RSS Feed
Tem 3

hayal kırıklığı…

Posted on Cuma, Temmuz 3, 2009 in Güncel, Günlük

herşey bir oyunla başlamıştı. gerçi uzayan gün, yakan güneş ve konserve kıvamında bir iett otobüsü pardon metrobüs yolculuğundan sonra üzerine afiyetle eklenen durakta duramama şanssızlığı, açlığın tavan yapması ile beraber krize giren bünyem bu şoku atlatmak için çok çabaladı.

demiştim ya herşey bir oyunla başladı. aslında onun üzerine çıkmamalıydım. bu kısa anın benliğimde bu kadar derin tahribatlara yol açacağını nereden bilebilirdim ki? ama tahmin etmeliydim…

yıllardır uzak durmamın bir sebebi varmış demek. ya bağımlılık yaparsa. ama övünmeliyim bu zamana kadar hiç bir şeyin bağımlısı olmadım ya…

uzak durmamın bir sebebi varmış demek…

her şey boş…

her şey tüm çabam boşuna…

bir daha tartılmayacağım…

Tem 2

acaba…

Posted on Perşembe, Temmuz 2, 2009 in Döküntüler, Saçma

etrafımdaki güzellikleri göremeyen gözlerimi ağız olarak kullanabilir miyim acaba? bu şekilde daha çok yemek bilhassa peynir yiyebilirim…

Tem 2

SİYASİ TARİH 1918-1994 Oral SANDER

Posted on Perşembe, Temmuz 2, 2009 in Kitap Özetleri, Oral SANDER, SİYASİ TARİH 1918-1994

İkinci Dünya Savaşı

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NDAN FARKLILIKLARI VE BENZERLİKLERİ

Birinci Dünya Savaşı’ndan Farklılıkları

Birinci Dünya Savaşı’nın niteliğini açıklama göreli olarak kolaydı. İki ittifak ta da iki blok arasında bir çatışmaydı. Ve sanki tek bir toplum içinde yapılan bir iç savaştı. Alman ulusal birliğinin kurulmasıyla bozulan güç dengesinin düzeltilmesi. Birinci Dünya Savaşı kitlelerin savaşıydı. İkinci Dünya Savaşı’nda ise cepheyle ev arasındaki ayırım tümüyle ortadan kalktı .

Nedenler Açısından

1920’lerin canlı ve istikrarlı havası 1929’da başlayan dünya ekonomik bunalımıyla sona erince.

ABD, İngiltere ve Fransa sıkıştıkları zaman yalnız kendi kaynaklarına dayanabilecek durumdaydı. Almanya ile Japonya kendi kendilerine yetmiyorlardı.

İdeolojik Açıdan

Hitler’in komünizme karşı bir “panzehir” olduğu inancı, Batılılarca Almanya’ya daha az kuşkuyla bakılmasına ve daha çok ödün verilmesine yol açtı.

1930’larda bu Bolşevizm karşıtlığı, Avrupa uygarlığında başka bir bölünmeye ikinci plana atıldı: Demokrasi ile faşizm.İkinci Dünya Savaşı aynı zamanda inançların da savaşı oldu. Almanya’nın düşmanlarıysa, beklide daha az bilinçli olarak, Nazizmin savunduğu her şeye karşı savaştılar. Savaşın sonuna doğru, amaç Almanya’nın koşulsuz teslimi ve savaşı o çok ender sona ulaştırmaktı: Haklı savaşı.

Önderler Açısından

Savaş tecrübesi. Hitler ile Mussolini cephe askeriydiler. Churchill ile Roosevelt Birinci Dünya Savaşı’nda yetkili görevdeydiler. Stalin iç savaşta yüksek komuta heyetindeydi.  İkinci Dünya Savaşı birincisinden farklı olarak düzenli bir savaştır.

Hitler en devrimcisiydi. Churchill en geri kafalısı ve en insancıl olanı, duygusal. Stalin, hiç kuşkusuz, en tek yanı ve dar düşünceliydi. Roosevelt ise anlaşılmaz olanıydı. Pragmatizm, yüksek ülküler, günlük hesaplar ve uzun vadeli amaçlar kişiliğinde birbirine karışmıştı. Kendi ülkelerinde eşsiz bir güce sahiptiler.

