Yeni Yıl Tebriği
Etiketler: yeni yıl
fiili yalnızlığımın geçit törenleri
Etiketler: halil cibran
Adımlarımı korkarak atıyorum, hem de kendi evimde. Son zamanlar da çok kararsızım. Beklide karanlık evde dolaşırken onun hayaletiyle buluşma korkusu içimde olan. Bazı sesler duyuyorum, radyonun tam yanından gelen. Çözemediğim sesler. O orta dalganın karışık sesleri. İçlerinden seçebildiğim sadece bir kadın sesi. Onu ne kadarda özlüyorum. Bunun farkına vardığımda aslında kendimden tiksinmiştim. Şimdi biraz daha iyi anlıyorum kayıpların özlemle ne kadarda ilişkili olduğunu. Rüzgarın etkisiyle salınan ağaçların dallarının gölgeleri arasında dolaşıyorum. Sırtımdan süzülen ter rüzgarın etkisiyle kuruyor. Ayaklarımın arasında bir hava akımının dolaştığını hissediyorum. İç gıcıklayıcı bir rüzgar. Birden gıdıklandığımı hissediyorum. Öyle derinden gelen bir his ki derinden gelecek bir kahkahanın habercisi gibi. Tanrım deliriyor muyum? Bunun yanıtını bir sen verebilirsin bana biliyorum. Öldüğünden beri rahat uyuyamıyorum. Uykularım derin anlamsız rüyaların arasında bölünüyor. Çoğunun anlamına rüya tabiri kitaplarında rastlanmayacak bir şekilde. Odamın içine dolan ay ışığı hareketleriyle bana yön veren ağaçlar. Dışarıda zamansız öten kuş, sanki bana bir yol haritasını tarih ediyormuş gibi. Merdivenlerden iniyorum. Onun yaptırdığı, şu an sahip olduğum evin merdivenlerinden. Her adımımda tahtalar kendini sıkıp bırakıyor. Çıkardığı ses birçok kişiye ürkünç gelse de hissettiğim duygular içerisinde en sakinleştiricisi bu.
“Buyurun” diyor bir ses. Aniden dönüp arkama bakıyorum ve o. İnce saçları beyaz vücudu hayallerimdeki gibi karşımda. Bu bir rüya olmalı. Rüzgar hızını arttırıyor. Ölüm yokluyormuş gibi bir ürperti doluyor içime. Ona baktıkça merdivenlerin üzerinde bir fırtına esiyormuş hissine kapılıyorum. Saçlarım dalgalanıyor. Gözlerimi kapamamak için zor tutuyorum kendimi. Yanaklarımdan süzülen iki damla, daha çıkar çıkmaz kuruyor. Açtığı yol ise kurumuş bir çay gibi kalıyor. Yansıyan dallar tersi yöne gitmem için uyarıda bulunuyorlar sanki bana. İstemsiz diğer tarafa bakıyorum. Arkamda büyük bir ışık parlıyor birden. Başım dönüyor. Damarlarımdaki kan yavaşlıyor. Gözlerim…
Etiketler: NPN
Bazı güzellikleri sonradan keşfettiğim için kızmıyor da değilim kendime. Az önce ise izlediğim film tamamen kitabın hakkını veren bir uyarlama. Gaiman’ın derin hayal dünyasının ince zekasıyla örülmüş gürünün, algısal fonksiyonlara yansıması.Kitabı okuyalı henüz üç ay olmuş yada olamamıştı. Her şeyden bihaber olan ben geçen gün filmi keşfettiğimde bir heyecan kapladı içimi. Tereddütlüydüm. Böyle bir hayal dünyası herkesin perdeye yansıtabileceği kadar kolay değildi. Neyse ki De Niro ve Pfeiffer’ın muhteşem oyunculuklarıyla destekledikleri filmin altından Matthew Vaughn başarıyla çıkmış.
