizler iyi ölürler
Hazperestler ve sanatçılarmı?
Onlar iyi yaşarlar

*Beni acıtabilmek için önce nereye vuracağını çok iyi bilmelisin
Nereye vuracağını bilmek için beni çok iyi tanımalısın
Beni çok iyi tanıyabilmek için sevgilim olmalısın
Sevgilim olman için seni çok sevmeliyim
Yani?
Yani seni çok seversem; beni acıtabilirsin
Eeee?
Ne eee’si?...... Ayrılıyoruz…


*aşk ne kadar şiddetliyse, ayrılıklar ve kavgalar o denli şiddetli olur
Hiç kavga etmeyen aşıklar mı?
Birbirlerini değil ebeveynlerini bulmuşlardır.

*Aşkta huzur mu?
Sadece bir ateşkestir

*Büyük bir aşk her zaman bir rastlantıdır. İlişki sipariş edilir. Satın alınır. Hak edilir. Hatta çalınır. Ama aşk sadece bulunuverir. Birdenbire..
*aşk her zaman haber vermeden gelir ve hazırlıksız yakalar. Çünkü aşk bir süvari baskınıdır.

Ne olduğunu anlamadan kargaşanın ortasında buluverirsin kendini.
Savaş naraları, nal sesleri arasında.
Silahsız, korumasız, ayakların çıplak.
Ve parlar aniden bir kılıç üzerinde
Bir tek darbeyle alır canını
Bir at başı seçebilirsin sadece hayal meyal
Sağrısı ter kan içinde, ağzı köpük, kulakları dik
Burun delikleri kocaman açılmış
Süvarisi kim?
Niye şimdi?
Ve niye sen?

*Sonsuza kadar sürecek yegane aşklar yarım kalmış aşklardır

*sonsuza kadar süremeyeceğini bilerek yaşadığımız bir aşk daha uzun sürer.
Ne kadar sürer?
Kim bilir, beklide sonsuza kadar sürer

*bir ömür boyu : ya ömür boyu değildir; ya da aşk değildir.

*en hızlı yatıştırıcı sekstir. En etkin sakinleştirici ise kısa ve küçük bir aşk.


Bir gecelik aşklar

*herkez birbirine sürtünüyor. Kimse sarılmıyor. Teflon aşklar peşindeyiz. Şöyle bir sürtünüyoruz, birden ısınır koyuyor gibi oluyoruz. Bir har, bir ateş, bir yangın – aman aman

Sonra birden biri aygazı kapatıyor sanki. Pişen her ne idiyse – çoğu zaman da seks – çarçabuk tüketiliyor. Hamhum şaralop. Öylesine özentisiz bir sofrada, şarapsız ve sohbetsiz.

Ve herkez yoluna, teflonlar dolaba. İşte size küçük aşklar. Teflon günler, neon geceler. 1990 lı yıllar.


*Doymak mı?
Sıradan ilişkiler ile doyar insan
Tıkınarak
Büyük aşklar oysa doyurmazlar asla
Tam tersine iştahını açarlar adamın
Çok ama çok daha büyük sofralara

*aşk bir açlıktır, şehvet ise iştah

*aşkta şehveti sofrada iştaha benzetirler. Doğrudur, ama şöyle ; şehvet aşkın değil asıl aşk şevkin iştahını açar – şehvet aşkın bütün iştahı ise ne o aşk ne de o şehvet uzun ömürlü olur

Erkekler ve kadınların ayrı dünyaları

*Erkekler deli gibi aşık olurlar, zamanla akıllanırlar. Kadınlar ise akıllı gibi aşık olurlar, zamanla delirirler.

*Aşk, kadını ve erkeği farklı etkiler. Aşık olan kadının gözünde başka hiç bir şeyin değeri kalmaz. Aşık olan erkeğin gözünde ise her şey yeniden değerlenir.
Çünkü aşık kadın “nasıl olsa bitecek” sezgisi ile hareket eder. Aşık erkek ise “nasıl olsa sonsuza kadar sürecek” yanılgısıyla….
Aşık kadınlar bu yüzden hep endişeli ve hep huzursuzdurlar; aşık erkekler ise melekler gibi dingin ve aptallar gibi bön.

*Aşksız bir erkek kendini kölesiz bir efendi gibi hisseder, aşksız bir kadın ise efendisiz bir köle.

*Bir erkek kadınından bıktığı için onu terk eder; bir kadın ise erkeğinden sıkıldığı için. Arada çok önemli bir fark var.

*Bir erkek doyduğu için kadınından bıkar. Bir kadın ise doyamadığı için erkeğinden sıkılır.

*Kadın 20. yy. da özgürlüğüne kavuştu.
-yok yahu! Peki sonra ne oldu?

*Toplum ne ikiyüzlüdür yarabbi!
Kadının çapkınına ^^^^^^ derler.
Erkeğin ^^^^^^suna ise çapkın

*Kadın çapkınlığını gizlice yapmak ister. Erkek ise açıkça.
Çünkü çapkınlık erkeğe itibar getirir. Kadına ise sadece baş belası.

*Erkekler arasında çapkınlık hiçbir zaman bu çağdaki kadar popüler olmamıştı.
Neden?
Çünkü artık çapkınlık erkeğin erkekliğini yaşadığı son sığınaktır.

*Erkekler ve kadınlar affetmek ve unutmak konusunda da biraz farklıdırlar. Erkek çabuk unutur ama asla affetmez. Kadın derhal affeder ama asla unutmaz.
Aslında erkeklerde unutmazlar; sadece hatırlarına getirmezler.
Kısaca: İhanetleri kimse unutmaz. Kimi hatırına getirir. Kimi getirmez. Getirenler mutuz olurlar o kadar.