Birinci Dünya Savaşı İle Benzerlikleri

Nitelik Açısından

İkisi de temelde Avrupa savaşlarıdır. Avrupa insanoğlunun tarihinde en çok savaşların yapıldığı ve militarizmin en güçlü olduğu kıtadır. Pitirim Sorokin savaşların süresini, savaşan devletlerin kayıplarını, savaştan etkilenen diğer devletlerin sayısı, nüfusa göre savaşların oranını hesaplayarak ve on beşinci yüzyılı “100” kabul ederek, savaşın yüzyıllar boyunca artan yoğunluğunu şu biçimde göstermektedir.

12. Yüzyıl           18

13. Yüzyıl           24

14. Yüzyıl           60

15. Yüzyıl           100

16. Yüzyıl           180

17. Yüzyıl           500

18. Yüzyıl           370

19. Yüzyıl           120

20. Yüzyıl           3.080

Yüzyılın ilk yarısı

Her iki savaş da genel savaşlardır. Büyük kitlelerin savaşıdır.

1941 sonunda ortaya çıkan Pasifik Savaşı, Hitler büyük düşüncesizlikle ABD’ye savaş açmamış olsaydı, belki Avrupa savaşlarıyla birleşmeyecekti bile.

Nedenler Açısından

Almanya, ikincisinde, birincisinin sonunda kurulmuş bulunan düzenlemeyi bozmak, müttefikler ise bu düzenlemeyi korumak için savaşmışlardır. Sovyetler Birliği Avrupa politikasının dışına çıkmış ya da çıkartılmıştı. İngiltere yatıştırma peşinde olduğundan, Almanya’yı dengeleyecek tek devlet kalmıştı: Fransa. İkinci Dünya Savaşı birincisinin yarım bıraktığı işi tamamladı. Avrupa 19. yy.ın yarısında “yuttuğu Almanya lokmasını ancak İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra öğütebilmiştir.

Strateji ve Silah

Birinci Dünya Savaşı, yalnız iki savaş arası dönemin ulusal ve uluslararası politikasını değil, aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı’nın askeri stratejisini de belirlemiştir. İkinci savaşın ilk iki yılına bakarsak, çatışmanın birçok yönüyle “topyekün” bir nitelik göstermediğini anlarız. Hitler’in askeri stratejisi olan “yıldırım savaşı”nın (Blitzkrieg) amacı, gerçek bir total savaş başlamadan, maddi olmaktan çok psikolojik araçlarla düşmanını şaşırtıp teslime zorlamaktı. Bu stratejinin batı Avrupa’da başarılı olmasıdır. Hitler aynı başarıyı doğuda gösteremedi. Stalingard’da, Hitler’in başından beri kaçındığı “yıpratma savaşı” içine çekildi. Sovyetlerin psikolojik dehşet yoluyla hemen teslim yoluna gitmeleri, Almanya’nın yenilgisini sağlayan en önemli unsurlardan biridir.  Savaş tarihte ilk kez üç boyutlu bir nitelik kazand: Kara ve deniz yüzeyi, denizin altı ve kara ile denizin üstü.

Kimse genel bir savaş istemiyordu ama kimse de bundan nasıl kaçılacağını bilmiyordu.

Sonuçlar Açısından

Her ikisinde de ABD’nin gücü artmış.

İki dünya savaşı da on sekizinci yüzyılın sonunda başlayan endüstriyel, siyasal, toplumsal ve entelektüel devrimlerin en yüksek noktasını oluştururlar. Bireyle devlet arasında ilişki kurarak yurttaşlık anlayışıyla bireyin devlete bağlılığı güçlenmiştir. “zorunlu askerlik”.

SAVAŞIN AVRUPA’DA BAŞLAMASI

Polonya’nın İşgali

Sovyetlerle yapılan saldırmazlık paktından sonra Hitler Polonya üzerindeki niyetlerini açığa vurdu. Nazilerin etkili oldukları Danzig bölgesinin (Gdansk) Almanya’ya verilmesi için baskıya başladı. İngiltere ile Fransa’nın Polonya’ya verdikleri güvencenin boş olduğunu göstermek ve bu iki devletin niyetlerinin ciddi olup olmadığını denemek istiyordu. 1 Eylül 1939 sabahı Almanya Polonya’ya saldırdı. 3 Eylül’de İngiltere ve aynı gün birkaç saat sonra Fransa Almanya’ya savaş ilan ettiler. Almanya’dan savaşa atılmak için yüklü bir hammadde isteyen Mussolini savaşa hemen girmedi.