Ney yazık ki film tanıtımlarına baktığımda aslında filmin (hikayenin) pekte iyi özetlenemediğini gördüm.*
Büyük İngiltere’nin bir şehrinin yakınlarında uzun yıllardır duvarlarla çevrili bir köy vardır. Birçok kişi bu köyün varlığını bilmez, bilenler ise oraya girmeye yanaşmaz. Bir gün Dunstan isminde meraklı bir genç bu taşın ardına geçerek orada başka bir dünyanın olduğunu görür ve o gece orada bir kile ile birlikte olur. Olayın akşamında Dunstan köyüne geri döner ve olayı tamamıyla unutur ta ki dokuz ay sonraya dek. Dokuz ay sonra kapısına ona verilmek üzere duvarın üzerine bırakılmış bir bebek getirilene kadar. Bu bebeğin ası ise Tristandır (bu bölümü çok düşündüm yazayım mı diye...)
Tristan büyüdüğünde gönlünü Victoria diye bir kıza kaptırmıştır. Ancak kızı etkilemek için ne yaparsa yapsın bir türlü başarılı olamamıştır. En son olarak gökyüzünden kayıp duvarla örülü şehrin içine düşen yıldızı, aşkının ispatı olarak getirmek için söz verir ve maceralarla dolu bir yolculuğa çıkar. Düşen yıldızın yanına gittiğinde ise onu bekleyen Yvaine adlı genç bir kızdır ve aşkını ispat etmek için onu Victorianın yanına götürmesi gerekmektedir.
Kurgu bakımından harika bir şekilde işlenmiş hikaye her ne kadar size sıkkın çocuk filmleri gibi gözükse de, okunduğunda, izlendiğinde vücutta bıraktığı tat, şu Magnum’un biberli çikolatasından farksız. Bildiğiniz bir şeyi keşfetmenin, keşfetmeye çalışmanın zevki yansıyor üzerinize (reklam da yaptım sanırım)
Stardust, çocuk masallarının büyüklere anlatılmış şekli. Okurken çocuk olduğunuzu düşünürken kendinizi eğlenceli bir aşk hikayesinin içinde buluyorsunuz. Etrafınıza bakıp aptal aptal sırıtmamanız da içten bile değil…
Ama önce kitabı okumak şartıyla…
Yıldız Tozu Neil Gaiman İthaki Yayınları
Tür : Dram / Bilim Kurgu / Aksiyon Gösterim Tarihi : 5 Ekim 2007 Yönetmen : Matthew Vaughn Senaryo : Jane Goldman , Matthew Vaughn , Neil Gaiman (Kitap) Görüntü Yönetmeni : Ben Davis Yapım : 2007, İngiltere / ABD , 128 dk.
websitesi: http://www.stardustmovie.com/
Oyuncular
Robert De Niro (Captain Shakespeare) , Michelle Pfeiffer (Lamia) , Sienna Miller (Victoria) , Claire Danes (Yvaine) , Jason Flemyng (Primus) , Charlie Cox (Tristran) , Sarah Alexander (Empusa) , Peter O'Toole (King Of Stormhold)
* BeyazPerde.com’daki hariç…
Sevdiği kadının aşkını kazanabilmek uğruna bir erkeğin yapabileceklerinin defalarca sınandığı hikayelere yeni bir örnek de, Matthew Vaughn'un son filmi Yıldız Tozu ile geliyor. Tristran, aşkının kalbini kazanabilmek için onun için kayan bir yıldızı yakalayacağına söz verir. Ama sevgilisi Yvaine ile çıktıkları bu yolda, korsanlar ve cadılarla dolu büyük tehlikeler onları beklemektedir. Usta oyuncu Robert De Niro'nun acımasız bir korsan rolü ile Kaptan Shekespaere olarak karşımıza çıkacağı film, Michelle Pfeiffer, Claire Danes gibi önemli isimleri de barındırıyor. (http://beyazperde.mynet.com/film/3432)
Not: kafamı topladığım zaman daha sakin bir yazıda (ki bu biraz dağınık oldu) Gaiman’dan bahsedeceğim. Şuna inanıyorum ki İngiltere eğer fantastik bir tarih oluşturmak isterse bunun için en uygun adam Neil Gaiman’dır ki bunu bütün eserlerinde hissedebilirsiniz…
Etiketler: Charlie Cox, Claire Danes, Jane Goldman, Jason Flemyng, Matthew Vaughn, Michelle Pfeiffer, Neil Gaiman, Robert De Niro, Sienna Miller, Stardust, Yıldız Tozu
