2010
09.03

süper sosyal ben…

aylardır direniyorum twitter’a ye olamamak için. ancak bu gün itibari ile pes etmiş durumdayım. işte hemen sağ altta tüm sosyal ağları alt alta sıraladım… yüz küsür karaktere ne sığdırır ne yazarım bilmiyorum. ancak burada yazılanlara orada link vermek amacım. yavaş yavaş tüm interneti ele geçirmeyi düşünüyorum da. şimdi şu tivitır olayını bir çözmem lazım… yine uğraş çıktı işte. acaba bütün hesaplarımı birbirine bağlaya bilir miyim? buraya bir şeyler yazayım hoop hepsinde yayınlansın…

neyse açılışı yapıyorum şu saatten sonra… internet çöplüğüne katkı sağlamak, benim için büyük sevinç. hayırlı uğurlu olsun…

2010
09.02

saçmalamak…

Belirli bir konum yok bugün. Zaten konu bulmak üzerine yeteneklerimi okuyan varsa bilir. Ancak bugün belirli bir konu belirlemiyorum kendime. Şimdi parmaklarımı klavyenin üzerine bıraktım ne çıkarırlarsa onu yazacağım…

Dün akşam sinir bir bozucu bir maç izledik. Yendin yenmesine ama çok gereksiz bir stres yaşadık. bakalım bu gün son grup maçında Çin ile durumlar nasıl olacak. Eminim ki bu maçta kazanılacak bari insanı strese sokmadan yapsalar şu işi…

İddianın bahis olayından bir şey anlamıyorum. İnsan bu kadar para göz olmaz. Yani oyuncular kaybetsin diye her şeyi yapıyorlar. Yoksa kumar günah diye caydırma politikası mı bu?

Ramazan sonuna geldik gelmesine ama bünye sanıyorum iyice düştü düşecek. Gözlerimi açamıyorum yahu. Zaten geceler kısa. akşam sekizde sahur. Gece on ikide yat üç buçukta kalk, dört buçukta yat. Sekizde zorla kalk, ki kalkmak sekiz buçuğu bulur, işe git. akşam gel… yeme hazıra, bir şeyler yaz. iftar derken tekrarlanan aynı şeyler… a ramazan bitince farklı mı olacak, hayır. Ama sanıyorum düzen bana göre değil. Beni bozan düzenli olması her şeyin. Ve şu an çok pis uykum var.

Pis uyku neden demişler acaba. Uyurken bol bol gaz çıkartıldığı için mi. Osurmak dersem ayıp olur değil mi? Terence ve Philip geldi aklıma şimdi. Ha süper. Bu yazının sonucu çok saçmalamaya gider…

2010
09.01

Biraz ortaya karışık…

Bahar yaklaştıkça etkisini hissettirmeye başladı. Gerçi baharın ilk adımları böyle geliyorsa sonrakilerin kışa yakın olması pek ala muhtemel bir durum. Olsun yine de ben bu havaları seviyorum. Sabah evden dışarı çıktığımda nefes aldığımı hissettim. Umarım bu durum bir süre daha gider. Nasılsa yazı susuz, denizsiz, tatilsiz geçirdik, bari hemen kış gelse de yaz psikolojisinden, en önemlisi de “of koca yaz bi bok” yapamadık sıkıntısından kurtaralım. Haksız mıyım ama? Zaten yazın çalışmak ayrı bir dert, bir de üstüne Ramazan, bence bitme geçme vakti gelmiş yazın…

Yazı o kadar kovaladıktan sonra biliyorsunuz ki FIBA Dünya kupası ülkemizde düzenlenmekte. Dünkü mükemmel maçta da Milli Takımımız hakeme rağmen Yunanistan’ı resmen ezerek 3′te 3 yaptı. Bu günde aynı sonuçlardan biri ile 4′te 4 bekliyoruz kendilerinden. Maç yayınlarını ise her zaman ki gibi NTV ve NTV Spor veriyor. Kesinlikle kendilerinden ve anlatıcılarından memnun  olduğumu belirtmek isterim. Ancak her mola arası reklam girmeseler kendilerinden daha da memnun olacağım. Tamam reklam her şey ama bari Türkiye maçlarında yapmayın, yada sanal reklam kullanın. Tam maç atmosferine giriyorsunuz, ortamı yaşamaya başlıyorsunuz o araya giren reklam bütün konsantrasyonu bütün şevki kaçırıyor insanda… Rica ediyorum yani yapmayın etmeyin…