Polonya ile 1934 yılında bir saldırmazlık paktı imza etmişti. Polonya’nın doğuda ikinci cepheyi oluşturması gerekiyordu. İşte İngiltere’nin Polonya’ya verdiği 31 Mart askeri güvencesi buydu. Tarihi bir ders yeniden doğrulanmış oldu: Almanya ile Rusya’nın Polonya aleyhine anlaşmaları durumunda bu devlet bağımsızlığını koruyamamaktadır.

Fransa Maginot hattını güçlendiriyor. Polonya savaşının sonunda Almanya’nın savaş malzemesi tükenmişti ve Fransa genel bir saldırıya geçmiş olsaydı, Almanya’nın uzun süre dayanacak askeri gücünün kalmadığını görecekti.

İngiltere ve Fransa açısından, Nazilerin ekonomik sistemi son nefesindeydi, her şey silahlanma uğruna harcanmıştı. Almanya’ya karşı karadan ve denizden sıkı bir abluka uygulamaya başladılar. Abluka da işe yaramadı. İtalya’dan gelecek malların denetlenmesi zordu, Sovyetler Birliği’nden geçecek hammadde hiç denetlenemezdi.

Sovyet-Fin Savaşı ve İskandinavya Gelişmeleri

İsteklerinin reddedilmesi üzerine Sovyetler Birliği 30 Kasım 1939’da Helsinki’ye saldırdı Finlandiya  hemen Milletler Meclisi’ne başvurdu. Sovyetler Birliği’ni saldırgan ilan ederek üyelikten çıkardı. Finleri Sovyetler’e karşı gerçekten direndiler. 9 Nisan 1940’ta Almanya, Norveç’e geçmek için Danimarka’ya bir ültimatom verdi. Danimarka direnmedi ve kısa bir sürede Alman orduları tarafından işgal edildi. Almanlar Danimarka’dan gemilerle Norveç’e geçtiler.

Alman tarafları faşist ırkçı olan Vidcum Quisling’in yıkıcı çabalarıyla Norveç’in bütünüyle Alman denetimi altına girmesini kolaylaştı. İsveç’e dokunmadı. Bunun nedeni Hitler’in İsveç’in sonuna kadar tarafsız kalacağına inanmış olmasıdır. Nitekim Sovyetler’e saldırı öncesinde Bulgaristan, Romanya ve Yugoslavya’yı işgal ederek Balkanları güvenlik altına alırken, tarafsızlığına inandığı Türkiye’ye saldırmayacaktır.

Fransa’nın Teslimi

Fransa’nın Yenilgisi

Fransız ve kıtada bulunan İngiliz birlikleri, ünlü Maginot hattının gerisinde Alman saldırısını belki de abartılmış bir güvenle bekliyorlardı. Ancak şaşırtıcı olan şudur ki bu güçlü savunma hattı Fransa’ya olduğu kadar ve belki ondan da çok Almanya’ya güvenlik sağlamış sayılabilir.

Fransız genel kurmayı Birinci Dünya Savaşı’ndan kalma bir zamanlama anlayışı içinde hareket etmişti.

Alman birlikleri, Rotterdam’ı havadan bombalayıp yerle bir ettikten sonra, Hollanda’yı dört gün gibi kısa bir sürede işgal ettiler. Dunkirk’ten 3 Haziran 1940 tarihine kadar 200.000 askeri İngiltere’ye çekti. Ancak çekiliş sınarında hemen hemen bütün ağırlıklarını da Avrupa’da Almanlara bırakmak durumunda kaldı. Fransa Avrupa’da yalnız kaldı ve bu da İngiltere ile Fransa arasındaki ilişkilerin bozulmasına yol açtı.

22 Haziran 1940 tarihinde Alman-Fransız Silah Bırakışması imzalandı. Önemli maddeleri: (i) Fransa’nın kuzey yarısı ve Atlantik kıyıları Almanya’ya bırakılacaktı. (ii) Diğer bölgeler işgal edilmeyecek ve böylece Fransa’nın bağımsızlığının sürdüğü izlenimi yaratılacaktı. (iii) Fransız ordusu hemen hemen tümüyle ortadan kaldırılacak ve ilke silahtan arındırılacaktı. (iv) Fransız deniz kuvvetleri Almanya ve İtalya’nın denetiminde silahtan arındırılacak ve Almanya bu kuvveti kullanmayacaktı. (v) Almanya’da Fransa’ya kaçmış tüm Alman mültecileri geri verilecekti. Hitler bırakışma törenine tüm tarihsel “dramatik” görüntüyü verdi. General Foch’un 1918 Kasımında Alman teslim heyetini kabul ettiği vagon müzayeden alınarak bırakışmanın imzalanacağı Compeihnes ormanına getirildi ve Fransız temsilcileri bırakışmayı bu vagonda imzaladılar. Hitler 1918’in intikamını almıştı.

