Pazartesi, Aralık 31, 2007

Yeni Yıl Tebriği

2008'in herkese isteklerini getirmesi dileğiyle...

Etiketler:

Pazar, Aralık 30, 2007

arada bir gelir ya bana... şimdi de uyku arasını buldu cibran krizi....


sonra, varlikli bir adam konustu: "bize vermekten bahset."

ve o cevap verdi:

"sahip olduklarinizdan verdiginizde,
çok az sey vermis olursunuz;

gerçek veris, kendinizden vermektir.

çünkü sahip olduklariniz, yarin ihtiyaciniz olabilir
diye saklayip korudugunuz seylerden ibaret degil mi?

ve yarin, kutsal sehre giden hacilari takip ederken, kemiklerini,
iz birakmayan kumlara gömen fazla uyanik bir köpege ne getirebilir?

ve ihtiyaç korkusu da, ihtiyaçtan baska birsey degil midir?

kuyunuz tamamen doluyken susuzluktan korkmak,
tatmin olamayan bir susuzluk göstermez mi?

çok fazla seye sahip olup, çok az verenler, bunu
gösteris isteyen gizli arzulari için yaparlar,
ki bu da armaganlarini yararsiz kilar.

ve bazilari vardir ki, çok az seye sahiptirler ve hepsini verirler.
bunlar hayata ve hayatin definesine inananlardir,
ve kasalari hiç bos kalmaz.

bazilari sevinçle verirler, bu sevinç onlarin ödülüdür.

bazilari ise istirap içinde verirler ve bu aci onlarin vaftizidir.

ve bazilari vardir ki, ne vermenin acisini hissederler,
ne sevinç ararlar, ne de bir erdemlilik düsüncesi tasirlar;

onlar, su vadideki mersin agacinin kokusunu salisi gibi verirler.

böyle kisilerin ellerinde tanri dile gelir ve
onlarin gözlerinden tanri, dünyaya gülümser.

istendigi zaman vermek güzel bir davranis olabilir; fakat
istenmeden, ihtiyaci hissederek vermek çok daha anlamlidir.

ve cömert olan için, verecek kimseyi aramak,
veris olayindan daha fazla sevinç getirir.

vermekten alikoyacaginiz herhangi bir sey olabilir mi?

sahip oldugunuz her sey bir gün verilecektir.

öyleyse simdi verin ve vermenin hazzini
mirasçilariniz degil siz yasayin..

çogunlukla söyle dersiniz:
'verecegim, ama hak edeni bulabilirsem.'

ne koruluktaki meyve agaçlari böyle düsünür,
ne de çayirdaki sürüler.

onlar, saklandiginda çürüyecek olani, yasayabilsin diye verirler.

herhalde kendisine günler ve geceler verilmesini hak eden
bir kisi, sizden gelebilecek seyleri de hak eder.

ve hayat okyanusundan içmeye hak kazanmis bir insan,
sizin küçük irmaginizdan da bir bardak su alabilir.

faydasindan öte, kabul etmenin gerektirdigi cesaretten ve
güvenden daha büyük bir deger var midir?

ve siz kim oluyorsunuz da, onlarin gögüslerini yirtarak
gururlarini korunmasizca ortaya seriyor, sonra da
onlarin degerlerini örtüsüz ve gururlarini
utanmasiz olarak degerlendiriyorsunuz?

önce kendinizi vermeye hak kazanmis ve
verme olayinda bir araci olarak görün.

çünkü gerçekte herseyi veren hayattir
ve siz kendinizi bir verici olarak belirlediginizde,
sadece bir tanik oldugunuzu unutuyorsunuz.

ve siz alicilar, ki hepiniz bu gruba dahilsiniz,ne kendinize
ne de size verene bir boyunduruk yüklememek için,
hiç bir minnet hissi tasimayin.

bunun yerine, armaganlari kanat yaparak,
verenle beraber yükselin;

çünkü borcunuzu gereginden fazla abartmak,
annesi özgür yürekli dünya,
babasi evren olan cömertlik olgusundan
süphe etmek demektir..."

Halil Cibran

Etiketler:

NPN (taslak)

Adımlarımı korkarak atıyorum, hem de kendi evimde. Son zamanlar da çok kararsızım. Beklide karanlık evde dolaşırken onun hayaletiyle buluşma korkusu içimde olan. Bazı sesler duyuyorum, radyonun tam yanından gelen. Çözemediğim sesler. O orta dalganın karışık sesleri. İçlerinden seçebildiğim sadece bir kadın sesi. Onu ne kadarda özlüyorum. Bunun farkına vardığımda aslında kendimden tiksinmiştim. Şimdi biraz daha iyi anlıyorum kayıpların özlemle ne kadarda ilişkili olduğunu. Rüzgarın etkisiyle salınan ağaçların dallarının gölgeleri arasında dolaşıyorum. Sırtımdan süzülen ter rüzgarın etkisiyle kuruyor. Ayaklarımın arasında bir hava akımının dolaştığını hissediyorum. İç gıcıklayıcı bir rüzgar. Birden gıdıklandığımı hissediyorum. Öyle derinden gelen bir his ki derinden gelecek bir kahkahanın habercisi gibi. Tanrım deliriyor muyum? Bunun yanıtını bir sen verebilirsin bana biliyorum. Öldüğünden beri rahat uyuyamıyorum. Uykularım derin anlamsız rüyaların arasında bölünüyor. Çoğunun anlamına rüya tabiri kitaplarında rastlanmayacak bir şekilde. Odamın içine dolan ay ışığı hareketleriyle bana yön veren ağaçlar. Dışarıda zamansız öten kuş, sanki bana bir yol haritasını tarih ediyormuş gibi. Merdivenlerden iniyorum. Onun yaptırdığı, şu an sahip olduğum evin merdivenlerinden. Her adımımda tahtalar kendini sıkıp bırakıyor. Çıkardığı ses birçok kişiye ürkünç gelse de hissettiğim duygular içerisinde en sakinleştiricisi bu.

“Buyurun” diyor bir ses. Aniden dönüp arkama bakıyorum ve o. İnce saçları beyaz vücudu hayallerimdeki gibi karşımda. Bu bir rüya olmalı. Rüzgar hızını arttırıyor. Ölüm yokluyormuş gibi bir ürperti doluyor içime. Ona baktıkça merdivenlerin üzerinde bir fırtına esiyormuş hissine kapılıyorum. Saçlarım dalgalanıyor. Gözlerimi kapamamak için zor tutuyorum kendimi. Yanaklarımdan süzülen iki damla, daha çıkar çıkmaz kuruyor. Açtığı yol ise kurumuş bir çay gibi kalıyor. Yansıyan dallar tersi yöne gitmem için uyarıda bulunuyorlar sanki bana. İstemsiz diğer tarafa bakıyorum. Arkamda büyük bir ışık parlıyor birden. Başım dönüyor. Damarlarımdaki kan yavaşlıyor. Gözlerim…

Etiketler:

Cuma, Aralık 28, 2007

Stardust (Yıldız Tozu)

Bazı güzellikleri sonradan keşfettiğim için kızmıyor da değilim kendime. Az önce ise izlediğim film tamamen kitabın hakkını veren bir uyarlama. Gaiman’ın derin hayal dünyasının ince zekasıyla örülmüş gürünün, algısal fonksiyonlara yansıması.

Kitabı okuyalı henüz üç ay olmuş yada olamamıştı. Her şeyden bihaber olan ben geçen gün filmi keşfettiğimde bir heyecan kapladı içimi. Tereddütlüydüm. Böyle bir hayal dünyası herkesin perdeye yansıtabileceği kadar kolay değildi. Neyse ki De Niro ve Pfeiffer’ın muhteşem oyunculuklarıyla destekledikleri filmin altından Matthew Vaughn başarıyla çıkmış.