Etiketler: NPN
| ülke : | Hong Kong |
| film şirketi : | Anonymous Content Production, Jet Tone Productions Ltd |
| tür : | reklam |
| süre : | 9 dk. |
| görüntü : | renkli |
| ses : | diyaloglar (fransızca, rusça) |
Etiketler: Amélie Daure, aurea, Gainpaolo Lupori, kısa film, phillips, reklam, Stefan Morawietz, Wong Kar Wai
Etiketler: döküntüler
Bir tembellik. Gözlerimi kapadığımda kirpiklerimin derime battığını hissediyorum. Gözlerim acıdan kızarmış. Beynimde hayalden evler kurulurken, insanları yaratmakta zorluk çekmiyorum. Gözlerim açık. Hem de sonuna kadar. Biraz kanlanmış, biraz ıslak. Burnumun kenarından akmakta. nefes almadığımı biliyorum. "uyuyorsun" diyor bir ses "hayır" diye cevap veriyorum. "uyuyorsun nefes alışverişinden anladım" diyor. Dalıyorum. Üzerimde bir ağırlık kemiklerim hareket etmiyor. Vücudumda bir sıcaklık... Etlerimin kemiklerinden sıyrıldığını hissediyorum. Derim sarkmış... Uzaktan bir ses "burası, diyor, Çeçenistan". Ağaçlar arasındayım. Önümden hızla insanlar geçiyor. Gözlerim kapanıyor. Uzaktan bir ses... Parazitli. Ayaklarımın altında kırılan dallar, havaya kalkan tozlar arasından zor seçiliyor. Parazitli; görüntü, ses, koku belki de bütün duyular...
İri gözlü, kısa boylu, topal birisi "bu taraftan abi" diye sesleniyor. Yerden kalkan toz, kulağımda parazitlenen sesler anlamsız şekiller oluşturuyor beynimde. ağaçları yararak ormanın içine dalıyoruz. Bir adım ötemde. Sekerek yürümesine rağmen benden daha hızlı. Vücudum dökülüyor. Yarım metre genişliğinde bir patika yoldayız. İki tarafım da uçurum. Sesler uzaklaşmaya başlıyor yavaşça, bulutlar yeryüzüne inerken...
Etiketler: NPN
Ah ah nerde kaldı o eski bayramlar sözünü malum çok duyuyoruz. Hani bu sözleri sarf edenlerin içinde bende yok değilim ama sanırım bu topluma ayak uydurmanın bir getirisi.
Etiketler: bayram, kurban bayramı, yılbaşı
Bundan önce deyazmıştım sanırım eski vcdlerimi bildisayarıma yükleyip onları dvdlere kopyaladığımı. Çoğu bitti azı kaldı. Hayır dönüştürdüğüm filmleri izlemesem daha çabuk bitecek biliyorum da şu dönemlerde bir eskiye özlem vakası kapımda izlemedem geçemiyorum. E, hal böyleyken de bloğa yazacak vakit bulamıyorum. :)
efektlerden yoksun, şu anki teknolojiyle tatmin edilmeyecek 90'ların korku filmi kriterlerini karşılayacak seviyede çekilerek. Geçen gün filmi izlerken en çok sevdiğim sahnenin olmadığını gördüm açıkçası üzüldümde. Ama şu anki teknolojiyle çekilse nasıl bir film çıkar ortaya düşünmemekte elde değil. Türkiye'de filmin dvdsi var mı bilmiyorum ama ben vakti zamanında vcdsini bulmuştum. Anlamayanların bayat diyeceği, hayranlarının seveceği güzel arşivlik bir film... Ama kesinlikle önerim kitabı okumanız yönündedir.Etiketler: It, O, Stephen King
Bilenler bilir Mahsun Kırmızıgül bir film yaptı. Adı da Beyaz Melek. Herkes izledi beğendi. Hani bende duygulanıp gözlerim sulanmadı desem yalan olur. Ama hatırlıyorum da, hiç birisi Dancer In The Dark’ın yerini tutmamıştır hayatımda… Eh bir itihar teşebbüsü bu kadar nükseder insana… Ah, unutmadan birde Fellini kokulu Çağan Irmak filmi Babam ve Oğlum, ama bu tabi tamamen kişisel ve adıyla özdeşen bir durum. Beyaz Melek iyi güzel. Mahsun Kırmızıgül tabiri caizse çıkmış aslanlar gibi bir senaryo yazmış sonrada sıkılmadan usanmadan etmeden oturmuş yönetmiş.