Yenilginin Nedenleri

İstikrarlı hükümetler kurulamadı. Maginot hattına çok güvenmeleri.

Vichy Hükümeti

1940 Ağustosunda meclisi feshederek Vishy’i başkent yaptı ve bir cins diktatörlüğe başladı.  Fransız Devrimi’nin  “özgürlük, eşitlik, kardeşlik” ilkeleri yerine “iş, aile, vatan” ilkelerini koydu. Yahudi aleyhtarlığı.

General de Gaulle, Londra’ya kaçarak, Fransa’nın kurtuluşu için mücadele başlatmıştı. “Hür Fransızlar” hareketini başlatarak ABD ile İngiltere’den Fransa’nın meşru başbakanı olarak tanınmasını istedi. Gaulle’ün savaştan sonra ortaya çıkacak olan Anglosakson düşmanlığının bir nedeni de budur.

Pétain hükümetinin Vichy’de, de Gaulle’ün “Hür Franzsılar” hareketini yürüten Ulusal Kurtuluş Komitesi’nin Londra’da kurulmasıyla Fransız politikasının gelecek dört yıl içinde oradan oraya çalkalanıp duracağı direnme ve işbirliği kutupları ortaya çıktı.

İngiltere 3 Temmuz 1940’ta İngiliz limanlarındaki Fransız savaş gemilerine el koydu ve daha da kötüsü, Cezayir’in Mers-el-kebir üssünde demirli bulunan Fransız donanmasını batırdı. 1300 Fransız denizcisinin öldüğü bu olayı Fransızlar kolay unutmayacaktır.

İngiltere Savaşı

İngiltere’nin kıtadaki “kılıcı” olan Fransa bir kere elinden alındı mı barışa yanaşacaktı. İngiltere’yle barış için taktiğiyse rakibinin sinirleri bozulana kadar beklemekti.

Almanya 7 Eylül 1940’ta Londra’yı havadan bombalamağa başladı. Birinci Dünya Savaşı’nın özelliklerinden olan asker-sivil ayrımının son bulmasıdır.

Hitler’in batıdaki zaferi, savaşı bir Avrupa savaşından bir dünya savaşı biçimine sokan gelişmeleri başlattı.

SAVAŞIN AVRUPA’DA GENİŞLEMESİ

Alman-Sovyet İlişkilerinin Bozulmaya Başlaması

Ancak Sovyetler Almanya için çok hassas bir bölge olan Balkanlara el atınca Almanya kuşkulandı.

17 Ekim 1940’da Sovyet dışişleri bakanı Molotov Berlin’e davet edilerek Hitler ile görüşüldü. Hitler’in Molotov’a önerdikleri şöyle özetlenebilir. (i) Almanya’nın Avrupa dışındaki ilgileri Orta Afrika’da toplanmaktadır. (ii) İtalya’nın Avrupa dışındaki ilgileri Kuzey Afrika Şeridi ve doğu Afrika’da toplanmaktadır. (iii) Japonya’nın ilgi alanı Japonya’nın güneyinde Filipinleri içine alan ve Avustralya’ya kadar uzanan bölgedir. (iv) Sovyetler Birliğinin ilgi alanı, Kafkaslardan güneye, Basra Körfezi ve Hindistan’a uzanmaktadır.

Sovyetlerin karşı önerileriyse şunlardır: Sovyetlere Boğazlarda üsler verilecek.

Rusya’nın istilası ile ilgili planı.

Kuzey Afrika ve Balkanlar

İtalya-İngiltere Mücadelesi

1940 yılında Fransa’nın çekilip İtalya’nın savaşa girmesi. Mussolini Akdeniz’i bizim denizimiz diye adlandıra dursun…

İtalyanların Mısırdan çıkardığı ve harekatı geliştirerek 1941 Martında Bingazi’yi bile eline geçirdi. İtalya Kuzey Afrika’da tam bir hezimete uğramıştı.