Ney yazık ki film tanıtımlarına baktığımda aslında filmin (hikayenin) pekte iyi özetlenemediğini gördüm.*

Büyük İngiltere’nin bir şehrinin yakınlarında uzun yıllardır duvarlarla çevrili bir köy vardır. Birçok kişi bu köyün varlığını bilmez, bilenler ise oraya girmeye yanaşmaz. Bir gün Dunstan isminde meraklı bir genç bu taşın ardına geçerek orada başka bir dünyanın olduğunu görür ve o gece orada bir kile ile birlikte olur. Olayın akşamında Dunstan köyüne geri döner ve olayı tamamıyla unutur ta ki dokuz ay sonraya dek. Dokuz ay sonra kapısına ona verilmek üzere duvarın üzerine bırakılmış bir bebek getirilene kadar. Bu bebeğin ası ise Tristandır (bu bölümü çok düşündüm yazayım mı diye...)

Tristan büyüdüğünde gönlünü Victoria diye bir kıza kaptırmıştır. Ancak kızı etkilemek için ne yaparsa yapsın bir türlü başarılı olamamıştır. En son olarak gökyüzünden kayıp duvarla örülü şehrin içine düşen yıldızı, aşkının ispatı olarak getirmek için söz verir ve maceralarla dolu bir yolculuğa çıkar. Düşen yıldızın yanına gittiğinde ise onu bekleyen Yvaine adlı genç bir kızdır ve aşkını ispat etmek için onu Victorianın yanına götürmesi gerekmektedir.

Kurgu bakımından harika bir şekilde işlenmiş hikaye her ne kadar size sıkkın çocuk filmleri gibi gözükse de, okunduğunda, izlendiğinde vücutta bıraktığı tat, şu Magnum’un biberli çikolatasından farksız. Bildiğiniz bir şeyi keşfetmenin, keşfetmeye çalışmanın zevki yansıyor üzerinize (reklam da yaptım sanırım)

Stardust, çocuk masallarının büyüklere anlatılmış şekli. Okurken çocuk olduğunuzu düşünürken kendinizi eğlenceli bir aşk hikayesinin içinde buluyorsunuz. Etrafınıza bakıp aptal aptal sırıtmamanız da içten bile değil…

Ama önce kitabı okumak şartıyla…

Yıldız Tozu Neil Gaiman İthaki Yayınları

Tür : Dram / Bilim Kurgu / Aksiyon Gösterim Tarihi : 5 Ekim 2007 Yönetmen : Matthew Vaughn Senaryo : Jane Goldman , Matthew Vaughn , Neil Gaiman (Kitap) Görüntü Yönetmeni : Ben Davis Yapım : 2007, İngiltere / ABD , 128 dk.

websitesi: http://www.stardustmovie.com/

Oyuncular

Robert De Niro (Captain Shakespeare) , Michelle Pfeiffer (Lamia) , Sienna Miller (Victoria) , Claire Danes (Yvaine) , Jason Flemyng (Primus) , Charlie Cox (Tristran) , Sarah Alexander (Empusa) , Peter O'Toole (King Of Stormhold)

* BeyazPerde.com’daki hariç…

Sevdiği kadının aşkını kazanabilmek uğruna bir erkeğin yapabileceklerinin defalarca sınandığı hikayelere yeni bir örnek de, Matthew Vaughn'un son filmi Yıldız Tozu ile geliyor. Tristran, aşkının kalbini kazanabilmek için onun için kayan bir yıldızı yakalayacağına söz verir. Ama sevgilisi Yvaine ile çıktıkları bu yolda, korsanlar ve cadılarla dolu büyük tehlikeler onları beklemektedir. Usta oyuncu Robert De Niro'nun acımasız bir korsan rolü ile Kaptan Shekespaere olarak karşımıza çıkacağı film, Michelle Pfeiffer, Claire Danes gibi önemli isimleri de barındırıyor. (http://beyazperde.mynet.com/film/3432)

Not: kafamı topladığım zaman daha sakin bir yazıda (ki bu biraz dağınık oldu) Gaiman’dan bahsedeceğim. Şuna inanıyorum ki İngiltere eğer fantastik bir tarih oluşturmak isterse bunun için en uygun adam Neil Gaiman’dır ki bunu bütün eserlerinde hissedebilirsiniz…



Etiketler: , , , , , , , , , ,

NPN (taslak)

Karanlık üzerimize yürüyor. Toz bulutu etrafımızı sarmış. Burnumun ucunu görmekte zorlanıyorum. Ağaç dalları çoğu zaman yüzüme çarparak geçiyor. Sanki kendimi boşa adım atıyormuş gibi hissediyorum. Tanımadığım bir adamın peşinden kuşku bir o kadar da güvenle yürüyorum. Görebildiğim sadece sağa sola sallanan başı. Sol ayağını yere set vuruşu, sağ ayağını sürüyüşü kulaklarımda. Bir de uzaklardan gelen silah sesleri. Ateşkes şu an bitmiş olmalı. Soğuk bir rüzgarın etrafımı çerçevelediğini hissediyorum. Dar patika yolda, iki tarafı uçurumla çevriliyken insanın yapabileceği tek şey düşüncelerini bir yere sabitlememek… Şimdi ise yaptığım sadece aklıma gelebilen akıllıca sorulardan bir geçit yapmak. Kollarımı hareket ettirdikçe uçurumun derin soğuğunu hissediyorum. Sanki kollarımdan kavrayıp beni kaldıracakmış gibi. “Acımayın bana” diye bir ses geliyor uzaktan… Ve aniden karşımda beliren, başsız bir vücut, ardındaki bir çift bacak…
Neden bu kadar sakinim?

Radyo…
Kelimeleri seçebileceğimi üşünüyorum. Yani radyoda dediklerini. O ihtiyarın bunu dinleme sebebi olmalı… Bir saniye, neden sebep arıyorum ki bir bunağın neden radyo dinlediği konusunda. Sonuçta onun akli dengesinin yerinde olmadığını herkes gayet iyi biliyor. Sanırım evdeki yalnızlık hissi beni bunları düşünmeye iten. Yarın kendime bir köpek alırım olur biter. Bir ihtiyarın yerini tutabilecek en iyi şey. Ama onun yokluğunu bu kadar hissedeceğimi bilmezdim. Karanlık… gelen bu ses…

devam edecek...

Etiketler:

Perşembe, Aralık 27, 2007

There's Only One Sun





Efendim yukarıdaki reklamı izleyeniniz vardır. ben hatırlayıp hatırlamamak arasında kaldım ki şu saatlere kalıp uyumama nedenim de budur. Akşamın bir varkti Serdar bak tem bizlik bunlım bir film diye bir link atar bana... Bende linki indiri ve izlemeye koyulurum... son dakikasına kadar reklam olduğundan habersiz... renkler, ışık, açıklar çok tanıdık gelmektedir oysa... bu kısa filmi kim çekmiş yada bu filmden bir kesitse tamamı nedir diye araştırmaya koyuldum bir de ne göreyim...

film aslında uzun metrajlı değilmiş (birinci hayal kırıklığı), e film kısa film de değilmiş (ikinci hayal kırıklığı), bu bir reklammış (kararsızım)... e künyesi neymiş işte kaşıma çıkan....

yazan yöneten Wong Kar Wai
oyuncular Amélie Daure, Stefan Morawietz, Gainpaolo Lupori, Aurea
ülke : Hong Kong
film şirketi : Anonymous Content Production, Jet Tone Productions Ltd
tür :
reklam
süre : 9 dk.
görüntü : renkli
ses : diyaloglar (fransızca, rusça)

e hal böyle olunca izlenesi bir reklam çıkıyor ortaya...
odanızın ışığını kapatın, bilgisayarınızın sesini açın ve izleyin. işte reklamın tamamı aşağıda...
ve reklam sahibinin sitesi... http://www.aurea.philips.com/