Tam da Türk insanını derinden yakalayacak bir konu. Etraflıca düşündüğünüzde Türk sinemasında para kazanmak için ne yapabilirsiniz? Bir komedi çekersiniz, iki Türkiye’deki tüm duayenleri toplar bir drama yaparsınız ki baya bir masraflıdır bu… ama söz konusu kendi durumlarını anlatmaksa bu masraflar biraz düşebilir…
Çok güzel olan filmin söz konusu Avrupa macerası ne olabilir sizce? Hani aklıma da gelmiyor değil. Herkesi ağlatan tabiri caizse dumura uğratan bir film yapıyorsunuz, ama işin Avrupa boyutunu, festival boyutunu düşünmüyorsunuz. Box Office denen şeylere bakıyorum da Takva’yı geride bırakmış… Hal böyle olunca ilerleyen zamanlarda Beyaz Melekten de bir ödül beklemiyoruz değil yani…
Bizim sanat dünyamızda mankenlerle karışık ilişkiler vardır. Yani bir manken kolayca şarkıcı olur, oyuncu olur, yönetmen olur falan olur filan olur. Hayır, yok olamaz dediğimden değil. Elbette ki olur. İyide olur kötü de olur ama yakın tarihe baktığımızda Balans ve Manevra’sını görüyoruz Teoman’ın. Peki Teoman neden bu kadar iyi bir iş çıkaramadı… En kötü film seçimlerinde hep aday oldu… Düşünsenize bir şarkıcı Mahsun Kırmızıgül çıkıyor ve bir Fatih Akın’a nerdeyse kafa tutacak kapasitede film yapıyor… (Gerçi Duvara Karşı’da pek sükse yapmadı.) Neyse biz Balans ve Manevra’nın kadrosuna bir göz atalım.
Şimdi pek bir şey istemiyorum sizden. İlk bakışta hangi filme tanıdıklar daha fazla? Yanıt: Beyaz Melek.
Peki bu iki filmden birini ben yönetmeye çalışsam hangisi benim için kolay olur? Yada hangi filmi yönetecek kadar iyiyim?
Balans ve Manevra’da, Burak Sergen, Bülent Kayabaş, Erol Demiröz (ortak isim) oyunculuk bakımından yönetmen istemeyecekler arasında…
Beyaz Melek’te ise; Erol Demiröz’ün kadroda adı geçmeyecek kadar geniş bir yelpazesi var… Suna Selen, Ali Sürmeli, Cihat Tamer, Cezmi Baskın, Erol Günaydın, Gazanfer Özcan, Nejat Uygur, Yıldız Kenter. Eh canım bu isimler yönetilecek isimler mi ki bu filmi yöneten Mahsun Kırmızıgül olsun ve film kötü olsun? Hepsi hoca hepsi eğitmen…
Anlaşılan o ki film bu yüzden iyi Mahsun Kırmızıgül’den senaryosundan, çektiğinden, yazdığından ötürü değil.
