İçimdeki sıkıntının arttığını hissediyorum. Sebebini bilmediğim bir sıkıntı. Sanki beni boğacak gibi. Bir yandan da bu sıkıntının vücuduma yaşam ektiğini hissediyorum. Birbiri ile bağlantılı bu iki zıt durum arasındayım. Gitmek istiyorum. Gitmek ve yaşantıma devam etmek. Biliyorum bu benim isteğimle olduğu sürece aynı sıkıntıyı, aynı acıyı tekrar tekrar çekeceğim. Gitmek benim için bir görev olmalı. Bana emredilmeli. İstenmeli ya da her neyse… İyi olduğumu söyleyemeyeceğim… İyi olmak için gerekli şartları taşımıyorum. Ya da insanlar ne kadar iyiyse o kadar iyiyim diyeyim…

Bana iyi göster…

İnsanlar üzerlerinde yaşadıkları toprağı çirkinleştirmek için var güçleri ile çalışıyorlardı. Önce her yeri betonlaştırıyor, sonra bu beton yığınlarını güzel göstermek içinse ağaç, çiçek, ot dikerek güzelleştirmeye çalışıyorlardı. Aynı biliçsizlikteki insanlar ise, bu yapay güzelliklere on binlerce lira ödeyerek bu sahte güzellikler içerisinde mutlu bir yaşam sürmeye çalışıyorlardı. Oysa betonlar soğuktu. Kavuran güneş ışığında ısınsalar bile yine de soğuklardı. Bir canları yoktu. Onlar ile konuştuğunuzda hiç bir tepki alamazdınız. Evler insanlara geçici mutluluk tattırırdı. Hiç biri baki kalmayan mutluluklar. Bu mutluluklar bir süre sonra kendini içine hapsettiğimiz mutsuzluklara dönüşürdü. Dört duvar diye tabir ettiğimiz. Betonlar insanların hapishanesiydi, her ne kadar zaman zaman özgür olduğumuzu hissetsekte.*

*kendimden alıntı..

Mişon’un Definesi: Cingöz Recai 8 – Server Bedi / Peyami Safa

Serinin 8. kitabı Mişon’un Definesi. Bu kitaptaki hikayelerde de Cingöz ve Mehmet Rıza yine baş başa kalıyor. İki rakip, iki dost, iki düşman yeni maceralara yelken açıyorlar. Hikayeler ise şöyle:

Mişon’un Definesi: Cingöz Recai işsiz güçsüz, evinde otururken gazetede bir haber görür. Mişon adında yaşlı bir Yahudiye on yıl evvel babasından altın kalmıştır. Ancak bu yaşlı adam çok cimri olduğundan dolayı altının tek bir tanesine dokunmayıp evine saklanmıştır. Ancak ölüm döşeğinde olamasına rağmen kimseye altınların yerini söylememektedir. Cingöz ise gözünü bu altınlara dikmiş, Mişon’dan onları çalmak için plan yapar.

Bodrumda Kalanlar: Cingöz adamları ile birlikte denizden Çengelköy’deki İhsan Paşa yalısını soymaya giderler. Yalıyı soyarlar ancak giderlerken, yalının sahibi İhsan Bey’i de yanlarına götürürler. Sabah ev ahalisi durumu müdüriyeti arayarak haber verir. Mehmet Rıza, olayı incelemeye köşke gelir.

Esrarlı Dolap: Mehmet Rıza’nın Beşiktaş’ta yaşayan zengin bir dostu onu evine çağırır. Başında garip bir olay vardır. Yatak odasındaki büyük dolabından paraları kaybolmaktadır. Mehmet Rıza olayı inceler ve gece bu hırsızlığın nasıl olduğunu anlamak için o gece beklemeyi uygun görürler. Ancak onlar olayın vuku bulmasını beklerken, birden bire ışılar kararır. İki arkadaş birbirlerine girerler. Ancak oda da kimseyi bulamazlar. Dolaptaki paralar ise kaybolmuştur. Tabi  bu işte Cingöz’ün parmağı vardır.

Kasa Başında: Mehmet Rıza evinde uzanırken, birden Pangaltı karakolundan kendisini ararlar. Karakola gittiğinde ise bir adam onu beklemektedir. Adam başından geçen bir olayı Mehmet Rıza’ya anlatır. İyi giyimli bir kaç adam onu takip etmiş sonunda bir köşede sıkıştırıp cüzdanını ve anahtarlarını almışlar onu bir çıkıra atmışlardır. Adam ise durumu müdüriyete anlatmak için gelmiştir. Mehmet Rıza ise bu olayda Cingöz’ün parmağının olduğunu düşünür.

Bir Düğün Gecesi: Mısırlı İhsan Paşa’nın kızı evleniyordu. Genç kız, Avrupa’dan yeni gelmiş bir Türk genci ile sevişmiş ve evlenmeye karar vermiştir.Düğün günü ev çok kalabalıktır. Davetliler arasında gelinin tavı hakkında söylentiler dolanmaktadır. Tabi bu söylentiler, Cingöz’ün bu düğüne gelip tacı çalacağı yönündedir. Damat, bu konuda atıp tutar. Ancak gelin ve tacı birden ortadan kaybolur.

Kadın Cinayeti: Mehmet Rıza işten çıkmış, Taksime gitmek için tramvaya binmişti. Boş bulduğu koltuğa oturduğunda önündeki adamın Cingöz Recai olduğunu fark eder. Durumu ona çaktırmadan, kendisini tevkif etmek için plan yapar. Ancak Cingöz’ün ona karşı bir oyununun içinde olduğunu kestiremez.

Düşman Şakası: Mehmet Rıza evinde gece yarısı uyurken başının arasında bir dürtme ile uyanır. Gözlerini açtığında ise karşısında Cingöz’ü görür. Cingöz, Mehmet Rıza’nın evini soymaya gelmiştir ve buna muvaffak olur. Tabi bu durum gazetelere yansır. Aslında Cingöz, Mehmet Rıza’ya bir oyun oynamıştır.

Barkod : 9789944148450
Boyut : 13×19 cm
Sayfa Sayısı : 120
Basım Yeri : İstanbul
Basım Tarihi : 2008
Baskı : 3
Kapak Türü : Karton Kapak
Kağıt Türü : 2.Hamur
Dili : Türkçe