Etiketler: , , , , , , ,

Çarşamba, Aralık 26, 2007

çokta önemliymiş zaman...

ki sayar olmuşuz an an... İsa doğalı 2007 sene olmuş ki içinde bulunduğumuz günler itibariyle 2008' basacak. bnim 27 yıllık hayatımı hesaba katarsak ki bir hiç durumundayım... insanlar ne çok sever olmuş zamanı... ona sarılmayı, öpmeyi, koklamayı... bir dost gibi yaklaşırken ardından bıçaklamayı... zamana bile riyakarız değil mi? şimdi severken, ardından küfredebiliyoruz...
zaman sürüklüyor kelimeleri, mesela iki haftadır bozdolabımdaki içi geçmiş, suyu kalmayıp, pürsümüş portakalımı, ağız tadımı bozmasına rağmen yiyorum. portakal markete de geleli iki gün olmuş... markete geldiği süreç derken zman ne kadar da büyütor gözümde.. ve dolabımda herzaman son kullnama tarihlerini yetiştiremediğim yiyecekler... Zaman ne kadar masraflı... hepsini atıyorum çöpe... belki de bu benim için iyi... dün sabah 10:30 itibariyle rejime başladım... ve şimdi üzerinden zorlu bir haftanın geçmesini bekliyorum...
portakalın bitmesiyle açıkğı depreşen midemin çığlıkları şimdi rahatsız eden... bir hiltinin içimde çalıştığını hissediyorum... büyk bir gürültü, büyük bir acı, narkozsuz kürtajın ayrıntılarını hissediyorum. şimdi işte zaman, an, dakika, sanise, salise yada en küçüğünüz neyse neden uzuyorsunuz gözümde kıvranırken acıyla...
ne kadar geçmeye devam edeceksiniz istemsiz, umutsuz, huzursuz...
çok gereklisiniz, bloğum da yer bile kapladınız...
sağolun...

Etiketler: ,

Psikopat kalemtraş...


Blog sitelerini dolaşırken gördümçok güzel yapmışlar...

birde adresi de burada... gerçi o da başka yerden bulmuş ya neyse... (http://muzkabuu.blogspot.com/)

Salı, Aralık 25, 2007

herkesi
ne kadar sevdiğimi
hatırladım
ve
kaybettiğimi,
kaybetmeyi
ne kadar
sevdiğimi
sonra…

Etiketler:

Pazartesi, Aralık 24, 2007

NPN (taslak)

Bir tembellik. Gözlerimi kapadığımda kirpiklerimin derime battığını hissediyorum. Gözlerim acıdan kızarmış. Beynimde hayalden evler kurulurken, insanları yaratmakta zorluk çekmiyorum. Gözlerim açık. Hem de sonuna kadar. Biraz kanlanmış, biraz ıslak. Burnumun kenarından akmakta. nefes almadığımı biliyorum. "uyuyorsun" diyor bir ses "hayır" diye cevap veriyorum. "uyuyorsun nefes alışverişinden anladım" diyor. Dalıyorum. Üzerimde bir ağırlık kemiklerim hareket etmiyor. Vücudumda bir sıcaklık... Etlerimin kemiklerinden sıyrıldığını hissediyorum. Derim sarkmış... Uzaktan bir ses "burası, diyor, Çeçenistan". Ağaçlar arasındayım. Önümden hızla insanlar geçiyor. Gözlerim kapanıyor. Uzaktan bir ses... Parazitli. Ayaklarımın altında kırılan dallar, havaya kalkan tozlar arasından zor seçiliyor. Parazitli; görüntü, ses, koku belki de bütün duyular...
İri gözlü, kısa boylu, topal birisi "bu taraftan abi" diye sesleniyor. Yerden kalkan toz, kulağımda parazitlenen sesler anlamsız şekiller oluşturuyor beynimde. ağaçları yararak ormanın içine dalıyoruz. Bir adım ötemde. Sekerek yürümesine rağmen benden daha hızlı. Vücudum dökülüyor. Yarım metre genişliğinde bir patika yoldayız. İki tarafım da uçurum. Sesler uzaklaşmaya başlıyor yavaşça, bulutlar yeryüzüne inerken...

devam edecek...

Etiketler:

Çarşamba, Aralık 19, 2007

Kurban Bayramı Tebriği

Ah ah nerde kaldı o eski bayramlar sözünü malum çok duyuyoruz. Hani bu sözleri sarf edenlerin içinde bende yok değilim ama sanırım bu topluma ayak uydurmanın bir getirisi.
Bayram sabahları erken kalkılır yeni kıyafetler giyilir, büyüklerin elleri öpülür, şeker ve para toplanır. Bir çocuk daha ne isteyebilir ki? Ama annemin tabiriyle benim gibi "eşşek gibi olan bir adamı" her alukarda tatmin edemezsiniz. Mesela ben bayramda mutlu olmak için ne isteyebilirim? Piyangodan para çıkmasını, Louvre müzesini karşıdan gören bir ev, küçük çaplı bir harem (içinde kimler yok ki) vs... vs... Tabiki benim bu isteklerim büyüyüp artınca karşılanması da zor oluyor. E şimdi bayramlar bir çocuk için karşılanabilir istleklerin tatmini olarak düşünülebilir ama yetişkin bir birey için bu düşünülemez...
Peki yetişkin bir birey için bayram nedir? Efendim yetişkin bir birey için hiç şüphesiz bayram tatildir. Hani şimdi büyüklerin elini öpmeye mi gitmek için vakit mi harcamak gerekli... Bu bu kadar önemli mi, biz de bunu yaşlanınca anlayacağız tabi...
Malum bugün arife ve yarın kurban bayramı, ama şöyle bir göz gezdirdim de bloglara, sayfalara, yılbaşı kurban bayramından daha popüler olmuş. Hayır yılbaşı hikayelerine elbette bir lafım yok ama once bayram dururken arkadaki yılbaşını tasarlamak garip geldi bana. İnsnalar yoksa dini bayram tabusundan korktukları için midir tılbaşlarına atıyorlar kendilerini böyle içmek, kafayı bılmak için bilinmez. :)
Düşünüyorum da cidden eski bayramlar yok artık... İktidarla bir ilgisi mi var acaba?
:)
Çok yazdım ama hiç birşey anlatamamışım...

Herkese İyi Bayramlar, Kutlu Olsun....

Etiketler: , ,

Pazartesi, Aralık 17, 2007

eğer kanın ısınmıyosa bi programa kullanmıcaksın kardeşim allah cezasını versin nortonun, ghostun allah bildiği gibi yapsın gtti bütün emeklerim, yazılarımi çizilerim, sarkılarım, filmlerim... ühühühühüühhüüh

"O" , "IT" - Stephen King

Bundan önce deyazmıştım sanırım eski vcdlerimi bildisayarıma yükleyip onları dvdlere kopyaladığımı. Çoğu bitti azı kaldı. Hayır dönüştürdüğüm filmleri izlemesem daha çabuk bitecek biliyorum da şu dönemlerde bir eskiye özlem vakası kapımda izlemedem geçemiyorum. E, hal böyleyken de bloğa yazacak vakit bulamıyorum. :)

Yakın çevrem nasıl bir King manyağı olduğumu bilir. Hemen hemen çıkan herşeyi elimin altında (yalan) bulunur. Tabi bu vcdlerin arasında da King uyarlamaları yok değil. Bunlardan bir de "O" orjinal adı ile "IT". Kitabı okumaya başladığımda 10-12 yaşlarındaydım ve hayatımda okuduğum en uzun kitaptı. Anlatım ne kadar etkilemiş ki beni ızgaraların yanından bir süre ceçemez oldum. Hatta bir gün parkta kitabı okurken avazım çıktığı kadar bağırdığımı hatırlarım... BU duruma en iyi çözüm yalnız kalmamak. Ama korkmakta bir zevktir, bu zevkten mahrum kalmamak gerekli :)

Kitapta kendi tabirleriyle "şanslı yedili" denen çocukların başından geçen bir macera anlatılmakta. Derry kasabasının yüzyıllardan beri gelen bir sırrı vardır. Bir yaratık belli dönemlerde uyanıp küçük çocuklarla beslenip tekrar uyumaktadır. Her otuz senede bir bu olay tekrar eder... Ama bu şlanslı yedili diye tabir ettiğimiz ekip bir gün onu yaralamayı başarır ve büyürler. Her biri dünyanın bir çok yanına dağılır ve çok başarılı, zengin insan olurlar, biri hariç. Ancak otuzyıl sonra yaratık uyanır ve kasabada kalan arkadaşları bu şanslı yediliyi verdikleri sözü tutmak için geriye çağırır. Oysaki kimse hiç birşey hatırlamamaktadır. Yaratık herkesin hayal gücü, korkuları dahilinde gözükür... Kimi için bir playanço, kimi için bir kurt adam, kimi içinse kendi bababası... Ona bir tanımlama getirilemediği için King adını "O" yani "IT" koymuştur.

1990 yılında üç bölüm halinde tv dizisi olarak ekrana alındı. Tabi özel efektlerden yoksun, şu anki teknolojiyle tatmin edilmeyecek 90'ların korku filmi kriterlerini karşılayacak seviyede çekilerek. Geçen gün filmi izlerken en çok sevdiğim sahnenin olmadığını gördüm açıkçası üzüldümde. Ama şu anki teknolojiyle çekilse nasıl bir film çıkar ortaya düşünmemekte elde değil. Türkiye'de filmin dvdsi var mı bilmiyorum ama ben vakti zamanında vcdsini bulmuştum. Anlamayanların bayat diyeceği, hayranlarının seveceği güzel arşivlik bir film... Ama kesinlikle önerim kitabı okumanız yönündedir.

Filmi Tommy Lee Wallace yönetmiş, Lawrence D. Cohen yönetmenle birlikte senaryosunu yazmış ve oyuncular da aşağıda...

Harry Anderson (I) .... Richard 'Trashmouth' Tozier
Dennis Christopher .... Eddie Kaspbrak
Richard Masur .... Stanley 'Stan' Uris
Annette O'Toole .... Beverly Marsh Rogan
Tim Reid .... Michael 'Mike' Hanlon
John Ritter .... Benjamin 'Ben' Hascom
Richard Thomas .... William 'Stuttering Bill' Denbrough
Tim Curry .... Robert 'Bob' Gray/Pennywise the Dancing Clown/It
Jonathan Brandis .... William 'Stuttering Bill' Denbrough (12)
Brandon Crane .... Benjamin 'Ben' Hascom (12)
Adam Faraizl .... Eddie Kaspbrak (12)
Seth Green .... Richard 'Richie' Tozier (12)
Ben Heller .... Stanley 'Stan' Uris (12)
Emily Perkins (I) .... Beverly Marsh (12)
Marlon Taylor .... Michael Hanlon (12)
Olivia Hussey .... Audra Phillips Denbrough
Michael Cole (I) .... Henry Bowers
Sheila Moore .... Myra Kaspbrak
Jarred Blancard .... Henry Bowers (14)

Etiketler: , ,

Cumartesi, Aralık 15, 2007

Bu Türkler çok duygusal insanlar... (Beyaz Melek Üzerine)

Bilenler bilir Mahsun Kırmızıgül bir film yaptı. Adı da Beyaz Melek. Herkes izledi beğendi. Hani bende duygulanıp gözlerim sulanmadı desem yalan olur. Ama hatırlıyorum da, hiç birisi Dancer In The Dark’ın yerini tutmamıştır hayatımda… Eh bir itihar teşebbüsü bu kadar nükseder insana… Ah, unutmadan birde Fellini kokulu Çağan Irmak filmi Babam ve Oğlum, ama bu tabi tamamen kişisel ve adıyla özdeşen bir durum.

Beyaz Melek iyi güzel. Mahsun Kırmızıgül tabiri caizse çıkmış aslanlar gibi bir senaryo yazmış sonrada sıkılmadan usanmadan etmeden oturmuş yönetmiş.

Tam da Türk insanını derinden yakalayacak bir konu. Etraflıca düşündüğünüzde Türk sinemasında para kazanmak için ne yapabilirsiniz? Bir komedi çekersiniz, iki Türkiye’deki tüm duayenleri toplar bir drama yaparsınız ki baya bir masraflıdır bu… ama söz konusu kendi durumlarını anlatmaksa bu masraflar biraz düşebilir…

Çok güzel olan filmin söz konusu Avrupa macerası ne olabilir sizce? Hani aklıma da gelmiyor değil. Herkesi ağlatan tabiri caizse dumura uğratan bir film yapıyorsunuz, ama işin Avrupa boyutunu, festival boyutunu düşünmüyorsunuz. Box Office denen şeylere bakıyorum da Takva’yı geride bırakmış… Hal böyle olunca ilerleyen zamanlarda Beyaz Melekten de bir ödül beklemiyoruz değil yani…

Bizim sanat dünyamızda mankenlerle karışık ilişkiler vardır. Yani bir manken kolayca şarkıcı olur, oyuncu olur, yönetmen olur falan olur filan olur. Hayır, yok olamaz dediğimden değil. Elbette ki olur. İyide olur kötü de olur ama yakın tarihe baktığımızda Balans ve Manevra’sını görüyoruz Teoman’ın. Peki Teoman neden bu kadar iyi bir iş çıkaramadı… En kötü film seçimlerinde hep aday oldu… Düşünsenize bir şarkıcı Mahsun Kırmızıgül çıkıyor ve bir Fatih Akın’a nerdeyse kafa tutacak kapasitede film yapıyor… (Gerçi Duvara Karşı’da pek sükse yapmadı.) Neyse biz Balans ve Manevra’nın kadrosuna bir göz atalım.

Teoman, Bena Öztürk, Burak Sergen, Bülent Kayabaş, Bülent Polat, Erol Demiröz, Orbay Sayü, Seda Akman, Yusuf Akgün.

Şimdi birde Beyaz Melek’in kadrosuna bakalım.

Suna Selen, Ali Sürmeli, Arif Erkin, Bilge Zobu, Cihat Tamer, Cezmi Baskın, Emel Sayın, Erol Günaydın, Gazenfer Özcan, Mahsun Kırmızıgül, Nejat Uygur, Yavuz Bingöl, Yıldız Kenter, Zeynep Tokuş.

Şimdi pek bir şey istemiyorum sizden. İlk bakışta hangi filme tanıdıklar daha fazla? Yanıt: Beyaz Melek.

Peki bu iki filmden birini ben yönetmeye çalışsam hangisi benim için kolay olur? Yada hangi filmi yönetecek kadar iyiyim?

Balans ve Manevra’da, Burak Sergen, Bülent Kayabaş, Erol Demiröz (ortak isim) oyunculuk bakımından yönetmen istemeyecekler arasında…

Beyaz Melek’te ise; Erol Demiröz’ün kadroda adı geçmeyecek kadar geniş bir yelpazesi var… Suna Selen, Ali Sürmeli, Cihat Tamer, Cezmi Baskın, Erol Günaydın, Gazanfer Özcan, Nejat Uygur, Yıldız Kenter. Eh canım bu isimler yönetilecek isimler mi ki bu filmi yöneten Mahsun Kırmızıgül olsun ve film kötü olsun? Hepsi hoca hepsi eğitmen…

Anlaşılan o ki film bu yüzden iyi Mahsun Kırmızıgül’den senaryosundan, çektiğinden, yazdığından ötürü değil.

Amacım Balans ve Manevrayı da övmek değil sadece son dönemlerde iki şarkıcının yapmış olduğu filmler olduğu için kıyaslamamda yer aldı…

Velhasıl aslında bu gece NPN’in yeni bir bölümü yazılacaktı. Lakin saat 04:40. Uyku vakti…

Beyaz Melekte izlenmese ayıp olur. Hem de bu kadroyla. NOKTA.

efendim anlamlı bir yazı linki de aşağıda...
http://duygusalzeka.blogspot.com/2007/12/beyaz-melek-ve-huzurevi.html

Etiketler: , , ,

Cuma, Aralık 14, 2007

paylaşımcı ruh...

Efendim uzun süredir paylaşımcı ruhumu kaybetmiş olsa gerek ki bu başlık altında pek bişi yazmadım... Ama geri döndüm dönmedim değil... Şimdi yine tesadüfen bulduğum ve parcalarının bir çoğunu indirip dinlediğim sevmeye başladığım üç uzak doğulu bayan ile tanıştıracağım sizi... dayanamadım bideee bonussssssss :)
Buyurun...

Wu Fei


Xuefei Yang


Liu Fang favorim :)


Dhafer Youssef: 'Odd Poetry' Live (bonuusss) :))

Etiketler: , , , ,

gün nasıl geçti...

herkesin dilinde olan meşhur bir lafımız vardır şirkette: "akşam olsa da yatsak!" ve şimdi akşam oldu bilgisayarın saati 17:05'i, masa telefonumun saati 17:08'i, cep telefonumun saati ise 17:06'yı göstermekte -tabii ben bunları yazarken birer dakika atladılar-.
gün özeti yazmayı düşünürken Depeche Mode çalıyordu ne güzel. Şimdi ise şu satırları yazarken bir yandan da Devaran Çağlar Dünya Tatlısı çalmakta. Ne karışık bir liste ki bu da ayrı bir mesele. Devran'ın da dediği gibi kimim var...

Neyse şu an şarkı değişti (Nightwish-Two For Tragedy). Bugün pek iş çıkmadı şirkette boş olan vaktimin tamamını uzun zmaandır ziyaret etmediğim blogk sitelerini gezerek yeni blog siteleri bularak doldurdum. Sağolsun haftasonu mayışıklığından mıdır, bayram tatilinin rehavetinden midir bilinmez kimsecikten de ses çıkmıyordu...

Dün gece annem aradı. Sanıyorum en son konuşmamızda ona bayramda gelemeyeceğimi söylemiştim. o da bana "tamam oğlum ben sana et gönderirim" demişti. Akabinde amcamla konuşmuştum o da"uçakla gelsene" dedi. paramın olmadığını bahane ettim ve de tatilin az olup zamanım olmadığını (behene değil bunlar gerçekk). Neyse sanırım onunla uzaşmıştık. Ancak annem yengemle konuştuğunu ucakla geleceğimi amcamla oyle konuştuğumuzu söylemiş. Bakınız efendim kulaktan dolma laflar nasıl değişikliğe uğruyor. Neyse ki sanırım sorunu hallettik neden gelemeyeceğimi, defalarca söyledikten sonra... Bu arada annemin arama saati de 23:54. Kendisi uyumuş uyanmışta. Sanırım beni de kendisi gibi sanıyor... Sanırım bu bayram meselesini atlattım...

Bir ara ilgim olmayan bir arıza için Gonca'nın yanına çıktım. Abisi askere gitmiş. Allah kavuştursun diyorum onada.

Saat 17:40 biraz atıştırdım. Karnım acıkmış. Şirkette pek kimse kalmadı mesai bittiği için. Ama ben dokuza kadar burdayım. Mesai olayı... Sanırım şimdilik bu kadar artık sıkıldıkça yazarım yine...

Ey sevgili günlük diyeyim de ayıp olmasın...

Ziyaretçiler (The Visitors)

Dün gece Işın'ın msn’de ne zaman öleceğim hesabından sonra son günlerde üzerime çöken eskiye özlem olgusu biraz daha depreşti. Efendim hesaplarımıza göre o 6 ben ise 8 sene sonra ölecekmişiz. :) "Peki, nasıl oluyor bu hesap?" diye sorabilirsiniz. Biraz karışık bir hesaplama lakin ayrıntılı olarak öğrendiğimde sanırım burada yazarım :) Velhasıl muhabbeti bitirdikten sonra şu sıralar bilgisayara geçirmekte olduğum sevgili vcdlerimin başına geçtim. Belli dönemde bende film aktarımı hastalığı olduğunu kabul ediyorum. En son 2002’de olmuştu sanırım. Neyse aklımda uzun zamandır masanın üzerinde ikamet eden Krzysztof Kie?lowski’nin Üç Renk’ini izlemek var ama bir türlü onu izleyecek kadar şu aralar aklı başımda olduğumu düşünmediğimden erteledim yine. Bu iş yine bir zamanlar içersinde bulunduğum Bernardo Bertolucci’nin Stealing Beauty’sini (Çalınmış Güzellik) izleme girişimime dönecek ki o ayrı bir hikaye.

Neyse biz dönelim Ziyaretçiler’e…

ABD'de 1984-1985 Sezonunda, Türkiye'de ise 1989'da TRT-1'de yayınlanmıştı. 90'lı yıllarda TRT-2'de tekrar verilmişti. Ziyaretçiler'e esin kaynağı olan diziler: Uzay Yolu ve Uzay 1999’du. Ziyaretçiler kuş ve fare yiyerek beslenirlerdi ki gördüklerimiz sadece bunlardı. Başrol oyuncularından olan Jane Badler (Diana) bir kanaryayı midesine indirirken ilginç bir hayranlık duymuşumdur. Düşünsenize o yaşlarda aşık olduğunuz bir kadın kuş ve fareyle besleniyor. O dönem evde ölen iki kuşun bunlarla ilgisi var mı diye düşünmedim desem yalan olur. Dizinin sonradan en meşhur olan oyuncusu elbette ki Freddy Kruger rolüyle tanıdığımız Robert Englund’dır. Bu normalde sürüngenlere benzeyen insan görüntülü ziyaretçilerin renkleri yeşil renkti ve insanlarla çiftleşebiliyorlardı ki birde uzaylı-insan melezi vardı (Elizabeth Maxvell). TRT-1'de cumartesi günleri gece yarısı saatlerinde gösterilirdi. Başroldeki erkek oyuncu Mike Donovan'dir (Marc Singer). Dün izlediğimde fark ettim ki yakışıklı adammış. Direnişçilerin lideri pozisyonunda ki bu adamın annesi, onu ziyaretçilere satmıştı. Birde Donovan’ın yanında sarışın bayan lider vardı ki adını şu an hatırlamıyorum.
Neyse böyle bir diziydi 20. yıl diye son üç bölümü kapsayan birde DVD ve VCD’sini çıkardılar piyasaya 2004’te... Tekrar yayınlansa da izlesek…
Yeni nesil için izlenmesi gereken eskiler içinse hatırlanması gereken bir klasik…
Ah Diana ahhhhhh!!!!

Etiketler: , , , , , ,

Perşembe, Aralık 13, 2007

bazen düşünemediğimi biliyorum. gözleirmin altında biriken torbalar bunun kanıtı. eğer düşünebilseydim gece uykularım kaçmazdı. her işte olduğu gibi düşnmekte de kendimi kabiliyetsizler arasına koyuyorum. büyük kapsamlı olumsuzluklar kümesinin has elemanı... buyurun benim. ellerimin altındakiler mahfettiklerim, unuttuklarım, bilmediklerim...
açıkça hissettiğim ise yavaş yavaş eridiğim... şimdi gözlerimin önünde hayalleirm, aşkım hızla yitip giden zamanım... her zamanki gibi...
sessizlik...

Etiketler:

pornoyu biraktim ama jubile yapmam

Röpotaj: Sinem VURAL
Fotoğraflar: Neslihan KARA

Pornoyu bıraktım ama jübile yapmam

Porno yıldızı Şahin K, 1.5 yıldır yeni film çekmediği belirterek"
artık komedi filmlerinde rol alacağım" dedi.

Yaklaşık 1,5 yıldır film çekmediğini ve pornoyu
bıraktığını söyleyen Şahin K. "Son bir jübile filmi
çekmeyi düşünmedim değil. Ama bu saatten sonra porno
sektörüne dönmek istemiyorum. Dönmem için teklifler
geliyor olsa da ben o defteri kapattım. Belki elveda partisi
yapabilirim" dedi.

'Sen köylüsün' dediler porno çekip intikam aldım
Porno film yıldızı Şahin K, artık komedi filmlerinde rol
alacak... İlk olarak "Benim Cici Vibratörüm" filminde oynacak
olan Şahin K, "İntikam almak için porno film çektim. Bana
'Sen köylüsün' dediler, ben de porno filmler çekerek
kendimi ispat ettim. Artık büyük bir hayran kitlem var" diyor.

Barış Bayraktar'ın filminde oynayacağı açıklanan isimler
arasında yer alıyorsunuz ama size başka film teklifleri de
geliyormuş...

- Başka teklifler var ama benim Barış Bayraktar'a verilmiş
bir sözüm var. Barış Bayraktar ve Berk Temeller "Benim Cici
Vibratörüm"de tam bana uygun bir senaryo kaleme almışlar.

Filmdeki rolünüz de bir hayli ilginç. "Barbie Şahin"
değil mi?

- Evet, canlandıracağım karakterin ismi Barbie Şahin. Seks
filmi çekmeye çalışan bir yönetmenim. Tam benlik bir rol. Bu
film bir üçleme gibi düşünülüyor. Üç filmde de rol
alacağım.

Seks filmlerinde genelde boylu poslu, yakışıklı erkekler rol
alır ama siz Almanya'da çevirdiğiniz filmlerle bu imajı
yıktınız.

- Sekiz yıldır film çekiyorum. Ondan önce fabrika
işçisiydim ve bir ara erotik filmler satan bir şirkette
çalıştım. Şirkette telefonlara ben bakıyordum ve
müşteriler filmlerle ilgili şikayetlerini bana
anlatıyorlardı. Ben de kendi kendime "Bir gün bir film
çekeceğim ve hepsinin isteklerine karşılık vereceğim"
dedim. Ve bu hayalimi 2000 yılında gerçekleştirdim. Filmi
izleyen herkes çok beğendi. "Devamını ne zaman
çekeceksin? Tavrını hiç bozma" gibi yorumlar aldım. Halk
porno filmlerindeki yapmacıklıktan bıkmıştı. Ben bir mix
yaptım ve halkın hoşuna gitti. Benim filmlerimi ailecek izleyen
insanlar bile var. Çünkü benim filmlerimi gülmek için
izliyorlar.

Bu işe başlamanızın sebebi nedir?

- Bu işe ne para ne de zevki için başlamadım. Tek bir
amacım vardı beni küçümseyen insanlardan intikam almak.

İntikam duygusunu yaratan etkenler nelerdi?

- Aileden, eşimden gelen tepkiler neden oldu. Almanya'da
yaşayan komşumuzun kızıyla evlendim ve aile birleşimi
nedeniyle Almanya'ya geldim. Gerçek bir evlilikti. Fakir bir
ailenin çocuğuydum. En çok zoruma giden şey
aşağılanmak oldu. "Ben bu değilim, size kim olduğumu
göstereceğim" dedim ve kendimi gösterdim.

Ne diyorlardı size?

- Mesela masada olmayan bir şeyi "Bu neden yok" diye sorduğumda
"Köyünde o var mıydı? Onu bulabiliyor muydun da burada
soruyorsun" diyorlardı. Bunalıma girdim, yapayalnızdım,
isyanlardaydım... Bazen kendimi öldürmek istediğim zamanlar
oldu. Benim için iki yol vardı. Ya orada kalıp mücadele
etmek ya da kaçıp ülkeme dönmek... Ama ben kaçmayı
sevmem. Kaldım çektiğim filmlerle mücadele ettim.

Yani porno sektörü hayatınıza yeni bir yön
kazandırdı...

- Çoğu insan bu işi para ve zevk için yapıyorum
sanıyor. Alakası yok. Benim zenginlikte gözüm yok.
Gönlü tok bir adamım. Zaten öyle bir özelliğim olmasa
Barış'a olan sözümü tutmayıp her filmde oynardım.
Verilmiş söz benim için paradan daha önemli.

Hayranlarınız sadece Türkler mi?

- Sadece Türkler değil, Avrupa ve Amerika'dan da
hayranlarım var. İlginçtir, İran'dan Arabistan'dan,
Dubai'den bana telefonlar geliyor. Bizim filmlerin sonunda
şirketin fax numarası yayınlanıyor. Oradan bana
ulaşıyorlar. Bu kadar ilgiyi ben de beklemiyordum açıkçası.

Kaç filminiz var?

- 100'ün üzerinde. 70 filmde bizzat oynadım, diğerlerinde
ya senaryosunu yazdım ya da rejisörlüğünü yaptım.

Pornoyu bıraktım

- Sürekli internete yeni Şahin K filmleri düşüyor ama siz
artık sektörün başka bir noktasında yer
alacağınızı söylüyorsunuz...

Stokta bulunan çekilmiş filmlerim var. Aşağı yukarı 1,5
yıldır film çevirmiyorum. Artık kendime farklı bir rota
çizdim. Komik yanımı göstermek varken neden artık porno
film çekeyim ki? Bu işi bıraktım artık.

Tipik Türk erkeğiyim, maçoyum

- Nereliydiniz?

Aksaray'lıyım.

- Biraz özel hayatınızdan bahseder misiniz? Kız
arkadaşınız var mı?

Tabii ki bir sevgilim var. Özel hayatım çok farklı. İşimi
özelime karıştırmıyorum. Özel hayatımda bambaşka
bir insanım. Tipik kıskanç bir Türk erkeğiyim. Maçoyum
yani. Filmlerdeki rolüm yüzünden bana farklı gözle
bakıyorlar ama beni tanısalar, fikirlerinin değişeceğine
adım gibi eminim.

- Almanya'daki çevrenizden hiç tepki aldınız mı?

Hayır... Hatta onlardan gelen istekler doğrultusunda bu filmleri
yaptım. Her şey arz-talep meselesi. Porno, Avrupa'da bir
sektör. Festivalleri var, fuarlar düzenleniyor, ödül
törenleri yapılıyor. Berlin Venüs Film Festivali'nde "En
İyi Yönetmen" ve "En İyi Film" ödülleri aldım.

- Aileniz yaptığınız işi kabullendi mi?

Kabullenenler de kabul edemeyenler de oldu...

Kelebek....

Etiketler: ,

NPN (Taslak)

İşte o kadın. Barın köşesinde oturan. Gözlerimi alamadığım. Bana yaklaşıyor... Etraf sessizleşiyor... Bir sessizlik, bir karanlık...

Dört yirmi beşti. Bedenimin bir boşluğa düşüşünün eşiğinde olduğunu biliyordum. Oda kapkaranlıktı, bunu kendimi toparladıktan sonra anlayabilmiştim. Ani bir hareketle gözlerimi bile açmadan kendimi yatağın diğer ucuna savurdum. Bedenimin bu anlık hareketi, kendi çevresinde iki tur atmasına neden oldu. Sol omzumda duvarın soğukluğunu hissettim. Sırtımdaki ter damlaları yatağa doğru süzülüyordu. Kulağıma uzaktan gelen müzik sesi birden ürpermeme neden oldu; sanki yarıda bıraktığım rüyanın devamını yaşıyormuşum gibi.

Kendimi toparladım. Müzik giderek yaklaşıyordu, ben ise sabit, tutulmuş bir vaziyette hareketsiz yatıyordum. Oda yavaşça aydınlanmaya başladı. Öncelikle gözüme ilişen duvardaki lamba oldu. Sonra birer birer, çalışma masam, üzerinde duran kalemliğim, kitaplarım bütün ayrıntısıyla görünmeye başladı. Birden içimde bir ürperti hissettim, vücudumdaki tüyle havalandı, bir titreme sırtımdan başlayarak bütün vücudu mu sardı. Bir karartının odamın içersinde dolaştığına yemin edebilirim. Müzik yavaşça azalıyordu yada şu anada mekandan soyutlanıp kaskatı kesilmiş bedenim müziği işitemiyordu. Beynimdeki düşüncelerin hiç birisini yakalamıyordum. Sanki binlerce insan beynimin içersine girmiş her biri ayrı telden konuşuyordu. Biri “geçti” dedi, diğeri “bu sırrımızı anlayabileceğini sanmıyorum” diye cevap verdi. Müzik iyice hafiflemişti. Netliğini kaybediyor, arada şu eski radyo gibi parazitleniyordu.

Radyo…

devam edecek...

Etiketler:

Salı, Aralık 11, 2007

çok şey var

yazcak ama ellerim varmıyor... gözlerim kapanmakta... bu uykusuzluktan kurtulur kurtulmaz...

Cumartesi, Aralık 08, 2007

NPN (Taslak)

“Bana bak!” Hatırlıyorum da hiçbir zaman adımla seslenmemişti bana. Ona göre isimlendirilmeyi hak edecek bir şey yapmamıştım henüz…

Eğer bir yazar olsaydım elbette ki düşüncelerimi çok güzel tarif edebilirdim. Ama değilim. Şimdi ise belki de liseden beri elime almadığım bir kalem ve kâğıt parmaklarımın arasında. Peki, neden yazmak istiyorum? İçimde bir şeylerin kabardığını hissediyorum. Etrafıma baktığımda anlatacağım kimse yok. Bazen ne kadar da ona benzediğimi düşünüyorum. Hatta ondan daha da beter olduğumu... Onun sırrını paylaşacak birisi vardı hayatında hem de kendi kanından birisi. Şimdi ise kendime bakıyorum... Hayır, benim daha çok eksiklerim var. Ardımda bu sırrı paylaşabileceğim bir insan bile yok... Belki de bu sırrın son noktası benim. Belki de benimle bitmeli...

Barın köşesindeki kadın... Gözlerinin altındaki torbalar. Onda beni çeken bir şeyler var. Tarif edemediğim. Düşünüyorum da bu sıralar duygularım kelimelere dökülemeyecek kadar yoğun. Gözlerimi ondan alamıyorum. Kaçamak bakışlarla izlemeye çalıştıkça, yakalanıyorum. Beni çeken bir şeyler var. Saçları kısa. Benimkilerle kıyaslamak için birden elimi saçlarıma götürüyorum. Sanki bütün bakışlar üzerimde, en son onunkini fark ediyorum. Ürkek ve çekingen bir tavırla ellerimi saçımdan alıyorum, gizleyerek... Barmen anlayamadığım dilde bir şeyler söylüyor. Gözlerimin ucunda gezinen duman bulutları yavaşça ağırlaşıyor. Barmene nasıl olduğunu bilmediğim ili kelime sarf ediyorum. Zaman sanki durmaya çalışıyor. Koskocaman ağacı açılıp kapanıyor. Dudaklarından sızan tükürükleri çok net görebiliyorum. Ağız hareketleri arasından "bir" ve "tane" kelimelerini seçebiliyorum. İstemsiz "evet" kelimesi çıkıyor ağzımdan biliyorum ki bilinçaltım beni yanıltmayacak. İşte o kadın. Barın köşesinde oturan. Gözlerimi alamadığım. Bana yaklaşıyor... Etraf sessizleşiyor... Bir sessizlik, bir karanlık...


devam edecek...

Etiketler:

Çarşamba, Aralık 05, 2007

NPN (taslak)

Günün birinde sonunun ne olduğu bilinmeyen bir adamın karalamaları ki bu kişi bensem sadece farelere yemek olabilir.

Benim bile zorlukla insan sesini ayırt edebildiğim uzun dalga radyoda ibreyi bir kanala sabitlemiş pür dikkat, sürekli şikayet ettiği kulağıyla, cızırtılar arasında söylenen kelimeleri yakalamaya çalışıyordu. Şikayet ederken hep“insan insanlığını bilmeli bazen” derdi ve her şikayetinin ardından bu cümleyi söylediğini şimdi idrak edebiliyorum.

Cızırtılar arasında algılayabildiğim son kelime “müdafaamız”dı. Sonra yayın iyice parazitlendi. Kendi kulaklarını da rahatsız etmiş olmalı ki radyonun sesini kıstı. Elimdeki gazetenin üzerinden hareketlerini izliyordum. Amacım elbette ki onu kontrol etmek değil ama bazen düşüp kendini yaralayacağından korkuyordum. Biliyorum acıma duygusunun içime yer ettiği anlardı bunlar… Ve kalacağının.

“Bana bak” diye seslendi. Her ne kadar gözlerimi kaçamak bakışlarla ona çevirsem de, sözlerini duymamazlıktan geldim. Kendimi gazetenin içine biraz daha gömdüm. Burun buruna geldiğim cümleyi okumak zorunda kaldım… “İçlerinden biri daha gitti.” Bir kez daha sesini yükselterek seslendi. “Bana bak!” Hatırlıyorum da hiçbir zaman adımla seslenmemişti bana. Ona göre isimlendirilmeyi hak edecek bir şey yapmamıştım henüz…


devam edecek...

Etiketler:

Salı, Aralık 04, 2007

Amerika'daki Senarist Grevi beni ne kadar etkileyebilir?

Amerika'daki Senarist Grevi beni ne kadar etkileyebilir?

Çoğu kişinin soruya "neden etkilesin ki?" dediğini duyar gibiyim. Ancak söz konusu çok sevdiğiniz bir dizi (açıklamaktan çekinmeyeceğim Heroes J) bu sebepten dolayı bilinmeyen bir tarihe kadar ertelenirse elbette ki bu grev sizi de yakından ilgilendiriyor. Yok, anlamadığım şey her yıl her sene yüzlerce filmin çekildiği Hollywood’da senaristler neyin grevini yapıyor? Onları memleketimize getirip aslında ellerindekinin kıymetini bilmeleri gerektiğini söyleyebiliriz… eee gerçi ne demiş atalarımız “nerde çokluk orda bokluk”.

İkinci bir konu ise bugün kendini bana ve bloğuma karşı vefasız hisseden Huzursuz Ruhlar Barınağı ile oturduk lafladık birkaç saat. Dedikodular, laflar, şunlar, bunlar derken nasıl bir blog olması konusunda konuştuk. Blog tutmak günlük tutmak gibi bir şey. Sonuçta burada yazmadığım zamanlar başka yerlerde bir şeyler yazıyorum… Her ne kadar bir çatı altında toplanacak kadar düzgün yazım sitilim ve kurgulu hikayelerim olmasa da yazmak bana zevk veriyor. Bakınız kimin aklına gelir ki kişisel depresyon anları diye bir blog sitesi varmış ve bir şeyler yazıyormuş diye. Giren çıkan sayısı da belli… Malum msnimde sürekli bir reklam domaini gezinmekte www.kisiseldepresyonanlari.com diye. Eh hal böylede olunca arkadaşlar ayıp olmasın diye arada tıklamıyor da değil sağ olsunlar.