Amacım Balans ve Manevrayı da övmek değil sadece son dönemlerde iki şarkıcının yapmış olduğu filmler olduğu için kıyaslamamda yer aldı…
Velhasıl aslında bu gece NPN’in yeni bir bölümü yazılacaktı. Lakin saat 04:40. Uyku vakti…
Beyaz Melekte izlenmese ayıp olur. Hem de bu kadroyla. NOKTA.
efendim anlamlı bir yazı linki de aşağıda...Etiketler: Balans ve Manevra, Beyaz Melek, Mahsun Kırmızıgül, Teoman
Etiketler: Dhafer Youssef, Liu Fang, paylaşımcı ruh, Wu Fei, Xuefei Yang
Dün gece Işın'ın msn’de ne zaman öleceğim hesabından sonra son günlerde üzerime çöken eskiye özlem olgusu biraz daha depreşti. Efendim hesaplarımıza göre o 6 ben ise 8 sene sonra ölecekmişiz. :) "Peki, nasıl oluyor bu hesap?" diye sorabilirsiniz. Biraz karışık bir hesaplama lakin ayrıntılı olarak öğrendiğimde sanırım burada yazarım :) Velhasıl muhabbeti bitirdikten sonra şu sıralar bilgisayara geçirmekte olduğum sevgili vcdlerimin başına geçtim. Belli dönemde bende film aktarımı hastalığı olduğunu kabul ediyorum. En son 2002’de olmuştu sanırım. Neyse aklımda uzun zamandır masanın üzerinde ikamet eden Krzysztof Kie?lowski’nin Üç Renk’ini izlemek var ama bir türlü onu izleyecek kadar şu aralar aklı başımda olduğumu düşünmediğimden erteledim yine. Bu iş yine bir zamanlar içersinde bulunduğum Bernardo Bertolucci’nin Stealing Beauty’sini (Çalınmış Güzellik) izleme girişimime dönecek ki o ayrı bir hikaye.
ABD'de 1984-1985 Sezonunda, Türkiye'de ise 1989'da TRT-1'de yayınlanmıştı. 90'lı yıllarda TRT-2'de tekrar verilmişti. Ziyaretçiler'e esin kaynağı olan diziler: Uzay Yolu ve Uzay 1999’du. Ziyaretçiler kuş ve fare yiyerek beslenirlerdi ki gördüklerimiz sadece bunlardı. Başrol oyuncularından olan Jane Badler (Diana) bir kanaryayı midesine indirirken ilginç bir hayranlık duymuşumdur. Düşünsenize o yaşlarda aşık olduğunuz bir kadın kuş ve fareyle besleniyor. O dönem evde ölen iki kuşun bunlarla ilgisi var mı diye düşünmedim desem yalan olur. Dizinin sonradan en meşhur olan oyuncusu elbette ki Freddy Kruger rolüyle tanıdığımız Robert
Englund’dır. Bu normalde sürüngenlere benzeyen insan görüntülü ziyaretçilerin renkleri yeşil renkti ve insanlarla çiftleşebiliyorlardı ki birde uzaylı-insan melezi vardı (Elizabeth Maxvell). TRT-1'de cumartesi günleri gece yarısı saatlerinde gösterilirdi. Başroldeki erkek oyuncu Mike Donovan'dir (Marc Singer). Dün izlediğimde fark ettim ki yakışıklı adammış. Direnişçilerin lideri pozisyonunda ki bu adamın annesi, onu ziyaretçilere satmıştı. Birde Donovan’ın yanında sarışın bayan lider vardı ki adını şu an hatırlamıyorum.
Etiketler: Diana, Jane Badler, Marc Singer, Robert Englund, The Visitors, TRT, Ziyaretçiler
Etiketler: döküntüler
Etiketler: NPN
Eğer bir yazar olsaydım elbette ki düşüncelerimi çok güzel tarif edebilirdim. Ama değilim. Şimdi ise belki de liseden beri elime almadığım bir kalem ve kâğıt parmaklarımın arasında. Peki, neden yazmak istiyorum? İçimde bir şeylerin kabardığını hissediyorum. Etrafıma baktığımda anlatacağım kimse yok. Bazen ne kadar da ona benzediğimi düşünüyorum. Hatta ondan daha da beter olduğumu... Onun sırrını paylaşacak birisi vardı hayatında hem de kendi kanından birisi. Şimdi ise kendime bakıyorum... Hayır, benim daha çok eksiklerim var. Ardımda bu sırrı paylaşabileceğim bir insan bile yok... Belki de bu sırrın son noktası benim. Belki de benimle bitmeli...
Barın köşesindeki kadın... Gözlerinin altındaki torbalar. Onda beni çeken bir şeyler var. Tarif edemediğim. Düşünüyorum da bu sıralar duygularım kelimelere dökülemeyecek kadar yoğun. Gözlerimi ondan alamıyorum. Kaçamak bakışlarla izlemeye çalıştıkça, yakalanıyorum. Beni çeken bir şeyler var. Saçları kısa. Benimkilerle kıyaslamak için birden elimi saçlarıma götürüyorum. Sanki bütün bakışlar üzerimde, en son onunkini fark ediyorum. Ürkek ve çekingen bir tavırla ellerimi saçımdan alıyorum, gizleyerek... Barmen anlayamadığım dilde bir şeyler söylüyor. Gözlerimin ucunda gezinen duman bulutları yavaşça ağırlaşıyor. Barmene nasıl olduğunu bilmediğim ili kelime sarf ediyorum. Zaman sanki durmaya çalışıyor. Koskocaman ağacı açılıp kapanıyor. Dudaklarından sızan tükürükleri çok net görebiliyorum. Ağız hareketleri arasından "bir" ve "tane" kelimelerini seçebiliyorum. İstemsiz "evet" kelimesi çıkıyor ağzımdan biliyorum ki bilinçaltım beni yanıltmayacak. İşte o kadın. Barın köşesinde oturan. Gözlerimi alamadığım. Bana yaklaşıyor... Etraf sessizleşiyor... Bir sessizlik, bir karanlık...
Etiketler: NPN
Benim bile zorlukla insan sesini ayırt edebildiğim uzun dalga radyoda ibreyi bir kanala sabitlemiş pür dikkat, sürekli şikayet ettiği kulağıyla, cızırtılar arasında söylenen kelimeleri yakalamaya çalışıyordu. Şikayet ederken hep“insan insanlığını bilmeli bazen” derdi ve her şikayetinin ardından bu cümleyi söylediğini şimdi idrak edebiliyorum.
Cızırtılar arasında algılayabildiğim son kelime “müdafaamız”dı. Sonra yayın iyice parazitlendi. Kendi kulaklarını da rahatsız etmiş olmalı ki radyonun sesini kıstı. Elimdeki gazetenin üzerinden hareketlerini izliyordum. Amacım elbette ki onu kontrol etmek değil ama bazen düşüp kendini yaralayacağından korkuyordum. Biliyorum acıma duygusunun içime yer ettiği anlardı bunlar… Ve kalacağının.
“Bana bak” diye seslendi. Her ne kadar gözlerimi kaçamak bakışlarla ona çevirsem de, sözlerini duymamazlıktan geldim. Kendimi gazetenin içine biraz daha gömdüm. Burun buruna geldiğim cümleyi okumak zorunda kaldım… “İçlerinden biri daha gitti.” Bir kez daha sesini yükselterek seslendi. “Bana bak!” Hatırlıyorum da hiçbir zaman adımla seslenmemişti bana. Ona göre isimlendirilmeyi hak edecek bir şey yapmamıştım henüz…
Etiketler: NPN
Amerika'daki Senarist Grevi beni ne kadar etkileyebilir?
Çoğu kişinin soruya "neden etkilesin ki?" dediğini duyar gibiyim. Ancak söz konusu çok sevdiğiniz bir dizi (açıklamaktan çekinmeyeceğim Heroes J) bu sebepten dolayı bilinmeyen bir tarihe kadar ertelenirse elbette ki bu grev sizi de yakından ilgilendiriyor. Yok, anlamadığım şey her yıl her sene yüzlerce filmin çekildiği Hollywood’da senaristler neyin grevini yapıyor? Onları memleketimize getirip aslında ellerindekinin kıymetini bilmeleri gerektiğini söyleyebiliriz… eee gerçi ne demiş atalarımız “nerde çokluk orda bokluk”.