Aslında daha yazacaklarım vardı. İşte böyle ara verince unutuyor insan…

2010
08.31

Artık nefes almakta zorluk çekiyorduk. İçimize çektiğimiz hava daha fazla boğuyordu bizi. Çoğu insan rahat nefes alma düşüncesi ile oksijen tüplerine yönelmişti. Bu konuda sektör iyiden iyiye gelişmeye başlamıştı. Artık soğutulmuş hava bile satan vardı. Sıcak insanları evine kapatmış enerji tüketimi hat safhadaydı. Bunu en etkin sebeplerinden biri ise yaramaz bir çocuk gibi rahat durmayan güneşti. Dönemsel yaşanan patlamalar dünyanın düzenini de bozmuştu. En şiddetlisinin ise 2013′te yaşanacağını söylüyordu bilim adamları. Elbette yeni doğumlar, yaşanılan bu değişimlere ayak uyduruyordu. Onların yapıları daha çabuk ayak uyduruyordu yeni dünyaya… Ancak kendim için aynı şeyi söyleyemeyeceğim…

Henüz tüplerden kullanmaya başlamış değilim. Her ne kadar kafanın sürekli güzel olma duygusu beni dürtse de deneyeceğimi düşünmüyorum. Nedense kuru maddelerden kafayı bulmak bana biraz tuhaf geliyor. Bu sabah bana yataktan kalkmak zor geliyor. Gözümü her kapadığımdaysa rüyalar içerisinde boğuluyor  buluyorum kendimi. Onlarca olay yaşamama rağmen, zaman bir türlü geçmiyor.

2010
08.30

Pazartesinin kendine özel sendromu. Her ne kadar tatil olsa da yarının verdiği rehavet…


Kitaro – The Silk Road

2010
08.29

tembellik

zorunlu hale getirmek lazım yaşamayı… zorunlu değilse eğer o bile büyük işkence. kendimiz için bir şey yapamamaktan, hep ayak uydurmaktan yakınırken sisteme, boşluk süre gelen bir tatminsizlik. bir düşüş, bir kalkış, her düşüşteki yara izleri acıyla dolan, sürülen kolonyaya üflenen hava gibi… biraz daha artarsa tembellik, kim bilecek  varlığı mı?

2010
08.27

zaman

Duvardaki saatin saniyesi sürekli hareket ediyor. Bu bana sanki zamanın daha hızlı geçiyormuş izlenimini veriyor. Sürekli hareket etmesindense, çarklı olup yavaş yavaş hareket etmesini yeğlerdim. Şimdi sanki zaman daha hızlı geçiyor. Aslında geçmiyor. Saniyele rbu kadar hızlı ilerlemesine rağmen akrep ve yelkovan yerinden bir türlü hareket etmiyor. Asıl sinir olduğum olay bu. Ardınıza baktığınızda hızla geçip giden zaman var. Şimdiye baktığınızda ise bir türlü geçmeyen. Bu şekilde geleceği düşündüğünüzde, ne kadar uzak oldunu tahmin edebiliyor musunuz? Sadece kavramlar ve karmaşalar.
Zamandan neden bu kadar çok bahsediyoruz ki? Kendimiz için olmadığı kesin… Geçen zaman zarfından kendimiz için ne yaptık peki? Ben, işe girdim çalışıyorum, bazılarımız okuyor, bazılarımız sınvlara hazırlanıyor. Bunları knedimiz için mi yapıyoruz? BU sorunun iki yanıtı var. Evet ve hayır. Aslında kesin bir cevabı varsa o da hayırdır. Yaptığımız hiç bir şey kendimiz için değildir. DÜzen o kadar kndrımış ki bizi attığımız adımın bile kendimiz için olduğunu düşünüyoruz…
Ne kadar güzel…

Duvardaki saatin saniyesi sürekli hareket ediyor. Bu bana sanki zamanın daha hızlı geçiyormuş izlenimini veriyor. Sürekli hareket etmesindense, çarklı olup yavaş yavaş hareket etmesini yeğlerdim. Şimdi sanki zaman daha hızlı geçiyor. Aslında geçmiyor. Saniyele rbu kadar hızlı ilerlemesine rağmen akrep ve yelkovan yerinden bir türlü hareket etmiyor. Asıl sinir olduğum olay bu. Ardınıza baktığınızda hızla geçip giden zaman var. Şimdiye baktığınızda ise bir türlü geçmeyen. Bu şekilde geleceği düşündüğünüzde, ne kadar uzak oldunu tahmin edebiliyor musunuz? Sadece kavramlar ve karmaşalar. Zamandan neden bu kadar çok bahsediyoruz ki? Kendimiz için olmadığı kesin… Geçen zaman zarfından kendimiz için ne yaptık peki? Ben, işe girdim çalışıyorum, bazılarımız okuyor, bazılarımız sınvlara hazırlanıyor. Bunları knedimiz için mi yapıyoruz? BU sorunun iki yanıtı var. Evet ve hayır. Aslında kesin bir cevabı varsa o da hayırdır. Yaptığımız hiç bir şey kendimiz için değildir. DÜzen o kadar kndrımış ki bizi attığımız adımın bile kendimiz için olduğunu düşünüyoruz…Ne kadar güzel…