Velhasıl blog bu. Her insan sürekli mutlu, sürekli depresif olamayacağı gibi günlük hatta anlık kişisel durumları da değişebilir. İlk zamanlarımı hatırlıyorum yeni danıştığım insanların bana bu ne negatiflik, bu ne vazgeçmişlik deyip yanımdan kaçtıklarını… Sanırım insan oldum. J Az asosyal ama arada gülebilen…

Üçüncüsü insanlar bunalım yazdığımı söylüyorlar… Buna hayır diyorum. Neden mi? Yazdıklarım bunalım değil çünkü hepsi bir hikayenin parçası ama birleştirmekte zorluk çekiyorum. Aslında son dönemde şuna da karar verdim… Okuduğum kitaplara baktığımda çoğunluk psikolojik, paranormal, korku, bilimkurgu, fantastik vs… olarak karşıma çıkıyor okuduğum en düzgün edebi eser herhalde “Teleny”dir Oscar Wilde’tan. J Malum okuyan bilir. E hal böyleyken kendimin çıkıp drama, komedi yazmasını bekleyemem… Bazı sapmalar olabilir ama bu kalıcı olacağı anlamına gelmez.

Neyse kendimden çok büyük bir adammış gibi bahsettim. Sonuçta blog yer yer depresifleşecek, bunalıma girecek, ağlayacak, sızlayacak, tanıtacak, hüzünlü gözlerinin altından belki biraz sırıtacak ama asla gülmeyecek… J (J bunlar ise feyk (böyle mi yazılıyordu?))

Buyurun başucumdaki bazı kitaplar…

2004 Yılının en iyi fantezi ve korku ödülleri

Stephen King Yazma Sanatı

Voltaire Felsefe Sözlüğü

Marquis De Sade Yatak Odasında Felsefe

Chuck Palahniuk Günce

Seri Katiller Ansiklopedisi

Adolf Hitler Kavgam

Goethe Faust

Vs… vs..

Anlatın halimden… (aaa işe bak köşe yazarı gibi oldum J)

Etiketler: , ,

NPN (taslak)

PNP
Hayatımdan akıp giden tek bir insanın bile ardından bakmadım, hayatım boyunca da yokluğunu hissetmedim. Hayır, bunu bir erdemmiş gibi söylemiyorum size; olsa olsa kaçırdığım, elime yüzüme bulaştırdığım hayatımın acısını, daha fazla hissetmemek için yapığım şey bu.
Şimdiye kadar kimseyi umursamadığımı sanırdım, şimdi ise gözlerimin uzanabildiği uzaklıkta, kulaklarımın işitebildiği en ince ayrıntıda yansımasına rastlıyorum.
Tek umudum bir gün bir yerlerde tekrar buluşacak olmamız. Belki karanlıklar ülkesine açılan kapıda, bekli de anlatılan dünyanın son gününde…
Karanlıktan eskisi kadar korkmuyorum, eskiden de korkmadığımı iddia ederdim ama bu kez hissettiğim onu damarlarımda hissettiğim.
Ve gün geldiğinde…

N.
Saat altı buçuğa üç vardı. Soluk sesiyle kaşlarını kaldırarak, bana saati sordu. Hayatımda sürekli tekrar eden şeylerden biriydi. Sessizce “altı yirmiyi biraz geçiyor” dedim. Eski sadece orta dalga yayınları alabilen tüplü radyosunun yanına geçti. “Zaman her zaman ileri gider” derdi bana bu yüzden saat anlatımında var kelimesini kullanmamı istemezdi. Elbette ki saçmaladığını düşünüyordum, elimden gelen ise sevimli olmaya çalışan bir gülümsemeyle onu onaylamak oluyordu.

Şimdi aklımda kalan neler var. Beklide bu satırları unutmamak için yazıyorumdur, ya da yeni nesillere aktarmak… Bu nasıl olası ki? Günün birinde sonunun ne olduğu bilinmeyen bir adamın karalamaları ki bu kişi bensem sadece farelere yemek olabilir.

(devam edecek)

Etiketler:

Pazartesi, Aralık 03, 2007

2007 Scream Awards

Bilirsiniz ki geçtiğimiz günlerde Spike Tv 2007 Scream Awards Cnbc-e'de yayınlandı. Ancak izleme fırsatım olmamıştı. Ben de kendimi tekrarını izlemekle evutmuştum. Fakat tekrarı da geç bir saate denk geldiği için çözümü ödül törenini kaydetmekte buldum. Aslında internette hangi ödülleir kim almış diye uzun uzadıya bakıp buraya yerleştirmek için küçük şeyler araım ama beceriksizliğimden midir nedir malesef bulamadım. Ama ödül töreninde de gördüğüm kadarıyla 2008 güzel fantazi ve korku ürünleriyle karşımıza çıkacak. En önemlisi Neil Gaiman, Stephen King'in yeni uyarlamaları kapıda... Merakla bekliyorum...
Tabi ödül alanlar arasında merakla beklediğim ve Lost'tan daha iyi olduğuna inandığım Heroes en iyi tv dizisi ödülünü kaptı... hayır insanlara bir türlü anlatamamıştım Heroes daha iyi diye ki şimdi tescillendi... Gülücükler efendim...
Neyse Alice Cooper videosunu iliştirdim... Bu ara blog bol klipli oldu...
Sonumuz Hayrola...

Etiketler: , , , , , ,

Pazar, Aralık 02, 2007

NORRDA - Infinite Face (Durum İzahı)

Aslında The Lost Room'u izledikten sonra "Su Yayınlarından" çıkan "Kadife Karanlık" kitabını biraz kurcalamış konuyla alakalı olarak pek makul paranormal gerçekliğin iletişim alanlarını kullanarak insan üzerinde yarattığı etkinin analizini yapacak bir yazıya başlamak üzereydim ki, elimde olmadan yüzüme vurup üzerime çöken tembelliğim, oncelikle birşeyler atıştırmam ve akabinde gelen yazma korkusu ile birleşerek çorap söküğü gibi gelen konuların sevgili Google'da araştırmaya aşlanmasıyla gidişat tamamen değişti. Sonuçta bu satırları yazmaya başladığım anda Norrda'nın Infinite Face klibi bir yandan da YouTube'ta dönmeye devam ediyordu. (Olaylar buraya nasıl geldi hiç farkında değilim.)
Sonuçta bugün böyle bir yazı yazılamayacak, bu gün yazılamayan yazı da diğer günlerde büyük ihtimal yazıl(a)mayacak...
Üzerimde sebebini bilemediğim bir durgunluk var. Rüyalarıma takrar kavuştum, ancak eskisi gibi değiller. Sanki şimdi daha yakın bir gerçeklik içersinde , olayları karıştırabilme kıvamında beynime işliyorlar...
Geçen günlerin getirisi tartışılır ama gelecek nasıl bir gelecek çizecek?

Etiketler: , , ,

Mira - Bir gün gelir

Artık olaylardan, kişilerden, mekanlardan ne kadar uzak kaldıysam herşeyi son sırada öğrenmeye razıymış gibi, bunun sonuçlarını da alıyorum. Bilirsiniz ki Norrda diye sevgili Selen'in grubunun tanıtımını yapmıştım burada. Şimdi ise kuzeni sevgili Miray Kurtuluş'un, Portecho'dan Tan Tuncağ ile birlikte kurudukları Mira grubunun "Bir gün gelir" klibi Dream Tv'de dönmekte.
Gecenin geç bir bakti denk geldiğim klip sound larak Mira'ya benzenmekteydi lakin Miray'ı seçmekte tereddüt yeşadığımdandır ki bir süre inannamadım. Sonuç olarak klip sonundaki bandta beni destekleyerek grubun Mira olduğunu belirtti.

Geriye, Selen ve Miray'ın kendi grupları olan Nada'nın birşeyler yapmasına, zaten başlamış oldukları şeyi bitirmeleri kaldı. (düşük cümle oldu :))

İşte adı geçen drupların linkleri ve klip aşağıda :))

Mira: http://www.myspace.com/mirawonderstar
Portecho: http://www.myspace.com/portecho
Nada: http://www.myspace.com/nadaist
Norrda: http://www.myspace.com/norrda


Etiketler: , , , , , ,