İtalya’nın Yunanistan’a Saldırması

Mussolini Yunanistan’a saldırdı. İtalya 1939 Nisanında Arnavutluk’u işgal edince Yunanistan’ın komşusu olmuştu. İngiltere bu devlete askeri güvence vermişti. Yunanistan Balkan Paktını hatırlatarak Türkiye’nin kendisine yardım etmesini istedi.

Almanya’nın Balkanlara Girmesi

1941 Martında Almanya ile bir pakt imzaladı alman askerleri Sofya’ya girdi. Bir hafta gibi kısa bir süre  içinde Yunanistan’ın direnmesi kırıldı.

Türkiye’nin Savaş Dışı Durumu

Türkiye, yaygın ve teknik olarak yanlış kanın aksine, savaş süresince “tarafsız” kalmış değildir, çünkü savaşan guruplardan biriyle, yani İngiltere ve Fransa ile ittifak imzalamış bulunuyordu. Türkiye’yi savaş dışı tutmayı başarmışlardır. Devleti yönetenlerin Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı devletini savaşa sokup sonunda yıkan gelişmeleri yakın tarihten ders alarak aynı hataları tekrarlamamalarıdır. Gerçekten savaşa girilecekse, devletin, nerde ve ne zaman gireceğini kendisinin saptaması, dış politikanın ve savaştaki başarının temel direğidir.

Mihver devletlerinin savaş üstünlüğünü ellerinde bulundurdukları 1939-1942 döneminde, Türkiye savaş dışı durumuyla harekatı engelleyen bir “kalkan” haline gelmiş ve savaşın Ortadoğu’ya ani genişlemesini önlemiştir. 1943-1945 dönemindeyse Türkiye’nin savaş dışı durumu bu kez Müttefik devletlerin işine gelmemiştir.

İngiltere Türkiye’nin dış politikasında önce İtalya’ya, sonra da Sovyetler Birliğine önemli bir dayanak haline gelmiştir.

Türkiye, Almanya’nın 1939 Mart’ına kadar izlediği “bir millet, bir devlet” politikasını da, biraz Misak-ı Milli’ye benzeterek haklı bulmuştur. Almanya’nın 15 Mart 1939’da halkı Alman olmayan Çekoslovakya’yı ilhak etmesi ve böylece “hayat sahası” politikasına başlaması, Türkiye’yi endişelendirmiştir.

İtalya’nın 1940 Haziranında savaşa girmesi, ittifakın yükümlülüklerini ortaya çıkardı. İngiltere ile Fransa, Türkiye’nin savaşa girmesini istediler. Türk hükümetiyse değişen koşullar altında şu gerekçelerle savaşa girmeyi reddetti: Fransa, Almanya ile bırakışma görüşmelerine başlamış bulunuyordu. Vaat edilen silahlar verilmemişti.

Hitler 4 Mart 1941’de İnönü’ye bir mektup göndererek Almanya’nın Türkiye’ye karşı saldırgan emelleri olmadığını ve Alman ordularının Türk sınırlarından 60 km. uzakta kalacağını bildirdi. Sovyetler Birliği ile tüm iyi niyet gösterilerine rağmen Almanya’nın Balkanlar’daki faaliyetlerine karşı bir denge kurmak isteyen Türkiye, 24 Mart 1941’de bir saldırmazlık deklarasyonu imzaladılar.

Sovyet ittifakının 12 Mayıs 1942’de imzalanması ve metninin açıklanmasıyla azalmış, ama 1942 yılının sonunda tekrar ve daha çok artmıştır.

Alman-Sovyet Savaşı

Japonya’ya Sovyet “mirasından” pay verilmeyecek ve İngiltere ile ABD Japonya ile Uzakdoğu’da uğraşırken, Almanya Avrupa’da güvenlikte olacaktı.

Almanya, Moskova kapılarına kadar dayanmış ve ülkenin en zengin endüstri bölgelerini ele geçirmişti, ama Rus ikliminde kış savaşı için hazırlanmamış olan Alman orduları önce çaur sonra kar ve soğuk yüzünden durakladılar.