*İtiraf ederiz. Neden mi?
Çünkü bizde aynı suçu işlemişizdir.
Affederiz. Neden mi?
Çünkü bizde aynı suçu işleyebilirdik.
Unuturuz. Neden mi?
Çünkü bizde aynı suçu işleyeceğiz.

Etiketler: ,

Perşembe, Nisan 03, 2008

Eskilerden Kimler Kaldı: Pilli Bebek

Yine eskilerden bir grup. Pilli Bebek köklü bir grup olmasına rağmen şu zamana kadar iki albüm yapabilmiş. "Pilli Bebek" deyince aklıma ilk "siyah beyaz" geliyor.
http://www.pillibebek.com.tr/
Pilli Bebek 1993'de Ankara'da kuruldu. 1990' ların sonlarına yaklaşıldığında, ortaya çıkan şarkılarını bir albümde toplamaya karar vererek stüdyo çalışmalarına başladı. Grubun ilk albümü "Uyandırmadan" Turgut Berkes yönetiminde 1998-1999 yıllarında kaydedildi. Bir yandan sahne ve konser programları devam ederken, öte yandan ilk albümünde yayımlanması Pilli Bebek dinleyicilerinin sayısının artmasını sağladı. Grup, yeni albümü "Olsun" la, yeni bir rock anlayışını benimsiyor ve Türkiye'nin henüz oluşmakta olan müziğine, gelecekte de değerlendirilebilir müzikal açılımlarını, özenli bir Türkçeyle sunuyor.

Bugüne farklı oluşumlarla gelen Pilli Bebek' in kadrosu, gitar ve vokalde Cem Kısmet, bas ve geri vokalde Cudi Genç, gitar ve synthlerde Ozan Erkan, davul ve geri vokalde Burak Yavaş 'dan oluşmakta. Grubun ikinci albümünün prodüktörlüğünü Cem Kısmet ve Uğur Memiş üstlenmiş.

Pilli Bebek başarıyı, "tasarlanmış olanla hayata geçirilenin örtüşmesi" olarak tanımlıyor.

Lİnkler
www.pillibebek.com.tr

http://www.anatolianrock.com/Pilli_Bebek/





Etiketler: , ,

Çarşamba, Nisan 02, 2008

İnsan sütünden yapılan peynir

Çarşambayı iş güç yüzünden es geçtiğimi düşünüyordum ki mynet'te gördüğüm haber beni sizle paylaşmaya itti. Haberin başlığı yukarıdaki başlıkla aynı. Hani insan merak etmiyorda değil ya insan etinden süt ürünleri nasıl olur diye. Ama bu konuyu iyice araştırmadan yemeye teşebbüs etmek olmaz. Şimdi mesela bu ürünlerde kullanılan kadınların sütlerinden dolayı şeyet ben bu ürünlerden birini yersem bu sütleri sağılan kadınlar benim süt annem olur mu? genel olarak süt anne sayısı ekolojik dengeyi etkileyebilir mi? insanın süt annesi yada dolaylı yoldan süt kardeşleriyle ilişkiye girmesi günah olur mu, türk toplum aile yapısına uyar mı?
Ah bilenlere sormali, binlerce soru peydahlandı aklımda buyurun haberimiz.... linkte haberin aslı ve videoya tıkladığınızda da firmanın reklamı var...
İnsan sütünden yapılan peynir ya da krakerler yemek ister misiniz? Olmaz demeyin, bu da oldu. Fransa'daki Le Petit Singly, insan sütüyle hazırlanan peynirlerini ve krakerlerini internette bir video ile tanıtıyor. İnsan sütünden yapılan peynir fikri, duyanları ilk başta şaşırtırken 'Gerçekten olabilir mi, tadı nasıl olur' dedirtiyor.
"Annenizin sütü tadında süt ürünleri” ilk başta çoğu insana korkutucu gelse de, aynı insanlar bir gün ineklerin sütünün bitmesinden de korkuyor. Videoda anne sütünden yapılan peynir hakkında bilgi veren kadın, "İnsan sütü en iyi seçim çünkü kendi ailemi besleyebilirim. İnsan beyni için formüle edildi. Dünyada benzersiz bir tat. Zamanla insanlar sütlerini sağıp fabrikalara gönderecekler ve süt ürünleri üretecekler. Verdiğimiz sütler yine bize geri dönecek" diyor.
Fransa'daki Le Petit Singly insan sütünden peynir yapan tek yer. İnsanlar, daha güvenilir buldukları için çok yakın gelecekte insan sütünden üretilen peynir, yoğurt gibi süt ürünlerini tercih edebilir.
http://haber.mynet.com/sayfali/bilim-egitim/Insan-sutunden-yapilan-peynir/ 01Nisan2008/X1207061051859/0

Etiketler: , , ,

Salı, Nisan 01, 2008

zaman...

yine saatler ileri alındı. sürekli saatlerle oynanması benim gibi zor alışan bir bünye için tam anlamıyla bir felaket anlamına geliyor. evet saatler cumartesi ileri alındı ama haftasonuna denk geldiği için bünyem bunu pek hisstmedi. iki gündür ise erken kalkan ben, bünyemin uykusuz kalıp yorulduğunu hissediyorum. öyle ki sokaklar bile henüz alışamamış bu ileri saat uygulamasına. sokağa çıkıyorum, etraf boş hatta soğuk insanın bazen ilikleri donmuyor değil. neyse bir süre sonra alışırız gibime geliyor. ama alışınca tekrar değişecek, değişek mi yoksa? neyse...

Şirket-i hayriye vapuru bugün yerki tango klasikleriyle sizlerle beraber. Sour Berry'de. saatide değişti. 13:00-15:00 arası...

Etiketler: