Globalleşme Senaryosunun Aktörleri (Uluslararası İlişkilerde Güç Mücadelesi)
Giriş
Neorealizm temsilcilerinden olan R.Gilpin’e göre “güç, devletlerin askeri, ekonomik ve teknolojik yeteneklerini “ ifade etmektir.
Holisti göç kavramını analiz ederken etki ve etkileme kavramına parmak basmıştır.
“Sistemde merkezi bir otorite bulunmadığından her devlet kendi başının çaresine bakmak durumundadır. Devletler bunu yapmayı ve hayatta kalmayı ancak göçlerini kullanmak suretiyle başarabileceğinden her zaman göçlerini kullanmak suretiyle başarabileceğinden her zaman göçlerini arttırmaya çalışmak zorundadırlar.
Uluslar arası ilişkiler disiplininde aktör “uluslar arası arenada az veya çok bağımsız hareket edebilme yeteneğine sahip olan organize varlıktır”.
En önemli özellikler etkinlik, önem ve otonomi öğeleridir.
1073 tarihinde “dünyayı bir Hıristiyan toplumu haline getirmekle yükümlü olan Papa’nın egemenlik alanı kilise ile sınırlı değildir. Dünyevi iktidarın temsilcileri olan krallar da Papa’nın otoritesini kabul etmelidirler.” Bu söylem Papalığın yüzyıllarca sürecek olan ve devlet dışı bir aktör olduğunu kanıtlayan eylemlerine meşru bir temel oluşturdu.
Aktörler, hükümetleri temsil eden ulusal aktörleri devletler, hükümeti temsil etmeyen ulusal aktörleri bireyler ve guruplar, hükümetlerin temsil etmediği uluslar arası aktörleri uluslar arası uzmanlık kuruluşları, çok uluslu şirketler ve siyasal nitelikli hükümetleraşırı (transgovernmental) kuruluşlar, hükümetin temsil edildiği uluslar arası aktörleri ise global örgütlenmeler ve entegrasyon hareketleri olarak incelemektedir.
I.Bölüm
GLOBAL SİSTEMİ AÇIKLAMAYA YÖNELİK YAKLAŞIMLARDA AKTÖR VE GÜÇ OLGULARI
Üç önemli paradigma bulunmaktadır.; realizm, plürealizm, yapısalcılık (globalizm).
1.Realist ve Neorealist Paradigmalarda Aktör ve Güç Anlayışı
Thucydides, “The Peloponnesian War” savaşı kaçınılmaz kılan nedenin Atina’nın büyüyen gücü ve bunun Spartalılar’da yarattığı korkuolduğunu söylemiştir.
Machiavelli “Prens”
En önemli fark, Machiavelli’nin “realizmi”i ahlaki prensipleri tamamıyla reddederken, Thcydides’in, bir toplulukta bulunabilecek ahlaki unsurları korumaya çalışmasıdır.
Thomas Hobbes
Hans J. Morgenthau
“Güç”, “ulusal çıkar”, ve “uluslar arası politika”
Realizm ekolünün Morgenthau2dan sonra gelen çağdaş temsilcilerinden olan Kenneth Waltz, Robert Gilpin, Henri Kissinger, George Kennan, Stephen Krasner
Kenneth Waltz “neorealizmin” ilki devlet arası sistemin hiyerarşik olmaktan çok anarşik olduğu, ikincisi de sistemin aynı etkileşimlerden oluşturduğudur. Yeteneklerin dağılımıdır.
Sistemin yapısı da gücün aktörler arasında (ekonomik ve askeri) dağıtımı şeklinde açıklanabildiğinden iki kutuplu düzenler, çok kutuplu sistemlere göre , daha istikrarlı olmaktadır.
“Neorealistlerin” geleneksel realistlerden ayrıldığı noktalardan en önemlisi, Waltz’un belirttiği gibi, “sistemin yapısı” kavramını geliştirmiş olmalarıdır.
“Realistler” gerekse “neorealistler” devletler arası sistemi açıklamakta benzer yöntemler kullanmışlardır. Onlar için sistemin temel özellikleri şunlardır:
1. Devletler rasyonel davranırlar.
2. Göç durumlarını yaygınlaştırmak için çaba gösterirler.
Devletler arası ilişkilerin “rekabetçi”, “uzlaşmaz” karakterlerinin vurgulanması
Devletleri analizde temel birim olama özelliği taşıdıkları ve çok uluslu şirketler, uluslar arası örgütler gibi devlet dışı aktörlerin ikincil konumunda ele alındığıdır.
Devletin üniter ve tek sesli bir birim
Rasyonel bir aktör
2.Devleti Temel Aktör Olarak Kabul Eden Farklı Yaklaşımlar
Hobson devleti kapitalist kemsin uluslar arası ilişkileri yürütmede kullandığı bir araç olarak tanımlamaktadır.
3. Devletin Temel Aktör Olduğunu Yadsıyan Farklı Yaklaşımlar
Yapısalcılar için bu ekolün temel önermeleri şöyle özetlenebilir.
Yapısalcılar, devletlerin aktör olarak önemini kabul etmekle birlikte uluslar arası örgütler, devletaşırı aktörler ve koalisyonları da analizlerinin merkezine almaktadırlar.
Yapısalcı ekolü savunan bilim insanları, ekonomi onlar için anahtar kavramdır.
Uluslararası ilişkilerde yapısalcıların yaptığı katkının emperyalizm ve bağımlılık kavramlarıyla sınırlı olduğu da iddia edilmektedir.
Yapısalcılar bağımlılık teorilerini geliştirenleri anlamında üç farklı kategöride ele alınmaktadır;
a) dependencia b) merkez-çevre analizi c) dünya sistemi analizidir. “Dependencia ekolü” 1950 ve 1960’lı yıllarda Latin Amerika’da ortaya çıkmış ve Arjantinli ekonomist Raul Prebishch’in görüşleri üzerine inşa edilmiştir. ECLA ithal ikamedici politikaların benimsenmesi gerektiğidir. “Merkez-çevre analizi” daha Marksist bir akışla ilişkileri incelemektedir. Andre Gunder Frank’ın “Dünya sistemi” Immanuel Wallerstein’sa iş bölümünden bahsetmekte.
4.Plüralist (Çoğulcu) Paradigmanın Aktör Anlayışı
Global sistemi “devlet” aktörü merkez alarak açıklamaya karşı çıkan bir başka grup ise plüralistlerdir.
Temel tezleri şunlardır:
Devlet-dışı aktörler uluslar arası ilişkilerde önemli varlıklardır.
Devletler üniter bir aktöre olarak telakki edilmemelidir.
Devletin rasyonel bir aktör olduğu fikrine karşı çıkan plüralistler.
Uluslar arası politikanın gündemi çok geniştir. Ekonomik ve sosyal konular askeri konuların önüne geçer.
“karşılıklı bağımlılık” ”transnasyonelleşme”
Viotti ve Kauppi’ye göre devletler aşırı bağların ve aktörlerin 20. yüzyılda güçlenmesini sağlayan en önemli faktörler; modernleşme, entegrasyon ve karşılıklı bağımlılık olguları olmuştur.
II. Bölüm
AKTÖR VE GÜÇ OLGULARININ EVRİMİ
1. Ulus Devlete Kadar Aktöreler ve Temel Güç Unsurları
“Demir çağı istilalarının bir başka sonucu toprağa dayanan geniş devletlerin ortaya çıkmaları olmuştur.”
“Roma İmparatorluğu.” Tek kutuplu sistemin örnek modeli “daha uygarlaşmış komşularında gördükleri ve hiç de hoşlanmadıkları yozlaştırıcı lükse ve zenginliğe karşı uzun süre direnebilen dik başlı ve tuttuğunu koparır bir aristokrat sınıfı ve bunlar tarafından kontrol altına alınarak yönetilen kalabalık, dayanıklı köylü sınıfının varlığı.
Bir paralı asker ordusunun varlığı.
Avrupa’da ise Roma İmparatorluğu’nun ömrü M.S. 476 yılına kadar sürmüş, onun bıraktığı boşluk sonrasında Bizans İmparatorluğu’nca doldurulmuştur.
Orta Çağın temel özellikleri ise, “ekonomik düzeyde feodalite, siyasal düzeyde merkezi iktidarın yokluğu veya yerelliğin ortaya çıkması kültür düzeyinde ise Hıristiyanlığın kurumlaşması şeklinde belirtilmekteydi.
14. yüzyıldan önce başlayan bir olgu olarak Papalığın gücünün çözülmesi süreci.
“Okyanus ötesi ticaret büyük bir büyük bir hızla gelişmiş ve 1510 ile 1550 yılları arasında sekiz, 1550-1610 yılları arasında da on kat artmıştır.
17. yüzyıl süresince toplumlar arasındaki ilişkilerin giderek artması, sömürgeciliğin ekonomik olduğu kadar siyasi bir boyut da kazanması ve kilisenin kendi içersinde özellikle Protestan hareketler sonucunda parçalanması, ulus devlet oluşumuna giden yola kaçınılmaz bir biçimde girilmesine yol açmıştır.
III.Bölüm
GLOBAL SİSTEMDE ROL OYNAYAN AKTÖRLER
Dünya politikasına etki eden eğilimler;
Ekonomik karşılıklı bağımlılığın yükselişi
Zayıf devletlerin güçlenmesi
Dünya politikasının değişen doğası sebebiyle büyük güçlerin çevrelerini geleneksel güç kaynakları ile kontrol etme imkanlarının azalması.
IV Bölüm
DEVLETLER
Devlet belli bir coğrafi alan içerisinde yaşayan halk üzerindeki, resmi, egemen ve tanınmış tekel politik otoriteyi ifade etmektedir.
“tanınma” unsuru “egemenlik” kavramının
Ulusu-devletin dünya sahnesine ilk olarak çıkışının 1648 Westfalya Kongresiyle olduğu…
Karşılıklı bağımlılık olgusunun beraberinde getirdiği “duyarlılık” ve “incinebilirlik” ölçüleri devletten devlete ve birime çok farklılaşmaktadır.
K.J. Holisti’nin belirttiği gibi çağdaş uluslar arası bir sistemde bir devletin kolektif içsel ve dışsal hedeflerine diğer devletlerin davranışlarına etki etmeden ulaşması veya bu hedefleri savunması mümkün olmamaktadır.
Hans Morgenthau; ona göre “uluslar arası toplumculuk orman kanunlarının geçerli olduğu Hobbes’cu bir arenada yaşamakta ve bir başka düzeni yaratacak egemen bir güç de bulunmamaktadır.
“pek çok açıdan göç ve etki kavramlarının uluslar arası politikada, Pazar ekonomisinde “paranın” oynadığıyla aynı role sahip olmasıdır.
“Askeri güç” dürümüdür.
“Bir ulus devletin gürü asla tek başına silahlı kuvvetlerden değil, aynı zamanda ekonomik ve teknolojik kaynaklarından, dış politikasını yürütürken gösterdiği ustalıkları, uzaktan görüş ve karanlıktan, toplusal ve politik örgütlemesinin iyiliğinden de gelir.”
“Uluslar arası politikanın önemli gerçekleri, gücün dağılımındaki ana eğilimlerdir ve ulusal gücün temel belirleyicileri de siyasal etkinlik ve ekonomik gelişmişliktir.”
Nüfusun ne kadarının üretime katılabilecek durumda bulunduğunu, eğitim düzeyi ve istihdam edildiği alanların neler olduğu bu açıdan oldukça önemlidir.
Devletlerin ekonomik gücünün dışa yansıyan en önemli görüntülerinden birisi de borç verme ve kredilendirme alanlarındaki aktifliğidir.
Holsti dış yardımları siyasal yönelimleri açısından yönelimleri açısından dörde ayırmaktadır.: 1) Alan ülkede siyasal istikrar yaratma amacına yönelik yardım; 2) alan ülkenin iç ve dış politikasında değişiklik yaratma amacına yönelik yardım; 3) bir ittifaka üye olmanın ödülü olarak yardım; 4) alanın dış amaçlarına ulaşabilmesi için yardım.
Aktör rolü oynayan hemen her devletin kendi kendini besleme (en minimal düzeyde olsa) gibi bir zorunluluğunun bulunduğunu.
Devletler açısından önemli olarak kabul edilmesi gereken noktalardan birisi de hammadde ve doğal kaynaklara ne oranında oldukları.
Devletlerin göç durumlarının belirlenmesiyle ilgili bir başka konu da enerji kaynaklarına ne ölçüde bağımlı olduklarıdır.
Gerek petrol gerekse doğal gaz rezervleri açısına BDT ve ABD avantajlı, Avrupa ülkeleri ve Japonya ise oldukça dezavantajlı konumda bulunmaktadır.
Enerji üretebilme konusunda Japonya gibi büyük bir enerji tüketicisinin en önemli problemlerinden birinin bu konu olduğu söylenebilir.
Ulusal moral, siyasal sistem, diplomasinin kalitesi ve hükümetin çerçevesinde değerlendirilen soyut öğeler
Roma İmparatorluğu büyük bir aristokrat sınıfın yönetimi tekellerine alması ve dönemin en güçlü ordusunu oluşturması işle diğerlerinden farklılaşmıştır.
Osmanlılar büyük bir kültürel birikimin üzerine oturttukları gelişkin bir bürokrasi, askeri güç ve İslam unsurlarına dayanırken, o dönemin Avrupalı güçleri olan İspanya, Hollanda, Portekiz ve sonrasında İngiltere için sonrasında güç merkezi olmalarında en önemli dayanak, sömürgecilik faaliyetleri olmuştur.
ABD ve SSBC nükleer güç, stratejik ve askeri planlama ile ideoloji pazarlama konusunda çok başarılı olmuşlardır.
Geleceğe ilişkin tahmin, Joseph Nye’in ifadesine göre farklı gözlemciler şu beş alternatiften birinin seçileceğini ifade etmiştir.
1) İki kutupluluğa dönüş
2) Çok kutupluluk
3) Üç ekonomik blok
“Yenin” etrafında bir Asya bloku oluşurken, “doların” etrafında batı yarım küre bloju ve Avrupa Para Biriminin (iyimserler), ya da “markın” (kötümserler)etrafında da bir Avrıpa bloğundan bahsetmek mümkündür.
4) Tek kutuplu hegemonya
Böyle bir yapılaşmanın mümkün olmamasının diğer nedeni de hegemonyacılığın, gücün transnasyonal karşılıklı bağımlılık sebebiyle dağılması sonucu imkansız hale gelmesidir.
5) Çeşitli düzeylerde karşılıklı bağımlılık
Üst askeri katman geniş ölçüde tek kutuplu, ekonomik orta katman üç kutupludur (Avrupa,Japonya,ABD) ve kekin en alt tatmanı gücün dağılımını gösteren bir transnasyonal karşılıklı bağımlılığı içermektedir.
Körfez Savaşı’nın, Amerikan hegamonyasındaki bir dünyanın, bir Pax Americana’nın başlangıcı olduğunu iddia ederken..
Gücün Çok Merkezli Olarak Dağıtıldığı Varsayımıyla Hükümetsel Aktörelere Bakış
a) Hükümetsel Aktörlerin Devlet Dışı Faaliyetlerine İlişkin Özel Bir Örnek Olarak Gizli Servisler
Plüralist teorisyenler temel önermeleri arasına aldıkları bu durumu “devlet üniter bir aktör olarak kabul edilemez; bu açıdan devlet bir bütün olarak algılanmayıp parçalara ayrılmalıdır.”
Gizli servislerle ilgili çeşitli düzenleme önerileri, meşrulaştırma gayretleri bulunmakta.
b) Sahip oldukları güç kapasitelerine göre global etkili gizli servisler
Ortada temel bir nitelik farkı vardır. Her şeyden önce global nitelikli servisler devleti koruma (business oriened) eğilimli kurumlar iken, yerel nitelikli servisler rejimi koruma (ideology oriented) amaçlıdırlar.
Örttü operasyonlar dört kategoride ele anlına bilmektedir.
Psikolojik savaş adı da verilen propaganda özellikle dış temsilcilikler ve iletişim örgütleri vasıtasıyla görülen bir faaliyet türüdür.
“Siyasal nitelikli örtülü operasyonlar”, hedef ülkelerdeki siyasi parti ya da siyasi kişilerin desteklenmesinden ülkedeki bir rejim değişikliğine ya da bir takım siyasi nitelikli kişilerin öldürülmesine kadar genişleyebilmektedir.
“Ekonomik nitelikli örtülü operasyonlar” ise girişlerin bazı faaliyetler sonucu hedef ülkeleri ya da kişileri ekonomik açıdan ekonomik açıdan zor duruma düşürmek ya da desteklemek amaçlı olarak gerçekleştirebilmektedir.
“Paramiliter” yani savaş benzeri operasyonlar ise direk olarak savaşan güçleri oluşturmasından gerillalara silah, eğitim ve asker tavsiye desteğine kadar uzanan bir dizi faaliyetleri kapsayabilmektedir.
Batıdaki yaygın inanışa göre KGB, parti örgütü ve Kızıl Ordu, Sovyetler Birliği’ndeki güç kompozisyonun üçlü saç ayağını oluşturmaktadır.
V. Bölüm
GLOBAL ŞİRKETLER
Çok uluslu şirketler;
“Her türlü uygulamaya açık” olan uluslarası şirketler;
“Uluslaraşırı şirketler”
“uluslarüstü şirketler”
“ülkelerin ekonomik, sosyal ve siyasal yaşamına etki eden, ulus-devletlerin egemenlik haklarına meydan okuyan güç” olarak tanımladıkları “global şirket” (global compration) kavramını kullanmanın uygun olacağı kanısındayım.
1. Global Şirketler ve Güçlerin Temel Dayanakları
Yabancı ülkelere akan sermaye, ucuz iş gücü, yeni pazarlar ve yeni ekonomik, politik etki alanları keşfedilince de çokuluslu olarak şirketleşme cazip hale gelmiştir.
Ekonominin belirleyici olduğu bu dünyada, en açık ekonomik semboller olan birer aktör konumuna yükselmektedir.
Özellikle kamulaştırma faaliyetlerinin 1970’li yıllarda artması, şirketlerin Batı kültürünü yaymaya çalışan emperyalist aygıtlar olarak görülmesi ve önlemler alınmaya başlanması…
Şili’de Salvador Allende’nin devrilmesi konusunda ITT’nin oynadığı bu rol bu konuda gösterilebilecek en iyi örneklerden birisidir.
Şirketlerin devletlere karşı sahip olduğu avantajlardan birisi de kimilerine göre önemli bir eksik olarak görülen belirli bir toprak alanına bağımlı olmayışlarıdır.
“Global şirketlerin evrensel kârı maksimize edecek şekilde dünya çapında ekonomik faaliyetleri bütünleştirmek ve organize etmektir.; global şirket her parçasının bütüne hizmet etmesi beklenen organik bir yapıdır.”
Dünya Yatırım Raporuna göre 21. yüzyılda uluslar arası rekabet askeri cesaretten çok ekonomik temelli olacaktır.
2. Global Bankalar
İlk global bankacılık örneği;
Colonial Bank, Anglo-Egyptan Bank ve National Bank of South Africa nın birleşmesiyle oluşan, Barclays Bank olmuş…
Bankacılığın global düzeyde yayılmasında rol oynayan faktörleri Derek Channon şöyle sınıflandırmıştır;
Global sermaye piyasasının ortaya çıkışı
Döviz piyasasının gelişimi
Petrol krizini etkileri
Teknolojinin etkisi
“zenginde fakire ya da fakirden zengine para akışları, mali nitelikli bir hizmet olmakla beraber içinde siyasi nitelikli rasyonelde bulunmaktadır.”
VI. Bölüm
ULUSLAR ARASI ÖRGÜTLER (Hükümetlerdışı Örgütler)
Gerek devletleri, gerekse belirli ortak özelliklere ve çıkarlara sahip bireyler ya da gurupların devletsel sınırları aşarak bölgesel veya global örgütler kurma konusundaki olumlu tutumları, özellikle 20. yüzyılın en belirgin özelliklerinden birisi olmuştur.
1. Hükümetlerarası örgütler Ve Aktör Konumları
Hükümetler arası örgüt olursa olsun, bu yapıların sahip olması gereken bazı özellikler bulunmalıdır.
En az üç devletin hedeflerini kapsayacak.
Devletlerin bu kadar artan oranlarda hükümetler arası örgütler kurma veya onlara üye olma talebinde bulunması çoğu devletler açısından güvenlik, işbirliği, ilişkilerin düzenlenmesi ya da maliyetlerin düşürülmesi gibi anlamalar…
2. HÜkümetlerdışı Örgütler ve Sistemdeki Yerleri
(INGO-International nongovernmental)… en az üç…
Hükümetler dışı örgütler gurup çıkarlarını ya da kişisel çıkarlarıni devlet sınırları ötesine taşınması yani genel geçer kullanımıyla “transnasyonelleşmesi” (devletleraşırılaşma) sonucu ortaya çıkmışlardır.
Üç tip transnasyonal örgüt bulunmaktadır;
Melez hükümetler dışı örgütler.
Hükümetler aşırı (transgovernmental) örgütler.
a) Hükümetlerdışı Örgütlerin Global Gücüne Özel Bir Örnek Olarak “Papalık”
Roma Katolik Kilisesi İtalya toprakları arasında kurulmuş olan ve 1929 yılında imzalanan Lateran Antlaşması ile bağımsızlığı ve egemenliği tanınan Vatikan Devleti, bünyesinde yer almaktadır.
Hıristiyan öğretisi üzerinde çıkan uyuşmazlığın Roma kilisesinin lehine sonuçlanmasıyla Papalık” kurumu ortaya çıkmıştır.
Orta çağın sonlarına doğru Protestan hareketlerin yaygınlaşması ve Papalığın Yüzyıl savaşları süresince Fransa’yı desteklemesi sebebiyle kurumun yıldızı sönmüş ve 20. yüzyılın ortalarına kadar da çok etkin olamamıştır.
Kilisenin siyasi açıdan yüklendiği en önemli misyonlardan birisi de Sovyetler Birliği’nden yayılan Komünist harekete karşı cephe almak olmuştur.
Komünizmin çöküşü sürecinde özellikle Polonya’da en etkili rolü üstlenen Kilise, Katolik Lech Walesa ve onun önderliğindeki dayanışma Sendikasına verdiği destekle rejimi çökertirken, Romanya’da da Macar Reform Kilisesine bağlı din adamlarından rahip Laszio Tokes’in önderliğindeki direniş Çavuşesku’nun sonunu hazırlamıştır.
Vatikan’ın Üçüncü Dünya’ya yönelik tavırları misyonerlik politikalarını çağrıştırmaktadır.
21. yüzyılın bir din yüzyılı olacağı, II. Vatikan Konseyinde İslam dini ile Yahudiliğin resmen tanınarak, Katolik kilisesi vasıtasıyla dinler arasında bir işbirliğin başlatılması ve laikliğe karşı bir anlamda kutsal bir çok dinli ittifak oluşturulması…
VII.Bölüm
YASASIŞI ÖRGÜTLER
Mafia, bu gün devletler dışında hiç bir aktör hem bu kadar büyük bir mali güce sahip olup, hem silahlı eylem yapabilme, hem de tasalarla bağlı olmayabilme ayrıcalığına sahip bulunmaktadır.
1) Maffia
Mazini Suç İşlemeye Vekalet Ediyor (Mazini Autorizza Furti Incendi Auvenamenti)
Terörist Guruplar
Terörizm “siyasal sonuçlara ulaşmak için şiddetin sistematik kullanımıdır”.
Prof. Yonah Alexander’a göre “terörist eylemleri haber yapmasından ötürü medyanın bulaşıcı etkileri vardır.” Medya terörizme ilişkin haberler yapmak ve onları kitlelere tanıtmak yoluyla terörizmi meşrulaştırmaktadır.
Terörizmin analitik incelemesini yapan Karber’in modelinde, sembolik bir hareket olan terörizmi dört ana bileşimi olan iletişim sistemleri ile benzeştirmek olanaklıdır. Kaber bu bileşenleri verici (terörist), yönelinen alıcı (hedef), mesaj (bombalama, pusu kurma, vs.) ve geri bildirim (hedef izleyicinin reaksiyonu) olarak sıralamaktadır.
Terörizm unsurları;
Şiddet ve zorlama,
Siyasi nitelik,
Korku ve vurgulanan terör,
Tehdit,
(Psikolojik) etkiler ve (beklenen) reaksiyonlar,
Devletlerin terörizme verdikleri destek şu şeklide gerçekleşmektedir:
Devlet himayesi
Devlet desteği
Devlet hoşgörüsü
Devletin hareketsizliği
“terörist örgütler da tamamıyla hasım bir siyasal ortamda faaliyet gösteremezler. Güvenli üslere, hareket serbestliğine, emin bölgelere (safe heaven, finansmana ve insan gücü potansiyeline ihtiyaç duymaktadırlar.
VIII. Bölüm
SONUÇ
Uluslar arası politika, 20. yüzyılın ikinci yarısında realizmin kolaycılığından uzaklaşarak yapısalcılık pürrealizm gibi yeni teorik yelpazenin çeşitlendirdiği bir karmaşıklığa doğru sürüklenmiştir.
Yapısalcı bakış açının sistemi ekonomik ilişkilere bağlı olarak inceleme gayreti sistemi gelişmiş- az gelişmiş, merkez-çevre gibi yapısal pürrealist ekolün
Politika sahnesinin yeni aktörleri…
Dünyayı sarsan beş önemli etki; ekonomik güçlerin çekimi, gücün global yayılımı, popülerleşen iddialar, ulus devletin azanla güç ve otoritesi, nüfus artışı ve çevresel bozulma.
Peter Drucker’a göre dünya tarihinde “dört yüz yıl boyunca yer alan siyasal hamleler hep ulus-devleti aşıp onun yerine devletaşırı (transnasyonel) bir sistem kurmak yönünde olmuştur.
Milliyetçiliğin mezarını kazdığı düşünülen globalleşme, kapitalist yönetim tarzının hakim olduğu bir dünya da, milliyetçiliğin üretildiği yatak haline gelmekte.
Etnik problemlerden çok fazla etkilenmesi mümkün görünmeyen ABD’ne karşı yeni bir farklı akımın, yani ırkçılığın gündeme gelmesi de beklenmelidir.
Plüralist teorisyenler işte bu sebeple devleti tek sesli bit birim olarak kabul etmemekte, devlet içindeki uzlaşma ve pazarlıkları da almaktadırlar.
Önderlik rolü bilgi ve enformasyonu en iyi alıp kullanabilenin eline geçecektir.
Deniz Ülke ArıboğanDer Yayınları
Etiketler: Deniz Ülke Arıboğan, Globalleşme Senaryosunun Aktörleri, Kitap Özetleri, Uluslararası İlişkilerde Güç Mücadelesi






0 Yorum:
Yorum Gönder
<< Ana Sayfa