Tem 1

yeniden merhaba…

Posted on Çarşamba, Temmuz 1, 2009 in Blog, Blog Arızası

uzun bir ara oldu. aslında şöyle etrafıma bakınca pek te uzun sayılmaz… blogu sonunda wp’e komple taşıyabildim. bu durumda blogeri komple kapatabilirim ancak biaz daha vakit geçsin diyoum.

tabi hala biraz eksiler var ama sanıyorum onu da yavaş yavaş halledeceğim…

Haz 22

Posted on Pazartesi, Haziran 22, 2009 in Blog, Blog Arızası
pek yakın zaman içerisinde blogu wp’ye taşımayı düşünüyorum. sanki biraz kısıtlı gelmeye başladı blogger yada benim değişikliğe ihtiyacım var… bu arada bu beyaz tema beni çok fena bozdu… ben yine güzelim siyahıma geri dönecek gibiyim. yani içimden bir ses bunu diyor. artı biraz daha sosyal olmaya çalışacağım ve abuk sabuk fikirlerimi kendime saklamayıp herkese duyurmayı düşünüyorum. bu düşünüş ve taşınış nasıl gerçekleşir ne zaman olur pek bir fikrim yok… ama kararlıyım…zaten bu yaz beni bozuyor her zaman derim ya…



Haz 22

Pazartesi Sendromu Kuşağı

Posted on Pazartesi, Haziran 22, 2009 in Biçare, Demet Sağıroğlu, Pazartesi Sendromu
Arada yerli parçalar da seçiyorum ya tabi eski olması şartıyla. Bu gün ise Demet Sağıroğlu seçtim size. 1994 yılında çıkarmış olduğu ilk albümden bunalım mı bunalım… Biçare…
Buyurun;

Demet – Biçare


Haz 21

metalci karının götü yere yakın olur…

Posted on Pazar, Haziran 21, 2009 in Mim, Ruyayla
velhasıl kelam bu başlık tespite dayalı olup bu saatte yazı yazan bir adam sorguya sual olmaz diye olaya giriyorum. 
evet efendim az önce öyle müzikler çalan bir bardan çıktım ki amacım araştırma desem külliyen yalan. zaten uzaktan yakından takip edenler ki bu pek bir kendini bilmezlik oldu tanıyanlar bilir ben biraz metal müzik hadi onu da içinde ayırırsak trash ve death müzik seven bir insanımdır -eğer bu sınıflandırmaya dahil olursak-. Tabi bu iki ayrı türü bu bünye nasıl barındırıyor hiç sormayınız efendim. Akabinde gelecek bir soru da bu yaşa rağmen nasıl dinliyorsundur o da bir muamma. Nerede kalmıştım ne yazacaktım ben…
İşte olay böyle bu tespit geçerlidir hepsinin götü yere yakın olum genelinde bir sevgili potansiyeli mevcuttur. Bunların içinde tabiki de gözlerini yeni açmış yavrucaklar var. Kendini metale adamış gibi görünen tiplere amade olmuş daha yeni yeni danlı performans izleyip göklere ulan küçümencecik minnacık tiplere ne demeli. Kurdun sofrasında güzel bir yemekten başka. Haha ben konuşmuyorum. Konuşsam diyecekler ki kendi bir bok yiyemiyor bize sallıyor…
bu yazının gidişatı kötü. öyleki zaten son zamanlarda bloga uğrayan pek yok. hoş onları yargılamıoyrum da ben bile uğramıyorum. insan bilinçsiz cümlelerini bilinçlenince okumak için uğrar değil mi? bu arada sağ baş parmağımın üstünü kesmişim nasıl olduysa. bazen kendimi kaybediyorum. her nekadar düşlerim Tarantino filmlerinden çıkmış olsa da ben onları Sade hikayelerine çevirmeye uğraşmıyor değilim…
Nerede kalmıştık. Konu belli değil. Ama yaz dönemi hani şu yaz aşkı deidkleri olgu var ya, ne bileyim ya psikolojik dayatmadan başka birşey değil hani insan zorunlu olarak aşıl olayım diyor. yaz aşkıya sonu belli..
aşktan açmışken konuyu ne desem nasıl etsem. aşık olmak lazım… şimdi düşündüm de (küllliyen yallan sürekli düşünürüm) hani blog cemaatinden kime aşık olurum diye… dur ulan olmuşum bile.. ruyayla… evet biraz daha düşünmemeye çalışsam bu iş olacak. hani işten kasıt aşık olmak… dur bakayım biraz daha sentez… 
bu ağır kalır… sentezin bütün kanalları aynı nokta…
kendimi şartlandırmamam lazım…
hadi bunu oyuna dökelim…
blog cemaatinden kime aşık olurdunuz… okuyanı mimledim…