İkinci bir konu ise bugün kendini bana ve bloğuma karşı vefasız hisseden Huzursuz Ruhlar Barınağı ile oturduk lafladık birkaç saat. Dedikodular, laflar, şunlar, bunlar derken nasıl bir blog olması konusunda konuştuk. Blog tutmak günlük tutmak gibi bir şey. Sonuçta burada yazmadığım zamanlar başka yerlerde bir şeyler yazıyorum… Her ne kadar bir çatı altında toplanacak kadar düzgün yazım sitilim ve kurgulu hikayelerim olmasa da yazmak bana zevk veriyor. Bakınız kimin aklına gelir ki kişisel depresyon anları diye bir blog sitesi varmış ve bir şeyler yazıyormuş diye. Giren çıkan sayısı da belli… Malum msnimde sürekli bir reklam domaini gezinmekte www.kisiseldepresyonanlari.com diye. Eh hal böylede olunca arkadaşlar ayıp olmasın diye arada tıklamıyor da değil sağ olsunlar.
Velhasıl blog bu. Her insan sürekli mutlu, sürekli depresif olamayacağı gibi günlük hatta anlık kişisel durumları da değişebilir. İlk zamanlarımı hatırlıyorum yeni danıştığım insanların bana bu ne negatiflik, bu ne vazgeçmişlik deyip yanımdan kaçtıklarını… Sanırım insan oldum. J Az asosyal ama arada gülebilen…
Üçüncüsü insanlar bunalım yazdığımı söylüyorlar… Buna hayır diyorum. Neden mi? Yazdıklarım bunalım değil çünkü hepsi bir hikayenin parçası ama birleştirmekte zorluk çekiyorum. Aslında son dönemde şuna da karar verdim… Okuduğum kitaplara baktığımda çoğunluk psikolojik, paranormal, korku, bilimkurgu, fantastik vs… olarak karşıma çıkıyor okuduğum en düzgün edebi eser herhalde “Teleny”dir Oscar Wilde’tan. J Malum okuyan bilir. E hal böyleyken kendimin çıkıp drama, komedi yazmasını bekleyemem… Bazı sapmalar olabilir ama bu kalıcı olacağı anlamına gelmez.
Neyse kendimden çok büyük bir adammış gibi bahsettim. Sonuçta blog yer yer depresifleşecek, bunalıma girecek, ağlayacak, sızlayacak, tanıtacak, hüzünlü gözlerinin altından belki biraz sırıtacak ama asla gülmeyecek… J (J bunlar ise feyk (böyle mi yazılıyordu?))
Buyurun başucumdaki bazı kitaplar…
2004 Yılının en iyi fantezi ve korku ödülleri
Stephen King Yazma Sanatı
Voltaire Felsefe Sözlüğü
Marquis De Sade Yatak Odasında Felsefe
Chuck Palahniuk Günce
Seri Katiller Ansiklopedisi
Adolf Hitler Kavgam
Goethe Faust
Vs… vs..
Anlatın halimden… (aaa işe bak köşe yazarı gibi oldum J)
Etiketler: açıklamalar, grev, Heroes
Etiketler: NPN
Etiketler: Alice Cooper, Heroes, Lost, Neil Gaiman, Scream Awards, Spike Tv, Stephen King
Etiketler: Infinite Face, Kadife Karanlık, Norrda, The Lost Room
Artık olaylardan, kişilerden, mekanlardan ne kadar uzak kaldıysam herşeyi son sırada öğrenmeye razıymış gibi, bunun sonuçlarını da alıyorum. Bilirsiniz ki Norrda diye sevgili Selen'in grubunun tanıtımını yapmıştım burada. Şimdi ise kuzeni sevgili Miray Kurtuluş'un, Portecho'dan Tan Tuncağ ile birlikte kurudukları Mira grubunun "Bir gün gelir" klibi Dream Tv'de dönmekte.Etiketler: Mira, Miray Kurtuluş, Nada, Norrda, Portecho, Selen Hünerli, Tan Tuncağ